Aşk Suresi 1

Lâhit Kapağı Ayetleri

“… onlar ki
çölde remil attılar aşka
ve içini göstermeyen
gözlerle baktılar…”

durmadı yağmur gece boyu
bulutlara gizlendi ay
kapkaranlık kentin lâğım suları
kıyılarıma vurdu aynı ritimle;
bitek rüzgarlar ekti toprağıma
sessiz konuşan bir çift dudak…

“… ve onlar gece boyu
ten teneşirinde
ölü bedenlerini yıkadılar…
… ki onlar mahçuptular
mahrem yerleriy’çün…”

sınırımın başlayıp bittiği yerde
resmi tarihe benziyordu
insan yüzleri ve bavullarında
naftalinli bir yaz taşıyorlardı
buzul çağından kalma; sesleri
cıva buharı yüklüydü

“… ve onlar
küçük dünyalarına büyük
yalnızlık sığdırdılar… “

Emre Gümüşdoğan

ask+suresi Aşk Suresi 1

Anlat Bana

rüzgarın dilinde saklı olanı söyle
ağaçların ve yıldızların çoğul yalnızlığını
bekaretini şah damarında saklayan
düşleri yaprak yoksulu kızın
uçuruma düşen polen duruşunu anlat
nefesi yetmez bir ağaçtan ötekine

– ki yüreğinin her parçası
bir yıldıza dağılır geceleri
yüzü ayın karanlık yanıdır –

atmaca bulutu anlat
bereketli yağmur serinliğini
okyanusu köpüğü sonsuz tuzu
iç içe kırılan dalgadan söz et
iki sevişme arası sigara içimi
yaşamın anahtar sözcüğünü fısılda

– ki yanılgı
silinsin reçetemden
sevdama güneş değsin –

ipsiz tespihe benzeyen günler
doldurur kum saatimi tay hızı zaman
acıyla biçimlenen bilinçlenen yüreğim
aşı tutmadı iklimi sert poyrazı asi
anlat ki el değmedik umuda tutunsun
tanıdık eşya gibi baktığım elim

– umut ki çocuk eli
devşirilmiş sıcak
dilimin deli cesareti –

çiğne ve tükür kem sözü
aşktan / şiirden yalın söz üret
o dilden anlarım o anlatır beni
masalda kanar çocuk yanım
güzel ve hüzünlü öyküler anlat
kıtalar ötesinden kurgula düşlerimi

– ki sersemlemiş lodos
toy ve ivecen
liseli çocuk heyecanım –

gözümüzde çakan şimşek suskunluğunda
anlat toprağımda kaygı yeşermeden
anlat ki kökü kurusun çelişkimin
açılsın korkumun pastel rengi
dağılsın bir ömür izimi süren
soluk soluğa hüzün

– ki hüzün munis kedi
koynumda uyur
yokluğunda –

Emre Gümüşdoğan

anlat+bana Anlat Bana


Öp Beni Konuşturma

gelişin yorgun bir kuşun
uzun yoldan dönüşü
ayrılık ve kavuşma üzerine
ışığın dansı gölge oyunu
iki meme arası
ben uykusu

-dilim tuz kesiği
adım tekil şahıs-

kollarıma sar
büyüt çocukluğunu
değil mi her kadın saçı-
örgülü okul bahçesi biraz-
da rüzgarın soldurduğu
gül kokusu

-masallara kanmadan
sözcükten kes dilimi-

mum bitiyor tütsü de…
sabahın yanağı penceremde
saçlarını terime yatır
kavsime yasla gövdeni
bir şeylere zorla beni
içimde soyundu su

-kaçık dudağımın damarı
öp beni konuşturma-

Emre Gümüşdoğan

op+beni Öp Beni Konuşturma

kavşak

aşktan sonra da yaşayacağım, kaçınılmaz
açık bir hesap, denkleşmemiş… içimdeki
çanı çalacak zangoç, her saat başı!
sayılı günlere bölecek beni yeniden
masallar üreten çocuk yanım.

zehir biriktirecek akrep, kav atacak yılan!
gözleri sabah, kumrular konacak balkon demirime.
ha bir eksik ha bir fazla, değişen bir şey yok
sokaklar aynı sokak; evler eski evlerim!
yalanlar incitecek şarkıların yüzünü…

yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen
parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak: bana
ait olmayan bir iz, bir mevsim adı belki de;

geçmişten bir slogan, bir düş, aynada…
en çok da unuttuğum sözcükleri, eksileceğim…

dilimin altında bir hap gibi duran adın,
böbrek sancımla uyandığım geceleri aniden!
o kuyu! ağrı biriktirdiğim sabırlı sarnıç…
ilk nefesimde sigaramın iliğimi emmesi,
kavşakta yönsüz bir tabela gibi kaldığım!..

“alt tarafı aşk!” diyecekler, inanmadan;
beni bir tek zeytin ağacı anlayacak!


Emre Gümüşdoğan

alt+tarafi+ask kavşak


Boşluğa İnen Ayet

herkes bozuk saat gibi kendini
taşıyor kesik bileğinde
tül ve siyah, ruh ve suret ve tuz…

bundandır yazının büyük günahı
sözün kendini vurrnası bundan
çünkü hayatta her söz daha az söz
her vazgeçiş daha az sancılı bundan
ilk böyle yazıldı: “dağıl kavmim ey”

elimden tut beni yalnızlıklara götür,
ölmek ne can sıkıcı ömrüm ey
ilk ölüm, eski ölüm; töresiz ölüm

ayet gibi, karanlıkta, sessizce,
ölüm yüzüme indi ve gördüm
iyilik olsun diye sustum ve öldüm.

Tozan Alkan

bosluga+inen+ayet Boşluğa İnen Ayet

Arzu Birahanesi

Bazı sular üzerinden köprüler geçmek ister
bazı aşklar üzerinden sular geçmek ister
köprü geçen suların üzerinden baka baka
hülyalı gözlerle bir devrime baka baka
büyür bazı çocuklar, deniz olmak ister
deniz olmak upuzun akmayı gerektirir
sevişmek bir direnme biçimidir ölüme
sevişmeler upuzun akmayı gerektirir

bazı şiirlerin bazı yaşları beklediği gibi
bazı gerçeklerin bazı yalanları beklediği gibi
eksik sözler söylenilmeden kalmak
fazla kalmalar gitmekten sayılmak ister
insan yaşlandıkça ikiye, üçe bölünür
dörde.. beşe… bölündükçe bölünmek ister
hatıralardan silinmek ister bazı şeyler
bir akşam vakti Arzu Birahanesi’nde

Tozan Alkan

baz%C4%B1+%C5%9Fiirlerin+baz%C4%B1+ya%C5%9Flar%C4%B1+bekledi%C4%9Fi+gibi Arzu Birahanesi

Yelek

sonunda dikildi yeleğim
arkası astarlık kumaş
önü balıksırtı, sıçan ölüsü

giyindim
ucu zincirli zamanı koydum cebine
kuruldum hayata
bir armağan oldum

görsün diye
önünden geçtim babamın
yolu sordum, bahane işte
çok eski bir resmine bakar gibi baktı bana
dudağında ağlamayı andıran bir gülümseme

dağılan bir sinemanın arka kapısındaydı
üç sarı yirmibeş kuruş
ve kesilmiş bir bilet vardı avcunda
çıplaktı
yeleğiyle yer ayırmıştı içerde bana

upuzun, tenha bir iskelede, yan yana
aradık birbirimizi
o parmaklarıyla oynadı
ben, onun dudaklarıyla içtim sigaramı

omzuma attığı elinden belli
yaşıt olacağız birkaç yıl sonra

Nuri Demirci

nuri+demirci+yelek Yelek


İkinciteşrin

: 23 00
: kapanış

ve sular sulardan ayrıldı

kullanmadığım bir denizde ne kadar ağırım
hayatı dalgın bir yosun gibi selamlıyorum

rengi atmış evinizin kıyıya bakan penceresinde
uzun bir iskele
ve demir almaya hazır gemi resimleri
saçlarını ortadan ayırmış kızın çaldığı mandolin
ikiye bölüyor sizi
konup kalkıyor yorgun kanatlı bir serçe
kumsala çekilmiş sandalın çürüyen gölgesine

umutluyum, kesilmiş bir ağaç kadar
belki mandolin, belki sandal
belki resimler için çerçeve
sahile vurmuş yara izlerini topluyorum

sürüklenmiş ömrünüzün gece haline
kül rengi armağanım olsun;
ayın sesini açıyorum

Nuri Demirci

ikincitesrin İkinciteşrin

İstiridye ve İnci

ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu

aldatıcıydı akıntısı suların
kayaların dibindeki midye kocaman duruyordu

bir kum tanesinin soluğu yeter mi denizlere
ömrüm kendisine yaldızlı bir kabuk arıyordu

saklandım bir istiridyenin pembe gizemlerine
sürüklenip geri geldim sedeflerle örttüm kumu

yakalandım ağlara, zaman ele verdi beni
hüznümün beyazı satılıyordu

söz dilde gizli, inci konuşmaz
acemi sarraf kör bıçakla sedefi tenimden kaldırıyordu

küçük diyor, değersiz kılıyor bedenimi
kahırlı sabır, yangın sınırında kav bekliyordu

kum tanesinin inciye dönüşmesi son perde
yaşam her nesneye ayrı zamanda giysiler biçiyordu

ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu

Arife Kalender
arife+kalender İstiridye ve İnci

Kutsal Kalabalık

İnkâr ve kabul, gece ve gökyüzü, imkân ve acı
Büyük cezaymışsın özgürlük, öğrendim sonunda.

Beni bir gölge doğurdu sudan ağaçtan rüzgârdan eksik
Gittim ki benden yapılmış boşluktu her yer.

Geniş zamanlı sözler söyledim inanıp güzelliğe
Eyvah ki kalbin minesi akşamla soldu.

Bir eksikmiş suların gittiği, ne kadar akarsa
Herkes ne çok severmiş seni mutsuzluk.

Oturdum kirpiklerden ayetler indirdim aşka
Ey aralık kapıların Tanrısı, dünya senin nen olur.

Uzun çarşılarda bulanık adamlar, sevmesem de
Gelip ağzımda harf harf yalnızlık açarlar.

Ey kendine acımaktan yapılmış sevgi
Nerden bulalım seni özgür kılacak geçmişi.

Yaşamak diye gittim kaç kez unuttum zamanı
Önümde bir tabut ardımda bir mezarlık.

Ayna kırıldı. Işık yok. Yalnızlık bitti.
Sen en büyüksün ey kutsal kalabalık!

Ardıç ağaçları… Bana da bir kuş, kaderinizden
Yoksa yapraklarınızdan bir musalla taşı…

Şükrü Erbaş

kirpiklerden+ayetler+indirdim+aska Kutsal Kalabalık