kötü şiir

…ve tanrı sert bir hüküm verdi “”yettiniz artık””

ı
karanlığın kuzeyine doğru yürü
amel defterine birkaç sayfa daha eklesin tanrı
kara harflerle
kır ayazını
alın yazısının
dilucunda mekruh tembihler
hızırın yıktığı duvarın tam altındadır

ıı
haram ayları bilmeyen çocuklar
şehrin peykesine çöküp kaldığında
elindeki zakkumlar ve sütleğenler ağlar
çiçek hastalığından ölür anneler
hiçbir burcun yazgısına
inanmadan

minarenin budaklarına asılan sesin
kıblesi çatlatır kalbi üç yerden
niyetlen
ey derviş
nehirleri şehir kenarından taşı
kirlenmesin sular babı

ııı
ilmekler atılmış bir ipin
büyüsüne kapılıyor kuşlar yürekleri ağızlarında
iki rekatlık bir namazı kılacak kadar seferi herkes
gemileri delenlere soru sormaktan
dili kanayan peygamberin
değneğine konup göçüyor bir uçtan
bir uca


sabah ezanlarında göğüslerde sıkıntılar
yavaş yavaş emer insanı
üstüne dolu yağan ağaçların
acısı reçinelerinden belli olur

Mehmet Okumuş

mehmet+okumus kötü şiir

Merhaba

Merhaba İlhan
İşte Enver abiyi de getirdik yanına
Şu / Dünyada / Ayrılık/ Var
Ölüm / Var
İlle de / Zulüm / Var
Diyen ozanı
Gülüşünden, su içişine kadar
Halk olan adamı

Mezarlarınız biraz aralı
Ama atsan
Ulaştırırsın herhal sigaranı

İki gözüm ona iyi bak
Dünyaya küskün gitti biraz
Zemheride çiçek açmış
Acılı, suskun bir topraktır o
Seslenmezsen
Merhaba demez
Hastadır, koluna gir
Yürüyemez
Ayakları tutuk
Bağışla İlhan
Öyle ya
Senin de kaburgaların kırık

Metin Demirtaş

ilhan+Erdost Merhaba

Bende kıyamet öyle bilindiği gibi kopmuyor

Bende kıyamet öyle bilindiği gibi kopmuyor
Bende kıyamet ahmet
Bende kıyamet otuziki dişimden başlıyor kopmaya
Trenle yarım gidiyor gideceği yerlere
Kadınlar yarım adamlar yarım
Yarım bir göğü paylaşıyorum herkesle
Bir dalgınlığım olmuştur ağaçların sünnetinden gelen
Bir yeşili tanırım örneğin bir mavi bana hep az olmuştur
Hep sabahı bekledim hep nehirlerin yatağını değiştirdim
Değiştirdim çünkü komşuluk hakları yok
Bunların hepsi bir masada bir bardağa dolmuştur
Yudumlasam olacak olan olur yudumlasam beni belki biri bulur…

Cafer Keklikçi

Bende+kiyamet+%C3%B6yle+bilindigi+gibi+kopmuyor Bende kıyamet öyle bilindiği gibi kopmuyor

Özlem

Usul, sessiz arkadaşım benim
Özledik seni
Susarak söylerdin çoğu şeyi
Konuştuğunda da yeri gelip
Usulca havalanır sözlerinden
Yumuşacık konardı sohbetimize
İçtenliğin sıcak kelebeği
Özledik seni

Ve biliyorum ki
Sen de bizi özledin
Kitapların ve hayatın gizini
Ustalıkla çözmeyi bilen Hasan`ı
Geveze ama güvenilir Nevzat`ı
Yorulmak bilmez, çalışkan Musa`yı
Kaytarıcı Ahmet`i, özverili Cahit`i
Her işe gülümseyerek
Olur diyen Süleyman`ı
Hiçbir işe olur demeyen Sabahattin`i
Erhan`ı, Mehmet`i, Ali`yi
Bir yalnız seni, sen
hepimizi, her şeyi özledin
Sabahları işe giderken
Köşedeki bakkala selam vermeyi
İş dönüşü, bir tanıdıkla
ayaküstü laflamayı
Üst kattaki komşuların gürültüsünü hatta
Yandaki yatalak kadının iniltisini
Ve evini
Akşamları bütün yorgunluğunu
Eşiğinde bıraktığın
Acılarını dindiren evini
Evin de seni özledi
Koltuğun, kitapların, terliklerin
Bıraktığın gibi duruyor masan
Dolapta rakın
(Sahi hiç rakı
İçmedik biz seninle değil mi
Pek vaktimiz olmadı öyle şeylere
Çık da bir gün içelim)
Bıraktığın gibi duruyor tablada sigaran
Sekseninci sayfadaki Gorki
Ve penceredeki karın
Seni bekliyorlar, dönmeni

Seni bekliyoruz, dönmeni
Usul, sessiz arkadaşım benim
Özledik seni

İsmail Uyaroğlu

ozlem Özlem

Kesik Esintiler

Yağmur yavaşlayınca
hızlanır mı açışı
çiçeklerimin-
çilelerimin
azalır mı acısı
duraksayınca
yüreğimin atışı?

Oruç Aruoba

artik+seni+dusunmemeyi+basardigim+gunler+oluyor Kesik Esintiler

Gece Yarısı Başlayan Bir Hüzünle

Alnıma kuşlar birikiyor alnımdan hüzünler uçuyor
Elimin yarısı dağılıyor, hiçbir ucunu tutamıyorum hayatımın
Artık beni anlatacak kadar yağmur yağmıyor sokaklara
Artık ne söylesem yaşadıklarım üzerine kaygılarımdan
Sıyrılarak
Tozlu ve yavan kalıyor, bir ölüm olmuyor aldırmayarak bir
Kıza
Müthiş bir hikayeye benzemiyor hikayem, coşkumu
Paylaşacak
Bir tek şarkım bile olmuyor, ağır bir yaz gecesi babamı alıp
Götürmelerini
Anlatsam da şiirlere denk gelmiyor benim bildiğim
Ortaya anamın sarayla sarılı gönlerini döksem öfkem
Seken bir kurşunu andırmıyor suskunlukları bozan ama iplik
Fabrikasında son vardiyada kaneviçe işleyen parmaklarını
Yitirince bacım
Aklıma şehirler takılıyor ve çığlıklar utandırıyor boynumu.

Bahtıma sahralar çıkıyor, dağlar dağlar, ansızın bir çavlana
Yakalanıyorum dolu dizgin bir şeyi yaprağın kan rengine
Kestiğini görüyorum dudaklarıma değince kendi kendime
Soğuk bir ceset oluyorum bir dostu uğurlarken karşılarken
Ya da
Ama bunlar sana göre değildi sevgilim bunlar sevdamızdan
Düşüldü
Rüzgarın eşiğimi başka türlü savurduğunu görüyorum artık
Sevincin koçanını alarak koynuma ayrılıyorum evimden her
Sabah
Çenemin, rüyasını yorumlayan genç kızlar gibi güzelleştiğini
Görüyorum
Dilimin ucunda kirpiklerin, elimin altında, bir gül bir kitap
Bir balık
Olarak döndüğüm oluyor akşamları, biraz suyum
Eksiliyor mataramdan biraz şapkam kalkıyor yukarı
Ve dönerken senden yana kalbimle… ah!..

Şimdi başını karın düşüşü gibi omuzlarıma yaslayabilirsin
Aşiretinin
Adetlerinden başlayıp dere diplerine tünen çocukları
Anlatabilirsin ha.
Yılgın ev kızının topuklarına vuran yalnızlığı sonra
Anlatabilirsin alaca şafağın içinde çıngı gibi giden trenleri
Çayını bitirmeden, saçlarını çözmeden gözlerini kapatmadan
Ama.
Ve gurbetlerde soyunup gözlerine sokulan şu gençliğim
Deli saçlarına daldığı gün, hüzün bir akarsu gibi akacak
Şakaklarında
Ara sıra bir mendil yoklar gibi acılarımı yokladığım olacak
Salıdan umut kestiğim, çarşamba beklediğim o perşembe
Mektuplarınla
Yollar umut ırmakları oluyor benim için çırak çocukları
Görünce sefil
O saatler bulutlar kaynıyor Sivas ilinde o saat güneşi
Kucakladığım oluyor
Üniformam rüzgar tutukluyor, otobüsler kan ağlıyor beni
Taşımaktan
Kan ağlıyor yedeğimdeki gece, yakamda silkip attığım
Karanfil
Alnıma çoktandır çattım şehir birden boşanıyor
Parmaklarımdan
Nicedir beklediğim bir ilkyaz kınalanıyor yanaklarıma
Bir ağacın yürüdüğünü görüyorum bir denizin kahkaha
Attığını
Çay içerek dinelttiğim gövdemi çarçur edebilir bir kurşun
Sözgelimi bir ejderha gibi uzarken kalbimin sana bakan tarafı
Yine de bir şeyin sırtımdan sıyrılmasındaki sevinç yok artık
Bende

Bir şeylerin olağan güzelliklerini yontup yontup duruyorum
Bir nehrin kıyısında susuz gövdem ve üstünde hummalı
Parıltılar
Burkulan yerlerime değiyor suskunluğun, kanayan yerlerime
Bir gelini nasıl süsler zaman nasıl konuşur bir gelin aynalara
Kekliklerin düz ovada avlandıklarını söyleyen kardeşim
Nerede
Sapanım, kalkanım ilk aşkım, son aşkım ve aksamayan o eski
Yürek
Ben şimdi annemin çağrısını beklemesem de çocuklar gibiyim
Ben şimdi kendime yanaşıyorum, biraz ürkek biraz tenha.

Cafer Turaç

cafer+turac Gece Yarısı Başlayan Bir Hüzünle

Bir Şiire Sığmayan

Haramın azıdişi gereksiz konan her zam
Hiç âşık olmamışsa tam olur mu boş adam?

Kara tüylü kırlangıç, her gün hamama gitse
Kırlangıcın tüyünü ağartır mı bir hamam?

Geometrik şekiller çiziyor kanatlarım
Üzerinde uçtuğum ırmaklara tastamam.

Yüreğim yıldızlara dokunur arada bir
Başımı döndürür hep göklerdeki ihtişam.

Şair kepenk indirip bir geziye çıkarsa
Şiir kendini asar ve bozulur intizam.

Ey dağlara gidenler, çiçeklere basmayın,
Bir çiçek ezilirse artık kalır mı nizam?

Akşamsefası gibi bir garip çiçek gönlüm,
Uzaklardan bir yıldız göz kırparken her akşam.

Aydınlatır eşyanın görünmeyen yüzünü
Ve susar gizemli kuş, anlat de, anlatamam…

Bahattin Karakoç

bahattin+karakoc Bir Şiire Sığmayan

Aşık mısın kızım?

   Ama…
   Demişti ki babası;
   “Aşık mısın kızım?”
   Bu zaten hayrandı adama; hayran hayran bakmış; “Aşık olduğuma inanıyorum baba.” Demişti.
   “İnanmakla olmaz. Aşık olduğunu biliyor musun?”
   “Biliyorum baba. Aşığım, biliyorum.”
   “Peki, aşığın akılla fikirle işi olmaz, bunu da biliyor musun?”
   “Nasıl baba?”
   “Akıl bir sürü şeyi dert eder kızım. Faruk’la evlenebilmen için ona kaçman lâzım; akıl,

bunun sonuçlarını kafana kakar durur ve faydalanacağın daha akıllıca şeyler teklif eder sana.

Kaçarsan anneni kaybedeceksin meselâ, Faruk da annesiyle babasını kaybedecek.
Var mısın kızım? Hiçbir şeye aldırmamaya var mısın? Acı çekmeye, rezil kepaze olmaya var mısın?”
   “Varım baba.”
   “Tekrar soruyorum; sen sahiden aşık mısın kızım?”
   Bu daha da hayran bakarak tekrarlamıştı cevabını: “Aşığım baba.”
   “Aşk aklın hesaplarına takılmaz.” Diyerek devam etmişti babası. “Pervâsızdır,
geniş ufukludur, sınırsızdır… Aşığın da öyle olması icap eder… Aşık adam yılmaz, canını sakınmaz,
üzülme, utanma nedir bilmez. Değirmen taşının altına girmiş gibi ezilip unufak olur da ‘bunaldım’ demez. 
Aşık, aklını çöpe atıp ‘Aşk bana yeter’ diyen adamdır. Tahammül kelimesi yoktur onun lügâtinde; 
tepeden tırnağa rızadır, kabuldür… Aşık budur kızım… Sen de bu musun? Başına bir sürü dert, 
illet gelecek bu saatten sonra ve sen tahammül etmeyecek, ‘ne olacaksa o olur’ deyip her geleni aşkın meyvesi gibi derecek, toplayacak, kucaklayacaksın… Son defa soruyorum; aşık mısın kızım?”
   “Aşığım baba… Aşığım.”
   “O zaman ben de sana yardım edeceğim.” Demişti babası.
   Ve etmişti.

Kün / Sezgin Kaymaz / Sayfa 68-69

asik+misin+kizim Aşık mısın kızım?

kan

“unutulmuş bir ihtilal bildirisinin arkasına yazılmıştır”

devrildi mevsimin ak sancağı
karardı her yer örtüldü pencereler

baharla mı aldatacaklar beni
kuşlarla mı kitaplarla mı
kapattığım kapılar aldanmışlığımdır
benim
kıvıldayan akkurtlar benim
özkardeşlerim
toprak çürüdükten sonra nefret neye
yarar
ne yana gidilir harita alkanlar
içindeyken

güz bile değil yaprağın sararması
tırnağın uzaması ölüm bile değil

kıyamı bildim ve gördüm kıblelerin
ihanetini
nasıl da koşuşurduk uğruna
gökçekimlerinin
genç ölüler tutardı ihtilallerin güncesini
bir kan bilirdi
bir ben bilirdim
işleyen rotatiflerin kıymetini

geldi ki sonu gelmez sandığımız
tuttuk dinledik
tevekkül hain dostumuzdu
ey kardaşlar ey yaranlar imdi sözüm vardır size
unutun adlarınızı
onlar size titreyen nabızlardan başka ne verdiler

değil mi ki her yer günlük güneşlikti
değil mi ki kırılmıştı kabuklar
sıkılı yumruklarla umut terennüm edilirdi
merhaba mı diyelim şimdi elveda mı

siz yarası soğumuş kızgın bakışlarım
kendini bükülmez sanan dizlerim benim
sözle başlamıştı her şey, söz bir büyüydü
yaşamaksa bir kabullenişti ancak
yazılmış tarihleri unutun artık
karanlık daha çok anlatır günden

bir tek sorum var zaman sefihlerine
ben neyi unutacağım ey biliciler
ve neyi hatırlayacağım ey susayna eskileri

ağudur suyun anlattığı
söz biter ve kapanır kuyular

Faris Kuseyri / Sonra Edebiyat Dergisi

blogger-image--762781946 kan

Kül

yakın mı uzak mı o yaralı yüz
o saydam bakış o kapalı kapılar
yeni mi dersiniz erguvanın bu hırçın rengi
dönenip duran bu harmaniler
neden kara ve yakaları kirli

her şey yerli yerinde mi ey mağrur zaman
için için akan bir ırmakta gizlenen tabutum
söz dinleyen ellerim
gürültüyle devrilen günün altında verilmiş sözler
saklı sevinçleri derdest eden
bin yıldır beklenip de verilmemiş sözler

düş neye yarar hatırayı unutturmaktan başka
uykuma közlenmiş ateşiyle bedenler biçiyor
atlas yükünden yük beğeniyor sırtıma o ihtilal şarkısı
her gece evreni yıkıp da yeniden kuran kim
siz misiniz harflere tılsımlar bağışlayan
lanetlenmiş şiirleri kulağıma fısıldayan siz misiniz ey
alıştım her sözüne babil’de adımı unuttuğumdan beri

şaşırt beni, ak göğüslerini göster
yazık ki ellerimi de aldı düşlerim
ellerim tedirgin birer balıkçıldı benim

bir kavafın oğlu olsaydım
bırakıp giderdim ardımda bütün şehirleri
eskiyen ayakkaplarıma aldırmadan hem de

ama buradayım işte, bu kum gibi dağılan odada
bir ümmi dervişsem kim anlatıyor bu hikâyeleri
ben kanıyorum ey sisli sokaklar ben ve benim çıplak ayaklarım
kan, benim kanım yeter mi söylenmemişi söylemeye
ve hangi aşk göğerir bin yıllık söz kirlenince

kuyulardan güzel çocuklar mı çıkardı
tiril tiril teriyle açılır mıydı özleyen babaların gözleri
su böyle paslanmadan önce

ey göğe sürülmüş alınyazım, karakaderim
mutluluk
çıkıp gelsen sana korkak diyeceğim

irişti vakti sonsözü söylemenin
bana kaldı gün başaklarını yakan o lanetli kıvılcım

potada cezbeyle eriyen metal ve
yabanda adını hatırlamak için bavkırançakal ve
gecenin gözlerindeki puhu ve
sabahın yelinden bilinen açık kalmış uykusu

kapalı kapılaryaralı yüzsaydam bakış
ne varsa apaçık yazılacak elbet tedirgin ellerim

ta sin mim

Faris Kuseyri / Üç Nokta Dergisi

blogger-image--2014115192 Kül