Riprap

1.ÇİÇEK

Ağlama, çengel, diş, ulumalar,
etobur hiçlik, çalkantı,
hepsi yokolmakta bu basit çiçeğin önünde.

2. O KIZ

Her gece iner kuyuya
ertesi sabah ortaya çıkar
kucağında yeni bir sürüngenle.

3.BİYOGRAFİ

Ne olabileceği değil,
ne olduğuydu önemli olan:
Ölmüştü işte.

4.GECELEYİN ÇANLAR

Gölgelerden dalgalar, körlük dalgaları
alev alev yanan bir alında:
Düşünceme su dökün, boğun onu!

5.KAPIDA

İnsanlar, sözler, insanlar.
Duraksadım:
Yukarıda orada, yalnız ay vardı.

6.BAKIŞ

Kapatınca gözlerimi kendimi gördüm:
Uzam, uzam
bulunduğum ve bulunmadığım yerde.

7.PEYZAJ

Böcekler tükenmezcesine çalışkan,
atlar güneş renginde,
eşekler bulut renginde,
bulutlar, ağırlıksız kayalar,
dağlar, eğik gökyüzü gibi,
bir ağaç sürüsü su içer derede,
tümü de orada, orada olmaktan hoşnut
ve burada biz
kızgınlığın yıpratmadığı, nefretin
aşkın ve ölümün yıpratmadığı
insanlardan değiliz.

8.OKUMA YAZMASI OLMAYAN

Kaldırdım yüzümü gökyüzüne,
o eskimiş harflerden oluşan dev taşa,
ama yıldızlar tek bir söz söylemedi.

*riprap: taktuk, çatçut sesi

Octavio Paz
Çev: Ali Cengizkan

Octavio+Paz Riprap


Sürgünden Şiir

Kimsin sen, uzaklardan çağıran beni
korkular içinde, ses çıkarmadan,
o ürkek ve sessiz rüzgârlara
sessizce adımı ünleyen?

Kimsin sen, niye bağırıyorsun,
o uzak seslerde ölen nedir;
kimsin sen, böyle fısıltılarla
derimden ayıran kemiklerimi?

Donmuş bir söz tadı var dişlerimde,
ölmüş bir korku tadı ölü dilimde,
yüreğimde bir vuruşun sessiz tadı var.

Soğanın derisi kanda yüzüyor,
denizlerde, kurumuş bir gözyaşı denizi…
… beni çağıranlar çoktan gitmişler.

Rafael Alberti
Çev: Ülkü Tamer

Rafael+Alberti Sürgünden Şiir

Sesim Karada Ölürse

Sesim karada ölürse
deniz düzeyine indirin onu,
götürüp kıyıya bırakın.

Deniz düzeyine indirin onu,
beyaz bir savaş gemisinin
kaptanı yapın.

Ey denizci nişanlarıyla
süslenmiş sesim:

yüreğin üstünde çapa,
çapanın üstünde yıldız,
yıldızın üstünde rüzgâr,
rüzgârın üstünde yelken!

Rafael Alberti
Çev: Ülkü Tamer
sesim+karada+olurse Sesim Karada Ölürse

Alınyazısız Meleğin Şarkısı

O giden sensin
sensin beni taşıyan,
beni bırakan o deniz

Dalgada ara beni

o sonsuz olan sensin:
gölgelerin ardında
o yanıp sönen rüzgâr.

Karda ara beni.

O bilinmeyen sensin:
kimseyle konuşmayan
o kıpırtılı toprak.

Rüzgârda ara beni.

Rafael Alberti
Çev: Ülkü Tamer

rafael+alberti Alınyazısız Meleğin Şarkısı

Gülü Yaratacağım Senin İçin

Gülü yaratacağım senin için
Senin için anlatılmaz gülsün sen
Az sözle o sözler ki hep gülün ardında yürür saygıyla
O güle yabancı sözlerle ancak gösterilen gül
Kopan çığlıkta ve çığlığı salan acıda olduğu gibi
Ve haz yıldızları gösterir gibi aşkı uçurumun üstünde

Gülü yaratacağım senin için tapınan parmaklarla

Onlar ki mihrap oldular kavuştular birbirlerine yolunup döküldüler
Gülü yaratacağım senin için o kollarından
Başka yataklan olmayan sevgililerin saçağı altında

Taş yontuların itirafsız ölülerin yüreğindeki gülü
Saldıran köylünün gülünü tarlasında çıkan gömüye
Kırmızı kokusunu bulunmuş bir mektubun
Ki bana bir şey demez ne bir övgü ne de bir sövgü

Kimsenin bilmediği bir buluşma sözünü

Kaçan bir orduyu sert rüzgârlı bir günde

Bir annenin adımını bir zindan önünde

Bir erkeğin türküsünü zeytinlikler altında dinlenme vakti

Sisli bir ülkede bir horoz döğüşünü
Yurdundan ayrı düşmüş askerin gülünü

Gülümü yaratacağım senin için hem de ne kadar
Elmas varsa deniz suyunda o kadar gülü
Ne kadar yüzyıl varsa gök tozları içinde o kadar gülü
Tek bir çocuk kafasında ne kadar düş olabilirse o kadar
Ne kadar aydınlık içerebilirse bir hıçkırık o kadar hem de

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

G%C3%BCl%C3%BC+yarataca%C4%9F%C4%B1m+senin+i%C3%A7in Gülü Yaratacağım Senin İçin

Ne Gelir Elimden

Ne gelir elimden Yaşamında insanlar vardı
Onları sinekler gibi kovan elinse
Ayırt edemiyordu beni besbelli

Söz verdim Ağzımda kalacak geçmiş zaman
Pek yavaş eritilmesi gereken bir pastil gibi

Söz verdim Hiç konuşmayacağım geçmişi

Ama söz açmanın gereği var mı düşünüzde kemiren hayvandan sizi
Kemirsin diye sizi duyuyor musun yüreğime vuran gagasını
Söz açmanın gereği var mı düşlerindeki insanlardan
Orda yaşamında olsunlar diye kemirmek üzre beni
O düşlerindeki insanlar o yabancılar

Bense kovdum kendimden senin soluğun senin soluman olmayan her bir şeyi
Hayınlık ettim senden önceki göğe senden önceki ilkyaza sevincime acılarıma bense
Hayınlık ettim senin uğrunda baş dönmesine rüzgâra kadınlara
Tam bir sadakatsizlik umacısı olup çıktım senin için
Tahta mobilya gibi javel suyundan geçirdim geçmişimi
Bütün rahatlığınla yemek yiyebilirsin bu masada sen
Ne bardak izi var üzerinde ne şarap izi
Bak nasıl oyulmuşum unutuluşla
Oyulup çizilip kırışıp delik deşik olmuşum unutuşla
Yok artık bildiğim tek şey kendimden
Cehennemim senin cehennemin
Üstünde yara izlerinden başka damga yok
Senin acı çektiğin yerde
Bıçak derin iz açtı bende Çentik çentik oldum
Senin acı çektiğin yerde

Yalnız senin çektiğin acıyla dolu bütün belleğim
Yalnız seninle kanıyor bütün belleğim
İşte ezik içinde dizlerinin dibinde senin

Her şey bir yara bir delik çtı üstünde
Ayakkabındaki her çakıl
Zavallı bitkin omuzun
Birdenbire gecenin göz çukuruna çevrilen kurşun gözlerin
Bu akşamki haça gerilme bu bin dokuz yüz otuz sekiz yılındaki

Ve gövdenden daha çok ruhuna saplanan hançer
Cezasız kalan cellatların sana sözle ettikleri bu işkence
Bugün de arada bir ettikleri benimse arada bir engel olamadığım işkence

Geçerken söylenen bir söz postaya atılmış bir mektup
Ve kolay öldürme aracı telefon
Ah sevgilim bir hiçten öyle çabuk yaralanan bir çocuk gibi
Bende geçer bu bende
Derin bir çizik açar kollarım boyunca derin bir çizik sinirlerim boyunca
Ve ağzımda öldürme tadı bir tersine söz yüzünden
Bağışlamam seni sıyırıp geçen hiçbir şeyi
Vay haline seni ağlatan şeyin
İçimi kıyım kaplar sana eller bir iş etmeye görsün
Bir tayfunla tıkanır sanki karnım kollarım göğsüm
Çılgınlığım ateşim kanım dipten kopan dalga gibi tüm

Ha

Başkaları sevgilim
Sevmediler seni kin duyacak kadar
Çatlayacak kadar gözbebekleri
Yitirecek kadar duyguyu rengi gündüz

İyidir iyidir söz açmayacağım hiç bundan
Saklayacağım hep öfkeyi ağzımda
Çiğniyorum geçmişi işte vahşi ağzımda
Bu acılığı ben bu köpüğü ağzımda
Ak ve kızıl ağzımda

Pek yavaş eritilmesi gereken bir pastil gibi

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

louis+aragon+NE+GEL%C4%B0R+EL%C4%B0MDEN Ne Gelir Elimden

İşte Otuz Yıldır

İşte otuz yıldır bu gölgeyim ben ayaklarının dibinde
Hep ardınsıra gezen kara bir köpek candan bağlı bir köpek
Senin dik boyunun altına saklanır öğleleri
Ve çıkar tarlalara yandan vurmuş güneşle oynamaya
Lambaların ipliğine sarar seni ve büyür kısık oldukları ölçüde
Nasıl seversin akşamı okumak için odalarda içinden geldiği gibi

İşte yalnız o zaman yükselirim de tavana kadar
Kapılır giderim sayfaları çeviren elini tekrarlamaya
İşte otuz yıldır aklım senin aklının gölgesi

Boşuna söyleyip dururum sanıyorlar
Bilmem hangi garip inceliğimle
Kara olan her şey gölgeden değil diyorlar
Dediğimden alıyorlar bunu ondan bırakıyorlar
Seni sevmekten vazgeçirmek için de beni
Bir yontu koyuyorlar tensel gerçekliğin yerine senin
Taş bayraklı bir simge bir vatan
Ve dayadılar mı kitaplarımın o yumuşacık koltukaltına kağıt açacağını

Hiç mi hiç anlamıyorlar niçin haykırıyorum
Senin kanınla kanıyorum görmüyorlar
Şarkını onlar için ne anlam taşır soruyorum biraz kendime
Sesimde kırılan her sözcük senin boğazının bir katkısıdır bilmiyorlar mı
Kollarını görmüyorlar mı ruhumun çevresinde

Ruhumdan söz açacağım bir defalık şurada

Karıştırılmış oyun kâğıtlarıdır insan dediğin
Valeleri papazların kızların kırmızısı karası
Ama uçucu renkler arasında karıştıran parmaklar vardır bir de hava
Benim seçmediğim iki bilinmeyenden oluşuyor bedenim
Ve dehşetle görüyorum ellerimin üzerinde belirdiğini yaşın bakır lekelerinin
Ki hiç bir şeyini anlatmayacak olduğum o babanın ellerine damga vururdu

Kendisinden olsa olsa bu baş eğme tarzını edindiğim kişinin
Sağ yanından zor işitmesini hem işte bende de var bu
Kulak biçimini anamdan almışım
Bir de saç bitişini

Ama ruh bunlardadır işte bunlarda

Silik şaşkın şekilsiz bir ruhtu bu daha
Işıktan söz açıldı mı zor anlayan kör bir ruh
Bilinmeyen bir ruh nerden ortaya çıktığı
Hangi atadan çağların felâketinde
Yaşamamış zırdeli akıl almaz hangi amcadan
Ya da sadece o büyük utancından annemin ben dünyaya geldiğim zaman
Şöyle böyle bir ruh kötü eğelenmiş bir ruh taslağı kirpi gibi bir ruh ve yitirilmesi
Üzmeyeceğe benzer bir ruh savaş alanlarında demiryolu kazalarında
Ne işe yarayacağı bilinmeyen zavallı bir ruh
Şimdiki zamana kapılmış giden
Değil Hamlet tarzında bir Ofelya saçı ancak
İçinde mektup olmayan bir şişe denizde
İşsiz bir kıraathane müşterisinin yuvarlayıp durduğu bir Japon bilardosu topu
Sense düşüyorsun ya sıfıra ya yüze
İşte tıpı tıpına böyle
Vestiyerde bir ruh ve sarhoş müşteri bulamıyor artık numarasını

Karnaval akşamı için bir ruh yarınsa atılacak bir maske
Takımı bozulmuş bir ruh giyilip dışarı çıkılmaz artık onunla
Taşınması da ağır ve her zaman durması gereken zehir

Hiç anlamamışımdır neden özen gösterdiğini ruhuma
Kürekle bulunur bunun gibileri

Ama ne der başkalarının gündüzünü ilk defa gören
Ameliyat mucizesiyle
Ruhum ne dedi sen onu kılıfından böyle çıkardığında
Biçim verdiğinde kendine benzer
Kollarında anlayınca bir insan olduğumu
Bıraktığım zaman iğreti yaşamayı ve sırıtmayı kendim olabilmek için elinin değmesiyle
Alın şu ruhumun kitaplarını alın da açın rasgele bir yerinden
Parçalayın en iyisi anlamak için
Kokuyu da gizemi de
Açın sayfaları bir hoyrat parmakla buruşturun yırtın
Bir şey kalır onlardan yalnız
Bir mırıltı bir nakarat
Bir şey anlatmayan bakış
Uzun bir teşekkür kekeme
O çayır gibi mutluluk
Çocuk- Tanrı’sı karasevdamın
Duaların Ave Maria’sı
Sürüp giden uykusuzluğum.

Açan göğüm çiçeklerim
Ey aklım ey çılgınlığım
Mayıs ayım ezgilerim
Cennetim yangınım benim

Elsa yaşamım evrenim

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

Kollar%C4%B1n%C4%B1+g%C3%B6rm%C3%BCyorlar+m%C4%B1+ruhumun+cevresinde İşte Otuz Yıldır

İnanmak İstemiyorlar Bana

İnanmak istemiyorlar bana boş yere
Yazdım bunu kanımla dizelerim kemanlarımla
Ve nasıl da bilinmiyor artık söz açmak kayık küreklerinin eski dilinden

Asılı sular üzerinde
Kadınla erkeğin kara lehçesinden konuşmak
İki el birbirini kavrar gibi konuşmak
Mutluluktan çıldırır gibi
Öpüşe benzemeyen bütün sözcükleri yitiren ağız gibi
Buna inanmayıp inlemek gibi

Taşacak hale gelip geri çevirmek gibi
Sözlerin ötesinde ey en yetkin söz
Şarkının yükseltisi çığlığın ses uyumu
Bir an gelir ki işitilmedik bölgelere ulaşır nota
Kulak duymaz artık öyle yüksek müziği,
İstemiyorlar inanmak istemiyorlar bana, Boş yere
Söylüyorum orglarla baharla bunu
Göğün bütün heceleriyle bunu
Sıradan şeylerin eşsiz orkestrası
Ve bayağılığıyle sağır aleksandrenlerin
Boş yere söylüyorum bunu yaban çalgılarıyle
Boş yere söylüyorum bunu duvarlar içre yumrukla
Boş yere söylüyorum bunu beylik ormanlar tutuşturur gibi
Boş yere söylüyorum bunu bir savaş açar gibi
Üstüpü yiyiciden çıkan cehennem gibi

İnanmak istemiyorlar bana Benden
Bir surat uydurdular belki kendi suratlarına
Kendi fazlalarıyle giydiriyorlar beni
Yanlarında gezdiriyorlar beni ve şiirlerimi okumayacak kadar ileri gidiyorlar
Öyle yarıyor ki işlerine
Sevimli şarkılar oluyor şiirlerim onlara
Alım-satımıyım biraz onların
Bir sokak olmayı beklerken
Okul kitaplarında
Sözlüklerdeyim
Rezalet yasak bana

Boş yere bağırıyorum sana tapıyorum diye
Âşıkından başka neyim ki

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

inanmak+istemiyorlar+bana İnanmak İstemiyorlar Bana

Yağmur Damlalarını Kıskanırım

Yağmur damlalarını kıskanırım
Öpücüklere fazla benzediğinden
Her parlak şeyin gözleri
Kıskanmak için haklı bir neden

Kıskanırım kıskanırım
Arıların sokmalarını bile
Kıskanırım unutkanlığı ve belleği
Uykuyu ve terkedilişi de

Seçmiş olduğu kaldırımı
Rüzgârın okşayan ellerini
Benim o diri kıskançlığım
Düş görürken uyandırır beni

Kıskanırım bir şarkıyı bir sitemi
Bir nefesi ve bir sızlanmayı
Kıskanırım kıskanırım sümbülleri
Hoş bir kokuyu bir anıyı

Kıskanırım kıskanırım heykelleri
Boş ve fettan bakışlarını
Kıskanırım susmaya görsün
Kıskanırım önündeki boş kağıdı

Bir gülüşü ya da bir övgüyü
Bir ürperişi kış gelince
Değiştirdiği elbiseyi
Bir an için dışarıya çıkınca

Kömür tozlarıyla dolu bu dünya
At tekme atar ısırır köpek
Sen deli misin Giyiniyorsun
Sokağa çıkacaksın demek

Sokağa çıkacaksın ne serüven
Hem de bensiz kötü bir oyun bu
Öylesine korkarım arabalardan
Ateş kadar korku verir bana su

Günlerimin tümü O’nunla dolu
Evren ise O’nun yansımasıdır
Kırlangıçların hemen ardında
Gökyüzü olduğu gibi kalır

Cezayir menekşelerinin sapıklığı
Parmaklarının arasındadır gözleri
Elleriyle soğuktan bembeyaz olmuş
Damların üstündeki karlar gibi

Louis Aragon
Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet

Yagmur+damlalar%C4%B1n%C4%B1+k%C4%B1skan%C4%B1r%C4%B1m Yağmur Damlalarını Kıskanırım

Mor Rüya Barı

Sesin mektup olsa bir kuş gibi kanatlanır, dolaşır yeryüzünü
Ve içindeki keder mavileşir sen elmayı ısırdığın zaman
Sen turnalara baktığın zaman iklimler aşkla yer değiştirir
Sen üzgün evlerden güneş bakışımlı bahçeler yaparsın
Akan sularsın ağaçları şımartan, kalbisin çılgın sokakların

Ellerinde lirik telaş, ellerin gökkuşağı olmalı renkleri üzmeyen
Ellerin karanlığın penceresini kapatan bir kalp gözü sabahı
Ellerin aşk kurabiyeleri yapan mükemmel bir pasta ustası
Ah, biliyorum yaz okulu olmalı parmaklarındaki gülümseme
Çocuklar sevinsin diye parmakların dans ediyor renklerle

Ve şarkılar hatıra biriktiriyor, benim yerime de bak deniz orada
Deniz ve balıklar armağandır bizlere, roka ve rakı da öyle
Sevdiklerimiz de özler bizi ve inan ki ölmüyor hiçbir şey
Aşk istasyonunda ne kadar çok bekleyen varmış kendisini
Mor rüya barına gidelim, iki şiir parlatalım ve doya doya içelim

Ah, İstanbul’un gözleri senin gözlerine nasıl da benziyor ışıltılı
Gözlerin arkadaş ve sevgili, gözlerin gurbet gibi bakıyor
Gözlerin susmanın bulutlarını taşıyor ve masum yazlar
Sen incecik bir yağmur olmalısın ovaların kalbine iyi gelen
Küsmesin gözlerindeki martı, gözlerini al da gel adalara kaçalım

Lekesiz hevesler sahilinde rüzgâr olmalısın boşluğu kenara çek
İçimden geçen arsız kelimeler ıslık çalıyor duyuyor musun?
Biliyor musun nasıl da kıskanıyorum yenilmiş öteki yanımı
Bağışlar mısın şu geveze kalbimi, aklım hep şiirin diline düşüyor
Anlıyor musun herkese şiir yazılmıyor, üşüyor seyyah renkler

Erkenden uyanıyorsun sulardan önce, renkler kilit tutmuyor
Renklerin çocukluğu şen şakrak, renklerin kayığına binelim
Yalayalım renklerin, tuvalin, kâğıdın, boyanın kokusunu
Bir aşk kamaşması olsun hayat, sadece hayatın peşinden gidelim
Yırtılmasın daldaki mahcup gül, yırtılmasın kelimelerin saflığı

Rüyanın renkleriyle de yıkanır gövdenin güzden kalma akşamları
Kırlara inilir, bayırlara çıkılır, dumanı tüter yolcu olmuş ruhlarımızın
Yalnız ruhlar resitaline iki bilet aldım, ne kadar da kalabalıkmış salon
Hepimiz aşkın elinde oyuncak olmuşuz, kaybolmuşuz ıssız parklarda
Güngörmüş sokaklardan geçiyoruz, su gibi kardeşliğin yaz gecelerinden

Tanrının kalbine tırman, çok çalışsın ellerindeki ışık, şiirin ışığına tutun
Şehrin göğünü kucaklasın ellerin, çok olsun yüreği yufka dostların
Kediler gibi mırıldan renklerin duasını ve gölgeni de götür her yere
Düşlerini de götür, düşlerimizden daha büyük değiliz hiç birimiz
Komşun olsun kelimeler, kelimeler hiç bitmez hatırlamak için kendimizi

Eşyaların sessizliğine dokun, çünkü onların kalbi var, bakılmazlarsa ağlar
Kayıp bir eşya gibi durmayalım evlerin unutulan tozlu yerlerinde
Başkasına sığınmak ceza, kendimize sokulmak iyi olmanın şarkısı
Kasvet ve kahır o yaşlı trene binsin de gitsin, hakikat çiçeği el sallasın
Sahici bir vefanın alkışlarıyla ısınsın ellerimiz, gül koksun ellerimiz

Nefes olmanın bereketiyle gönlünü alsak şu yarası derin dünyanın
Arkadaşım gurbete sürgün olmuş, zalim anılar boşanıyor boğazından
Arkadaşım şiir olmuş, evlerden tuvallere, sokaklara kaçan solgun bir şiir
Şehirlerden, ülkelere uçan tek başına kalabalık bir resim meleği olmuş
Belki de bundandır fiyakalı bir aşkın dumanlı renklere doğru yelken açtığı

Engin Turgut
“Suyun Rüyası” adlı kitabından

mor+ruya+bari+engin+turgut Mor Rüya Barı