Erir gider kulağımda
O uzak seda
Namesi kalır
Çileden çıkar hatırladıkça
Bir uzun veda
Esamesi kalır
2006 Haziran’ı başladı – 2007 Haziran’ı bitti.
Şub 23
Şub 23
AŞK İÇİN PRELÜD -1-
İstasyon önünde bir top ağaç
ağacın
gölgesinde
ben
ve uzanıp giden
sapsarı bir tül
bozkır
ve bir türkü
“daha senden gayrı aşık mı yoktur
nedir bu telaşın vay deli gönül”
ve bir tren
ne bir düdük çalar
ne el eder
kar yüklü yağmur yüklü
kalbim gibi
keder yüklü
bir tren
durmaksızın geçer
o böyle bir akşam böyle bir trene
bineceğini düşler
ben
böyle bir akşam böyle bir trenden
ineceğimi
avunuruz.
AŞK İÇİN PRELÜD-2-
sevdalar vardır
derin kuyularda
eski sarnıçlarda
yaşar
gün görmüş
acılar bilmiştir
direnir
kim bilir kaç işgal geçirmiştir
yurdum gibi.
AŞK İÇİN PRELÜD -3-
sen yanıma gelince
yıldızlar
koşuşur karanlığa
güvercinler
ayaklanır
rüzgar rüzgarla konuşur
büyülü bir gülüş olur zaman
savrulur
yanık ekinlerin tınazına.
AŞK İÇİN PRELÜD -4-
sen yanıma gelince
bahar
dallarını kuşanır
zümrütten bir
zümrüdüanka
kanat vurur içime
solar kanla işlenmiş
narçiçeği
kanaviçe
sen yanıma gelince
ve nakkaşlar
yüreğimin nakkaşları
yorulup
uzun bir uykuya dalar
sen yanıma gelince.
AŞK İÇİN PRELÜD-5-
sen yanıma gelince
gelin
gibi bir gelincik
süslenir
sulardan aynalarda
yel değirmenleri
öğütür ne varsa
kederi
ve belki
bir milyon
istiridye avcısı
inciler
çıkarır
sütbeyaz
bir sevdanın
diplerinde.
AŞK İÇİN PRELÜD -6-
ayrılıklar bildim acılar
yaşadım
okudum
tahir ile zühreyi
kerem ile aslıyı
ve ferhat ile şirini
ağlamadım da
senin öykünü duyunca
dayanamadım
kendini zeytin ağacına asan
on iki yaşındaki
kuma.
AŞK İÇİN PRELÜD -7-
süngüler aşkı yasaklayamaz
uzansam tutabilirim ellerini
süngüler
düşleri
yasaklayamaz
bir dahaki duruşmada
giy
gelinliğini
düşlerde olsun
ilk
gecemiz.
Behçet Aysan
Şub 23
kurtarılmış bir kalptir taşıdığın
senin, ne bakırdan bükülmüş
ne de geçirilmiş bir değirmenden
kimselere benzemeyen.
kurtarılmış bir aşk yaşıyorsun
sen, ne paranın kiri sinmiş
üstüne, ne yalan safran gibi
almış rengini onun.
hiçkimse de olmayan bir aşk
alevlerle
sevişen
bir semenderin kalbi gibi.
Behçet Aysan
Şub 23
İlmekler atar
günlerin yatay rüzgarlarına
bir yağmur başlangıcı gibi belirsiz.
Uzakta boşanan bir yayın, açık havada
çınlayan çekiç seslerinin ve bir omuza
yaslanmış ağlayan güzel bir yüzün
parmak uçlarıyla gelir, yaklaşır.
Nedensiz bir kıra çıkma isteği
ya da çok eski bir kitabı yeniden okumak.
Bir kazıya hazırlanır gibi, bir yolculuğa.
Bir tahliye sabahının hüznü tarayan sevinçleriyle
aşar duvarları ve gelir konar
kanatlarıyla yabancı bir kuşun.
Bir uzaklığın habercisidir demir kapılardan
çamurdan, korkulardan, bakan yüzlerinden
küçük çocukların alınlarına
yirmi yıl sonraki ölüm hükmünü
mührüyle şimdiden basan sultanın
kanlı topraklarından.
Bastırır sevgilinin tutkulu gövdesiyle
derin sularına koyu mavi bir akşamın.
Pırıltılı balıkları bilinen sözcüklerin
hızla geçerler henüz hiç bir gezginin
ulaşamadığı kaynağa doğru.
Ve bir kayadan
kırınca bir acının zincirlerini
uçmak ister yeryüzüne
bu ateş yıllarından konuğu.
Henüz yazılmamış olan şiir.
Onat Kutlar
Şub 23
Çamağacına
Duman renkli ve kocaman bir karganın
Kumlu dalgın kanatları ardından
Denizin derinliklerine açılan
Akdeniz güneşinde çürümüş ahşap
Ve kuytu yosunlara çalan teknenin
Reçine kokusuyla tanıdığım
Çamağacına
Bol sisli bir kışın ormanından
Karlı gelin telleri taşıyan
Gümüşten yapraklarla örtülü
Uysal ve uzun boynunu bahçelerin
Ve benim toprağıma eğmiş
Gülümserken bir eşkiya rüzgarın
Söküp uzaklara götürdüğü
Çamağacına
Bir akşamüstü kayboluşu
Penceremin daracık sahnesini
Lacivert ve kadife ve kesin
Birinci perdesiyle kapayan
Günlerimi çok eski bir oyunun
Gözgözü görmeyen karanlığında
Ortaçağ panayır soytarılarının
Küt ve kıvırcık sakallarıyla
Durmadan dekor değiştirdikleri
Öfkeli aralığında bırakan
Çamağacına
Şimdi rüzgar geçiyor penceremden
Gövdemin kuruyan kavalını
Kırmızı türkülerle donatarak
Senin ormanından sayısız ağaç
Ve düslerimde bembeyaz yıkadığım
Teninden coşkun sular geçiyor
Kapılıp sürüklenen ırmağa
Kıyıların danteline alışkın
Ellerim birden ulaşıyor
Çamağacına
Öperken yapraklarını acıyla kısık
Sesli kuşlar bakırlayan yüzünün
Bahçesinde yediğim vişnelerinin
Kabına sığmaz sevinci ve tutku
Yırtarken demirden kuşağını
Ağır bir işçi gibi ölümün
Beni yaşamanın kavgasına
Yarışta bir tay gibi fırlatan
Çamağacına
Seni bir çok daha görmek için
Dallarına basıp yaylandığım
Şiiri katıksız dolambaçsız
Bir önsöz olsun diye yazdığım
Senin adınla karıştırıp
Adını yüreğimin canına
Kazıdığım ve şimdi bir akşamüstü
Penceremden ansızın görünmeyen
Çamağacına
Onat Kutlar
Şub 23
Şub 23
Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.
Benim güzelim,
benim ceylan bakışlım,
benim kafamın ateşi,
yüreğimdeki.
Mümkün mü şu anda rüzgar olmak, kuş olmak,
şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana,
sana tuzlu badem,
kabak çekirdeği.
Şu anda hiçbir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben.
Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.
Hayır, güzelim,
hayır, ceylan bakışlım,
hayır, kafamın ateşi, hayır,
hayır, yüreğimdeki.
Şu anda mümkün en güzel olan tek bir şey vardır:
Yanarak sevmek seni.
A.KADİR
Şub 23
Şub 23