Dalına uçtu yeniden

Dalına uçtu yeniden,

yere düşmüş bir çiçek! 
Çırpınan bir kelebekmiş heyhât!

Moritake Arakida (1472-1549)

haiku+sanati Dalına uçtu yeniden

İnsan Nasıl Değişiyor

Anlatsınlar bize o hikâyeyi
Onun başına geleni söylesinler
Ondan başka kimse konuşmasın artık
Gülüyor
Sokak karanlık
Gece yavaş yavaş bastırıyor
Us bırakıyor kendini
Başka hareketlere
Dipte diz çökerek taş yığını üstünde
Elleri bağlı
Bütün bağışlıyanlar
Acılı kalpleriyle
Hâlâ orada arkadalar
Gözleri yıldızlı
Bütün adlar birbirine karışmış
Kahkahalarla gülmeler
Kaybolmuş sayılar
Sonunda kaba rüzgâr onların hepsini dağıttı
Yapyalnız gidiyordu yankısız karanlıkta
Bakıyordu göklere duvara yere ve suya
Hikâye vicdan acısı
Hepsi unutulmuştu
Aynı adam değildi artık
Köşeyi döndüğü zaman
Pierre Reverdy

Pierre+Reverdy İnsan Nasıl Değişiyor

Kabuktan

“İki ay oluyor buluşmayalı
Bir yüzyıl
Dokuz saniye”*
ve denizden de sonsuz
Küçük parmağının tırnağı
Nereye götürüyor böyle beni?

Kararıyor kıyıdaki taşlar
Gözlerinde saklı
Akrebi ayrılığın
Büyüyen bir ağrı
Giriyor aramıza.

Kadir Aydemir

* Ritsos

nereye+goturuyorsun+beni Kabuktan

Randevu

Ben, aniden çıkan
İstanbul rüzgarına
inanmıyorum…

Kim bilir nerelerde
kedilerle koşturup
oynamıştır,
süzülen martıları
Korkutup kovalamıştır
gün boyu…

Gecikince aklına esmiş,
Aniden uçup gelmiş
Köşenin başına…

Unuttu elbete
Randevumuz olduğunu
Nefes nefese…

Oktay Ercanlı

oktay+ercanl%C4%B1+randevu Randevu

2005 sayısında yayınlanmıştır.

Penceremde Dolanma Ayışığı

Pencereme dolanma ayışığı
Rüzgarın soluğuyla titreye titreye
Ağaçların hatırını sor
– Yoksul ve kimsesizdirler
Denizlerin dibinde oynaşıp duran
Balıkların sırtlarını ışıt
Pencereme dolanma ayışığı
Gözlerimle sokaklara abandığımda
Yalnızlığı bulursam
Öksüz ve dağınık kitaplarımı bulursam
Odalarda, evlerde
Her radyoda yürek tellerini titreten
Bir türkü bağırırsa
Pencereme dolanma ayışığı
Rüzgarda el çırpan nehirleri anımsarım
Teninde keklik hoplatan kırları
Dallarında yeni gelinler gibi
İstekle kıvranan
Erikleri
Eski bir pikapta Theodorakis çalıyor
Bir gemi açılıyor Pire limanından
Çarpa çarpa dalgalarına
Dostluğun ve sevginin
Eski bir pikapta kardeşlik çalıyor

İç çekmeler ve bağırışlarla
Titriyor teller
Pencereme dolanma ayışığı
Özlerim bir dostu kucaklama duygusunu
Onunla ağlaşmayı sessizce
Özlerim bir çiçeği öperken
Toprağı öpüyormuşçasına sevinmeyi
Pencereme dolanma ayışığı
Yorgunum
Pencereme dolanma ayışığı bu gece

Ahmet Erhan

ahmet+erhan Penceremde Dolanma Ayışığı

Sela

Gökyüzünde akan tek kişilik bir uçak gibi
Devletin hava sahasını daraltan
Böylece geçtim ölümlerden, altyazılı bir şiirde
Kötü bir çeviriyle kendimi aldataraktan

Otuzlu yaşlar intihar yaşlarıdır
Ömrümüzün gazeli savrulur soluğumdan
Musluklar bozuktur, kadınlar şikayetçi
Bir küçük rakının, üç günlere bölündüğünü hatırlatan

Ve şairlerin selaları yükselir meyhanelerden
Çünkü otuzlu yaşlar intihar yaşlarıdır

Gitsem, kayıt mı olsam seçmen kütüklerine
Yoksa avluda uyuklayan köpekle mi helalleşsem…

Ahmet Erhan

sela Sela

Erteleme

Ben yenildim, öyleyken de saçlarım uzarmış
…anladım
Hayatım ve tırnaklarım
Bir cenin umuduna aldandım
Yalnızım sapına kadar… ya erenler
Hüznümün alnımda münhal bir arsası var
Ölüm iki parsel… hayata kandım

Ben yenildim, böyleyim, tüyübitmedik ölüm
Ardımdan konuşur ve bankadaki hesabıma
…göz diker
Ben yenildim, 60 x 1,72 olarak yere serildim
İpim yok, ilacım eski… intiharı erteledim

Ahmet Erhan

erteleme Erteleme

Son Damla

Her bardağı taşıran bir son damla vardır
Toprak gelince ölümle, meyhanelerde bir koltuk daha azalır
Damlaya damlaya gider Ahmet Erhan, sel olur gelir ölüm
Hayat buysa eğer, meğer ki aldatılışım.

Yalnızım… sokağın zulasında bir köpek gibi kaldım
Islak bir köpek gibi ancak sabahla ayılır
Sürüklene sürüklene götürülür Ahmet Erhan
Komiserim, tebdil-i hayatta şiir vardır

Şimdi bir ölsem ve artık hiç konuşulmasam
Çocuğumun belleğini kefenimle silsem
Anlamam ki nicedir yaşım murada ermiş dölüm
Neden her çocuğun ille de bir babası vardır

Oğlum, zaman ağır, gün ağır, gece acıya aşinadır.

Ahmet Erhan

panter Son Damla

Bekar Gece

                           -Tarık Savran’a-

Gökyüzü dondu, günler seçilmiyor
Yağmur değil, kar değil, yapışık bir sıvı
Akıyor pencereme doğru
Gökyüzü dondu, kimseler gelmiyor
FM 1295 kilohertz
Burası yalnızlık istasyonu!

Aradığım bu değildi, aradığım bu değil
Nemli ilişkiler… değildi belki de hiçbir şey
İyi oldu, çok iyi oldu
Dünyayı bu kusmuk tadında algıladım o kadar
Ama anlayamadım
Neden bana kopçalandı bu keder..
Her şey dondu, bütün dostluklar
İçkilere buz arandı durdu
Yanlızlık mıydı, hiç değildi
Çünkü yanlızlık bile çoğulluk ister..

Bekar gece
Bu şiir senin ilk ve son konuğundu
Evet, yalnızlık bir seyirlik oyundu.

Seyircisi yoktu…

Ahmet Erhan

bekar+gece Bekar Gece

Ağaç

Bu şiire girmek için
yıllarca bekledi
şu yaşlı ağaç.
Kimse onu anlamadı.
Yanından geçen
birini görünce
usulca kımıldanmasını bile
bir şeylere
yormadı…
Yolun kıyısında duran
yapraksız, tozlu ağaç
işte bir şiire girdin.
Artık yalnızca
bir ağaç
değilsin.

Ahmet Erhan

siire+giren+agac Ağaç