Bîmaram ey ecel, bu gece bekle yânım al
Âl ile gönlün almağ içün cümle âlemin
Ol kaşları kemâna ilet bir nişânımı
Taşlıcalı Yahya Bey

Şub 23
Bîmaram ey ecel, bu gece bekle yânım al
Âl ile gönlün almağ içün cümle âlemin
Ol kaşları kemâna ilet bir nişânımı
Taşlıcalı Yahya Bey

Şub 23
I
eskiden köpeğim gibiydi şiir
ne zaman üzülsem hissederdi
ve yanıma gelirdi
yaşlı bir köpek şimdi şiirim
ne kulağı duyuyor ne yüreği
II
o zamanlar öyle yaralıydım ki
bunu yalnızca bir hayvan anlayabilirdi
hayvandan anladığım bir şey varsa
insanlardan hiçbir bok anlamadığımdır hayatta
anladım ki: bir insanda hayvan şart
III
bazıları ağaçtan toplar kelimelerini
bazıları taştan çıkarır şiirini
bazıları aşkını çölden…
ben hiçbirinden…
geceye kalmış gibi olurum
bir sokak pavyonu var da ona
düşmüş üzgün bir şair gibi
benimki ne şiir ne keder
onların terkettiği gölgeyi bulsam
bana yeter
IV
sende denize inen bir sokak
bende başkente giden bir ev
eski duman, eski kömür, eski ray
aramızdan güzel bir karanlık geçti
V
yağmur yağınca şairler aranmalı
ve onlara elmadan sormalı, nedir sır
yoksa elma da, sır da, şair de
unutulmalı yağmurda ve “susanlara
hiçbir şey sormamalı”
sana bir elma borcum var ama
elma biliyor sen bilmiyorsun bunu
VI
kağıttanmış kederi kelimelerin
boşluğun acısı cümleden ince
ağacın kederi yapraklarından
aşklar yerle bir oluyor gazelden önce
yağmurun kederi mırıldandığı şeyler
ahşap hanesine bir yetim düşünce
kiracıya benziyor aşkın kederi
yerleşmeden çıksa evsiz
yerleşip kalsa yersiz
benim şiirden başka kederim yoktur
-şiirde tren yok
bu ne kederdir?
VII
hüznün son sayısı gibi çıkar
şiir dergilerinin her sayısı
VIII
öleceği zaman hayvanlar gibi
saklanmak istiyor ya insan
saklanacak bir yeri olmalı
aşka, çocukluğa, anneye, şiire
yoksa fazla gelir ölüm
ve eksik ölür insan
IX
suyu görünce taşmak istiyorum
onun bir bardağı var benim hiç kimsem
…
bir dize daha olacaktı burada ama
aklım suya gitti, unuttum
X
gözler var aramızda
hasan’ın gözleri
selahattin’in gözleri
ece’nin gözleri
seyhan’la konuştuk da
ece gibi bakmış sona doğru
onun babası da
‘beni bırakma’ der gibi
çocukluğuna baktı babam da
gözler dolaşıyor ruhumuzda
çarpmayın bakarken
kırmayın geçerken
o gözler bizim şiirimiz
sıcacık ekmeğimiz
ta çocukluktan kalma
o gözler hem çocuk hem baba
XI
anne ağladığında gördüm
çocuğun büyüdüğünü
hayvan ağladığında
ağacın küstüğünü duydum
dağlar dikine gidiyor
bunda bir his var
XII
hangi yalana inanacağını şaşırdıkça
yalnızca inanmaya inanıyor insan
ve hiçbir yalan kalmıyor sonunda
her şeyin gerçek olduğundan başka
XIII
eski yazıda;
‘yüz’ yazmak resimdi
‘göz’ yazmak aşk
ve şiir derlerdi ‘söz’ yazmaya
öyleyse bir ilgisi olmalı
‘güz’ yazmanın kalple
ve ‘yaz’ı çocuklukla
yazmanın
XIV
sabah çok zordur
şiirden de zor
XV
bir gülü taşıyamadım dostuma şımarır diye
Haydar Ergülen

Şub 23
Bu meret öyle bir merettir ki, acıyla içilir, tatlıyla içilir,
neşeyle içilir, ağlayarak içilir, kavunla içilir, peynirle içilir,
ikisi beraber çok güzel içilir yemekle içilir, mezeyle içilir, suyla içilir,
susuz içilir, sodayla içilir, şalgamla içilir.
Ama işte, bir tek salakla içilmez…
Nazım Hikmet Ran
Şub 23
ay düşünce denize
seni hatırlarım
ince ince yağan yağmur,
iskeleye yanaşan vapur
haydarpaşa garı
seni hatırlarım
ay düşünce denize
kalbim çarpar, telaşlı
bir kuş olur, siyahlar içinde bir kadın
ve yakasında ipiri kırmızı bir gül
seni hatırlarım
ay düşünce denize
söylenmemiş sessiz
bir şarkıydım, tozup
giden bir ilk kar
solgun begonya
kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım
Behçet Aysan
Şub 23
yağmur dindi sevgilim, küf mavisi bir yağmur
dingin ruhumun
tınazını susturan ve aç çocukların
iniltilerini, bu yüreğimize yürüyen
yağmur,
gecenin yağmuru dindi.
bütün bir gece
düşman pusularına, vişneliklere
ayağı çaputa sarınmışlara
kör bir kuyuya ve dinamite
inen bu yağmur
gecenin
yağmuru
söndüremedi pırnal ateşin soluğunu
kozalak yaktım ben de sessizlikte
ömrümün kozalaklarını
küllere sıvanmış
baştan başa dolaşıp ağrıyan ormanı
yağmur dindi sevgilim bak dinle
her şey dindi, acıysa dinmemiş halde.
Behçet Aysan
Şub 23
yıkık manastırın orda
kalbim ki,
o da yıkıktı.
bir keşiş bıçağıyla dağlanmış
çiçekbozuğu,
çopur –
bir hayat
acıtıyordu beni
sevgilim.
her şeyin
hüzne vurduğu yerde
bütün saatlerin,
kuzguni bir denizi
çoğaltarak
hayat
acıtıyordu beni.
bense geçerdim
karamuklarla, karabasanların
arasından
geçerdim
hiçbir
im
bırakmadan geride
bana en sırlı gelen
acının o en sırlı noktaından.
bin dokuz yüz yetmiş beş’in
ekiminde
yıkık
manastırın orda
kalbim ki, o da.
Behçet Aysan
Şub 23
geceleri ağlayarak
yattığımı söyleyemediğim sen,
özü beni bir beşik kadar yoran.
benim yüzümden uyumadığını
bana söylemeyen sen:
bu hasreti gidermezsek
nice olur halimiz?
sevenlere bir baksana,
itiraf etmeye başlar başlamaz
nasıl da yalan söylerler.
sensin yalnızlığımın tek sebebi. tek seni karıştırabilirim.
bir süre sensin o, sonra yine uğultu
ya da iz bırakmayan bir koku.
ah, kaybettim hepsini kollarımda,
bir tek sensin, sen, tekrar tekrar doğan:
sana hiç bir zaman sarılamadığımdan, vazgeçemiyorum senden.
Rainer Maria Rilke
Çeviri: Gülbahar Kültür
Şub 23
Gerçek bir dostun bir dostu sevdiği gibi
Bilmece yaşam, seviyorum seni
İster güleyim ister ağlayayım seninle,
İster hüzün getir bana ister neşe
Seni seviyorum, verdiğin acıyla da,
Yine de mecbursan beni yıkmaya
Bir dostun bağrından kopar gibi
Çekeceğim senden kendimi.
Tüm gücümle sarılıyorum sana!
İstersen yak beni, seni muamma
Kavganın en ateşli anında bile
Yalnızca inebilirsin daha derinlerime.
Var olmak! Ve düşünmek! Bin yıllarca
Daha sıkı sar beni kollarınla
Eğer bana vereceğin mutluluğun kalmadıysa
Olsun! Başka acıların var ya.
Lou Andreas Salome
Şub 23
(Gelecek geçmişe kısa bir yolculuk)
Doğuştanmış kadersizliğim
çocukluğumun
sıradan bir şubat ayının
soğuk çarşamba akşamında
annemin ağlamaklı çığlıklarına
kurban gittiğinde anlamalıydım
…
Daha küçüktüm..
anlamını bile bilmediğim ismimin
bir nüfus memurunun
iyi duymayan kulaklarına
kurban gidişine aldırmadım
…
Gurbet habersizce çıktı karşıma
babamın sert bakışlarıyla
ergenliğimin hayallerini
şehirler arası otobüslerin
camlarının buğusuna kurban ettim
…
gençliğimin altında ezildiğimde
alnımdaki çizgiler daha inceydi
büyüdüğümü zannedip
sevdiğime emanet ettiğim yüreğim
bir yalana kurban gittiğinde fark ettim
…
yine sıradan bir şubat ayının
soğuk Çarşamba akşamındayım
uzun zamandan beri biriktirip
hiçbir şeye değdiremediğim
suskun göz yaşlarımla
yetmiş beşime basışımın
yalnızlığıma kurban gidişini kutlamaktayım
Şub 23
sen git
ben bir gecenin siyahında saklayacağım saçlarını
yüreğim, titrek ellerinin arasında atacak
biraz ıslak biraz da kırmızı
küçük bir umut türküsü dolayacağım dilime eskiden kalma
bıraktığın yanını yüzdüreceğim derin denizlerimde
gözlerimde son bakışın kalacak çaresiz ve üzgün
sen git
ben bir isyanın eteğinde saklayacağım gözyaşlarını
devrilmiş cümleler anlatacak sana hasretimi mektuplarımda
kırık dökük hatıralarla süsleyeceğim yatağımı
damla damla akarken gün geceye
bir yudum suda eritip saflığını ilaç yapacağım yaralarıma
kanayan yanlarımın üzerine sıcaklığını örteceğim
sen git
biliyorsun