Gözyaşları ve Rüzgâr

1

Bu gözyaşları ne?
Doğudan esen bir rüzgâr ne?
Yakınmalarıyle yüklü
benim yitik insanlarımın
ve yurt özlemiyle boğazlanmış
ve kaskatı
bu rüzgâr ne?

Toprağı ve ufku doyuran
bu sesler ne?
Ovanın umutsuzluğunu döken,
çırılçıplak,
bu sesler ne?
Yüzüme, gözüme,
yüreğime, boğazıma
çiy gibi, kan gibi yayılan,
kölelik kokusunu boşaltan
bu sesler ne?

Bu gözyaşları ne?
Doğudan esen bu rüzgâr ne?

2

Sizi çağırıyorum sizi.
Sıkıyorum ellerinizi.
Kucaklıyorum ayaklarınızın altındaki toprağı
ve diyorum ki:
Yaşamım sizin.
Sunuyorum size
aydınlığını gözlerimin.

Sunuyorum size
sıcaklığını yüreğimin.
Bendeki bu acılar
düşen acılardır
sizin acılarınızdan
benim payıma.

Sizi çağırıyorum sizi.
Sıkıyorum ellerinizi.

Göze almışım yurdum için her şeyi.
Eğilmemişim karşısından hiç kimsenin.
Direnmişim zorbaya karşı,
yetim, yoksul, çıplak ayak,
direnmişim.
Taşımışım kanımı ellerimle.
Düşürmemişim yere bayrağımı.
Bütün otları korumuşum,
mezarlarındaki otları
atalarımın.

Sizi çağırıyorum sizi.
Sıkıyorum ellerinizi.

Tevfik El Zeyyad

tevfil+el+zeyyad Gözyaşları ve Rüzgâr

Yaz Üzüntüsü

Sen ey, o uykulu savaşçı, kumlar üstünde,
Yorgun bir su ısıtıyor güneş saçlarında
Ve bir günlük yakarak düşman yanağında,
Karıştırıyor bir aşk içkisini gözyaşıyla.

Duruk sessizliği ak yalımın, üzüntü içinde
Dedirtti, ey benim ürkek öpüşlerim, sana:
“Tek bir mumya olmayacağız seninle asla
Bu mutlu palmiyeler altında, eski çölde.”

Ama ılık bir nehirdir işte saçların,
Ürküsüz boğmak orda bize tebelleş ruhu
Ve bulmak o Yokluğu senin tanımadığın.

Akan düzgünü tadacağım gözkapağından,
Verebiliyor mu diye ezik yüreğime
Duygusuzluğunu gökyüzünün ve taşların

Stéphane MALLARMÉ

stephane+mallarme Yaz Üzüntüsü

Bir Düşünce Kurcalar Kafamı

Bir düşünce kurcalar kafamı:
Yatakta, başım yumuşak yastıkta mı ölmeli?
Yoksa bir karanfil gibi mi solmalı yavaşça,
gizli bir kurdun içten içe kemirdiği?
Sessiz sedasız eriyip gitmeli mi yoksa
boş bir odaya bırakılmış mum gibi?
İstemem, tanrım, böyle bir ölüm istemem!
Ölmeyi dilerim ben, ölmeyi birdenbire:
Ayakta, yıldırımla parçalanan bir ağaç gibi,
kasırgayla devrilen bir ağaç gibi ölmeyi,
uçuruma yuvarlanan bir kaya gibi,
tepeden tırnağa titrete sarsa yeri göğü.
Uyanacak bir gün kölelikten usanan halklar,
koşacaklar savaş alanına doğru.
Yüzler yalım yalım, bayraklar altında duracaklar.
Dört bir yanda pırıl pırıl şu onurlu parola:
Herkese özgürlük! Her yerde özgürlük, her yerde!
Yayınca halklar bağıra bağıra
bu sözcükleri dört bucağa, doğudan batıya,
ve başlayınca saldırılar zorbalığa karşı,
isterim ölmek en ön sıralarda,
isterim sulasın yüreğim o şeref tarlasını
gençliğimin fışkıran al kanatlarıyla.
Ağzımdan çıkan mutlu son sözüm
bastırılsın isterim çelik gürültüsüyle,
borazan sesiyle, top gümbürtüsüyle.
Kazanılan zaferle atlar kişnesinler,
var hızlarıyla çiğneyip geçsinler cesedimi,
bıraksınlar paramparça gövdemi savaş alanında.
Başlayınca sonra cenaze töreni,
getirilsin bir araya bütün kemiklerim,
matem marşları çalsın durmadan
kara tüllü bayraklar altında.
bir mezara gömülsün kahramanların hepsi,
senin uğrunda can verenlerin hepsi,
ey özgürlük, ey dünyanın özgürlüğü!

Sándor Petofi

sandor+petofi Bir Düşünce Kurcalar Kafamı

Çağımızın Şairlerine

Öyle kolay sanma sen bu işi, kardeşim,
hemen kalkışma tellerden şarkılar döktürmeye!
Sazı bir kere eline almaya göresin,
bir görev yüklendin demektir, bilesin,
çok ağır bir görev, ve belâlı.
Geldinse anlatmaya yalnız kendi derdini, kardeşim,
yalnız kendi zevkini anlatmaya geldinse,
bırak elinden o kutsal sazı,
sana burda hiç kimse kulak asmaz.

Biz yaşamadayız bugün bir çölde, kardeşim,
çok eskilerde bir Musa vardı hani,
işte biz o Musa gibi yaşamadayız bugün;
tanrı tekparça ateşten bir kılavuz vermişti ona,
o da ateşten kılavuzun peşinden gitmişti.
Bugün tanrı tekparça ateşten şaire ne der bak:
Sizsiniz halkı mutluluğa götüren yolu aydınlatacak.

Ey şairler, gireceksiniz halkla kol kola,
alevlerin, fırtınaların içinden geçeceksiniz,
hiç durmadan yürüyeceksiniz, ama hiç durmadan;
alçaktır halkın bayrağını elinden düşüren de,
şurda, geride, bir kenarda gizli gizli,
bir parça dinleneyim, diyen de alçak.

Halk bakacak, görecek, anlayacak,
acı çeken kim, başkaldıran kim, dövüşen kim,
kim işi oluruna bırakmış,
kim günü gün eden,
kim şarlatan,
kim korkak!

Peygamberler çıkacak, yalancı ve kurnaz,
durun, diyecekler size, durun, ey insanlar,
işte burası, diyecekler, sizi yaşatacak yer,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.
Bu korkunç yalanlara kanmayacak ama hiç kimse,
ne açlık kanacak, ne susuzluk kanacak, ne de umutsuz yaşamak,
haykıracak güneşte kavrulan milyonlarca insan,
hepsi yalan, diyecekler, hepsi yalan, hepsi yalan.

Ne zaman eşit pay alırsak bolluk sepetinden,
ne zaman hepimiz sırayla oturursak halk sofrasına,
ne zaman her eve girerse bereketli aydınlığı bilimin,
ne zaman pırıl pırıl yanarsa tekmil evler aydınlıklar içinde,
işte o zaman deriz, burada duralım, tamam,
işte burası bolluk ülkesi, mutlu toprak.

Biz o güne kadar, dur durak bilmeden
sürdüreceğiz amansız savaşımızı,
dağ taş demeden yürüyeceğiz,
gözler çakmak çakmak, yumruklar sımsıkı.
Sonunda, bütün bu çabalara karşılık
hiçbir şey geçmeyebilir de elimize,
yola çıkarken zaten biz bunu göze almıştık.

Ölüm kondurup alnımıza yumuşak bir öpücük,
kaparsa usulcana göz kapaklarımızı,
ve ipekten kefenler ve çiçekler içinde
alıp korsa bizi kara toprağa,
bu bile yeter de artar bize.

Sándor Petofi

cagimizin+sairlerine Çağımızın Şairlerine

Su, Rüzgâr ve Namus

Daha çocukluğumda,
Dinlemiştim bu masalı:
Su, rüzgâr ve namus
Bir gün saklambaç oynamışlar.

Önce su saklanmış;
Fakat çabuk bulunmuş
Derin vadiler arasında…

Sonra rüzgâr saklanmış,
Onu da bulmak kolay olmuş
Yüksek dağların tepesinde…

Sıra namusa gelmiş
O da şöyle söylemiş:

Dinleyin bir kere,
Ben kaybolursam
Bulunmam hiçbir yerde…
İşte, o günden beri namus kaybolunca,
Bulunmaz hiçbir yerde.

Sándor Petofi

su+r%C3%BCzgar+ve+namus Su, Rüzgâr ve Namus

Şiir

Hiç bilmezler kadrini senin, ey kutsal şiir!
Soysuzlaştıralım şunu, derler,
alırlar ayaklar altına seni,
bir güzel çiğnerler.
Kulak ver şu imansız papazların çığlıklarına:
Yokmuş farkın bir beyzadenin salonundan,
yaldızlı, göz kamaştıran, baktıkça bakılan.
Ama o salona kimler girer?
Yalnız cilâlı ayakkabısı olan.
Yalancı dudaklar, susun!
Kesin sesinizi yalancı peygamberler!
Şiir hiç de bir salon değil,
kibar takımının çene çalmaya geldiği.

Bütün insanlara açık bir kapı o,
mutlulara, mutsuzlara açık bir kapı.
Yani, kutsal bir tapınak,
yalınayakların da girebileceği.

Sándor Petofi

siir Şiir

Güz Dizeleri

Düşüncem burculanır sana doğru gitti mi,
iner dibe o tatlı bakışının altında.
Ak, çıplak ayakların aşağ’da köpük gibi,
yeryüzü sevincidir gülen dudaklarında.

Kısa bir büyü vardır geçici sevgilerde,
ki acıya sevince eşit son verse gerek.
Bir saatti, karlara bir adı yazdım yerde,
bir dakikaydı, kumda sevgimi söyleyerek.

Dökülüyor kavaklı yola sarı yapraklar,
içinde sevgililer gidip gelirken yine.
Ve güzün kadehinde belirsiz bir şarap var,
ki güllerin, ey bahar, düşecektir içine.

Rubén Dario

guz+dizeleri Güz Dizeleri

Karasevda

Kardeş, sen ki ışığa sahip, benimkini ver bana.
Kör gibiyim. Yürüyorum tereddütlü ve yordamsızım.
Fırtınalar ve ıstıraplar altındayım
Düşlere körüm, ahenk delisiyim ayrıca.

Şudur derdim: Düşlemek. Şiir
Demirden bir gömlek, bin iğneli, yaralayıcı,
Ruhumun üstünde taşıdığım. Dikenler -ki kanlı-
Düşmesine karasevdamın damlalarının, izin vermededir.

Ve gidiyorum işte böyle, kör ve deli, bu kekre dünyadan;
Çok uzun olduğunu düşünüyorum yolun kimi zaman,
Kimi zamansa çok kısa…

Ve bu cesaret duraklayışında ve can çekişmede,
Kederlerle doluyum, zar zor taşımada.
Duymuyor musun düşmesini, karasevdamın damlalarının öylece?

Rubén Dario
ruben+dario+karasevda Karasevda

Ne Varsa

Ne varsa güzel olan insanoğlunda
Gençlikmiş sözde, öyle diyorlar
Yürekteki ateş, kavgadaki inat
Çok sürmez, yiter gidermiş, geçtikçe yıllar.
Kalmazmış bu atılganlıklar yaşlandığımızda
Yorulurmuşuz yollardan, binbir kaygıdan
Bir kayıtsızlıktır gelir çökermiş
Bir agırbaşlılık, bir tevekkül -düşman başına!
Ne ün, ne onur, ne birşeyden incinme
Hiçbir şey farketmezmiş, öyle diyorlar
Ayırmadan hatta dostu düşmandan
Çagırırmışız kimi olsa meclisimize
Böyle olacaksa eğer birgün halimiz
Böyle örülecekse eğer hayatın ağı
Varsın bugünden olsun her ne olacaksa
Atıvereyim de kendimi yardan aşağı.

Resul Hamzatov

resul+hamzatov Ne Varsa

Biçimsel Paylaşım

I
İmgelem yetisi, arzunun sihirli ve yıkıcı güçlerinden yararlanarak, eksik kalmış
birçok kişiyi, tümüyle doyurucu bir varlık biçiminde geri gelmelerini elde etmek
için gerçeklikten dışarı atmaktan ibarettir.

III
Şair, ayrım gözetmeden bozgunu zafere, zaferi bozguna çevirir, O, yalnızca
göğün şiir kitabı üstüne titreyen doğumöncesi imparator.

V
Güvensizliğin sihirbazı şairin kendine edindiği doyumlarından başka bir şeyi
yoktur. Kül hep bitmemiştir.

X
Şiirin önceden kestirilenden ayrılmaz, ancak henüz biçimlenmemiş olması
yerinde olur.

XIII
Öfke ve gizem sırasıyla onu kendilerine çektiler ve eritip bitirdiler. Ardından
taşıranotundan can çekişmesini sona erdiren yıl geldi.

XVI
Şiir, her zaman biriyle evlidir.

XVIII
Yumuşat sabrını, Prensin anası. Ezilenin aslanını emzirdiğin gibi eskiden.

XXX
Şiir, arzu olarak kalmış arzuyla gerçekleştirilen aşktır.

XXXIV
Bilinmeyen bir varlık, belirsiz bir varlıktır, işe el koyarak iç sıkıntımızı ve
yükümüzü atardamar şafağına çevirebilir.
Şair, sağlığını her gün masumluk ve bilinç, aşk ve hiçlik arasına serer.

XXXIX
Şair, yerçekiminin eşiğinde, yolunu örümcek gibi gökyüzünde kurar.
Bir kısmı kendi içinde saklıyken başkalarına işitilemedik ve son derece
görünür kurnazlığının ışıkları içinde görünür.

XLV
Şair, fırlatan bir varlığın ve alıkoyan bir varlığın oluşumudur. Erkek
sevgiliden boşluğu, kadın sevgiliden ışığı ödünç alır. Bu biçimsel çift,
bu nöbetçi çift ona dokunaklı bir biçimde sesini verir.

XLIX
Şair, kanıtların her çöküşüne bir gelecek tufanıyla karşılık verir.

René Char

rene+char Biçimsel Paylaşım