Ölmek

Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek
Oradan,
Oradan düşmek ölmek istiyorum
Cevf-i ye’s âşinâ-yı hüsrâna…

Titrek
Parıltılarla yanan mesâ-yı mezbaha-renk
Dağılırken suhûr-ı üryâna,
Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek
Oradan,
Oradan düşmek ölmek istiyorum
Cevf-i ye’s âşinâ-yı hüsrâna…

Kanlı bir gömlek
Gibi hârâ-yı şemsi arkamdan
Alıp sürükleyerek,
O dem ki refref-i hestîye samt olur ka’im
Ve bir günün dem-i âlâyiş-i zevâlinde
Sürüklenir sular âfâka şu’le hâlinde
O dem ki kollar açar cism-i nâ-ümide adem
Bir derin sesle “haydi” der uçurum,
O dem,
Firâz-ı zirve-i Sînâ-yı kahra yükselerek
Oradan,
Savt-ı ümmîd-i kalbi dinlemeden
Cevf-i hüsrâna düşmek istiyorum.

Ahmet Haşim

olmek+istiyorum Ölmek

Çağdaş Kaside


ÇAĞDAŞ KASİDE

Erdemler süslüyor seni sürekli
En değerlileri tüm erdemlerin
Ve bu yüzden, gökler şahidimdir ki –
Sana olan sevgim sonsuz ve derin!

Sen boş yere alçaklara çatmazsın,
Merhamet edersin caniye bile,
Yıkanmış değildir sonsuz varlığın
Dul ve yetimlerin gözyaşı ile.
Güçlüyle yakınlık kurmazsın elbet
Fırsat görüp bu dostluğun sonunda
Bir kötülük düşünmezsin nihayet
Bulsan da kızını onun koynunda.

Dışlamazsın ayaktakımını
“Onlar da İsa nın kulları!” dersin
Ne de saç sakallı yakınlarını
Sille tokat uluorta döversin

Nerden geldiğini asla sormadım
Sandığında yatan zenginliklerin
Hepsi gökten inmişlerdir umarım
Ödüllü olarak şanının senin.

Erdemler süslüyor seni sürekli
En değerlileri tüm erdemlerin
Ve bu yüzden, gökler şahidimdir ki-
Sana olan sevgim sonsuz ve derin!

ÇAĞDAŞ KASİDE (2)

Senin istihzandan hoşlanmıyorum
Onu yarı ölmüş ruhlara sarf et,
Sevişmemiz gerçekten de felaket
Gibiyse de, yitirmeden hararet –
Tez biteceğine inanıyorum.

Hep böyle utangaç nazlarla bana
Kalman için yalvardığın sürece
Kıskançlık ve kuşku damarlarıma
Dalarken çılgın gibi dün gece –
Kaçınılmaz olan ayrılığı zorlama!

O zaten yakında! Bu yüzden belki
Kalbimde kabaran coşkular kadar
Bir yandan yayılan bir soğukluk var.
Nehirler de, eser esmez güz yeli,
Çok daha coşkun ve soğukturlar

ÇAĞDAŞ KASİDE (3)

Bugün mezarını ziyaret ettim,
Ey zor günlerimin eski yareni!
Belleğimde sanki canlı bir resim
Gibi canlandırdım aydın çehreni.
Bir bez, asık yüzlü, üzgün ve gergin,
Müthiş ağrılarla ayaklarımda,
Yürüyordum zar zor yanında senin
Bir akşamüzeri günbatımında.
Senin şakaların ve gülüşlerin
Avutacak yerde bungunluğum,
Sanki saplanarak beynime derin
Daha da zor kılıyordu durumu.
Bana göre sende merhamet yoktu,
Yoktu yüreğimi duyma sezisi;
Büyüdü içimde tuhaf bir korku
Yaşadıkça beklenmedik bu hissi.
Eyvah, o günler hep anı oldular!
Gençlik, ne yazık ki, bilmiyor bugün:
Ne gözyaşı döktürmeyen keder var,
Ne sevinç olmadan, gülüşmek mümkün!
Sen öldün…Zamanla dağıldı yasın.
Üstelik de başka bir kadın buldum.
Ne ki bende kaldı hep gözyaşların
Gülüşünü her an içimde duydum.
Ne azizmiş oysa, ne sevimliymiş
O acılarla dolu sandığım günler –
Ne çok güç ve ne çok sıcaklık vermiş
Onlar bu yaralı ruhuma meğer!
Bu yüzden ben suçlayarak kendimi:
“Onu niye anlamadın” diyorum,
En canlı, en güzel halinle seni
Gözümün önüne getiriyorum –
Gözlerin aydınlık, saçların diri:
“Neşeni yitirme !” diyorsun bana,
Oysa şen gülüşün hıçkırık gibi
Çınlıyor kalbimin gözyaşlarında.

ÇAĞDAŞ KASİDE (4)

Bağışla ve unut geçen günleri
Acıları, öfkeleri, kederi…
Unut gözyaşını, dramları bir bir,
Unut, kışkançlıklar hiç gereksizdir!

Ama aşkın pırıl pırıl verdiği
O sevimli, o güzelim günleri
Ve o yolculuğu umut ufkuna
Her zaman kutsa ve asla unutma!

ÇAĞDAŞ SONRA (5)

Sen o denli uslu, saygılısın ki
Adeta kölesi gibisin onun,
Ama o hep öyle ilgisiz, sanki
Yüreği küllenmiş, bedeni durgun.

Unuttun mu… Önceleri gençtin sen,
Güzeldin, kurulmuş gurur tahtına,
Onu kasten görmezlikten gelirken
Oysa delilerce aşıktı sana!

Güneş de böyledir – güz geldiğinde
Açık havada da göstermeliktir,
Ama yazın puslu günlerde bile
Dünyayı ısıtır ve yaşam verir.

ÇAĞDAŞ KASİDE (6)

Ey, esin perisi, ölümdür gelen!
Suçlarım çok da olsa dünyada
İnsanlar onları arttırsalar da
Yüz katına, bin katına nefretten,
Sen ağlama! Çünkü şansımız yarın
Tekdir etmeyecek bizleri kesin:
Sen sonuna izin vermeyeceksin
Temiz insanlarla gönül bağımın –
Kan terle yoğrulan zorlu ömrümde!
Salt Rus olmayanlar sevmezler çünkü
Esin perisinin solgun yüzünü
Ve secde etmezler onun önünde

Nikolay Alekseyeviç Neksarov
Nikolay+Alekseyevic+Neksarov Çağdaş Kaside

İlk Söz

I
Gölgesi uzuyor kırların
Biraz daha bulanıyor su,
Unutuşun diriliği.

II
Yola bak, yorgunluğuna
Yumuşak bir ayrılık,
…Senden duyduğum son şarkı.

III
Bahçedesin:
Sessiz gök gürültüsü
Yüzün unutulmaz anı
Bir tırtıl gibi eğildiğin,
Bahçede.

IV
Görüyorsun genişleyen hazırlığı
Akşamla incelen dalları
Ey yabancı!

Bozulmuş bir örümcek ağı…
Kime ne anlatayım!

Kadir Aydemir

kime+ne+anlatayim İlk Söz

Yarı Yolda!

Deniz de çekildi aramızdan
Yaprakları yumuşattı yel
Bir tüy gibi düştü önümüze
Ayrılık!

Göremiyorum dünyayı
Kuruyan otlara basıyorum
Hiç ses yok
Sahile vuran boş kabuklar
Aceleyle kaçışan kuş
Ah ne gemi ne sağır fenerci
Fark ediyor beni

Hangi diken
Dilinin altında büyüyen?

Her gece tanıdık gelen sessizlik
Hep susayan gök!
Ah kapanan kalp acıyla!

Söyle nereye gideceksin
ey gölge?

Oysa hayat
ve yazgıydı şiir
Geniş hazırlığım gelen ölüme
Tek silahım var:
Sözcükler sözcükler sözcükler!

Kadir Aydemir

kadir+aydemir Yarı Yolda!

Şiirleme

Öksüz bir yüreğin çözülüşüdür şiir.
Yalnızlığına kapanan anın kör ışığı değil.

Çekili perdelerden süzülen gün ışığıdır ki,
Yürek tayfından geçmeden vermez alını yeşilini.

Seslerin delip geçtiği kulaklara küpedir
Sözlerin köpüğünü süzen.

Suların çıplak elidir dar gelir de bulvarlar
Kendi patikalarında yürür.

Dağıtır da düzyazının çarkını zembereğini
Yaşamı değil salt izdüşümünü verir.

Ali Rıza Çamur

Ali+R%C4%B1za+camur Şiirleme

Dilin Masumiyeti

Kum içine çekiyor beni
Deniz diliyle itiyor
Ada olayım istiyorum
Susmayı öğrenmelisin diyor.

Sessizlik nasıl deneyimlenir
İsmiyle çağrılır olan şeyler
Olağan şeylere dönüşürler
Utangaç bir rehavet alır onları.
Söylenemezlerin tortusu
Hapsolmuş bir gürültü mataramda
Serinlik istiyor okunaksız alnım
Noksanlığımı susku tamamlasın.
Ben vazgeçersem dil de geçer,
Paramparça olur.
Yazgımı yaralarımla çözeriz.
Kadim bilgi
Gülün kendisi değil fikri.
Kaderini sev, diyor bana.
Kim çocukluğuma döndürebilir beni?
Yalnız, dilin masumiyeti…
Asuman Susam
kim+cocukluguma+dondurebilir+beni Dilin Masumiyeti

ah!

ah tutmaz, bu rüzgarlı çatılar
odalardan dilsiz uğultular yükselir
örtünme telaşında utangaç kızdır kasabalar
düşünü kurarlar bedenlerinde gezinen nefesin.

sonra akşamüstleri gelir
huzursuz eşiklerde bekleşir
kime ihanet etmemiştir ki zaman…
tedirgin ve tekinsiz… anlar
karanlık kuyulara birikir.

korkudandır bütün koruganlar
çatlağından endişe sızar
bir gül, yakasını yırtar kan revan
içimizi oyar aşktaki tereddüt.

tedirgin ve tekinsiz… hayat
eşiğinden gözü kapalı atlamak isteriz
bilmek istemeyiz; ama aldanmak…

Asuman Susam
asuman+susam ah!

Ölümde Hiç Risk Yok

ne zaman bir resme baksam;
orman koca bir yalnızlıktır
karanlık bir ışık gibi sızar aşklara

ne zaman sana baksam;
yakalanırım kalabalık evlerin
can sıkıcı telaşına
gece hep tersten düşer kasıklarıma

yanıldım! hiçbir şey yok aramızda
tenha bir masadan başka

kısa saçlı bir sürtüğün
tek başına çiftleşmesidir zaman
bıçağın kendini bileylemesidir, hiçbir şeydir.

kırık bir aynayı taşıyoruz hep
beraber dalıyoruz sokaklara
kanayan yerlerimizi ovuyoruz
ayakta, kırmızı kapının tam ortasında

her insan kendinin katilidir aslında.

Deniz Durukan
%C3%96l%C3%BCmde+Hic+Risk+Yok Ölümde Hiç Risk Yok

Kız Kurusu

hayatıma giren bütün harun’ları saydım
kırmızı suratlı, hafif kambur, hatta babadan aksak
bir tek harun çıkmadı

isterdim elbet, yakası açık
vişne çürüğü yalanları olan izdivaç
kuyruğu çok uzun gelinlik…

akşam saat beşi gösterince, sıcak çorba yanında
fazla sirkeden kabarmış puf börekleri, nur topu bebekler…

tamda şurada, kurt sineklerini izleyerek geçirdim sabahı
tüy kadar hafif, arı kadar hızlı
geçti zaman dizlerimin dibinde

bir ara öper gibi bakmıştık birbirimize
yarım dakikadan az, zehre batırılmış ok
beyaz bir örtüye sıçrayan mürekkep gibiydi

Deniz Durukan
yarim+dakika Kız Kurusu

Aşşşk

aslında hiçbir şey yok ayla!
sadece tecrit ettim kendimi loşluğa
ayaklarımı uzatarak, bazen de gerinerek
kış esmerliğinde şarkı söylüyorum, ayla
senin ruhun uçmuş rutubetli odalarda

üşüyor şimdi tüm eşyalar ama korkma
korkma iyiyim ayla!
koca dolabın içinde asılı tek bir ceket gibiyim
açık yerlerimi kapıyorum, uzayan tüylerimi
güneş nasıl da doğuyor yorulmadan her sabah ayla!
sen her sabah aynı sıcaklıkta kalkabilir misin yataktan?

hatta üç ayrı aşkı taşıyabilir misin?

bu şehir yokuş yukarı uzuyor ayla!
çift camlı pencereleri, parlatılmış kapı tokmaklarıyla
kıvrılıyor evler dar sokaklara

kaldır eteğini ayla!
aşk hiçbir şeydir, beraber uyumaksa tecrübe…

ayla! bazen atlamak istiyorum aşağıya

Deniz Durukan
Deniz+Durukan Aşşşk