Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası

Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
kızım benim, nazım benim,
gurbetelde sazım benim,
yalazlanmış can tanem,
körpe dalım bir tanem..
Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
seziverdin de sanki
acılandın uykunda,
sızlandın huysuzlandın..
Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
Kolsuz kanatsız kalmış
geceden beri başucundayım..
Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
kabukları koparılmış yaralar gibi
uğulduyor beynimde..
itiraf etmeliyim ki yavrum
çekip gitse de bir bir
ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
içimi dişleyen düşünceler,
senin bir gülücüğün şimdi
yaşamam için bana yeter.
Geceden beri başucundayım..
İşte, sabaha dayandı gün!
Aşsız, işsiz, kuruşsuz
bir ıssız bayırdayım.
Bebeğim, canımın kıvırcığı,
boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
üzüm tanem, nar tanem,
acar yanım, bir tanem..
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
sızım benim, gizim benim,
gurbetelde izim benim;
ateş almış taş altında kalmışız,
gün olur hesabını sorarız elbet.

Nihat Behram

foto%C4%9Fraf Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası

Ona Doğru Koşmak İçin

Sana ufku anlatmak istiyorum

Yüreğini
Avuçlarında bir güvercinin
Yüreğiyle yatıştıran çocuğun
Bileklerinde çözüp
Doldurduğu şeyi
Sana anlatmalıyım…

Binlerce insan dökülmüş duraklara
Asfalttan, yapılardan, seslerden;
Binlerce saattir oradalar
Ve kudurgan bir beyin
Ve kıpırtısız bir yürekle
Düşmanca bir şeyler biriktiriyorlar karşılıklı
Ve herkes birbirine benziyor
Ve herkes yabancı birbirine üstelik.

Sana ufku anlatmak istiyorum…
Yalınayak
Ve aşağılara koşarken çaylarda
Çakıl taşları, çağlayanlar
Ve kayaların oyuklarında köpüren suyun
Düşündürdüğü şeyi
Sana anlatmalıyım…

Sana ufku anlatmak istiyorum…
Bir ağacın kökleri ve dallarıyla
Uzanıp uzanıp vardığı şeyi
Sana anlatmalıyım…
İçinde duvarlar uğulduyor ilişkilerin
İlanlar, rutubet, çıkar…
Ve söz namusun simgesi değil,
Duygular öyle lekelenmiş
İçtenlik öyle hesap işi ki…
Kimin öpüşleri bir papatya kadar temiz
Kim kime kıstırıldığı anda omuz verebilir?
Ya aşk: çarparak başlatan yeni şeyleri
O sevinç
Nerede şimdi?

Yine de güzel bazı duygular
Aşkla kendini onarıyor
Fakat rüzgârlı, yağmurlu ve sabahları
Bir sinir birikintisi olarak karşılamaktan
Bakışları gizlice köreliyor onun da
Ve hatta sağanağı bir nehir gibi
Yabani bir hayvanmış gibi düşünüp
Ürküyor
Ve giderek aciz,
Sinirli, habis insanlar dolduruyor caddeleri;
Oysa şehirden Yabani bir hayvan kadar uzakta nehir
Öpüşüyor uçsuz bucaksız bir çalkantıyla
Ve yüzlerce çocuk tanıyorum
Kaçak bir duygu taşıyan sinemalarda
Ona doğru koşmak için…

Sana ufku anlatmak istiyorum.

Son mavisi gözlerinde kaldı gökyüzünün
Bu şehirde
Anlatmak istediğim

Nihat Behram

Ona+Dogru+Kosmak+%C4%B0cin Ona Doğru Koşmak İçin

Bir Şiirin İzini Sürmek

Ustaca başlamıştık aşka
Bir yanımızda genç ağaçlar
Bir yanımızda alkış kokan elleriyle insanlar
Biraz daha arasaydık
Kendi başına üşüyen o ağustosu da bulurduk

Senin fal kandırmayan avuçların var
Senin kırmızı şaraba alışkın dudakların
Ve kapılardan önce vardığın insanlar
Benimse üşüyen ellerin için sadece cebim

Seni birgün sokak lambaları ürkek toplanınca necatibey’e
Kapı aralığı gözlere sahip insanlar olsa da yanında
Haritalara sığmadığı için unutulan o ırmağa götüreceğim
Seni bir gün ucuz eşyaların satıldığı bir pazarda
Kargaşaya alışık olmayan gözlerinle
Seni bir gün yağmurda yalnız gezinirken
Kısacık saçlarından tutup dudaklarından öpeceğim

Şeker tadında bir hüzün bırakarak gidiyorsun
Çünkü alışkanlıklarına yetecek büyüklükte bir evin
Ve dudaklarında bir başkasının dudak izleri var

Bu şehrin beklenmedik yerlerine trafik lambaları konmuş
Seni aramaya kalkışsam
Kaldırımlar insanlar
Caddeleri arabalar kaplar
Seni ihtiyar ve saati olan adamlara
Ya da bakirelik çılgınlığına tutulmuş kadınlara sorsam
Karanlığı geçince az ötede gördüklerini söyleyeceklerdi
Çünkü onlar sadece büyük kavşakları
Eski sinemaları
Bir de randevularına erken girmeyi bilirler

Çınarlar yapraklarını döküyor dökme isteğinden
Kumrular sokağında sıradan bir kadın aşktan söz ediyor
Sözcükleri eski bir alışkanlık bildiğinden
Omzumda bir el azar azar büyüyor
Ne gitmeleri biliyorum ne kalmaları
Gecede şiirin izini sürüyorum
Artık hüznü ustaca yaşamanın zamanı

Yasin Erol

artik+huznu+ustaca+yasamanin+zamani Bir Şiirin İzini Sürmek

Dünya İstasyonunda Yanlışlıkla İnmiş Keloğlan

İşte benim yazıyla çilem bu: Kadınlar doğruyu söyledi ve yayıncılar aldattılar.

Yazdık, sesimiz askıdadır; harflerimiz kargaların gagalarında. Yazdık dünya değişmedi, namussuzlar okumadılar. Bir iki insan okudu; çok uzun boyluydular, göbeklerinde kaldım. Bir iki garibân kesekağıdından gördüler beni. Hep olmadığım yerde göründüm; yazmadıklarımı yazdım; demediklerimi dedim. Yayıncılar beni çok ucuza sattılar. Arayan kitaplarımı bulamadı. Bulanlar, çarpık dizilmiş, eksik çıkan, ırzına geçilmiş satırları okudular.

Gerçeğin cinleri hep yoluma çıktılar, beni hep çarptılar. Hakikat diye, güzellik diye methettiğim yârimi bir bâdeye oynattılar. Yazının rahmeti cinlerin üstüne olsun.

İlhan Berk bana “yazındaki deliliği yitirme Ahmet Nâim” dedi. Ahmet Nâim yazının gömleğini giyip, ilmiğini boynuna geçirdi.

Şairler yalan söyledi ve yayıncılar beni aldattılar.

Ama ben bu kötü dünyada güle oynaya yaşadım. Elma bahçelerinden erik çaldım, nar çaldım. Bedenimin uduyla vurdum duymaz insanıma nice taksimler geçtim.

Filozoflar beni kavramlara kattılar, yayıncılar aldattılar.

Fındıklı, Kasım 1998

Ahmet İnam

hakikat+baligi+ahmet+inam Dünya İstasyonunda Yanlışlıkla İnmiş Keloğlan

Melankoli

Yaşananın hakkını teslim etmiş bir gülümsemedir bende melankoli.
Sızıyla gelen, sızıyla ölen bir insanın açtığı çiçektir bende melankoli.
Sevip de diyememenin, deyip de yaşayamamanın, yaşayıp da doyamamanın adıdır bende melankoli.
Melankoli yârimdir. Bana “ölme emi” demiştir. Neden ölmediğimdir bende melankoli.
Sabah gözlerinde bir çağlayanla uçurumlarıma boşalan bir sevgili bakışıdır bende melankoli.
Dokunup da çaresiz yaşamımı sevince dönüştüren mahzun bir ney sesidir bende melankoli.

Ahmet İnam

melankoli Melankoli

Hallaca

Durdum dükkânının sırrıyla önünde
Hallacım
Sevgilim
O kadar girmiş ki içim birbirine
Tift beni.

Ahmet İnam

266999_185094664883180_100001479443849_500996_8115416_o Hallaca

Olmadık Yerde Biten Rakının Ardından Yazılan Şiirdir

İrtifa kaybedip, kazanacağım yerde
Alkolün ve kalabalığın verdiği esenlikle
Gülümseyerek düşündüm seni, kendimi bir şey zannedip
Oradayken sen ve ben buradayken
İp gerip aramıza yanına gelirim zannederken
Hop! dedi dış ses, kalkalım, rakı bitti!
O an hayvan gibi sövdüm Hegel’e ve Heideggere’e
Sikerim ulan dedim tin’i de ontolojiyi de
Bana ne ulan, bana ne, bana ne, niye?
Niye oradasın sen, neden ben buradayım?
Neden burda kuşlar salak, neden bizim denizimiz yok?
Ve bir yığın soru daha, aynı şeyle biten, niye?
Sigaram var, ayakkabım var, rakı bitmiş, sen yoksun
Alsın biri ayakkabılarımı, seni bana yürütsün
Canım yanıyor be işte, insafın hiç mi namı yok?
Ben ağlarım, susarım sonra, kimselere demem bir şey
Sen ağlama, susma da ama, bak buna bağlı her şey..

Ali Lidar

raki+siirleri Olmadık Yerde Biten Rakının Ardından Yazılan Şiirdir

Suna’ya Şiirler

I

Zaten olup olacağı belli:
Her aşktan
–Kütür kütür olsa da her erikten–
Bir kuru çekirdek kalır

II

Külü ezsem de
Gülü ezemem bilmelisin
Erik öpülür ancak
Ve olsa olsa ısırılır

III

Bir zamanlar alevlenmiş
Bir gül cesedi kalsın istemem bu aşktan
Anı, anılar
Bir kül kadar temiz olmalı

IV

Sen mektubundan çıkan yaprak kadar narin
–Benim dudaklarım kadar hırçın–
Çiçek tozları kadar uçucu
Bir ağaç gibi dayanıklısın

V

Kendi ateşimi Sinop’ta yanar buldum
Oynuyordu çevresinde rakkaseler
Ben kendimi
Uzaktan seyreder buldum

VI

Bir rüyayı iki kişi birden görebilir
Bu aşktır Suna
Bir uykusuzluğu iki kişi birden yaşayabilir
Bu ölümsüzlüktür Suna

VII

Ben kendi bahçemdeyim, odamda
Senin ya da ikimizin bahçesinde
Değil!
Ama sen yıldızlarımsın ağaçlarımsın benim

VIII

Geceleri Güneş nereye gider?
Sen
Nereye
Gidiyorsun?

IX

Sevgili Suna
Sen yalan söylesen de
Gönderdiğin papatyalar
Söyleyemez

X

“Kül” yasak bana “ölüm” yasak
Seninle
Ateş, aşk ateşi
Ve ölümsüzlük biraz

XII

Ada diyor ki: Sevgilinin dalgaları
Ellerimde uyusun
Ellerimde uyansın
Konuşmayı bilmesem de

XIII

Sen bağrında
Serin bir göl bırakmasan
Bu ateş serçeler
Nerde dindireceklerdi susuzluklarını

XIV

Evin içinde uçsam
Kapılara duvarlara çarparım…
Ama sen yüreğime, ruhuma
Bir pencere oldun

XV

Üç üzüm Tanrının sunağına
Suna sen bir bağsın çünkü
Tek bir tanesi benim
Ama gerisi bütün insanların

XVI

Buranın serçeleri
Daha büyük geldi bana
Çünkü
Sen ufacıktın
(Bodrum)

XVII

Yüreğimiz yarılmış
Birbirimizin yüreğinde
Ey falcı bizim falımıza
Tanrının fincanında bak

Osman Serhat Erkekli

sunaya+siirler Suna'ya Şiirler

Ağlama Defteri

                                                      Ergin Günçe’ye

Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Ellerindeki ceplerindeki karanlıkta tutuyor,
                                                     bir şeyler için hazır tutuyor

Arkalarından öne, nasıl bakıyor fark ettin mi lunapark’a

Yağmurun en az yağdığı uygun köşeyi seçiyor
Silahı yok, gerekmiyor da
Gözleriyle ateş ediyor, kendisini içeri sokmayan
Lunapark girişindeki biletçiye

Bu çocuk bu hüzünle büyümez fazla
Evlerinin arkasında gölgesiyle konuşurken yakalanıyor babasına

Bir nehirle mi olur.
Bir ağaca bir iple mi,
‘Yüreğinde yarı oyun, yarı tanrı’
Bu çocuk kendini mutlaka bir tenhalıkta kendine vurdurtur!

Ağzında simsiyah bir ah!

Ağlama defterinin arasında kurutur annesi,
Kuş desenli, bez uçurtmasını.

Ali Asker Barut

aglama+defteri Ağlama Defteri

Sandalıma Aldığım Şiirler

ilham yiter ve solar gül;
kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa

Kenan Çağan

Şu kısacık ömrümü
bir şeye benzetecek olsam,
tıpkı o tekne gibi derdim,
sabah limandan geçip giden
ardında hiçbir iz bırakmadan.

Mansy

konup kalkıyor yorgun kanatlı bir serçe
kumsala çekilmiş sandalın çürüyen gölgesine

Nuri Demirci

Dışına atıldım ben hüznün de sevincin de
Bir kıyıya bağlanmış boş bir sandal gibiyim.

Cahit Külebi

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Cahit Zarifoğlu

Kırık bir sandal bulsam girip içine ağlarım
Bütün unutulmuşluklarımı
Tek bir gecede unutup
Kabul eder mi beni
Tahta
Su
Ve karanlık

Ali Lidar


Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi

Didem Madak

üç güvercin kuşu var üstelik su gökleri direkler
adamlar oturmuşlar sandal boyuyorlar
adamlar oturmuşlar bir kırmızı uydurmuşlar
denizin mavisine yangın ateşi

Turgut Uyar

Tüm bu şarkıları senin için yazdım ben
iki mum yaktım, biri kırmızı, diğeri siyah
biri kadın, diğeri erkek
iki sandal ağacının dumanıyla evlendirdim onları

Leonard Cohen

Aşk ateşi ısıtır sanıyorsan
aklından geçmeyen ihtimalle yanılırsın
Cehennem ateşiyle aşk gönlü kavurur belki
ama açık denizde bir sandal gibi
yalnız ve savunmasız kılar bedeni

Babür Pınar

soyumuz geçerlidir biliyorum geçerlidir,
sık sık unutulan soyumuz
geçerlidir
bir kıyıya bir sandal gibi bağlanan.
gelirdi.
malatya’ nın kâhta kasabasından

Turgut Uyar

dün gece bir kadın doğurdu haliç
bir kuş havalandı galata kulesi’nden
minareler göğü deldi
bir sandal intihar etti
izledim dur diyemediğim ölümleri

Derya Önder

Baktım süzülüp geçti açıktan iki sandal.
Bir lahzada bir pancur açılmış gibi yazdan

Yahya Kemal

Büyük bir sandal
-Akıntının içinden çekip-
Rakı kadehimle benim arama bırakacak.

Sait Faik Abasıyanık

Doldurdum kadehleri ey felek!
Şanlı felek! kahbe felek!
Buyur karşılıklı oturalım.
Tüm gelişlere, yollara, gidişlere
sandal olsun unutkanlığımız.

Şafak Temiz

anlamı yok sensiz bir çıngının göğsüne baş yaslamanın
küreksiz bir sandalla uzak denizlere açılmanın

Kemal Bayrakçı

Hepsi yirmişer, otuzar yaşında ihtiyar rüyaları görmüş;
Aşağıda, İstanbul bıçkınlarının söğüştüğü sandallarda.

Sait Faik Abasıyanık

Irmaklarımın altından akan ırmak
Sandal sefalarım Marmara toprakları
Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

Cahit Zarifoğlu

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak.

Can Yücel

Kimsenin ölümü,
Çinli şair Li Po’nun ki kadar güzel olamaz.
Li Po sandaldaydı, yeterince içmişti.
Hava açıktı.
Günaçığı değil de, ayaçığı bir gece.
Li Po, ayın sudaki görüntüsünü bütünüyle kucaklamak istedi.
Bunun için suya sarktı.
Kollarını gepgeniş açarak daha da sarktı.

Cemal Süreya

İpleri kesik artık uçurtmaların
insan yiyen otlar çıkar
göldeki sandalından.

Dilek Değerli

İçimde ıssız balıkların
Çekingen kabarcıklarla
Dolandığı
Mahzun bir akvaryum var.

Sallanan bir sandalım da
Perişan hafif rüzgârda

Ahmet İnam

Şimdi Akdeniz kıyılarındasın
Bütün bir yıl çiçek açan limon ağaçlarının altında
Bir sandalda dostlarınla geziyorsun

Guillaume Apollinaire

Kumsalda, çam tahtasını astarlıyor sandalcı baba
Çocuk büyümüş; yüzmeyi biliyor, denizle oynamasını da
Yüreğim çürümez; gözyaşları işlemez, kurşunlarınız da

Ali Cengizkan

birdenbire batacak olan
düş denizinde yarattığın umut sandalıdır

Nevzat Çelik

Mehtapta sandallar ne hoş manzara
Sahildir yayladır yerin İstanbul

Aşık Veysel

Pansiyon önündeki sandalların kıpırtısı, çiçeklerin çekingen dirimi, günbatımıyla gölgelenmiş alanların rengi kalmış aklımda.İkimizde yalnızdık ve birbirimize ilişmemeye çalışıyorduk adını kimselerin bilmediği o uzak sahil kasabasında.

Murathan Mungan

Bir çocuk bile çeker sandala beni
Bu kadar ağır olmasam

Halim Şefik Güzelson

Sevincim kırık bir sandalla
gidiyor uzaklara

Neşe Yaşın

sandalını sağlam kazığa bağla
aşkın gibi karışıp gitmesin kalabalığa

Tuğrul Tanyol

ben zamanı uyutayım mırıl mırıl
ufkun sandalında deniz tutmuş gibi

Emel İrtem

Ya o, Muallâ’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranın’ı söyletme hikâyesi?

Orhan Veli

mutsuzun biriyim işte.
tek parça kaldı sandalım

Cafer Turaç

“Bir varmış bir yokmuş” derler hani:
Aşkın küçük sandalı
hayat ırmağının akıntısına
kafa tutabilir mi?
Dayanamayıp parçalandı işte sonunda…

Mayakovski

uzadıkça acının boyu
boğulmuş bir sandala döndü dilim

Betül Dünder

Bu sandalı geçen hafta denk getirip
Çalıntıdan düşürdük.
Arkadaşlar ısrar etti,
Biz de, iyi olur, bize uyar diye düşündük.

Yusuf Hayaloğlu

Kuğular mı salmamıştı ardımdan,
Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.

Anna Ahmatova

puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken
hüznüm ardından ağlıyordu

Pelin Onay

Tüm gelişlere, yollara, gidişlere
sandal olsun unutkanlığımız.

Şafak Temiz

Bana ‘benden iyisini bulamazsın’ diyen sevgilim:
Ne gemiler yaktım ben, kıçı kırık bir sandalın lafı mı olur.

Küçük İskender

Bir yanda parçalanmış teknem durur,
Sert tütünüyle gün bir yanda.

Tutunacak bir tekne arar gibiydi

Melih Cevdet Anday

Yüreğim, sürüklenip giden
teknene bindi bineli,
tek bir gün geçmedi
dondurucu dalgalarla
baştan ayağa ıslanmadığım.

Ono Komaçi

Ey, değerbilir dostlarım,
n’olur hor görmeyin beni,
yelkensiz teknelere döndüm
içime çöken acısıyla aşkın.

Arivara Narihira

Tekneler kadar sağlam bağlı değil artık yüreğim
Bir zamanlar adını yazdığım bu kumsallara

İlker Pamukçu

sevgilim ölü tekne
kırık omurgasıyla uzanırdı kumsalda
ben ona korsan masalları anlatırdım

Salih Mercanoğlu

Bir kuş gibi tıpkı, hafif kanatlı
belirdi pupa yelken bir tekne
ve ok gibi uzaklaştı.

Peyo Yavorov

her şey bâtınî! göl
kendi dibindeki batıktan
başka nedir? acılar
derin ve siyah bayraklarını
tekneme çekeli beriydi:

her şey bâtınî! tenim
kendini yurtsuyor birden:
“ben kendimin
………………teknesiyim ben…”

Hilmi Yavuz

dağbaşında tek ağaç
fırtınada bir tekne
uçurtması kopup gitmiş bir çocuk
bakıyorum yalnızca
şaşkın ve umarsız gözlerle arkalarından

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Kumsalda sağlamasını yapan garip tekneyim
Bir denize bakarak ve büyük gemilere

Abdülkadir Budak

Dağ gerindi, asfalt anımsadı uzun bir yol olduğunu
usulca sallandı tekneler, gözlerini açtı orman
bir saklı liman usulca çıktı yeryüzüne

Zerrin Taşpınar

Önde sakin tekneler, fırtına arkasında
Ne dipte ne havada, suyun tam yüzündeyim

Caner Fidaner

denizini yitirmiş bir sevdalıyım ben
gözlerim yalnızlığın hüzün teknesi fırtınalarda
bir yanı zifir kıyılarımın bir yanı zehir
hiç bir limana çıkamam artık

Nuri Can

Oysa şimdi küçük kız, bakışların
Fırtınaya tutulmuş tayfaların
Rüzgar dinse bile, yarılmış, kırık
Tekneleri sulara gömülürken
Umutsuz, çaresiz gözlerine dökülen
Parlak bir yıldızın ışığından farksız.

Gerard de Nerval

Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan
Ve kokular ve ışıklar ülkesinden
Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte
Fildişi, bulut ve kristal
Götür beni ey yüreğimi okşayan umudum

Furuğ Ferruhzad

Dedim ki: garip çiçek, şu tepenin üstünden
Bulutların, yosunun ve teknenin gittiği
Uçsuz bucaksızlığa yolcu olmalıydın sen.

Victor Hugo

Kıvrılıp giden dalgın bir yol, yolda eski bir taş,
Limanda bağlı bir tekne, yosunlu bir halat gibi durdum.

Birhan Keskin

Tekne şizofren öyle mi, kayalara yöneliyor
İlk celsede berrat ettiriliyor deniz

Abdülkadir Budak

Aşkın acılığı dolmuş içime, sarhoşum;
Yarılsın artık bu tekne, alsın beni deniz.

Arthur Rimbaud

O güzel iklimlere sürükler beni kokun
Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu
Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun

Charles Baudelaire

kaçınılmazdım
omurgası su alan teknede
durmadan daha derine

Tuğrul Asi Balkar

Aykırı sularda bungun
Bir çürük tekne gibi
Rüzgarını özlüyorum.

Şükrü Erbaş

Geceleyin tek başına,
gözyaşından bir döşekte;
sanki ıssız bir deryada,
terk edilmiş bir tekne.

?

Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; “Yürümek,
Nasibin işte bu! Hala gözün kenarda… Yürü!”
Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?

Tevfik Fikret

Bir sallayan yoksa, inilir salıncaktan
Gökyüzü mavi yırtık, deniz yamalı bulut
Bir güzel boğul tekne!..
Alabora olmadan

Hülya Deniz Ünal

batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde
asılmış tüm yolcularım. celal’im! sinan’ım!
bu deniz nereye gider, bir biz kaldık
ve yağmur tüm kapıları siler.

Tuğrul Tanyol

bir akşam vakti,
tekneye gene yaklaşıp sorduklarında,
isteyecek hiçbir şeyim yoktu.
bir denizkızı istedim.
gittiler ve bir daha görünmediler.”

Akgün Akova

ha geldi
ha gelecek beklediğim gemi:
ya bir yolcum var
ya binip ben gideceğim.

Bilgin Adalı

kırık bir tekneyim çılgın sularda içimde kırık bir dal
artık kırklara karışır giderim anne

Sıtkı Caney

Kabarıp duruyor içimde, kabarıp duran bir okyanus
yurdumu arıyorum batık bir tekne değilim
yurdumu arıyorum kızgın küller ortasında

Ahmet Telli

Teknenin su aldığını herkes biliyor
Herkes biliyor, kaptan yalan söyledi

Leonard Cohen

gerdik ya ölü yüzlerimizi rüzgârın sesine, sevdamıza savrulan
küller kadar ıslak gözlerimizi kurutmak için; dökük tekneler gibi

Kaan İnce

ıssız teknelerle kıyılarıma koşardım hemen,
bakardım (bakmak uzanmaktır);
atlaslar yırtılırdı düşümün bir ucunda,
bir ucunda ben;

Hasan Ali Toptaş

Git. En fazla hırçın kayalarda parçalanır teknen,
kalbimdeki fener söner. Ah şairdir bütün fenerciler.

Peşinen kayalara oturacak biliyorsun teknen gitsen,
gitmesen ölü bir balık olarak kıyıya vuracaksın.

İbrahim Baştuğ


Bir kayığa biner geceleri
Sığlıkta o kadın tek başına
Dua biçiminde inceltir korkuyu
Sunar içtenliksiz, tanrısına

Sunay Akın
Kalbimin yetim kayığı
Geçmeye çalışıyor oynak, dalgalı
Zaman deryasını

Ping Hsin



‘Olay kapandı’ derler ya
işte bu da öyle,
Aşkın kayığı
günlük yaşama çarptı.
Ödeştim yaşamla.

Vladimir Mayakovski


Uysallaşmışsın sen de.
Geriye dönen yol unutulmuş,
Kaybolmuş gözden.
Boş bir kayığa dönüyorum,
Senin gibi, sularda sürüklenen.

Tu Fu



Seviyorum onu…
Tohumun ışığı sevdiği gibi
Tarlanın rüzgarı sevdiği gibi
Kayığın dalgayı sevdiği gibi
Kuşun yüksekleri sevdiği gibi
Seviyorum onu…

Furuğ Ferruhzad

Adaya sığınmış rüzgâr gibiyim
gökte tütüyor kayığım
bu sefer ruhuna çek beni
anne, içine değil!

Haydar Ergülen


Ay ışığında şarkı söylüyorum, ve sürüyorum resimli bir kayığı
İnanarak esen rüzgârın beni tekrar evime uçuracağına.

Yu Hsuan Chi


sen kimin kayığıyla vardın karşıya
ben kime kaldım,
bilmedik.

Kemal Varol


bizi karşıya geçir, söz dolu
kayığını çağırdın geldik, haz dolu
bahçeni dağıttın geldik, göç dolu
dilini aldattın geldik, iz dolu
rüyalarında beyazların gözü var

Haydar Ergülen

Eğer sularını köpürtüp delirtiyorsa kayığım
Ben yokum kayığım yok…

R.Tagore


Keşke,
Ah, keşke
Bir kayığım olsaydı
Ve her akşam
gözlerinin mavi limanına doğru
yelkenlerim savrulsaydı…

Nizar Kabbani


Olur da yanlış anlarsan söylediklerimi
Çok özür dilerim
Bakma marifetmiş gibi anlattığıma
İcap ederse susup tek kelime etmeden
İçimden geçenleri buluttan bir kayıkla yollayıp sana
Beklerim..

Ali Lidar


“gerçeğine geri dön” diyor kadın,
sesinde kayıp bir kayık yalpalıyor.
“geç kaldın şiire, hayata geç başladın.
bu yüzden bir ihtiyar gibi yazıyorsun
imgeleri, yaşamadığın günleri özleyerek.

Murathan Çarboğa

İçimin denizinde bir kayık yüzüyor bir de küskün kır çiçeği.


Engin Turgut

bir şiir kazırım kayalara
koyveririm
dalgalansın bağlanmamış bir
kayık gibi dünya.

Han Şan

Taş sırrını unuttu
Ada hapsindeyiz, kayık gitti
Issız kaldım suyun gövdesinde

Gonca Özmen


Hani o masal dünyası yalılar,
Hani o kayıklar ki kızca beyaz,
Hani o kadınlar ki sevdalılar,
renk renk şemsiyeler altında bin naz?

Ahmet Muhip Dranas


deniz feneri olsaydım
gecede, fırtınada
ışıktım balıklara,
vapurlara, kayıklara..
ne yazık ki ben kendim
batmak üzere olan bir gemiyim!..

Wolfgang Borchert


Yalvarıyorum sana, geceleri kayıklarda konuşulan
o birbirine karışmış güzel diller adına.

Henrik Nordbrandt

varsın patlasın fırtına
yansın gün de gece de
ıssızlık tünesin damımda
olsun,
ben yine sarılır ve yatarım öksüz bir kayıkla


Akide Ufuk Türkelli

şimdi herkes buruk gibi
gidiyorlar ırmakta sarsılan bir kayık gibi

Tuğrul Asi Balkar


vardın, oldun, kayboldun
şimdi ortasındasın
ne kayık göle dahildir artık
ne kuş gökyüzünde seferi
yangının içi şehir
yol senin içindedir

Haydar Ergülen


Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de

Birhan Keskin


Deniz dökme altın,
salıvereceğim sulara gördüğüm düşü
ışıyan bir kayıkla. Bir pırlanta
gömeceğim çakıllara, pırıl pırıl.


Konstantinos Karyotakis

– Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…
Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!

Tevfik Fikret

İçinde bir kaçakçı yaşar senin,
Kayıkla dolaşır göllerinde,
Beynine tabanca ve şiir satar,
O kaçakçının bakışını sakın unutma.

Ülkü Tamer


Her satırı
Mendireğe dizili karabataklara benzeyen
Bir mektup bırakarak
balıkçı koyundan
sisler icinde uzaklaşan kayık gibi
bir sabah usulca ayrıldın
koynumdan
Sunay Akın


Sana bakmak gölde kayık olmaktı


Abdülkadir Budak

Gûş etmiş idi o sergüzeşti
Âteş yemi üzre mum keştî

Mumdan gemiler edip hüveydâ
Kılmış nice dîv o bahri me’vâ

Tâbût idi san o keştî-i mûm
Olmazdı mezârı liyk ma’lûm

Ol fülk u o nâr-ı pür felâket
Hep şem’-i mezârdan ibâret

Şeyh Galip


5730880-lg Sandalıma Aldığım Şiirler