şimdi bütün sevinçler

Aşklar öyküleriyle güzeldi eskiden, şimdi
her aşk bir öykü arıyor kendine;
ah benim uman bulunmayan umarsızlığım!
Kadının biri ısınma umuduyla dolaştırıyor
koynunda ellerini, adam apış arasında
arıyor güneşli günleri. Çile yurdu ömrüm
benim, komşudan soruyor adresini!…

Hüsn ile Nesli, Aragon ile Elsa: Ve gözleri
şehla aşkımız olmasaydı on para etmezdi
bu bendeki iyilik. Kuşlar kaçıverdiğinde
kentlerden -açları doyuramasam bile-
cıvıltılarını toplayıp getiriyorum geriye.
Duvarın önündeki gözleri bağlı adamım,
dilimde sevda türküleri.

Biliyorum, yalnızlığa umar değil söz,
her gün biraz daha alışıyorum kendime;
soluduğunu duyuyorum dünyanın. Kadınlar
ki, yeni sürülmüş toprak kokuyor tenleri.
Eski aşklara çağdaş öyküler yazıyorum
ve habire damarına giriyorum mermerin
sevda ile keski ile murç ile…

Kışı böyle böyle geçirdim ve sıkıntıları
doldurdum ceplerime… ‘Yürü ya kulum’
sözüyle başladığını öğrendik devinim
tarihinin, utanç kılavuzumuzdu! Sarısabır
çiçekleri daha da sarardı yol boyunca
kayıverdi çocukların cebinden bilyeler,
şimdi bütün sevinçler cüce!…

Hüseyin Atabaş

 

 

Huseyin-Atabas-1024x768 şimdi bütün sevinçler

beyazlık

Dağdan indi bu sis
bembeyaz kapattı ağır ağır
yukarı mahallenin
damlarını
doluştu sokaklarına
aşağı mahallenin
Şimdi geziniyor
limanın üstünde
sokuluyor mendireğe

Birazdan yitecek kasaba
yitecek dünya
sokul bana.

Güven Turan

img-20251024-wa0046990243430433558469-812x1024 beyazlık

Kalbim İçin Harita

rehin kalmaya geldim, kalbim için
böylesi gerekti; uyumak ve sonra
kalbim için…

her insanın kıyıya vurduğu bir yer
vardır, duygu buna götürüyor çelimsiz
hayatımızı, noktadan sonra şişirilmiş
harflerle başlanır tümceye örneğjn
seyreltilmiş, ruhu alınmış kurallar dizgesi
geceleri yatmadan önce, önlem olarak
süt içilir, aynada suret seyredilir, olsun!
rehin kalmaya geldjm kendi ellerimle
rehinim artık kalbinizde

mutsuzluk, dünyada durulan yerin adıdır
demişti içimizi oyup duran ses, o sese
kulak vermeli, ki sokaktan sokağa geçerken
değişen koku
geceleri öpüştüğümüz karanlık
sabahları öpüştüğümüz karanlık
evden işe işten eve ulaşan gıybet hattı
bir şehre patlayan şeyler atılması ve
o şehrin ruhunda belirmeye başlayan
yalnızlık, bizim kalbimizi burkan
akşamlarda gizli
annem de biriken kaygu hep
bununla ilgili

gideceğim yolu gözüm seçmiyor
buğulu bir şarkı içinden geçtiğim
haritam yırtık, rüzgârı göstermiyor
fikrim karıştı, kalbim için
başka bir mevsim gerekli

Sinan Oruçoğlu

sinan-orucoglu Kalbim İçin Harita

aklımın buzulları

susarlar,
sustular mı konuşmazlar bir daha,
ses, yırtıcı bir hayvan olur, dağından iner,
vurur pençesini üzerlerine. o yüzden

kırgındırlar,
yorulmuş düşüncenin ağırlığından.
güneşin ışığını ararlar, öyle sıradan,
herkesi ısıtan, ama bulamazlar. artık ondan

çay içerler,
çay saatleri durma saatleridir.
bir yazı sayfasının kenarında düşünürler:
düşünmek durarak damıtmak mıdır? kımıldamadan

bir şehirde yaşarlar,
şeytanın evinde kiracıdırlar.
düşlerinden çözülen ince dekorda,
bir başka dünyaya bakar gözleri. vakti gelince

severler,
ateşli bir silah patlar sevince, ses vurulur.
yazlık elbiseler giyerler; bürünüp beyazlara
şeytanın bir adım önünde dans ederler. belki şimdi
o başka dünyada hâlâ…

Ahmet Güntan

aklimin+buzullari aklımın buzulları

Türküler Dolusu

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.
Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.
Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
“Bana bir bardak su” dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıcak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
“Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar”
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen…

Bedri Rahmi Eyüpoğlu

499085339801 Türküler Dolusu

Sayım

Ayışığında oturduk
Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm
Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm
Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı
Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda
Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık
İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım
Kaynağından öptüm seni

Cemal Süreya

sayim Sayım

Rüya

çok basit bir şey arıyor: senin beni aramanı,
itirazım yok, sürdürecek bana itirazını,
senin aradığın gibi aramıyorum, ben, seni,
aradığım, beni, istediğim şekilde arıyor.

çok basit, ben, bunu bana, sen göstereceksin,
aradığın gibi aradıkça bekleyeceğim, seni,
gelen neyse, götürüp göster, beni,
aradığım yerde, beni, bulup döneceğim.

çok basit, aradığım saf, sende yok, değilsin bende,
sen gel, bul beni, uykudayım ben, sende,
uykumda uyutuyordun, beni, benden,
gel benim uykumda uyu, sen, beni arıyorsun.

çok basit, senin uykunu, uyutacak, bana,
kime olduğunu bilmeden aşık oluyorum sana,
aradığını anlamadı, biri, beni,
uyut onu, gösterme, tekrar herkese.

tekrar başa dönmek istiyorum,
yat, unutmak istiyorsan, yat, öyleyse, unut,
yanında, bilen, bilebilen var mı senin,
uyuyorsun sen, beni, artık unut.

tekrar, tekrar, tekrar,
baştan başlamak istiyorum.

tekrar, tekrar, tekrar,
dursun, durmayan.

tekrar, tekrar, tekrar,
kaçıp, kovalayan.

Ahmet Güntan

ruya Rüya

çöl hattı

birisi gelse,
birisi gelse,
beni olduğum gibi sevse.

evet, ben çölde her şeyi üç defa tekrar edenim.
unutabilirdim.
unutma imkanım olurdu.
unutabilirdim, unutma imkanım olurdu,
tekrar sevebilseydim.

ben dualarını bilmiyorum.
“ne biliyorsan yaz!” dediğini duydum,
ne biliyorsam işte yazıyorum.

yazdıklarımı saklayacak şeyler saklayan o bedevi:

sevgilim gel bul çölde beni,
sevgilim gel bul çölde beni,
ben seni bulamıyorum,
ben seni bulamıyorum,
bulamıyorum çölde seni.

birisi olduğum gibi sevsin beni.

Ahmet Güntan

ahmet+guntan çöl hattı

İlk defa sever gibi bir başka sevmeyi

Nazlı’ya

bir şeyi ilk defa sever gibi
ayın tutulduğu her yerde ilk ay tutulması belki
içime bir bıçak ilk kez, kan nasıl da ılık
nasıl sorardım –
ayaklarım arzan bıçak gibi delerken küreyi

bir şeyi ilk defa sever gibi
gözçukurumda ilk kitabı görmenin mürekkep izleri
Neil Armstrong’un ayak izleri bilinemezlerimizi ezerken
bilincimizi ezerken bildiklerimiz
ağır yaralı bir tetiğin akla doğru sessiz bir yolu katedişi

bir şeyi ilk defa sever gibi
uzun kahve, koyu çiğ, ince damla, bir mucize kesinliği
artık bir söz bir sözü saracak kadar yakın
ve artık uçurum mutlak
bir ses bir sesi, çocuk unicorn’u, rüya ölümlü gerçeği

bir şeyi ilk defa sever gibi,
tanrısızlığın kandil geceleri, yanık levhaların tarihi
gözlerin gizli, parmakuçlarında topluiğne aşkları –sırça ölüm–
anısız bir öpüşme
her tarafı sünnet bir Asyalı nasıl ezer vişneçürüğü çimenleri

bir şeyi ilk defa sever gibi
ilk defa sever gibi diri meme uçlarını, taze dilini, yoğun tenini
arzın patlayacağı fikrini sever gibi serin ve kanlı bir histe
kurşunun kâğıda dokunduğu ânı
bir başka sevmeyi sever gibi şaşkın; aşkın el tutuşma saatleri

Orhan Alkaya

ilk+defa+sever+gibi İlk defa sever gibi bir başka sevmeyi

tarlakuşu neden uçmasın

(bir acı şarkı düştü dudaklarıma
kelebeklerin kanatlarında dolaştığım gökyüzü
dindirmez oldu ağrısını gönlümün
neredeyim, nicedir burdayım, neden
tarlakuşu neden uçmaz şarkısını söylerken)

atalarımdan kaldı bana bu çehre
devlet kurup devlet yıkmış bir soydan
bu özgürlük tutkusu
bu kanatlı karınca coşkusu
yeni dünyalar aradım ben onlardan uzak
cebimde düşler ve ıtır kökleriyle koyuldum yola
nemli dudaklarda konakladım geceleri
yumruğumu bulutlara kaldırdım bulvarlarda
hırçın, inatçı ve çocuktum; umursamadım
serseri ardıç ve menekşeden gerisini
çılgınlıklardan el aldım geceleri
doldurdum avuçlarımı
uzattım
yandı avuçlarım, bir ışık yayıldı gövdeme

ve bir gece yarısı uyandığımda
pusulam yoktu yanıbaşımda
bir deniz feneri yanıp sönüyordu, ıssızdı yörem
cebimden
bir ıtır kokusu yayıldı doğaya
ölüm cininden Sisyphos’u
dolunaydan Endymion’u
ve Bobby Sands’den tarlakuşunu dinledim
cebimde
boy atmış bir ıtır vardı yalnızca

(ne dönmek isterim, ne kalmak bu yerde
ayrılıklara biçildi ömrüm, durağım yok
beni aramayın ben sandığınız bende
neredeyim, nicedir burdayım, neden
tarlakuşu neden uçmaz, şarkısını söylerken)

Orhan Alkaya

tarlakusu+neden+ucmasin tarlakuşu neden uçmasın