Bir Aşk Türküsü

Sascha’ya

Sen gittin gideli
Karanlık kaldı bu kent.

Gölgelerini topluyorum
Altında gezindiğin,
Hurma ağaçlarının.

Dallarda gülümseyerek rakseden,
Bir ezgi uğuldamalıyım hep.

Beni yeniden seviyorsun –
Kime anlatayım ki tutkunluğumu?

Akislerde mutluluğu duyumsayan,
Bir bilgeye mi yoksa bir evlenen mi?

İşte biliyorum hep,
Beni ne zaman düşündüğünü –

Kalbim çocuklaşır ansızın
Ve haykırır.

Her sokak girişinde
Durur ve düşlerim;

Güneşle çiziyorum güzelliğini
Ve evlerin bütün duvarlarına.

Gitgide eriyorum
Çizdikçe seni.

İnce sutünlere dolanıyor bedenim
Sarsılana dek.

Heryerde kanımızın,
Asi soylu tomurcukları parıldıyor;

Altuni oğlakların yünündeki,
Kutsal yosunlarda kayboluyoruz.

Uzansa gövdesiyle
Bir kaplan

Bizi ayıran uzaklığın üzerine,
Bize yakın bir yıldız misâli.

Erkenden düşer yüzüme
Soluğun.

Else Lasker-Schüler
Çeviren: Arife Kalender
yuzumde+erken+solugun+duruyor Bir Aşk Türküsü

Sedat Umran’ın çevirisi ile son kıta:
Bir kaplan gövdesini gereydi
Bizi ayıran uzaklığa
Yakın bir yıldıza uzanır gibi
Yüzümde erken soluğun duruyor

İşte ben, Seni en çok o zaman..

En çok ,
baharda seviyorum seni..
Kiraz çiçekleri açtığında..
Dallar ,
körpe sürgünler verip,
Çatlayasıya attığında
tohumun nabzı,
Güneş,
kardan duvaklarını kaldırıp,
öper dağların yüzünü..
Duvağın yaşı
dağın yaşına karışır..
Karışır  aklı yağmurların..
Gece güne,
gün,
geceye karışır..
Ben, sana karışışırım o an..
Sesin seçilmez olur sesimden
Saçlarıma,
ak düşer saçlarından ..
Düşer uykumun orta yerine
ruhumu kamaştıran  yüzün..
Kiraz
Çiçeklerini  açar..
İşte ben,
Seni en çok  o zaman …
Mavinin yüzünde köprürür Şehir..
İğne atsan yere düşmez iskelelerde..
Gözleri bulutlu bir adam
iner vapurdan..
Bir kadın
O’ndan  geçip,
arkadaki celimsiz oğlana sarılır ..
Bulut yere düşer
Can kırılır
Havalanır bir martı..
Simitinin son lokmasını
martıyla bölüşür adam..
“Bahara” der,
Yüzünde,
inadına bir tebessüm..
“Şimdi olmasa da,
bir başka bahara..”
Kiraz
Çiçeklerini açar..
İşte ben
seni en çok o zaman..
Evlerde,
bir düğün telaşı başlar..
Halılar kalkar
Sobalar temizlenir..
Duvarların eskiyen yüzünde
yeni bir mevsimin rengi..
Anneler, hep yorgundur yine
Babalar hep argın..
Birden,
ardına kadar açık pencerelerden
beline kadar sarkar,
Aşk..
Mahellenin oğlanları,sarhoş
arz-ı endam ederler
kocaman sesleriyle..
Aşk,
saçları kavuran bir kız olur
on beşinde..
Tohumun nabzı,
düşer de,
en mahcup olanın bileğine ;
Nasıl yanar yürek..
Nasıl kızarır yüz..
Kiraz
Çiçeklerini  açar..
İşte  ben,
Seni en çok o zaman..

                                                                      Üryan-2011

uryan+cumleler İşte ben, Seni en çok o zaman..

“Dün, En belâlısından musallattır bu güne”

bitirdiğin yerde/n..

Bitirdiğin yerde/n
başlarım kanamaya..
Kızıl bir ağız
gelip, yutar şehri..
Dili pastır,
Dişi taş..

Emirgân,
kan altında kalır o saat,
canı çekilir erguvanların,
Usul bir yaş yürür ,
yaprağın damarında;
yaprak çürür..
damar çürür..
an çürür…

Oysa
daha denizin dibine inmemiştir bile
martıya fırlattığımız simit,
Bardakta yarım kalan çay
daha soğumamıştır..
Terimizin nemi
kurumamıştır çarşafta,
Duvarlar,
daha unutmamıştır sesimizi..
silinmemiştir kaçaklığımız,
sokak kayıtlarından..

Ama böyle birden,
pat diye
bir kızıl ağız gelip
yutuvermiştir şehri..
N’aparsın!
“N’aparsan yap şimdi” der,
o kızıl ağız..
“N’aparsan yap!”

Çekimsiz fiiller çekerim
gece Yenikapı’da attığım ağlardan..
Aklım ,
İki mastar arasında sıkışıp kalır :
“Olmak ya da ölmek”
ölmek, mesele değildir oysa
ya kepazeliği,
“olmadığım bir yeri
d/oldurmaya çalışmanın”

Kalkarım yerimden..
ben,
bir adım atarım..
beş el kahkaha atar birileri..
birileri ,
cesaretimi buruşturup atar..

Emirgân
kan altında kalır o saat..
“Bitti!” dersin..
Bitirdiğin yerde/n,
kanamaya başlarım

üryan -2010

Üryan Cümleler
D%C3%BCn+En+belal%C4%B1s%C4%B1ndan+musallatt%C4%B1r+bu+g%C3%BCne "Dün, En belâlısından musallattır bu güne"

Yarıda Kalan

Araya hiçbir şey girmemiş gibi
sürüp gider mi yeniden
yarıda kalan söyleşi
birbirine bağlanır mı sözcükler
anımsar mısın ne dediğimi
hışmı geçince karagünlerin

Kemal Özer
yarida+kalan Yarıda Kalan

Yeni Kantolar’dan Mısralar

“Ama onlar bir türlü anlamıyorlar
Hüznün de bir ölçü olduğunu”


“Kapısı çarpıp duran bağ evinde”
“Benden toprağa gitmekte olanı görüyorum” 


Kayanın sümbülünü leylağını, çılgın aylarını
Mevsimlerin bırakıp gitti. Yeni oldu öleli.


Kimdi dünyayı güzelleştirmek isteyen
Durdurup parmaklarından akan zamanı
Geleceğe başlangıç çizgisi çeken?


Annelerinse kırgınlıklardan hüzne döndüğünü
Hüzün varsa yerleşen bir şey olduğunu


Bizi yılların acılarıyla bırakıp gittiler
Her gölgeye her ağaca ateş ettiler


Anılar kalır daracık sokaklarda
Girsen ara sokaklara öpersin
On yedi yaşının alnından


Konuşuruz bunları yani çocukluğu
Yani yaşlılığı, yıkım taşlarını, nedense
Bize sıkça uğrayan parsı anne


Acının yaşı yoktur, biliyorum
Çağımıza özgü acı kökü tattım


Türkçe sapak, dilim tutuk, sözcükler yırtık
Bekliyorum minibüsler getirmiyor sesini
Tıka basa dolu çarşılardan, ölü sulardan


Kenti bir orman yalnızlığı sardığında
Dünya içinde bir başka dünyayken insan,


Portakal ağaçlarının çiçekleri senin için
İçimde yıkılan kuleler, ormanlar bile


Elleri deniz bahçelerinde şamdanlardı
Görkemli bitkiler vardı iri gözlerinde


Geç mi kaldım geldim işte Kevser
İçimdeki hüzün anıtlarını yatıştırdım
Buğulanıp taşan göğü getirdim


Dolardı ruhuna yıldızlara baka baka
Dünya, gürültülü o koca orman


Ağaca bakarım seyretmek için kendimi
Tutkuya bürünmüş ağaç benim işte
Köklerim derinlerde ısıtır denizi
Yapraklarım yağmuru çağırır sürekli


Bu şiirde her dize kendi başına uçar
Uçmasını bilen fıskiyeler için deniz
Rüzgâr değişmelerin olgunluğunu getirir


Eşyanın düşey konumu yalnızlık ortamında
Eşyanın çiçek açan yalnızlığı için deniz


Acı verir güneşler sabahlar ikindiler
Suyun yüzeyi şimşeğin tadı ısırganın öpüşü


Dön dolaş yayıldım dört bir yana
Dünyamı şaşırdım Kevser. Ben turna, ben yonu,


Topluiğne başı olalım, nesnelerin uzantısı,
Vakit geldi, büyük olsun yalnızlığımız


Boşalan yağmurlarız, su kenarlarında saz
Birkaç kişiyiz Ayşe Celâl Veysel
Konuşurken hüzün anıtları devriliyor

Vakti mi sordunuz, vakit tamam
Dönelim kış bahçesine denizin


Yapraklarının altında deniz desem
Ağaç desem bir kara ağaç
Yürüyor içimde denize doğru


Pars gök rengini solduran güç
Gizliyor parçalanmış ağzını rüzgârdan


Sesini kokladım kokusunu gördüm
Akdeniz bu


Yaşlı bir denizci gibi
İçimde sürüp gidiyor denizin serüvenleri


Gitsem gelmesem çocukluğuma Kevser
Siyah beyaz bir kare çiçekleri sulayan annem


Üstümden dönü döne geçen turnalar
Da yok. Neye baksam nerede dursam
Düş gücüm kilitlenmiş ruhum çalınmış
Elimden alınmış taşların dinginliği de


Bir çiçeği bozguna uğratır, dönersin denize
Derine, en derine, yüzünde yüzlerce dalyan


Esmer bir çiçek çelik yelekleri deler
Ruhum buna bir anlam veremez


Bağırasım geliyor sesim yırtıcı kuş sesi
Kimse yaşamın anlamından söz etmiyor


Sarkıttığım kuyuyu. Görebilir miyim
Ne kaldıysa, ne kaldıysa çocukluktan


Kırılan bir zaman belki ânın ağırlığı
Baktıkça sıkıyor ruhumu kımıldayan gök


Bir hüzün salkımı
İki kaşın arasında


Silmeye çalışma çıkmıyor Kevser
Çocukluk lekelerini


Dipte, taa derinde uğultusu dalgaların
Bunalıyor derya içinde


Annem öleli bir yıl oldu, oturduğu kanepedeki
Boşluğu ver. Bu nobran bu pörsük dünya
Avlamadan beni çekip gitmeliyim


Bir şey söyleyecek değilim sana
Bugün kenti dolaşırsın ite ite bir çiçeği

Öylece akıp gidecek avuçlarımdan günler
Öylece yatacağım suların ağırlığı altında


Ne zaman can alıcı sözcüğü bulsam
Benim o kılıç yüzü kendine dönük kırılgan
Benim o bahçede sessizce dolaşan kaplan


Bu acı çekmiş gök, bu acı toprak
Bu hızlı hızlı büyüyen ot
Sulardan kurtulmuş bu yıldız


Düşünü kurdum yıkıntılardan doğacak kuşun
Düşünü kurdum denize açılan kapıların
Düşünü kurdum yıldızlı gecelerin


Sonra gider çocukları öldürülmüş annelere
oğul olurum
Ey Beyrut! Öğrenci çantaları, kırık oyuncaklar..


Kudüs’te çatılarda güvercinler olur
Yağmur yüzlü çocuklardır onlar
Terk edilmiş semtlere doğru uçarlar


Daha çok, göl uzakta kaldı,
‘Kimse kamış olmayı düşlemiyor göllerde’

Öyle derinlere küllerinden doğan sözcükler denizine
Gömün beni gömün beni taşın yüreğine


Ruhum kanıyor gelmeyeceğini bildiğimden,
Arka bahçeden Akdenizli çocukluğumun.


Bir Pars değil miyim kendi kendime ben?


Hiçbiri olmuyor ama, acısıyla kalıyorum
Bileklerini kesen genç kızın
Kim bilir nasıl da umarsız kalmış
Yok anlaşılan denize açılan kapısı

Ahmet Ada

kantolar+ahmet+ada Yeni Kantolar'dan Mısralar


Sevgilim Sandılar Seni

1./
yıldızlar kalabalık görünürdü evlerinden
ay kocaman
bir akşam sabahı beklemiştik damlarında
öleceğini sanmıştım

ağladığını hiç görmedim bir eylül dışında

kumruları düşünürdü gözü daldıkça
ve çok az şiir yazardı
(bir keresinde bir şiirinde
çiçek vurmuştu kumruların sırtına)

baharda çiçek ekmezdi bahçelerine
ama en iyi su kabağı bahçelerinde yetişirdi
-cırcır böceğinin sesini hiç duymadım orada

içlenirdi Rodrigo’yu dinlerken
ama arabesk de dinlerdi zaman zaman
saçlarını dağınık görmedim hiç

kızdığını bir kere gördüm
kitap okuduğunu hiç
ama okuduğunu söylerdi onikiden sonra

hep sevgilim sandılar onu
ama o bundan hiç mi hiç alınmazdı
sonra aşık da oldum ona bir şubat günü
çiçek de çaldım
ama o bir ozanı sevdi
-kışın ortasında temmuzmuş gözleri

yeni bir elbise aldığını görmedim
yazın kışlıklarını, kışın yazlıklarını giyeceği tutardı

her akşam kara bir oğlanı görürdü
onu sevdi belki ama hiç aşık olmadı.

2./
gözleri bir yerlerde firardı hep
deniz dalgalıyken gülerdi
her sabah aynı kitapçı vitrinlerine bakardı
ve her defasında bir sancı yayılırdı bedenine

uzaklardaki kavuşmaları özlerdi çoğu kez
-ki her şey onun için uzaktı biraz

adını kavaklara kazıyan olmadı hiç
elinin tutulduğunu anımsıyor yalnızca
bir akşam gezisinde

hep rıhtımda üşümüş bir sevgiliyi düşlerdi
bir göl kıyısını özlerdi zaman zaman
nedeni bilinmez onun da
ne elini tutan olmuştur orada
ne de öpen gül dudağından

özlemlerini hiçbir yere yazmadı
bir gül yaprağına yazmıştı
saklar onu cüzdanında hiç soldurmadan

kendisi için çok şey istemedi ömrünce

hüküm giymiş bir siyasi değildi
bilmezdi ne olduğunu hücrenin
ama hüzne boğulurdu tel örgüleri gördükçe
ve kuşların nereden geldiğini sorardı

cesur değildi korkak hiç sayılmazdı
inanacağı tutsa da kimi zaman bir şeylere
o bir tanrı tanımazdı

akşamları aynı yerden güneşi izlerdi hep
ve korkardı ölmekten

anlatılmaz bir acıydı kentler onun için
onun için hep dağlara bakardı
ve her defasında dolardı gözleri
sabah yılkı gördüğünü anlatırdı düşünde
sonra bir dağdan ve keklik sürüsünden söz ederdi.

3./
kaç yıl bir başına kaldı bilmiyor o da
aldatırlardı onu ve o yeniden âşık olurdu

gülerdi, sesi ağlamaklıydı hep

her şey biraz kekreydi içinde onun
ve hüzni yalnızlığına büründüğünde deniz
yürürdü bulvarı bir boydan boya
ay ışığında yürümeyi severdi en çok
incecikti, rüzgârdan uçacak gibi dururdu

yalnızlık dökülmezdi dudaklarından

ürkek ceylanlar gibi korkulanırdı bu kentten
ve uzaklarda caddeleri ıslak bir şehir
alıp götürürdü onu zaman zaman
bütün şarkılar hüzzam olurdu dudaklarında

bir fırtınaydı ansızın yaşanan. 

Tuğrul Keskin

sevgilim+sandilar+seni Sevgilim Sandılar Seni

Mutsuzluk Evi

mutlu pencereleri erkenden kapatılır
baharın kelebekleri sanki hiç geçmez o evden
nisan yağmurları cinnete gerekçedir
çiçekleri erken solar, erken susar çocukları
akşamlar sönmelere ayarlı hep lambaları
ve mutlak sakallı olur mutsuz evin erkekleri

karabasanları ne çok,
ne çoktur her gece gizli ölümleri
viranelik prensleri; baykuşlar
her söze konuktur ürperten hikâyeleri
gizliden gizliye kan konuşulur, susulur
ellerde gözlerde raflarda hep kan sezilir

mendil satıcıları eve dönmüştür
bakışları, ansızın her şey hüzne dönmüştür
dışarıda kırbaçlayan bi soğuk rüzgâr
nasıl söylesem şu zulüm; geçim derdi
en çok o ıslak yerden hissedilir
kefenler içinde tanrı, her gece o evin konuğu

anlamadım bir şey gibidir
anlamadığım şeyler gibi o evlerin içi
güzün yaprağın umutsuzca dala tutunması
petrole bulanmış sülünün ovaya son bakışı gibi
zayıf ve esmer kadınları bir gece öldürülür
ve gecenin rengi törenin rengine dönüştürülür

acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor
ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor
her soluktan bir demet, amfizem gülü elinde
sakallı adam işte, bitlis tütünü sarıyor
dövünüyor çağırıyor göğsünü parçalıyor
ve yaldızı dökülmüş sobalarda yanıyor kemikleri

mutsuzluk evinden çağırıp durduğumuz boyuna
umut mu sevinç mi mutluluk mu yoksa ne!

Tuğrul Keskin

Kan Taneleri

gelip oturuyor düşlerime bir yazla turnalar
bütün düşündüklerim geliyor aklıma
bu akşam hüznü zehirliyor artık beni
kar yağıyor, kocaman bir kan lekesi olarak

seni sevdiğimden söz ediyorum herkese
kırlangıçlar gidiyor bir ırmak devrilip gidiyor
o çocuk yüzlerce fotoğraftan çıkıp gidiyor
sessizce bakıyorum, orada bir begonya soluyor

ve halkım diyorum, solgun geçmişim benim

söylüyorum, iki cihanda mutsuzum, insanım
tenhalaşıyorum bir yılan ıslığına dönüşüyor sesler
pencerem kırılıyor,işte, armağan diyorum sana
savrulup düşen kan taneleri, konuk olduğun kalbim

sonra Brecht okuyorum yeniden gecenin aydınlık yüzünü

gözlerim oyuluyor bir kan çukuruna itiliyorum
bonolar aldatıyor hep beni bildiğim tüm hesaplar
dikenlerin içinden denize doğru yürüyorum
yasaklıyorum seni kendime, bütün lirik şiirleri de.

nefesimi gizliyorum hohladıkça aynalar kırılıyor
yol kıyısındaki bütün ağaçlara anlatıyorum bunları
bir giyotinden söz ediyorum, yok olan çocuklardan
birileri geliyor, birileri daha, birileri geliyor

kalbim, usan artık bu acıdan ve öldür kendini…

Tuğrul Keskin
tugrul+keskin Kan Taneleri

Ağlasın Fuzûli

Gül eskir, doğu çıbanına dönüşür her şey
unutulur eski serüvenler, kurtlar kentleri basar
gözyaşı dağları basar ve öldürülür başkaldıranlar
karanfil düşer, bağlar solar, yüzülür Nesimi yeniden
Çocukluğum unutulur panturanizmin kan akan bayrağında

oysa gençliğim bir akçedir, yazılsın defterime
söylensin, gümüşümü kârla satmadım
sürdürdüğüm efendilik yok, hep ferman taşıdım
zifir karanlıkta yaşadım şahidimdir şahmaran
söyledim, yüzülür derim, çatlar, boşalır bir gün damarlarım

gül düşer, ömrüm de eskir, kırılır bütün fenerler
telefon ahizeleri küflenir ve ey unutuluş
nasıl acıtırsın düşündükçe bedenimi
ömrüm, acemi bir susuş olur ölümün akışında

orda bir iğde ağacı kanar
silah susmaz, tanklar ezer, unutulur odyurdu
söğütgülü döker yaprağını, dünya susar
ağlar çocukluğum, yıkılır taht, susar sureler

nasıl mıyım? Hükümlü, gözlerim hasret sabah uykusuna
yurdum, gözuçlarımda imdat şimdi

mimber küflüdür. Unutulsun rahlede Kur’an
Kerem ile Aslı’ya ağlasın Fuzuli
o kaçak Nebi unutsun orada Hacer’ini
âşık Elesker güzel kadınlara sunsun şiirini

yalnız türküleri sevilen
bir ölümdür ülkem, yalnızca şairleri sevilen

nasıl mıyım? Ölümlü, düşündükçe kanayan yerlerimi.

dünya susar, tanrılar…
bundan sonra siz sürün kağnıları
artık dörtlükler yazmam hiç kimse üzre
göçmen kuşlar unuttu cumhuriyetini

duralım, haberler vahim, kan sızıyor ajanslardan
kim sorar gecenin şairine isyanın var mıdır
yalnızca türküleri sevilen ülkelerin şairiyim ben
dostlarım gece sohbetine çağrılmış gönlüm muratsız
dağlarında binlerce çiçeği budanan

ve sualsiz ölümleri olan bir dünyanın şairiyim ben
nasıl mıyım, dağlarımı düşündükçe? Diken üstünde

Tuğrul Keskin
nas%C4%B1l+m%C4%B1y%C4%B1m+diken+%C3%BCst%C3%BCnde Ağlasın Fuzûli

Sonra İstersen Bırak Beni

aşk örttükçe üstümüzü
fail-i meçhuldür kanımız
ey şehrin tutulan ay’ı
karanlığın
nasıl benziyor karanlığına dünyanın

kör ve beyaz
şeytanın defterindeki lanet
bulaşıyor şehrimize
kimliksiz dolaşıyor cinnet
ona açılan pencereleri kapatın
sürgüleyin kapıları
ne ki
eflatun renkli kadınlar
kaldırımdan
geçiyorlar işte
simsiyah çarşafları

bırak beni
soluğumun rüzgardan atları koşuyor
tutayım
yağmurda ıslanıp zatülcemp olayım
bırak beni
şaşkın sevgililer
saçak altlarında üşüyor
yağmurun ihanetine bir anlam bulayım
bırak beni
temiz denizlere bulaşmış balıkçı
teknesine tutunayım

yoksa şehirlerim yanacak
içinde muş’un olduğu
toprağın altındaki solucan
üstündeki koza yanacak
ve bir enkaz bile kalmayacak
kül olan şiirlerden

bırak beni yar
yarın kıyısında kör bir kuşum
kartallara terk etti kavmim her şeyimi
ne bir anı
ne albümde fotograf bırakacağım
her şey bedenimin içinde
uçurumlar alacak bedenimi
yaşadıklarımdan uzaktayım tut,
sonra istersen bırak beni

Tuğrul Keskin

sonra+istersen+b%C4%B1rak+beni Sonra İstersen Bırak Beni