Olmadık Yerde Biten Rakının Ardından Yazılan Şiirdir

İrtifa kaybedip, kazanacağım yerde
Alkolün ve kalabalığın verdiği esenlikle
Gülümseyerek düşündüm seni, kendimi bir şey zannedip
Oradayken sen ve ben buradayken
İp gerip aramıza yanına gelirim zannederken
Hop! dedi dış ses, kalkalım, rakı bitti!
O an hayvan gibi sövdüm Hegel’e ve Heideggere’e
Sikerim ulan dedim tin’i de ontolojiyi de
Bana ne ulan, bana ne, bana ne, niye?
Niye oradasın sen, neden ben buradayım?
Neden burda kuşlar salak, neden bizim denizimiz yok?
Ve bir yığın soru daha, aynı şeyle biten, niye?
Sigaram var, ayakkabım var, rakı bitmiş, sen yoksun
Alsın biri ayakkabılarımı, seni bana yürütsün
Canım yanıyor be işte, insafın hiç mi namı yok?
Ben ağlarım, susarım sonra, kimselere demem bir şey
Sen ağlama, susma da ama, bak buna bağlı her şey..

Ali Lidar

raki+siirleri Olmadık Yerde Biten Rakının Ardından Yazılan Şiirdir

Suna’ya Şiirler

I

Zaten olup olacağı belli:
Her aşktan
–Kütür kütür olsa da her erikten–
Bir kuru çekirdek kalır

II

Külü ezsem de
Gülü ezemem bilmelisin
Erik öpülür ancak
Ve olsa olsa ısırılır

III

Bir zamanlar alevlenmiş
Bir gül cesedi kalsın istemem bu aşktan
Anı, anılar
Bir kül kadar temiz olmalı

IV

Sen mektubundan çıkan yaprak kadar narin
–Benim dudaklarım kadar hırçın–
Çiçek tozları kadar uçucu
Bir ağaç gibi dayanıklısın

V

Kendi ateşimi Sinop’ta yanar buldum
Oynuyordu çevresinde rakkaseler
Ben kendimi
Uzaktan seyreder buldum

VI

Bir rüyayı iki kişi birden görebilir
Bu aşktır Suna
Bir uykusuzluğu iki kişi birden yaşayabilir
Bu ölümsüzlüktür Suna

VII

Ben kendi bahçemdeyim, odamda
Senin ya da ikimizin bahçesinde
Değil!
Ama sen yıldızlarımsın ağaçlarımsın benim

VIII

Geceleri Güneş nereye gider?
Sen
Nereye
Gidiyorsun?

IX

Sevgili Suna
Sen yalan söylesen de
Gönderdiğin papatyalar
Söyleyemez

X

“Kül” yasak bana “ölüm” yasak
Seninle
Ateş, aşk ateşi
Ve ölümsüzlük biraz

XII

Ada diyor ki: Sevgilinin dalgaları
Ellerimde uyusun
Ellerimde uyansın
Konuşmayı bilmesem de

XIII

Sen bağrında
Serin bir göl bırakmasan
Bu ateş serçeler
Nerde dindireceklerdi susuzluklarını

XIV

Evin içinde uçsam
Kapılara duvarlara çarparım…
Ama sen yüreğime, ruhuma
Bir pencere oldun

XV

Üç üzüm Tanrının sunağına
Suna sen bir bağsın çünkü
Tek bir tanesi benim
Ama gerisi bütün insanların

XVI

Buranın serçeleri
Daha büyük geldi bana
Çünkü
Sen ufacıktın
(Bodrum)

XVII

Yüreğimiz yarılmış
Birbirimizin yüreğinde
Ey falcı bizim falımıza
Tanrının fincanında bak

Osman Serhat Erkekli

sunaya+siirler Suna'ya Şiirler

Ağlama Defteri

                                                      Ergin Günçe’ye

Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Ellerindeki ceplerindeki karanlıkta tutuyor,
                                                     bir şeyler için hazır tutuyor

Arkalarından öne, nasıl bakıyor fark ettin mi lunapark’a

Yağmurun en az yağdığı uygun köşeyi seçiyor
Silahı yok, gerekmiyor da
Gözleriyle ateş ediyor, kendisini içeri sokmayan
Lunapark girişindeki biletçiye

Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Evlerinin arkasında gölgesiyle konuşurken yakalanıyor babasına

Bir nehirle mi olur.
Bir ağaca bir iple mi,
‘Yüreğinde yarı oyun, yarı tanrı’
Bu çocuk kendini mutlaka bir tenhalıkta kendine vurdurtur!

Ağzında simsiyah bir ah!

Ağlama defterinin arasında kurutur annesi,
Kuş desenli, bez uçurtmasını.

Ali Asker Barut

aglama+defteri Ağlama Defteri

Sandalıma Aldığım Şiirler

ilham yiter ve solar gül;
kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa

Kenan Çağan

Şu kısacık ömrümü
bir şeye benzetecek olsam,
tıpkı o tekne gibi derdim,
sabah limandan geçip giden
ardında hiçbir iz bırakmadan.

Mansy

konup kalkıyor yorgun kanatlı bir serçe
kumsala çekilmiş sandalın çürüyen gölgesine

Nuri Demirci

Dışına atıldım ben hüznün de sevincin de
Bir kıyıya bağlanmış boş bir sandal gibiyim.

Cahit Külebi

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Cahit Zarifoğlu

Kırık bir sandal bulsam girip içine ağlarım
Bütün unutulmuşluklarımı
Tek bir gecede unutup
Kabul eder mi beni
Tahta
Su
Ve karanlık

Ali Lidar


Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi

Didem Madak

üç güvercin kuşu var üstelik su gökleri direkler
adamlar oturmuşlar sandal boyuyorlar
adamlar oturmuşlar bir kırmızı uydurmuşlar
denizin mavisine yangın ateşi

Turgut Uyar

Tüm bu şarkıları senin için yazdım ben
iki mum yaktım, biri kırmızı, diğeri siyah
biri kadın, diğeri erkek
iki sandal ağacının dumanıyla evlendirdim onları

Leonard Cohen

Aşk ateşi ısıtır sanıyorsan
aklından geçmeyen ihtimalle yanılırsın
Cehennem ateşiyle aşk gönlü kavurur belki
ama açık denizde bir sandal gibi
yalnız ve savunmasız kılar bedeni

Babür Pınar

soyumuz geçerlidir biliyorum geçerlidir,
sık sık unutulan soyumuz
geçerlidir
bir kıyıya bir sandal gibi bağlanan.
gelirdi.
malatya’ nın kâhta kasabasından

Turgut Uyar

dün gece bir kadın doğurdu haliç
bir kuş havalandı galata kulesi’nden
minareler göğü deldi
bir sandal intihar etti
izledim dur diyemediğim ölümleri

Derya Önder

Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal.
Bir lahzada bir pancur açılmış gibi yazdan

Yahya Kemal

Büyük bir sandal
-Akıntının içinden çekip-
Rakı kadehimle benim arama bırakacak.

Sait Faik Abasıyanık

Doldurdum kadehleri ey felek!
Şanlı felek! kahbe felek!
Buyur karşılıklı oturalım.
Tüm gelişlere, yollara, gidişlere
sandal olsun unutkanlığımız.

Şafak Temiz

anlamı yok sensiz bir çıngının göğsüne baş yaslamanın
küreksiz bir sandalla uzak denizlere açılmanın

Kemal Bayrakçı

Hepsi yirmişer, otuzar yaşında ihtiyar rüyaları görmüş;
Aşağıda, İstanbul bıçkınlarının söğüştüğü sandallarda.

Sait Faik Abasıyanık

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Cahit Zarifoğlu

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.

Can Yücel

Kimsenin ölümü,
Çinli şair Li Po’nun ki kadar güzel olamaz.
Li Po sandaldaydı, yeterince içmişti.
Hava açıktı.
Günaçığı değil de, ayaçığı bir gece.
Li Po, ayın sudaki görüntüsünü bütünüyle kucaklamak istedi.
Bunun için suya sarktı.
Kollarını gepgeniş açarak daha da sarktı.

Cemal Süreya

İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.

Dilek Değerli

İçimde ıssız balıkların
Çekingen kabarcıklarla
Dolandığı
Mahzun bir akvaryum var.

Sallanan bir sandalım da
Perişan hafif rüzgârda

Ahmet İnam

Şimdi Akdeniz kıyılarındasın
Bütün bir yıl çiçek açan limon ağaçlarının altında
Bir sandalda dostlarınla geziyorsun

Guillaume Apollinaire

Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba
Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da
Yüreğim çürümez; gözyaşları işlemez, kurşunlarınız da

Ali Cengizkan

birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır

Nevzat Çelik

Mehtapta sandallar ne hoş manzara
Sahildir yayladır yerin İstanbul

Aşık Veysel

Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı, çiçeklerin çekingen dirimi, günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda.İkimizde yalnızdık ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında.

Murathan Mungan

Bir çocuk bile çeker sandala beni
Bu kadar ağır olmasam

Halim Şefik Güzelson

Sevincim kırık bir sandalla
gidiyor uzaklara

Neşe Yaşın

sandalını sağlam kazığa bağla
aşkın gibi karışıp gitmesin kalabalığa

Tuğrul Tanyol

ben zamanı uyutayım mırıl mırıl
ufkun sandalında deniz tutmuş gibi

Emel İrtem

Ya o, Muallâ’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın’ı söyletme hikâyesi?

Orhan Veli

mutsuzun biriyim işte.
tek parça kaldı sandalım

Cafer Turaç

“Bir varmış bir yokmuş” derler hani:
Aşkın küçük sandalı
hayat ırmağının akıntısına
kafa tutabilir mi?
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda…

Mayakovski

uzadıkça acının boyu
boğulmuş bir sandala döndü dilim

Betül Dünder

Bu sandalı geçen hafta denk getirip
Çalıntıdan düşürdük.
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

Yusuf Hayaloğlu

Kuğular mı salmamıştı ardımdan,
Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.

Anna Ahmatova

puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken
hüznüm ardından ağlıyordu

Pelin Onay

Tüm gelişlere, yollara, gidişlere
sandal olsun unutkanlığımız.

Şafak Temiz

Bana ‘benden iyisini bulamazsın’ diyen sevgilim:
Ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bir sandalın lafı mı olur.

Küçük İskender

Bir yanda parçalanmış teknem durur,
Sert tütünüyle gün bir yanda.

Tutunacak bir tekne arar gibiydi

Melih Cevdet Anday

Yüreğim, sürüklenip giden
teknene bindi bineli,
tek bir gün geçmedi
dondurucu dalgalarla
baştan ayağa ıslanmadığım.

Ono Komaçi

Ey, değerbilir dostlarım,
n’olur hor görmeyin beni,
yelkensiz teknelere döndüm
içime çöken acısıyla aşkın.

Arivara Narihira

Tekneler kadar sağlam bağlı değil artık yüreğim
Bir zamanlar adını yazdığım bu kumsallara

İlker Pamukçu

sevgilim ölü tekne
kırık omurgasıyla uzanırdı kumsalda
ben ona korsan masalları anlatırdım

Salih Mercanoğlu

Bir kuş gibi tıpkı, hafif kanatlı
belirdi pupa yelken bir tekne
ve ok gibi uzaklaştı.

Peyo Yavorov

her şey bâtınî! göl
kendi dibindeki batıktan
başka nedir? acılar
derin ve siyah bayraklarını
tekneme çekeli beriydi:

her şey bâtınî! tenim
kendini yurtsuyor birden:
“ben kendimin
………………teknesiyim ben…”

Hilmi Yavuz

dağbaşında tek ağaç
fırtınada bir tekne
uçurtması kopup gitmiş bir çocuk
bakıyorum yalnızca
şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Kumsalda sağlamasını yapan garip tekneyim
Bir denize bakarak ve büyük gemilere

Abdülkadir Budak

Dağ gerindi, asfalt anımsadı uzun bir yol olduğunu
usulca sallandı tekneler, gözlerini açtı orman
bir saklı liman usulca çıktı yeryüzüne

Zerrin Taşpınar

Önde sakin tekneler, fırtına arkasında
Ne dipte ne havada, suyun tam yüzündeyim

Caner Fidaner

denizini yitirmiş bir sevdalıyım ben
gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda
bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir
hiç bir limana çıkamam artık

Nuri Can

Oysa şimdi küçük kız, bakışların
Fırtınaya tutulmuş tayfaların
Rüzgar dinse bile, yarılmış, kırık
Tekneleri sulara gömülürken
Umutsuz, çaresiz gözlerine dökülen
Parlak bir yıldızın ışığından farksız.

Gerard de Nerval

Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan
Ve kokular ve ışıklar ülkesinden
Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte
Fildişi, bulut ve kristal
Götür beni ey yüreğimi okşayan umudum

Furuğ Ferruhzad

Dedim ki: garip çiçek, şu tepenin üstünden
Bulutların, yosunun ve teknenin gittiği
Uçsuz bucaksızlığa yolcu olmalıydın sen.

Victor Hugo

Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
Limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.

Birhan Keskin

Tekne şizofren öyle mi, kayalara yöneliyor
İlk celsede berrat ettiriliyor deniz

Abdülkadir Budak

Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.

Arthur Rimbaud

O güzel iklimlere sürükler beni kokun
Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu
Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun

Charles Baudelaire

kaçınılmazdım
omurgası su alan teknede
durmadan daha derine

Tuğrul Asi Balkar

Aykırı sularda bungun
Bir çürük tekne gibi
Rüzgarını özlüyorum.

Şükrü Erbaş

Geceleyin tek başına,
gözyaşından bir döşekte;
sanki ıssız bir deryada,
terk edilmiş bir tekne.

?

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; “Yürümek,
Nasibin işte bu! Hala gözün kenarda… Yürü!”
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Tevfik Fikret

Bir sallayan yoksa, inilir salıncaktan
Gökyüzü mavi yırtık, deniz yamalı bulut
Bir güzel boğul tekne!..
Alabora olmadan

Hülya Deniz Ünal

batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde
asılmış tüm yolcularım. celal’im! sinan’ım!
bu deniz nereye gider, bir biz kaldık
ve yağmur tüm kapıları siler.

Tuğrul Tanyol

bir akşam vakti,
tekneye gene yaklaşıp sorduklarında,
isteyecek hiçbir şeyim yoktu.
bir denizkızı istedim.
gittiler ve bir daha görünmediler.”

Akgün Akova

ha geldi
ha gelecek beklediğim gemi:
ya bir yolcum var
ya binip ben gideceğim.

Bilgin Adalı

kırık bir tekneyim çılgın sularda içimde kırık bir dal
artık kırklara karışır giderim anne

Sıtkı Caney

Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus
yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim
yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında

Ahmet Telli

Teknenin su aldığını herkes biliyor
Herkes biliyor, kaptan yalan söyledi

Leonard Cohen

gerdik ya ölü yüzlerimizi rüzgârın sesine, sevdamıza savrulan
küller kadar ıslak gözlerimizi kurutmak için; dökük tekneler gibi

Kaan İnce

ıssız teknelerle kıyılarıma koşardım hemen,
bakardım (bakmak uzanmaktır);
atlaslar yırtılırdı düşümün bir ucunda,
bir ucunda ben;

Hasan Ali Toptaş

Git. En fazla hırçın kayalarda parçalanır teknen,
kalbimdeki fener söner. Ah şairdir bütün fenerciler.

Peşinen kayalara oturacak biliyorsun teknen gitsen,
gitmesen ölü bir balık olarak kıyıya vuracaksın.

İbrahim Baştuğ


Bir kayığa biner geceleri
Sığlıkta o kadın tek başına
Dua biçiminde inceltir korkuyu
Sunar içtenliksiz, tanrısına

Sunay Akın
Kalbimin yetim kayığı
Geçmeye çalışıyor oynak, dalgalı
Zaman deryasını

Ping Hsin



‘Olay kapandı’ derler ya
işte bu da öyle,
Aşkın kayığı
günlük yaşama çarptı.
Ödeştim yaşamla.

Vladimir Mayakovski


Uysallaşmışsın sen de.
Geriye dönen yol unutulmuş,
Kaybolmuş gözden.
Boş bir kayığa dönüyorum,
Senin gibi, sularda sürüklenen.

Tu Fu



Seviyorum onu…
Tohumun ışığı sevdiği gibi
Tarlanın rüzgarı sevdiği gibi
Kayığın dalgayı sevdiği gibi
Kuşun yüksekleri sevdiği gibi
Seviyorum onu…

Furuğ Ferruhzad

Adaya sığınmış rüzgâr gibiyim
gökte tütüyor kayığım
bu sefer ruhuna çek beni
anne, içine değil!

Haydar Ergülen


Ay ışığında şarkı söylüyorum, ve sürüyorum resimli bir kayığı
İnanarak esen rüzgârın beni tekrar evime uçuracağına.

Yu Hsuan Chi


sen kimin kayığıyla vardın karşıya
ben kime kaldım,
bilmedik.

Kemal Varol


bizi karşıya geçir, söz dolu
kayığını çağırdın geldik, haz dolu
bahçeni dağıttın geldik, göç dolu
dilini aldattın geldik, iz dolu
rüyalarında beyazların gözü var

Haydar Ergülen

Eğer sularını köpürtüp delirtiyorsa kayığım
Ben yokum kayığım yok…

R.Tagore


Keşke,
Ah, keşke
Bir kayığım olsaydı
Ve her akşam
gözlerinin mavi limanına doğru
yelkenlerim savrulsaydı…

Nizar Kabbani


Olur da yanlış anlarsan söylediklerimi
Çok özür dilerim
Bakma marifetmiş gibi anlattığıma
İcap ederse susup tek kelime etmeden
İçimden geçenleri buluttan bir kayıkla yollayıp sana
Beklerim..

Ali Lidar


“gerçeğine geri dön” diyor kadın,
sesinde kayıp bir kayık yalpalıyor.
“geç kaldın şiire, hayata geç başladın.
bu yüzden bir ihtiyar gibi yazıyorsun
imgeleri, yaşamadığın günleri özleyerek.

Murathan Çarboğa

İçimin denizinde bir kayık yüzüyor bir de küskün kır çiçeği.


Engin Turgut

bir şiir kazırım kayalara
koyveririm
dalgalansın bağlanmamış bir
kayık gibi dünya.

Han Şan

Taş sırrını unuttu
Ada hapsindeyiz, kayık gitti
Issız kaldım suyun gövdesinde

Gonca Özmen


Hani o masal dünyası yalılar,
Hani o kayıklar ki kızca beyaz,
Hani o kadınlar ki sevdalılar,
renk renk şemsiyeler altında bin naz?

Ahmet Muhip Dranas


deniz feneri olsaydım
gecede, fırtınada
ışıktım balıklara,
vapurlara, kayıklara..
ne yazık ki ben kendim
batmak üzere olan bir gemiyim!..

Wolfgang Borchert


Yalvarıyorum sana, geceleri kayıklarda konuşulan
o birbirine karışmış güzel diller adına.

Henrik Nordbrandt

varsın patlasın fırtına
yansın gün de gece de
ıssızlık tünesin damımda
olsun,
ben yine sarılır ve yatarım öksüz bir kayıkla


Akide Ufuk Türkelli

şimdi herkes buruk gibi
gidiyorlar ırmakta sarsılan bir kayık gibi

Tuğrul Asi Balkar


vardın, oldun, kayboldun
şimdi ortasındasın
ne kayık göle dahildir artık
ne kuş gökyüzünde seferi
yangının içi şehir
yol senin içindedir

Haydar Ergülen


Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de

Birhan Keskin


Deniz dökme altın,
salıvereceğim sulara gördüğüm düşü
ışıyan bir kayıkla. Bir pırlanta
gömeceğim çakıllara, pırıl pırıl.


Konstantinos Karyotakis

– Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

Tevfik Fikret

İçinde bir kaçakçı yaşar senin,
Kayıkla dolaşır göllerinde,
Beynine tabanca ve şiir satar,
O kaçakçının bakışını sakın unutma.

Ülkü Tamer


Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan
Sunay Akın


Sana bakmak gölde kayık olmaktı


Abdülkadir Budak

Gûş etmiş idi o sergüzeşti
Âteş yemi üzre mum keştî

Mumdan gemiler edip hüveydâ
Kılmış nice dîv o bahri me’vâ

Tâbût idi san o keştî-i mûm
Olmazdı mezârı liyk ma’lûm

Ol fülk u o nâr-ı pür felâket
Hep şem’-i mezârdan ibâret

Şeyh Galip


5730880-lg Sandalıma Aldığım Şiirler

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri
Keşke sizin gibi
Düşebilseydim.

Masaoka Shiki

Kiraz devşirmeye gitmiştin hani
Çilek kokuyorsun vakte yabani
Unutma sana bergüzarım var
İntizarım yoktur, inkisarım var.

Bahaettin Karakoç



Bir yolcunun
Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında,
Dönüp baktım arkama.
*
Ne büyük bir suç,
Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor,
Kyoto’nun bayanları.
*
Bir yaprağı
Eğleniyor uzakta,
Dökülen kiraz çiçeğinin.
*
Dökülen kiraz çiçeklerini,
Durdurmanın bir anlamı
Yok ki.
*
Dağ kirazı,
Anılarım var
Eski bir dosta rastlamış gibi.
*
Kiraz çiçeği işte,
Kolumun üstüne
Telaşla dökülen de.

Takahama Kyoshi


kiraz bahçelerinden geliyordum
yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri
seni sevmekten geliyordum
bir çeşit yalansızından sevda cümleleri
tren yolculuklarında
kiraz bahçelerinin resmi geçitleri

Betül Dünder


büyümek
kiraz bahçelerinden kaçmakmış
ya ben ne anlamıştım

Betül Dünder


İtiyorum onu, itiyorum, itiyorum
Bütün zamanlar bitti diyorum -anlasa ya-
İki tek kiraz ağacı kaldı yalnız
İki tek kiraz ağacı
İlkyazlar ve bütün başlangıçlar bitti
Kiraz ağacı?O da

Edip Cansever



Kiraz ve kamıştan kavalımızın 
Sesleri
Dağılıyor havada
Bir kuyu ağzından geçiyor gibi

Onat Kutlar


Ah sevgilim! Ah merhametsizim benim
İçin el verse. Kirazdır yaban çileğidir
Kızıl ve lâl taşı dudağın.

Tudor Arghezi



Bir mektup geldi ihtiyar anamdan
İçinde kargacık burgacık harfler
Hasattan bahsediyordu, yaz hasadından,
Firenk üzümlerinden, kiraz ağaçlarından.

Pär Lagerkvist


Manav yarı anlamlı güldü biz geçerken 
Eriklerden,çileklerden,o canım kirazlardan bile utanmadan
Hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan
Hani rengi içimize göre değişen: mor,mavi,pembe ,sarı

Edip Cansever


Bütün uçurtmalarımı göğe salıyorum
Güvercine bulanıyor o yılgın avlular
Bir çığlık, bir mektup, ıslak bir mendil
-Ve aşk; herkesin ana dili, biliyorum-
Yitiyor sonra alevler arasında o şiir
O gemi, kiraz ağaçları, o tutkulu şarkılar

İçimde bir kenti yaktılar sanıyorum.

Ali Emre


şu kiraz çiçekleri 
bırakıp beni hayran
gittiler bu dünyadan

Issa



Benim küçük kızım
biraz ot,biraz beyaz kiraz yaprağı ve iki üç
karahindibadan oluşan
minicik bir bahar toprağı parçasının üzerinde
dans etmektedir.

Ekaterina Yosifova


Kiraz dalına asılmış bir mendil gibi kaldım
bekliyorum tarihin kaçınılmaz fırsatlarını
Yok. Sevgilim. Duasız bir din arıyorum. Yok.

Ahmet Erhan



O küçücük odada soluğun
Mavi resimler çizer havaya
Avludaki kiraz içini çeker
Elma, armut, akasya

Ahmet Erhan


Yaklaş, yüzünü örse de acılar
Ve nasıl yakalarsa toprağı kök
Suları renk, dalları kiraz
Sen de öyle yakala hayatı

Abdülkadir Bulut



Bir sancıydım boğuk akşamlar gibi
Büyüdükçe büyüdü isli ve yalnız olmak
Kirazını soldurdu ağaçların
Nasıl devrildi taşlar üstümüze

Afşar Timuçin


Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu.

Sait Faik



Öyle birşey yok elbet hatırlamam 
Laz kirazının da kırmızı balıkların da çabası boşuna

Turgut Uyar


Bir kuş ötecek şimdi… Havada bir durgunluk,
Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,
Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.

Ziya Osman Saba



Gençliğime sunulan kefaret gibi sevdim
Şehre tepeden bakmak gibiydi onu sevmek
Uykulu sesinde bahçelerle tanış olmak gibiydi
Kirazlar kadar

Süleyman Unutmaz


Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş

Bedri Rahmi Eyüboğlu



seyrediyorum, olgun kiraz gibi önüme düşüyor 
acılar,
yalnızlık bukadar kötü dolanmamıştı dilime,
onu bile okşayıp sırtımda taşıyorum.

Mehmet Sadık Kırımlı


çiçeğini özleyen kirazın yapraksız dalına 
bir kuşu salıyor rüzgarı uçacağı yön belirsiz
iki göz/ çarpan bir yürek/ camlardan akan bakışlar

Ahmet Özer



Sığırcıklar ve her şey kalbimden havalanır 
Sığırcıklar, kiraz ağaçları, faytonlar
Sonuçsuz yazdan konuşurum

Ahmet Ada


İlkbaharın kiraz ağaçlarıyla yaptığını
yapacağım seni.

Pablo Neruda



Şımarık kiraz ayı, yanında ipek bulundurur
sesin uzun olsun. Yoksa duygular kırışır
bir pusu gibi kurarlar seni.

Veysel Çolak


Yosma bir İstanbul akşamı gibiyim.
Dudaklarımda kiraz tadı yaşamanın

Ruhan Odabaş
kiraz+siirleri+derliyorum Der(le)diğim Kiraz Şiirleri


ne zaman ayıracaksın kirazla yaprağını?
boş bir kulübe olduğumda ben
dalları kesilip budanmayan
ne zaman ayıracaksın ağaçları caddelerden?

Hüseyin Peker



İsyankar zambakların çılgın nilüferlerin
Dört nala açan kiraz çiçeklerinin
Dudak kıvrımlarına yoldaş olacağım

Ömer Çelik


Ki biraz kirazdır ki biraz silâhtır 
çocukların
gözleri
parmakları

Nuri Pakdil



yengenin başı ağrıyor, tek sebebi büyümek
masalar, tabaklar, hani şu kirazlar koyduğumuz
kalmadı adım atacak yer bu yüzden

Edip Cansever


Yasaklara kenetlenmiş sevişmelerle geçiştirilen hayatlar
masumiyeti zedeleyen o kiraz tatlısı, o siyah renkteki buruk şarap

Küçük İskender



Kiraz dudaklarınla kekeleyişin
Kulağına fısıldanan sözcükleri,
Sevindiremeyecek artık bizleri.

André Chénier


Fazlası kederin renginde eksiği esrar
Avlularda kırılmış kiraz dalları kadar

Betül Dünder



Soruyoruz kiraz dudaklı kızlar durdurup kır hayvanlarını 
Hangisi sahte bu geçen dakikalardan
Hangisi hak

Cahit Zarifoğlu


Küpeler takacağım kulaklarıma 
ikiz iki kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süsleyeceğim.

Sohrab Sopehri



kiraz ayı, orak ayı, aylandız
bırak kim kazanacaksa kazansın sürümden
kaldı mı bir tonu grinin… bilmediğimiz!

Perihan Baykal


Kiraz ve kamıştan kavalımızın
Sesleri
Dağılıyor havada

Onat Kutlar



halbuki benim yaz ırmağına değen
kiraz dalından farkım yoktu

Ahmet Uysal


Bu yaz bol bol kiraz ye
Heveslerini diri tut.
Dinsin yüzünün gürültüsü

Engin Turgut



Sizin meleğinizi hiç üzmedim bahar hanım, kelimelerin
gurbetinden geçiyoruz, şiir hep genç ve yetim bir şey
değil midir bahar hanım, çilek sizi mırıldanıyor, herkes
kendisini kiraz sanıyor, sanıyorum sizin adresiniz de
kendisini bir mektup sanıyor, dili tutuluyor yazların
siz yazları terkedeli kaç yaz geçti allahaşkına!

Şükrü Erbaş


kardeşler ben çalayım siz görün
nasıl geçilir kiraz rengi sokaklar
soluk soluğa yeni aşklarla
yorulmaz yaşlı bir yürek bile
gülüşler ona akar da

Haydar Ergülen



Yüreğim parmağımın ucunda 
Ve dokunuyorum onunla senin
Kiraz dudaklarına!

Cahit Koytak


Uykusunda üzerine kirazlar dökülen
kristal bir bahçenin gülümsemesi olmalı
bakışlarındaki…

Engin Turgut



yoğunlaşır akıl, düşlem ve ufukla.
kiraz çiçeklerini severim : gençleşirim.

Hayati Baki


Saçlarımda kiraz bahçeleri
Salıncak kuruyor dallarına çocuklar
Hep ben düşüyorum, hep ben,

Didem Madak



bana getiremediğin yazların var: 
kırmızı haziranında dal dal kiraz!..
temmuzunda namluya yatan ekin!…

Tayyibe Atay


Sesin nerde kaldı? Sen sustukça gün,
Konuştukça kış uzuyor, ince yüzün
Minelerini açıyor bir bir yaza.
Başucumuzda dinlenen ak kiraza…

Hüseyin Cahit Kerse



sen elimi tutunca çinli bir şairin yamağı
dizeleri mutfakta bırakıp orman yoluna çıkıyor
kirazlar açmışlar çiçekleri, ilkyazmış
sonunda sen varmışsın yaralı ülkemizin

Hakan Savlı


“ya da bir gün,” dedim
“uzaklarda ufacık bir kulüben olurdu da
incecik parmaklarıyla kirazlar yedirirdi bir kız sana..
öylesine bir yer övgüden yergiden uzak”

Andrey Voznezenski



git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

Behçet Aysan


Susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
Mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü

Gülten Akın


Kiraz ölünün kadehinin yanındaki
Fakirler hastanesinde komodinin üzerindeki
Yemek için değil çekmek için dudaklarla
Ölürken kiraz koymalı ağızlara
Görebileceği bir yere koydurdu kirazları 
Kiraza baka baka öldü
Hangi aydınlık içindeydi biliyorum
Hatırlıyordu çocukluğundaki
Kiraz bahçelerini, eski kirazın gereğini 

Sezai Karakoç

kiraz-siirleri-bercestem Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

                                    



                                       

muhtelif hüzünler geçidi

her kentin bir delisi var
her aşkın bir soytarısı
sarhoş günaydınlar yol alıyor sabaha
içerden yeni çıkmış bir hüzün
bilmiyor nasıl yer bulacağını
arta kalan kırıntıları topluyor güvercinler

bu şehrin güvercinlerini acı kırıntıları doyuruyor

kurtuluş sokaklarında rüzgâra karşı çıkan saçlarım
dolapdere’ye düşen bir yalnızlığa dönüşüyor
çıplak mankenler karşılıyor beni sabahları
ve işçilerin mazot karası elleri
ceplerinde şeker olmayan tulumları onların

bakkalın karısı kaşarlı tost kokuyor
iki paket sigara, bir küçük şişe su
bir de sokak pohaçası

her kentin bir köprüsü var
her aşkın bir merdiveni
annesiz çocukların mayısa isyanı bu
kanatlanmış kelebek
görmediğim gelincik
sahi o zehir zakkum
bir gün odayı ele geçirecek
açık camlardan içeri girecek hayat

kendimi taşıyorum bir hüzünden bir hüzne
inanmak ne zaman lükse dönüştü
neden taksim’de sıkışıp kaldı bakışlarım
oysa galatasaray’dan sonra genişliyor herşey
yolun sonu tünel
ordan galata, köy karası
sonra eminönü ve sarayburnu
sonra yine o güvercinler

beni aşıracaklar
           adım gibi biliyorum bunu
muhtelif hüzünler geçidine katıyorum neyim varsa
neyim varsa hepsini bölüyorum ikiye
yaralandıkça yarım kalıyor yarımlar

bu aşkın tamamlanma ihtimali yok
herşey koşar adım ölüme gidiyor

bu kentin de suçu var gözlerim mezarlık taşıyorsa
                                        bu gökyüzünün de
senin de suçun var
her gece bir çiğdemi eziyorsa ayaklarım
hele cumartesiler nasıl saldırgan
nasıl alıyor hırsını kalabalık cumaların
sarılıyorum kederden kanayan sol göğsüme
sol göğsüm yatağın
                  uzun uykulara derin daldığın
hiç ele vermiyor kendini
hiçbir şeye benzemiyor ucundaki acı

ben çarpım tablosuna denk düşmeyen
bir sonucu taşıyorsam içimde
feriköy mezarlığı’nda
çoktan ölmüş bir kadın için ağlıyorsam
                           ağzımda taze şarap kokusu
bütün kanalizasyon çukurları
bizi denize ulaştırır sanıyorsam
casusu gibi görüyorsam
cama yanaşan kumruyu
sevmiyorsam artık
her seferinde ah çektiren vapur yolculuklarını
üsküdar’a gitmiyorsam
beşiktaş’ta yaslanmıyorsam bir ağaca düşmemek için
her çıkmazın sonunda uçuruma dönüşüyorsa sorular
bu kentin de suçu var beni ölüme bağlıyorsa hayat
sizin de arka sokaklar kadar

bir saksıya neden yakışır saks mavisi
ve niye ölür sonra bir çiçek
bu cam neden bu kadar davetkâr

herkes hangi yitirilmişin peşinde
anlatmalıyım kaç zamandır benden kaçtığımı
nerde yakalandığımı kendime
teslim olmalıyım işlediğim suçlar için
bir sandal gibi açılmalıyım sessizliğe
tophane’den yürüyerek inmeliyim amerikan pazarı’na
ama nargile için vakit yok
yok artık vakit özür dilemek için
ve yeniden yapmak için yıktıklarımızı

ben bu şehirde soyumdaki soysuzluğu avuçlamışsam
ellerimde dolar ellerimde mark
karşılıksız çeklerle yargılanmışsa bir adam
ve varsa bütün bunların karşılığı
uzun zamandır ellerim çatlaksa
ve yalandan okşuyorsa krem ellerimi
her gece düştüğüm merdiven
hâlâ musallat oluyorsa rüyalarıma
suyun da suçu var her yere aktığı için
ay’ın da saklandığı ay ışığında

her kentin bir dilencisi var
her semtin çarşı pazarı
haraç mezat selamlar esirgendikçe üzerimden
her gece bir tank çiğnedikçe yüreğimi
gazi mahallesi’nde hoş geldin demeye hazır panzerler
ve neden diyen pencereleri evlerin
kanlı bir tabloyu anlatıyorlar

çocukların suçunu alıyorum üzerime
onlar masum
onlar camları temizliyorlar
oysa kirli olan camlar değil
oysa kir, nasıl yakışıyor ellerime
tırnaklarımın arasında sözcükler
onlara da inanmıyorum artık
her cümle hedefine kilitlenmiş bir roketatar

yürek çoktan yitirmiş yörüngesini

her kentin bir meydanı var
her meydanın bir barikatı
galatasaray’da çocuklarını arıyor anneler
gül yerine dikenle karşılıyor onları
çelik zırhlı bahçıvanlar
ben annemi aramaktan geliyorum
çocukları topluyorum başka bir meydanda
hadi ‘geride kalan çocukluğumuzu istiyoruz’ diye bağıralım
hadi pankart açalım
menziline girmiş ayrılıkçı sevgililerimize

içine sığmadığım öteki siz

sizin de suçunuz olmalı
buruşuk bir çarşaf gibi örtüyorsa yeryüzünü gökyüzü
sigara üstüne sigara içiyorsam
açıp bakıyorsam ciğerlerime bir kuytuda
kuytuda bir kuyu oluşturmuşsa onca nikotin
onca izmarit
saçlarıma dokunuyorum da
mısır püskülü sanıyorum elime geleni
parmaklarımda hastalıklı bir renk
renkler de hastalanır mıymış
ilk defa duyuyorum
evet şizofren oldu sarı
ve nefret ediyor maviden
yeşil yıllar önce yaralandı

yıllar oldu yıllar
yıllar yollardan daha uzaklara götürdü beni
kimse getirmedi aldığı kitapları
suçlusu bu kenttir biraz da
ışıklar açık kalıyorsa
musluklar bozulmuşsa
aylardır ödenmediyse elektrik faturası
bu kadar hazırsam karanlıkta kalmaya
hayvanları sevmiyorum

sevmiyorum iki ayaklı hayvanları

çocukluğumun elma ağaçları
ve çıplak ayakla tırmandığım dalları o ağaçların
ki tırmandıkça
gökyüzüne dokunacak sanırdım parmaklarım
düşmek korkusu eskiden böyle değildi bende
değil mi ki kendime gitmek için
en az iki kat inmeliyim yerin dibine

toprakta kaybolmuş bir patatesi yeryüzüne çıkarmanın
ayçiçeğini dalından koparmanın
ve kireni bilmenin mutluluğu
utandırıyorsa yüzümü
bir bit yeniği arıyorsa şüpheyle katmerlenmiş yüreğim her sevinçte
biraz da suç ortağım değil mi bu kent
ben miyim tek katili kendimin

akrebin onuruna saygı duyan bir gölgeyim
ölmek, öldürülmekten daha onurlu çünkü
gitmem şimdi kim vurdulara, gitmem
dinletilerde sağır kulaklarım
gören gözüm diğerinden daha kör

isterse sıkıştırsın bu kent beni sokaklarında
yapsın, korkmuyorum olacaklardan

size kalacak bize düşmeyen gökyüzü
size kalacak kentlerin geniş meydanları
en güzel koltukları sinemaların
galalar, kokteyller, sergiler

açılışlarda satın alınmış bir gülümseme
yalanlayacak gerçek sandığınız hayatınızı

sizin olsun
bir araya gelmeyen iki yakasıyla bu kent
köprüleri sizin olsun
aylardır ayak basmadım ikisine de
denizi sizin olsun

sizin olsun istiklal caddesi ve beyoğlu şiir cumhuriyeti
kız kulesi sizin olsun
size kalsın efsanesi
size kalsın kapılarıyla bu kent
bütün tepelerine dikin zafer bayraklarınızı

ey elden çıkarılmış dairenin
çapı gittikçe daralan sahibi
ey sahip yeni sahip
biraz daha kalantor bir gelecek
biraz daha vergi, boya badana
biraz daha bahar temizliği çoğalıyor sana

ben bu kenti artık sevmiyorsam
kentin de parmağı olmalı bu işte
bir yanı size dayanmalı nedenlerimin

nedenler çoğalırken nedensizce
büyümeyi hissediyorum

susuz kaldığım akşamlarda
menekşenin toprağından çekiyorum suyu
sana anlatmıyorum hiçbir şeyi
şiir yazmıyorum
bu bir şiir değil
bu bir ceza defteri
kafka’nın ceza kolonisi’ni görmek istiyorum
o şehre gitmek, orda ölmek, ölmek orda…
ölmek… orda… istiyorum

intiharın tereddütü
ya ölemezsem sorusu
bir tabuta omuz atmak istiyorum ölmeden
ey eşyalarıma dokunan yabancı parmaklar
ey imzasız azrailler
can alıcı tırpanlar
ey herşeyin düşünürü adorno
ben bu kentte
gökyüzünün altında eziliyorsam
yoruluyorsam kendimi dinlemekten
bir suçu olmalı çarpık kentleşmenin de

izinsiz sevmelere sıcak bakmıyor devlet
şenliklerle yıkıyor gece konanları

ey benim yüreğine gecelerden konduğum
ey bakışlarının kışında üşüdüğüm sevgilim
ey tuzaklarına bilerek düştüğüm avcı
ey benim ey demeyi marifet sanan dilim
ağzımda acı bir küfür dolaşıp duruyor
kendimi ne yapacağımı bilmiyorum

her hayat sıfırlamalı kendini
dışardan bakınca görünmüyor iç
teslim ol çağrısı yapıyor ölümün erleri
teslim ol! direnme!
ya da gelip alırız
alırız içinde büyüttüğün kır çiçeklerini
kır mı kalmış kentlerin kara caddelerinde

ama biz solduk
ama biz solalı çok oldu
suyumuzu değiştirmedi hayat

gittikçe azalıyor derinlik
sığ sulara gömülüyorum boğazıma kadar
çekti bende yaşanan hayat
boyu kısaldı
‘metresi kaça bu kumaşın
pek güzelmiş pek de parlak
üzerimde dikmeyin
aklım sağlam kalsın’
başımın üstünde dualar
piknik tüpünde üzellik otu
sinmiş kokusu yataklardaki sidiğin
annemdi beni nazardan koruyan

evet annemdi en büyük düşmanım
annem: doğubeyazıt’lı kadın
köşesinden buzlar sarkan bir odada
soğuk suyla yıkarmış beni

babamda ne doğdum diye sevinç
ne ölsem diye beklenti

babam koruyucusu devletin
bıçakla sünnet ediliyor kızlığımız

devlet bize sahip çıkmıyor sevgilim
allah hüznümüze zeval vermesin

cuma ertesi hep kanatır içimi
acımasız bir kasap gibi yatırır beni masaya
narkozsuz bir müdahale kalbime
yüzümden anlaşılmayan bir kanama
belki de bu baş dönmesinin nedeni
sizdeki müteşebbis ruh
sizin hali hazırda gidişleriniz
giderken dönüp bakmayışınız
bakıp da görmeyişiniz beni

iskele han kat:2 kadıköy
istanbul/ türkiye/ dünya

ötesi var mıydı sekizinci kattan atlamanın
‘bağışla sevgilim üzdüysem seni
bak aylardan nisan, ayın on altısı
kar yağıyor inanılır gibi değil
hem aşağı inip alacağım seni
özenle kazıyacağım bedenini kaldırımdan
hadi sevgilim üzme beni
bırak öldüreyim seni bu karlı gecede
ikimiz için de iyiye işaret bu
hadi direnme’

sustum
susmak kadar güzel değildi konuşmak
nedense sevdim kahverengiyi
gride olmayan bir şey vardı

belki hiçbir renkte yoktu kahverengideki hüzün

oysa daha dün yüzümü tarif ediyordu bir adam
tanıdık geliyordu bu tarif bir yerden
derken yüzüm düştü
bin parça oldu yüzümden düşen
seni anlatacaktım olmadı
kapandı bir yara önceki gece
kabuk koptu
sen güldün
nedense
ılık bir şerbete benziyordu gülüşün

yağmur yağıyor
bunu sana anlatmalıyım
yeni bir tanım getirmeliyim her sözcüğün varlığına
nesnelerle kardeş olmalıyım
anladım sonunda
bırakmalıyım istediği gibi döksün içini musluk
kapı istediğini alsın içeri
istediğine evde olmasın

zavallı balkon üşümüyor mu yaz kış
onu da almalıyım odaya
suyu yıkamalıyım
evet yıkamalıyım suyu
yıkamalıyım mutlaka

‘biraz sessizlik sana iyi gelecek
bir yerlere mi gitsen
dönmesen mi hâttâ’

nasıl? olur, tabii… nasıl istersen…
bak nasıl uysal oluyorum bazen

“ama birtanem
tabi ki mektuplar yazacağım sana gittiğim yerden
mesela diyarbakır’ı anlatacağım dar sokaklarını
yıkık surların önünde ayakta duruşumu
sonra mardin, urfa gidebilirsem van’ı
ve belki ağrı’ya kadar
tabi seni anlatacağım tanıştığım insanlara
istanbul’un içinde başka bir istanbul var diyeceğim”

ah evet
şiiri unutmam giderken
ışıklarını da söndürürüm kalbimin

dönebilirsem gelirim
ama geç kalırsam
bekleme

yeri doldurulmaz hiçbir şeyimiz kalmadı artık

Derya Önder
Kaynak: http://www.deryaonder.com/
muhtelif_huzunler_gecidi muhtelif hüzünler geçidi

Lâmia Hanım

Kendsine “Cehennemim ve cennetim” diye fısıldayan araf yazgılısını “Dante’m benim” diye avutmayı bilen Lâmia Hanım en önemlisi Meriç’in her halinin farkındadır. Evli, çocuklu, görmez olduğunun. Her haliyle kabul eder onu. Yokuşlara sürmeden, kendisi için bir seçim yapmaya zorlamadan, bir şeyleri terk etmeye, yok saymaya, reddetmeye mecbur bırakmadan. Çünkü Lâmia Hanım bilir ki bazı seçimlerin sonu yoktur. Bazı seçimlerdense seçmemek evlâdır. Meriç’in böyle bir seçimden salimen çıkamayacağını, bölüneceğini ve böyle bir bölmeden geriye de sadece sıfır kalacağını bilir. Bir bakıma trajedi-kıran kadındır Lâmia Hanım.

Nazan Bekiroğlu / yol hali

lamia+hanim Lâmia Hanım

Eğer

Eğer benim şiirimden
Gülü çıkarırlarsa
Yılımın bir mevsimi ölür,
Eğer şiirimden sevgiyi çıkarırlarsa
İki mevsimim ölür,
Eğer Ekmeği çıkarırlarsa
Üç mevsimim ölür,
Eğer Özgürlüğü çıkarırlarsa
Bütün yılım ölür, bende ölürüm …

Şerko Bekes

serko+bekes Eğer

Birlikte

Bir akşam
bir kör bir sağır ve bir dilsiz
birkaç saat için
bir bağda kürsülerde
doğru ve yalın
fakat kahkahayla
Oturmuşlardı.
Kör sağır olanın gözüyle görüyordu
Sağır dilsizin kulaklarıyla işitiyordu
Dilsiz onların ağız ve dudaklarından anlıyordu
Üçü de birlikte ve
Aynı anda gül kokluyorlardı

Şerko Bekes

bir+k%C3%B6r+bir+sa%C4%9F%C4%B1r+ve+bir+dilsiz Birlikte

Fısıltı

Akşamdı.
Boyacı çocuk Mehmet
Şam’da
Büyük Meydan’ın bir köşesinde
yorgun başını büküp
incecik gövdesini hızlı hızlı sallıyordu
elindeki fırçayla beraber.
Akşamın küçük Mehmet’i
kendi kendine fısıldıyordu:
Sen, öğretmen, kolunu indir!
Sen, bezirgan, kolunu indir!
Polis… Casus… Asker… Cellad.
İyi insanlar… piç insanlar
siz, hepiniz
sırayla indirin kollarınızı.
Kimse kalmadı
yalnızca Allah…
İnanıyorum ki
öbür dünyada da
Allah ayakkabılarını boyatmak için
bir Kürdü çağıracak.
Kim
” O Kürt ben değilim!” diyebilir ki
Ah anneciğim!
Sence Allah’ın ayakkabıları kaç numaradır?
Ne kadar da büyüktür Allah’ın ayakları kimbilir!
Para için bütün bunlar ama.
Peki sence Allah ne kadar para verir?

Şêrko Bêkes
Kürtçeden çeviren: Kemal Varol

boyaci+cocuk+serko+bekes Fısıltı