Şiir Banarım Yarama

sokulursun
gün batımında kızıllığın
sularda/ gök yangın/
tüner gözbebeklerime
sıyrılır kınından yürek
aşklar büyütür
düşlerimi emzirerek

bükülürsün
tavında demir/ akkor/
alevleri yalar dilim
tomurcuklanır yıldızlar
ay ışığı delice sarmaşır suyla
dokundukça çoğalır/ kırılır tılsım/
yatağını bulur
gece mavisi bir nehir

yok olursun
yaprağını dökerken gece
devinir bir sözcüğün rahibe inadında
bulamam sesini
sesimin yanında
şiir banarım yarama

Emre Gümüşdoğan

siir+banar%C4%B1m+yarama Şiir Banarım Yarama

Gece, Aşk ve Şiir

I

geceye yazılmış nöbetim
dönüşü yağmurlara ayarlı
özlemler biriktiriyorum
düşler de sonlanacak
madenci lambası gibi
öylesine gökte ay
kanamalı hasta gece
kesin sabaha çıkmayacak

II

kuş seslerinin içinden geçiyor
kamburu önünde bir bahar
duruşu çağla erik aşkın
belli ki çok can yakacak
taş kolyeler yaptım boynuma
hüznün yedi renginden
büyürken şarkıların alevinde
gölgeleri çokgen aşk

III

sadık metresim şiirle
sevişiriz yerli yersiz
parmakları çan çiçeği
çocuklarımız doğacak
aynalarda sürse de hükmüm
gel zaman git zaman
yüzümde buruştu zaman
bu yazgıyı kim bozacak

Emre Gümüşdoğan

gece+ask+ve+siir Gece, Aşk ve Şiir

Rüya Suresi

‘… onlar ki
kaskatı bir rüyadan
kaskatı kaslarla uyanacaklar…’

hayra yorulmayan rüyadan
ermek istemezdi sabaha
ölümden yaşlı çocuk-
seksek oynarken hücresinde
aksak tanrı

‘…ki herkes
tutsak / anı yaşar
ve zamanı yadsır rüya…’

bir çocuğun yüzüne
isa’yı çizmiş, çizen…
meryem yüzlü meryem’in
-teni çiğdem, teri çiğdem-
kuzusunu, kurt önü…

‘…yaratılan masaldı
göksel atık
çakıl dünya …’

nefesime nefesi
değdiğinde ikonda
kendim bile kendime
kutlu suyu sunardım!

tırnağını yiyordu şeytan
aynasında kan ve kına…

‘…ve rüya dedi ki onlara:
sizler evcil vahşetsiniz…’

düşerken gece,
aramice bir türkü
suladı çiçekleri:
uyandım!

sesim bana yankı…

“Elî, Elî, lema şevaktani?” *

(*) İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki Aramice son sözleri. “Tanrım Tanrım beni neden terk ettin.”

Lâhit kaapağı ayetleri

Emre Gümüşdoğan

ruya+suresi Rüya Suresi

Şuara Suresi

‘… ki onlar sesimi duydular…
yüreklerinden perdeyi kaldırdım…’

‘…zaman tanımadım onlara
kendilerini sevemediler…’

‘… ki onlar bir ırmağın
çöl-yaşam vahasında
varı yoka derdiler…’

‘… ki onlar sesi
ışık diye bildiler…
ve onlar konuşunca ben sustum…’

‘ …ve yalnızlığı saldım üstlerine
sustular… ateşi saldım, sustular;
aşkı saldım…
ve onlar
konuştular!…’

‘… ki onları
kendi içlerindeki kuyuya attım
sesi merdiven yaptılar…’

‘… ve karanlık ve zaman
onlar sustuğunda başlayacak;
… ve and’ım ki, onlar
benim birer parçamdılar…’

‘… ki tüm ayetlerimi onlar yazdılar…’

‘…de ki onlara,
şuaraya
sebil kılındı söz…’

Emre Gümüşdoğan

emre+gumusdogan Şuara Suresi

Aşk Suresi 1

Lâhit Kapağı Ayetleri

“… onlar ki
çölde remil attılar aşka
ve içini göstermeyen
gözlerle baktılar…”

durmadı yağmur gece boyu
bulutlara gizlendi ay
kapkaranlık kentin lâğım suları
kıyılarıma vurdu aynı ritimle;
bitek rüzgarlar ekti toprağıma
sessiz konuşan bir çift dudak…

“… ve onlar gece boyu
ten teneşirinde
ölü bedenlerini yıkadılar…
… ki onlar mahçuptular
mahrem yerleriy’çün…”

sınırımın başlayıp bittiği yerde
resmi tarihe benziyordu
insan yüzleri ve bavullarında
naftalinli bir yaz taşıyorlardı
buzul çağından kalma; sesleri
cıva buharı yüklüydü

“… ve onlar
küçük dünyalarına büyük
yalnızlık sığdırdılar… “

Emre Gümüşdoğan

ask+suresi Aşk Suresi 1

Anlat Bana

rüzgarın dilinde saklı olanı söyle
ağaçların ve yıldızların çoğul yalnızlığını
bekaretini şah damarında saklayan
düşleri yaprak yoksulu kızın
uçuruma düşen polen duruşunu anlat
nefesi yetmez bir ağaçtan ötekine

– ki yüreğinin her parçası
bir yıldıza dağılır geceleri
yüzü ayın karanlık yanıdır –

atmaca bulutu anlat
bereketli yağmur serinliğini
okyanusu köpüğü sonsuz tuzu
iç içe kırılan dalgadan söz et
iki sevişme arası sigara içimi
yaşamın anahtar sözcüğünü fısılda

– ki yanılgı
silinsin reçetemden
sevdama güneş değsin –

ipsiz tespihe benzeyen günler
doldurur kum saatimi tay hızı zaman
acıyla biçimlenen bilinçlenen yüreğim
aşı tutmadı iklimi sert poyrazı asi
anlat ki el değmedik umuda tutunsun
tanıdık eşya gibi baktığım elim

– umut ki çocuk eli
devşirilmiş sıcak
dilimin deli cesareti –

çiğne ve tükür kem sözü
aşktan / şiirden yalın söz üret
o dilden anlarım o anlatır beni
masalda kanar çocuk yanım
güzel ve hüzünlü öyküler anlat
kıtalar ötesinden kurgula düşlerimi

– ki sersemlemiş lodos
toy ve ivecen
liseli çocuk heyecanım –

gözümüzde çakan şimşek suskunluğunda
anlat toprağımda kaygı yeşermeden
anlat ki kökü kurusun çelişkimin
açılsın korkumun pastel rengi
dağılsın bir ömür izimi süren
soluk soluğa hüzün

– ki hüzün munis kedi
koynumda uyur
yokluğunda –

Emre Gümüşdoğan

anlat+bana Anlat Bana


Öp Beni Konuşturma

gelişin yorgun bir kuşun
uzun yoldan dönüşü
ayrılık ve kavuşma üzerine
ışığın dansı gölge oyunu
iki meme arası
ben uykusu

-dilim tuz kesiği
adım tekil şahıs-

kollarıma sar
büyüt çocukluğunu
değil mi her kadın saçı-
örgülü okul bahçesi biraz-
da rüzgarın soldurduğu
gül kokusu

-masallara kanmadan
sözcükten kes dilimi-

mum bitiyor tütsü de…
sabahın yanağı penceremde
saçlarını terime yatır
kavsime yasla gövdeni
bir şeylere zorla beni
içimde soyundu su

-kaçık dudağımın damarı
öp beni konuşturma-

Emre Gümüşdoğan

op+beni Öp Beni Konuşturma

kavşak

aşktan sonra da yaşayacağım, kaçınılmaz
açık bir hesap, denkleşmemiş… içimdeki
çanı çalacak zangoç, her saat başı!
sayılı günlere bölecek beni yeniden
masallar üreten çocuk yanım.

zehir biriktirecek akrep, kav atacak yılan!
gözleri sabah, kumrular konacak balkon demirime.
ha bir eksik ha bir fazla, değişen bir şey yok
sokaklar aynı sokak; evler eski evlerim!
yalanlar incitecek şarkıların yüzünü…

yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen
parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak: bana
ait olmayan bir iz, bir mevsim adı belki de;

geçmişten bir slogan, bir düş, aynada…
en çok da unuttuğum sözcükleri, eksileceğim…

dilimin altında bir hap gibi duran adın,
böbrek sancımla uyandığım geceleri aniden!
o kuyu! ağrı biriktirdiğim sabırlı sarnıç…
ilk nefesimde sigaramın iliğimi emmesi,
kavşakta yönsüz bir tabela gibi kaldığım!..

“alt tarafı aşk!” diyecekler, inanmadan;
beni bir tek zeytin ağacı anlayacak!


Emre Gümüşdoğan

alt+tarafi+ask kavşak


Boşluğa İnen Ayet

herkes bozuk saat gibi kendini
taşıyor kesik bileğinde
tül ve siyah, ruh ve suret ve tuz…

bundandır yazının büyük günahı
sözün kendini vurrnası bundan
çünkü hayatta her söz daha az söz
her vazgeçiş daha az sancılı bundan
ilk böyle yazıldı: “dağıl kavmim ey”

elimden tut beni yalnızlıklara götür,
ölmek ne can sıkıcı ömrüm ey
ilk ölüm, eski ölüm; töresiz ölüm

ayet gibi, karanlıkta, sessizce,
ölüm yüzüme indi ve gördüm
iyilik olsun diye sustum ve öldüm.

Tozan Alkan

bosluga+inen+ayet Boşluğa İnen Ayet

Arzu Birahanesi

Bazı sular üzerinden köprüler geçmek ister
bazı aşklar üzerinden sular geçmek ister
köprü geçen suların üzerinden baka baka
hülyalı gözlerle bir devrime baka baka
büyür bazı çocuklar, deniz olmak ister
deniz olmak upuzun akmayı gerektirir
sevişmek bir direnme biçimidir ölüme
sevişmeler upuzun akmayı gerektirir

bazı şiirlerin bazı yaşları beklediği gibi
bazı gerçeklerin bazı yalanları beklediği gibi
eksik sözler söylenilmeden kalmak
fazla kalmalar gitmekten sayılmak ister
insan yaşlandıkça ikiye, üçe bölünür
dörde.. beşe… bölündükçe bölünmek ister
hatıralardan silinmek ister bazı şeyler
bir akşam vakti Arzu Birahanesi’nde

Tozan Alkan

baz%C4%B1+%C5%9Fiirlerin+baz%C4%B1+ya%C5%9Flar%C4%B1+bekledi%C4%9Fi+gibi Arzu Birahanesi