Atlar Gibi

atlar gibi, diyor yaşlı adam
ne şahlandım ben de bir zaman

yaşam ki heves uçurur seni
durur birden esen rüzgârın

o kalıyor bir de
toprakla Sevişirken o
tadı yağmurun
anılar gibi kuruyor tende

şimdi gidiyor oldum
benden önce gidenlere
sözünüz varsa deyin
ölüler bir şey bekler o yerde

Mahmut Temizyürek

mahmut-temizyurek Atlar Gibi

Ben Senin Yerine Ağlayacağım

Beni terk edip gittiğin zaman
Sanma ki kal diye yalvaracağım
Ben senin yerine ağlayacağım

Aşkımızın sonsuz olması için
İsmini dağlara haykıracağım
Islak gözlerini görmemek için
Ben senin yerine ağlayacağım

Adonis

her-nevi-otoriteye-muhalif-bir-sair-adonis Ben Senin Yerine Ağlayacağım

yanılgı çiçeği

işte buraya, pembe boyalı duvara
kapkara kalemle çiziyorum resmini sessizliğin
dalıp gitmişliğin halini ocak başında;
geçmişin aşk masalını anlatırken yaşlı çınar,
avurtları çökmüş bulutlar yanaklarını önce beyaza
sonra sarıya boyarken karanfili güneş, onu da
hüznün ortasına konduruyorum
baykuş fırtınasında…

zaman duracak elbet aşağıda; dilin
sözcükleri kemirmesini bekliyorum, sesli-sessiz
ne varsa örneğin: sevişirken
kuşları, öpüşürken gülleri, kederli şiirleri
suskunluğun resmi olur mu demeyin onu bile…
tekneyi yoğuran hamuru, günahı çoğaltan suçu
hepsini… ama hepsini işte buraya…

faltaşına dönen gözlerimi
açıp uzaklara savuruyorum: akşam sefaları
şakayıklar ürkek çocuk adımıyla yollara dökülüyor;
vişne ağaçları gölgesine uzanıyor ıssızlığın
seyrediyorum, olgun kiraz gibi önüme düşüyor
acılar,
yalnızlık bukadar kötü dolanmamıştı dilime,
onu bile okşayıp sırtımda taşıyorum.

ömrün içinden geçiyorum dur diyen yok.
sevgim düşünce kirpiklerinden
örselenmiş dudaldarını arıyorum hayatın. ellerim
ağzım değil ki; eski bir evin bahçesi, kazdıkça
içine düşüyorum çukurun; ölüm olabilir bu!
gecenin gözü yok!.. her şey upuzun bir karanlık.
hayatın önsözüne sığınıyorum ama o da…

yanılgı çiçeğiyim
n’olursun hayat kopar beni, kopar a kirlendiğim
şu alem benden soyunsun…

Mehmet Sadık Kırımlı

a%25C2%25A6%25C5%259Flar%25C2%25A6-m+a%25C2%25A6%25C5%259Flatamam%252Chissederim+s%252B%25C3%2582yleyemem%252Cdili+yok+k yanılgı çiçeği

Eskişehir Şiirleri

2.
Ben küçükken
(Bütün kusurlarım görünür
söz ederken kendimden… )
doğduğum şehirde
(Ne çok masalı saklayan bir
oyuncak
sürüklenir derenin birinde)
pelin biterdi her bahçede
kokusu acı
çiçeği sarı
(Küçücük bir taş fincandı
ninemle kahve içtiğim
Babamın fincanıma kattığı
sıcak bir acıydı)

Nerde bilmem ninemin mezarı

(Dargındım babama
söylemek zor

annemin kefeni solmamıştı)

babam da bana dargındı

Sennur Sezer

Beni+do%25C2%25A6%25C5%259Furma+g%252B-n%252B-n+kutlu+olsun+anneci%25C2%25A6%25C5%259Fim%25C3%2594%25C3%2587%25C3%2598+%252B%25C3%25A7ok+mu+b Eskişehir Şiirleri

anımsamalar

I.
Tek çocuk olduğum günler gibiydi. Yaz tenhası cami
avlusunda o öğle saati, annemin tabutuyla ..
Annem, yıkadığım bir mum bebekti. Kendine ve bana
yabancı. Yabancı son yıllarda tüm çektiklerine. Güleç ve
dingin. Ne ellerinin kınalanmasına bir şey dedi ne
küpelerinin alınmasına. “Zaten hep uysaldı” sözü uymaz
ki ona.
Tek çocuk olduğum günler gibiydi. O yaz öğlesi,
gölgeli, loş, taş avluda.
Annemi kıskandım elbet. Kıskandım bacılarıma
bağışladıklarına. Bana yalnız gözyaşları kaldı. Ölmüş
görmüştü beni. Düş denmezdi, karabasan da. Helva
dağıtmış gece boyu sokak sokak. Şaştık sabah, öyle bir
töre yok ki. Üstelik ağıt da yakmış. Ah ince İstanbul kızı.
Kızlarının biri sana benzemedi.
Tek çocuk olduğum günlere kavuştum, annemin
tabutuyla.

II.
Şimdi o Ispartalı candarma görüşçü listesi yazıyordur.
İçinde ağır bir sıkıntı. Neredeyse terhisi geldi.
Gezilmemiş bir İstanbul kalacak ardında.
Memleketteyse ne bahçe, ne tarla. Kardeşler de
birbirine tutkun değil. “Eh ne yaparsın her şey parayla!”
Şimdi Ispartalı candarma, eğilip sevmek istese bir
çocuğu yapamaz. İçerde çocuğuna hasret o kadar kadın,
kapının önünde ne kadar ana …
Şimdi eteğini düzeltiyor bir genç kız, görüşçüsü
sevinsin diye. Bir boncuk ekleniyor bir sallamaya.
Nerdesin sen şimdi? Ne düşlerime giriyorsun ne
kaygılarıma…

Sennur Sezer

 

neredesin-sen anımsamalar

şimdi bütün sevinçler

Aşklar öyküleriyle güzeldi eskiden, şimdi
her aşk bir öykü arıyor kendine;
ah benim uman bulunmayan umarsızlığım!
Kadının biri ısınma umuduyla dolaştırıyor
koynunda ellerini, adam apış arasında
arıyor güneşli günleri. Çile yurdu ömrüm
benim, komşudan soruyor adresini!…

Hüsn ile Nesli, Aragon ile Elsa: Ve gözleri
şehla aşkımız olmasaydı on para etmezdi
bu bendeki iyilik. Kuşlar kaçıverdiğinde
kentlerden -açları doyuramasam bile-
cıvıltılarını toplayıp getiriyorum geriye.
Duvarın önündeki gözleri bağlı adamım,
dilimde sevda türküleri.

Biliyorum, yalnızlığa umar değil söz,
her gün biraz daha alışıyorum kendime;
soluduğunu duyuyorum dünyanın. Kadınlar
ki, yeni sürülmüş toprak kokuyor tenleri.
Eski aşklara çağdaş öyküler yazıyorum
ve habire damarına giriyorum mermerin
sevda ile keski ile murç ile…

Kışı böyle böyle geçirdim ve sıkıntıları
doldurdum ceplerime… ‘Yürü ya kulum’
sözüyle başladığını öğrendik devinim
tarihinin, utanç kılavuzumuzdu! Sarısabır
çiçekleri daha da sarardı yol boyunca
kayıverdi çocukların cebinden bilyeler,
şimdi bütün sevinçler cüce!…

Hüseyin Atabaş

 

 

Huseyin-Atabas-1024x768 şimdi bütün sevinçler

beyazlık

Dağdan indi bu sis
bembeyaz kapattı ağır ağır
yukarı mahallenin
damlarını
doluştu sokaklarına
aşağı mahallenin
Şimdi geziniyor
limanın üstünde
sokuluyor mendireğe

Birazdan yitecek kasaba
yitecek dünya
sokul bana.

Güven Turan

img-20251024-wa0046990243430433558469-812x1024 beyazlık

Kalbim İçin Harita

rehin kalmaya geldim, kalbim için
böylesi gerekti; uyumak ve sonra
kalbim için…

her insanın kıyıya vurduğu bir yer
vardır, duygu buna götürüyor çelimsiz
hayatımızı, noktadan sonra şişirilmiş
harflerle başlanır tümceye örneğjn
seyreltilmiş, ruhu alınmış kurallar dizgesi
geceleri yatmadan önce, önlem olarak
süt içilir, aynada suret seyredilir, olsun!
rehin kalmaya geldjm kendi ellerimle
rehinim artık kalbinizde

mutsuzluk, dünyada durulan yerin adıdır
demişti içimizi oyup duran ses, o sese
kulak vermeli, ki sokaktan sokağa geçerken
değişen koku
geceleri öpüştüğümüz karanlık
sabahları öpüştüğümüz karanlık
evden işe işten eve ulaşan gıybet hattı
bir şehre patlayan şeyler atılması ve
o şehrin ruhunda belirmeye başlayan
yalnızlık, bizim kalbimizi burkan
akşamlarda gizli
annem de biriken kaygu hep
bununla ilgili

gideceğim yolu gözüm seçmiyor
buğulu bir şarkı içinden geçtiğim
haritam yırtık, rüzgârı göstermiyor
fikrim karıştı, kalbim için
başka bir mevsim gerekli

Sinan Oruçoğlu

sinan-orucoglu Kalbim İçin Harita

aklımın buzulları

susarlar,
sustular mı konuşmazlar bir daha,
ses, yırtıcı bir hayvan olur, dağından iner,
vurur pençesini üzerlerine. o yüzden

kırgındırlar,
yorulmuş düşüncenin ağırlığından.
güneşin ışığını ararlar, öyle sıradan,
herkesi ısıtan, ama bulamazlar. artık ondan

çay içerler,
çay saatleri durma saatleridir.
bir yazı sayfasının kenarında düşünürler:
düşünmek durarak damıtmak mıdır? kımıldamadan

bir şehirde yaşarlar,
şeytanın evinde kiracıdırlar.
düşlerinden çözülen ince dekorda,
bir başka dünyaya bakar gözleri. vakti gelince

severler,
ateşli bir silah patlar sevince, ses vurulur.
yazlık elbiseler giyerler; bürünüp beyazlara
şeytanın bir adım önünde dans ederler. belki şimdi
o başka dünyada hâlâ…

Ahmet Güntan

aklimin+buzullari aklımın buzulları

Türküler Dolusu

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.
Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.
Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
“Bana bir bardak su” dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.
Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen’i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni…
Ben türkülerden aldım haberi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıcak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.
Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
“Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar”
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.
Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen…

Bedri Rahmi Eyüpoğlu

499085339801 Türküler Dolusu