Kopan ip, bağlanabilir yeniden
Tutar tutmasına ama
Kopmuştur işte bir kere
Belki karşılaşırız yine, ama orada
Beni terk ettiğin yerde
Bulamazsın beni bir daha
Bertolt Brecht
Şub 23
Şub 23
” Her şeyde erinç aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.” demiş Thomas à Kempis.
Bugünlerde aklımdan sık sık geçiyor bu sözler. Her defasında onaylayarak anımsıyorum.
Yalnızlık nasıl da tercih ediliyor bazen, ve nasıl da yakışıyor bazı mevsimlerin rengine.
Sonrasında düşünüyorum da; bu mevsimler de herkesi kapı dışarı mı ediyoruz, yoksa içeriye hapsettiğimiz kendimiz miyiz diye.
Sahi ne kadar az anlaşılıyoruz, ne kadar az… Çoğu zaman anlatmayı bile denemeyişimiz, hep bu yüzden mi?
Yağmuru özlemiştim kavuştuk, aramızdaki pencereyi saymazsak.
Ve bugün sadece okumak istedim; düşünmeden, konuşmadan ve yazmadan.
Ama yazmadığımda uzun süre aynaya bakmamış bir kadın gibi hissediyorum kendimi.
Yazmadığımda merak ediyorum dünyanın neresine gizlendiğimi.
Kaybolmuş gibi değil de, bir köşeye saklanmışım gibi hissediyorum.
Yazmadığımda yüzümü göremiyorum.
Sonra seçiyorum: insanları, cümleleri, kitapları, filmleri… Her şeyi seçiyorum.
Çoğunu eliyorum…
Gereksiz kalabalıklara yüzümü hiç dönmüyorum; zaman, yaşama teğet geçmesin, zaman yaşamın ta kendisi olabilsin diye.
Kalanları seviyorum, seçtiklerimi, kendime ayırdıklarımı, yaşamıma sakladıklarımı.
Onlar güzel insanlar, güzel cümleler, güzel kitaplar, güzel filmler…
Sonra düşünüyorum da yağmur ne güzel diyorum. Bu şehre de çok yakışıyor zaten…
“Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir” demiş Camus. Yanılmış.
Ve ben belki de sırf “Cehennem başkalarıdır…” dediği için Sartre’ı bu kadar seviyorum…
Susup, kendi kendimi anlıyorum…
Şub 23
“Dönüşü seçti. Bilinmeyenin tutkularla dolu keşfine, bilineni yüceltmeyi tercih edecektir (dönüş). Sonsuzluğa (çünkü macera asla bitmeme iddiasını taşır), sonu tercih edecektir (çünkü dönüş hayatın sınırlılığıyla barışmaktır).” (s.10)
“Bütün öngörüler yanılır; bu, insana bahşedilmiş çok nadir kesin bilgilerden biridir. Ama öngörüler gelecek hakkında yanılsa da, kendilerini dile getirenler hakkında doğruyu söyler, onların şimdiki zamanlarını nasıl yaşadıklarını anlamak için en iyi anahtardır.” (s.13)
“Hayatları felakete dönenler, suçlu avına çıkarlar.” (s.46)
“Sen bana, aşkta aslolanın sadece ten olduğunu söyledin. Küçüğüm, eğer bir erkek sana senin sadece tenini istediğini itiraf edecek olsa, koşa koşa kaçardın. Ve yalnızlık denen o korkunç duyguyu anlardın.” (s.50)
“Duygulardan uzak cinsellik, insanın kederden öldüğü bir çöl gibi uzar.” (s.50)
“Geçmişe karşı hiçbir sevgi hissetmiyor, ona dönmek için hiç arzu duymuyor: Hafif bir çekingenlikten başka hiçbir şey duymuyor; kopukluk. Doktor olsaydım ona şu teşhisi koyardım: “Hasta nostalji yetersizliğinden rahatsız.” (s.51)
“Aşk, şimdiki zamanın coşkuyla yüceltilmesidir. Şimdiki zamana bağlılığı anılarını kovdu, onu anılarının müdahalelerine karşı korudu; belleği kötü niyetinden bir şey kaybetmedi, ama ihmal edilip bir köşeye atılınca üzerindeki gücünü kaybetti.” (s.53)
“Ardımızda bıraktığımız zaman daha geniştir, bizi geri dönmeye çağıran ses daha karşı konulmazdır. Bu deyişte keskin gibi bir hava var, ama yanlış. İnsan yaşlanır, sonu yaklaşır, her an gitgide kıymetlenir ve anılarla kaybedecek zaman yoktur. Nostaljinin; matematik çelişkisini anlamak gerekir, ilkgençlikte yaşanan hayatın hacmi tamamen anlamsızken nostalji en güçlü noktasındadır.” (s.53)
“Kaynağını gerçek bir tutkudan almayan sadakat, ne kadar da bıktırıcı.” (s.56)
“Yıllar sonra tekrar görüşen iki insanın heyecanını hayal ediyorum. Bir zamanlar sık sık görüşmüşlerdir ve bu yüzden de, aynı yaşanmışlıklarla, aynı anılarla bağlı olduklarını düşünürler. Aynı anılar mı? Yanlış anlamalar burada başlar: Anıları aynı değildir. İkisi de geçmişten iki ya da üç durum hatırlamaktadır, ama herkesinki kendinedir; anları birbirine benzemez, birbiriyle örtüşmez; hatta nicel olarak bile birbirleriyle kıyaslanamazlar; biri öteki hakkında, onun kendisi hakkında hatırladığından çok daha fazla şey hatırlar.” (s.84)
“Hatırlanan geçmiş zamandan yoksundur. Bir aşkı, bir kitabı yeni baştan okur ya da filmi tekrar seyreder gibi yeniden yaşayamazsınız.” (s.86)
“Vedalarda başarısız olan kavuşmalardan pek büyük bir şey bekleyemez.” (s.89)
“Ruhun yüksek alanlarında yürütülen tartışmalar, ne kadar zekice olsa da, nedensizce ve mantıksızca, aşağılarda olup bitene karşı her zaman miyop bakarlar.” (s.95)
“İşte o an, bir hata işledim, tanımlaması zor, anlaşılmaz, ama bütün hayatımın hareket noktası olan ve asla onaramadığım bir hata. Cehalet çağında işlenmiş bir hata. İnsan o çağda evlenir, ilk çocuğuna sahip olur, mesleğini seçer. Bir gün pek çok şey bilecek ve anlayacaktır, ama artık çok geç olacaktır. Çünkü bütün hayatına, insanın hiçbir şey bilmediği bir çağda karar verilmiştir.” (s.108)
Milan Kundera
Şub 23
Anlatmayı beceremeyenler s u s a r l a r.
Anlatmaktan vazgeçenler s u s a r l a r….
Anlaşılmayacağına karar vermiş olanlar s u s a r l a r.
Diğerlerinden ümidi kesmiş olanlar s u s a r l a r.
Hata yapmaktan korkanlar s u s a r l a r.
Kendilerini açığa çıkarmaktan korkanlar s u s a r l a r.
Zannettikleri kişi olmadıkları,
zannettikleri dünyada yaşamadıkları gerçeğini
hazmedemeyecek kadar güçsüz olanlar s u s a r l a r.
Olaylar ve olgular dünyasıyla
baş edemeyenler s u s a r l a r.
Herşeyi gördüğünü,
tüm olasılıkları yaşadığını düşünenler s u s a r l a r.
Güçlü olarak görülmeye
ölesiye ihtiyaç duyacak kadar
güçsüz olanlar s u s a r l a r.
ŞŞŞşşşş! … Sessizlik!
Sonsuza dek konuşabilecek olanlar
en çabuk susanlardır genelde.
Sonra kadınlar gelir ki
onlarda bu kategoridedirler çoğunlukla.
Sonra şairler…
En son ölüler susar!
Emily Dickinson
Şub 23
Olur da birgün beni unutursan..
Şu camın kenarında ki sardunyaları;
akşam sefalarını unutma..
Hergün sula onları…yine konuşmaya devam et onlarla…
Küçük adımlarla yürümeye..
Suskun kavgalarına devam et…
Gölgeler biriktir
Sıcak günler için…
Büyütmeye devam et içinde ki ağacı
O hep içinde yeşil kalsın…
Olurda birgün unutursan beni..
Cayma inatçılığından
Değiştirmesin hiçbirşey seni..
Devam et su gibi vazgeçilmezliğine
Yok olmasın dayanılamaz özlemin…
Unutma güzel şarkıları…
Devam et söylemeye…
Unutursan bir gün beni
ağlamayı unutma…
Unutma yaşamayı…
Çünkü ben..
Seni unutmayacağım…
Çırılçıplak, soğuk bir ovada
Unuttuğun yerde kalacağım…
Hakan Gülhan
Şub 23
Sevdiğim insanlar gidemediğim şehirler gibidir…
gidipte göremediğim , , görüpte kalamadağım..
sevipte alışamadığım..
alışıpta ölemediğim şehirler gibi…
sen o şehirlerden İstanbul gibisin…
gözlerin gökyüzü…
saçların beykoz sırtlarındaki sümbüller..
sesin boğazda ki balıkçıların çığlıkları..
kokun beyoğlu..
gülüşün pierre lotide bir kahve molası…
susman ortaköy…
sana gelipte kalmak var..
kalıpta uyumak var..
sessizce ..
hıçkırıklarla ağlamak isterken sırtına yaslanmak var…
herşeyi bırakıp sadece seninle konuşmak var…sadece
bir şehir dinler gibi..
o şehrin bir tepesinde..
rüzgarı dinlemek var…
nefesini hisseder gibi..
seninle dost olmak var…
ey güzel kadın
hem kavgasın, hem huzur,
hem dertsin hem çare…
hem tatlı hem huysuz
kah acı kah tatlı..
sevdiğim insanlar şehirler gibidir..
senin gibi..
İstanbul gibi…
Hakan Gülhan
Şub 23
sıçarlar insanın ağzına anasıyla babası
belki istemeden; ama sıçarlar yine de
aktarırlar ona tüm kusurlarını
ve salt onun için eklerler bir iki tane de
ama onların da ağzına sıçılmıştır vaktiyle
eski usul şapkalı paltolu aptallar tarafından
vakitlerinin yarısını saçma bir ciddiyetle
öbür yarısını da gırtlak gırtlağa harcayan
insanın insana verdiği yokluktur ancak
ve bu kıyı sahanlığı gibi derinleşir gitgide
elinden geldiğince kurtul çabucak
ve sakın ha çocuk yapayım deme
Philip Larkin
Şub 23
Ekmeğini ısıra ısıra yürüyor, adamın biri
Durup ta sevgilime şiir yazacağım ha?
Oturmuş kaşınıyor ötekisi
Bitlerini eziyor parmaklarıyla
Hangi yürekle psikanaliz’den söz edilir ha?
Sakatın birisi, bir çocuğa yaslanmış gidiyor
Ben oturup Andre breton’ u okuyacağım ha?
Kan tükürüp dört bir yana
Orda birisi tiril tiril öksürüyor
Ruhumun derinliğini anlatacağım ha?
Birisi kemik arıyor çamur içinde
Gel de türkü söyle sonsuzluk üstüne?
Bir satıcı bir gramla, kazık atıyor
Şimdi durup dördüncü boyutu anlatacağım ha?
Mutfakta tüfek temizliyor bir savaşçı
Gerçek üstünden söz edilebilinirdi burada?
Birisi parmaklarını saya saya gidiyor
Haykırmadan nasıl konuşmalı yığınlar içinde?
Şub 23
anahtarlar..
ve açlık vardır, ve çocuklar vardır,
benim Hindistan’da gördüğüm en güzel,
en çoşturucu , ağlanacak, haykırılacak
ölçüde çoşturucu şey, ne Akra’nın Tac Mahal’i,
ne Elephanta mağaraları ne de Benares’in
ölü yakım yerleriydi, hayır yolun darlığının
sollamamızı engellediği, haldur huldur,
şıngır mıngır ilerleyen eski bir sarnıç-kamyondu,
köyden köye sarsıla sarsıla gidiyor, görünüşe göre
önceden belirlenmiş noktalarda duruyordu,
çünkü bu noktalarda bekliyorlardı onu,
paçavralar içinde çocuk toplulukları
sarnıcın arkasında usluca toplanıyorlardı,
aşağı inen şöför koca bir musluğu çalıştırıyor,
musluk çocuğun uzattığı küçük kaseye
bir pirinç bulamacı boşaltıyor,
çocukta bulamacını alır almaz topraklarının
üstüne oturup esmer yüzünü kasesine daldırıyordu,
önce dünyaya bu besleyici-şöför rolünden
daha kıskanılır şey olmadığını düşündüm,
onun yazgısını şiddetle kıskandım,
ama belki de şu gizemlere ve canavarlara
doymuş Hintli havasının etkisiyle daha da
çoşku verici bir dönüşüm düşledim,
sarnıç-kamyonun kendisi olmak
ve hepside cömert mi cömert
yüz memeli kocaman dişi hayvan gibi
karnımı bu aç Hintli çocuklara sunmak,
çocuk yiyen dev’de zararsız bir sapkınlığın
etkisiyle çocukları yiyecek yerde,
kendini onlara yedirir…
seviyorum ve seviliyorum,
aynı kişi söz konusu olsa
mutluluğa ererdim!
bir gölün suyu
öylece kalırsa pis pis kokar,
akarsa duru kalır,
yolculuk eden insanda böyledir.
at, insandan gördüğü olağanüstü sevgiyi,
“ensoylu fethi”, güzellik, duyarlılık ününü
sanmayın ki savaşlarımızda ve işlerimizlerde
oynadığı tarihsel role borçlu olsun,
hayır bunun tek nedeni at’ın- köpeğin,öküzün,
devenin hatta filin tersine-popoları
bulunan tek hayvan olmasıdır, bu ayrıcalık
ona benzersiz bir insanlık vermeye yeter.
komşuların bebeği topu topu bir haftalık,
durmadan ağlıyor gece gündüz,
karanlıkların en kara noktasında,
bu incecik yakınma hem bana dokunuyor
hem de beni yatıştırıyor,
sırtına varoluş yüklenmiş ,
hiçliğin karşı çıkışı bu.
insanlara göre rastlantısal olan şey ,
Tanrı’ya göre amaçtır.
hiçlik , ağacın taşıdığı gölgedir.
genç olmak, henüz hiç kimseyi yitirmemiş
olmaktır, ama daha sonra ölülerimiz bizi
kendileriyle sürükler, herbiri belleğimize
atılmış bir kayadır,
su yüzeyinde kalma çizgimizi yükseltir,
sonunda, su çizgisinde, yaşam çizgisinde
sürüklenip durur. canlılara ancak bu
dünyadan olduğumuza inandırmaya yetecek
bakışları ve sözleri sunarız.
yaşamın yolu doğudan batıya doğru gider,
çocuk , doğan güne sırtı dönük olarak yürür,
boyunun kısalığına rağmen uçsuz bucaksız
bir gölge gider önünden, geleceğidir bu onun,
aynı zamanda açık ve kapalı,
umutlarla tehditlerle dolu mağaradır
tam da “istekleri” denilen şeye boyun
eğerek oraya yönelir,
öğleyin güneş tam tepedeyken,
gölge ergin kişinin ayakları dibinde
silinmiştir, gelişmiş adam o anın
ivedi işlerine dalar, geleceği ne çeker
ne kaygılandırır onu, geçmişi yürüyüşünü
ağırlaştırmaz, daha yarın kaygısını
bilmediği gibi, ölmüş yılların özlemini de
bilemez,çağdaşı, dostu kardeşi şimdiki zamana
güvenir, ama güneş batıya doğru devrildikçe,
olgun insanın gölgesi kendininkine eklendiğinden,
ayaklarında gittikçe daha ağır bir anı yükü
sürükler, ayrıca geçmişi büyüdükçe daha ağır
ilerler, gittikçe küçülür, bir gün gelir
gölge öyle ağır çeker ki,
insanın durması gerekir,
o zaman silinip gider
tümüyle bir gölge olur
amansızca insanların eline
bırakılmış bir gölge…
Michel Tournier
Şub 23
‘troya’da budanmış güle
söylediğin sözleri
şiir sandınız!
sarıl/sıklam yağmura tutuldum
rüzgara tutundum
suyun gizli gözdesi oldum
şiir sandınız!
onlar ida metinleriydi
hatmilerin son matemiydi
yaz ırmağına gece sözleriydi
şiir sandınız!
ida’nın eteğinde
gelincik aralığından
zambak kapısına süzüldüm
omzum kuğulara değdi
rüyalarınızı ağzından öptüm
şiir sandınız!
gül büyüsüydü hepsi
ege köpüğüydü
bir kadının göçmen yüzüydü
ah ne çok savruluş,
ne büyük aşktı o:
şiir sandınız!