Neden Sonra

Bir gün demek ne kadar hazin
Anılarla dolu geçen yıllara!…
Bakıp da ardında kalan yollara;
Geri dönememek tek bir an için!

Büyüttüğün artık umutlar değil,
Şimdi tek gerçek var; çaresizliğin.
Bak! Fırçan kırılmış, bomboş tuvalin
Ne biraz renk kalmış, ne de bir şekil

Silinmiş o portre, göremezsin ki!
Daha yakından bak dilersen, eğil;
Hani o maviler? Hani o şekil?
Uçup gitmiş mi ne? Hani o sevgi?

Nerde o dostluklar? Güzel yalanlar?
Bu kalp neden değil eskisi gibi?
Bir başka dünyada bulursun belki,
Geçer de aradan nice zamanlar…

O yer umutların söndüğü yerdir,
O yerde zavallı bütün insanlar!
Şairler, bilginler ve kahramanlar
O yerden hüzünle geçtiler bir bir

Arındılar sahte, yalan ne varsa
Sonunda denize ulaştı nehir;
Ne bir beste kaldı, artık ne şiir!
Bitti aldanışlar, bitti her tasa…

Nice sevenleri aldı o deniz;
Yine uygulandı en eski yasa;
Uzak bir sevgilden her ne kalmışsa;
Unutuldu. Ve duruldu kalbimiz.

Yıllar geçti… Neden sonra anladık:
Yüce olan, bağışlayan tek biziz!
Her kadehte kalan tortu sevgimiz,
Her yerde o güneş, hep o aydınlık…

Ümit Yaşar Oğuzcan

gitgide+alisiyorum+sana Neden Sonra

Hoşçakal

siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum

Özdemir Asaf

hoscakal Hoşçakal

zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar

Ne hesabını veremeyeceğim bir günüm oldu ne de vicdanımı lekeleyen bir geçmişim….
Ne hissettiysem onu söyledim, onu yaşadım.
Yaşadığım bir tek andan bile pişmanlık duymadım.
Asla keşkelerim olmadı.
Hiçbir zaman kendimle vicdan mahkemesi yapmak zorunda kalmadım.
Karşıma bazen gerçek yüzler , bazen sahteler çıktı ama olsun ben yine sadece hislerimle yaşadım.
Asla sevmediğim birine seni seviyorum demedim, ya da asla birini severken karşılığını beklemedim.
Dostluğuma değer biçmedim , sevgime ise hiçbir zaman sınır çizmedim.
Sevdiysem sonuna kadar gittim,bitirdiysem öldürse de hasreti geriye dönmedim.
Bazen çok kırıldım , bazen belki de kırdım.
Ama hata insana mahsustur dedim. Affettim, af diledim.
Kimileri birden fazla kırdılar kalbimi ama ben onları yine de affettim.
Onlar belki beni saflıkla yargıladılar.Belki de içten içe sinsice güldüler.
Ama asıl unuttukları şuydu. Ben aldanmadım.
Aldanan her zaman kendileri oldular ama bunu anlayamadılar.
Bir insan kaybının ne olduğu bilemedikleri için…
Kaybetmek onlar için bir alışkanlık haline geldiği için…
Oysa ben hiç insan kaybetmedim.
Sadece zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar.

Can Yücel

vazgecmeyi+bildim zamanı geldiğinde vazgeçmeyi bildim o kadar

Belki Gelmem Gelemem

Sen istinyede bekle ben burdayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Çünkü ben buradayım karanlıktayım
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
Şarabım bütün ekşi suyum soğuk
Yanımda olmadın mı seni daha bir çok seviyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

Yüzünü ıslatmadan ağlayabilir misin
Yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
Karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
Ben senin olmadığını arıyorum
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Belki gelmem gelemem beş dakika bekle git
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor sana ait ne varsa
Hiçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git

Atilla İlhan

belki+gelmem+gelemem Belki Gelmem Gelemem

Kalbimin En Doğusunda

Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
içimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy
Birkaç köy sular altında
Kalbimin doğusu,
her resme güneş çizen bir çocuktu.
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları
Ölümün ötesinde bir köy vardı
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda
Şimdi bana yalnızca
Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı
Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam
Yorgundu oysa
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan.
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Okyanusları mavi olmayan.
Benim için hayat,
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı.
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela.
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda.
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara
Bir gül parasına satardı.
Oğlan kıza bir gül alsa
Bilirdim odur en kırmızı zaman.
Adına aşk diyorlardı
Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı.
Kim bir şairi kırsa
Şair gider uzun bir dizeyi kırar mesela
Bilirim kim dokunsa şiire
Eline bir kıymık saplanacak.
Bilirim kırılmış dizeleri tamir etmez zaman
Yorgunum oysa
Durmadan kendime bir tunç ayak aramaktan.
Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda
Boş salıncaklar gibi gıcırdayarak konuştum karanlıkla
Kediler gibi mırıldanarak.
Alkolden bir denize bıraktım kalbimi
Kırmızı bir sandal gibi
Arka sokaklarda sarhoş konuştum karanlıkla
Avuçlarımla konuştum
Allah büyüktür diyen insanlar gibi.
Kedi dili bisküvilerinin bir pastayla konuşması gibi
Yumuşak ve kremalı konuştum onunla.
Boynumda leylaklar açardı baharda
Mor ve pembe konuştum karanlıkla
Gece açılıp gündüz kapanan bir parantezdim
Sözler vardı içimde işe yaramayan
Sözlerle konuştum karanlıkla…
Önce söz yoktu kalbimin en doğusunda
Sözler…
Bir yağlı urgandı acıyı boğmaya yarayan…

Didem Madak

didem+madak Kalbimin En Doğusunda

Deli Kızın Aşk Şarkısı

Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.

Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)

Sylvia Plath

kafamdan+uydurdum+seni Deli Kızın Aşk Şarkısı

Laleler

Laleler de çok kışkırtıcıdır, kıştır burada.
Bak nasıl da beyaz her şey, nasıl sakin, nasıl kar altında
Huzuru öğrenirim, uzanarak kendi başıma sessizce
Nasıl uzanırsa ışık bu beyaz duvarlara, bu yatağa, bu ellere.
Kimse değilim ben; ilgim yok patlamalarla.
Adımı ve günlük giysilerimi teslim ettim hemşirelere
Ve geçmişimi anesteziciye ve bedenimi cerrahlara.

Dayadılar başımı yastıkla nevresime
İki beyaz göz kapağı arasında kapanmak istemeyen göz misali.
Aptal göz bebeği, her şeyi içine almak zorunda sanki.
Hemşireler gelip geçer, dert değil onlar,
Beyaz başlıklarıyla giderler karaya doğru uçan martılar misali,
Elleriyle bir şeyler yaparlar, birbirlerine benzerler,
O yüzden kaç tane olduklarını söylemek imkansız.

Onlar için bir çakıl taşıdır bedenim, üzerinden akarken
Suyun çakıla davrandığı gibi davranırlar, teskin ederler usulca.
Parlak iğneleriyle hissizleştirirler beni, uyuturlar.
Artık kaybettim kendimi, bezdim bagajlardan –
Marka deri çantam kara bir ilaç kutusu gibi,
Kocam ve çocuğum gülümser aile fotoğrafından;
Saplanır derime gülüşleri, gülümseyen küçük çengeller.

Bıraktım her şeyi, inatla adıma ve adresime iliştirilmiş
O otuz yaşındaki yük kayığını.
Pansuman yaparak temizlediler beni sevdiğim çağrışımlardan.
Yeşil plastik yastıklı tekerlekli yatakta korkmuş ve çıplak
İzledim çay takımımın, ketenli çekmecelerimin, kitaplarımın
Batarak kaybolduğunu, ve kafamın üzerine çıktı su.
Bir rahibeyim şimdi, bu denli arınmamıştım hiç.

Çiçek istememiştim, istediğim sadece
Ellerimi çevirerek uzanmak ve büsbütün boş olmak.
Ne özgürlüktür bu, bilemezsin ne özgürlüktür –
Öyle büyük ki huzur, afallatır seni,
Ve bir şey istemez, bir künye, birkaç ıvır zıvır.
Ölülerin vardıkları yerdir bu, nihayetinde; tasavvur ederim
Kapatırken ona ağızlarını, bir Komünyon hapı misali.

Laleler çok da kırmızılar öncelikle, incitirler beni.
Hediye kağıdı arasından bile işitirim onların soluklarını
Usulca, beyaz kundaklarının arasından, korkunç bir bebek gibi.
Kırmızılıkları konuşur yanıtlayan yaramla.
Hilekârdır onlar: beni batırdıkları halde, su üstünde yüzer gibiler,
Asabımı bozar onlar apansız dilleriyle ve renkleriyle,
Bir düzine kırmızı kurşun sonda boynumun etrafında.

Daha önce kimse izlemedi beni, şimdi izlenirim.
Döner laleler bana, ve ışığın günde bir kere yavaşça
Bollaştığı ve yavaşça azaldığı pencere ardımdadır,
Ve görürüm kendi kendimi, yassı, gülünç, güneşin gözüyle
Lalelerin gözleri arasında kesilmiş bir kağıt gölgesi gibiyim,
Ve yüzüm yok benim, kendi kendimi yok etmek istemiştim.
Hayat dolu laleler yer benim oksijenimi.

Onlar gelmeden önce yeterince dingindi hava,
Gelip giderek, her bir solukta, yaygarasızca.
Sonra doldurdu laleler havayı yüksek bir ses gibi.
Şimdi takılıp durur hava ve anaforda dönenir bir nehir misali
Takılıp durur ve anaforda dönenir pas kızılı batık bir motor gibi.
Kendini adamadan eğlenen ve dinlenen
Mutlu dikkatimi yoğunlaştırırım onlara.

Duvarlar da kendilerini ısıtır sanki.
Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali;
Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi,
Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır
Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden.
Tattığım su sıcak ve tuzlu, deniz gibi,
Ve sıhhat gibi uzaktaki bir ülkeden gelir.

Sylvia Plath

sylvia+plath+laleler Laleler

Mahvolmuş Hayatlar

‘aynı kadınla iki kez
evlenerek hayatımı mahvettim’demiş
William Saroyan.

hayatlarımızı mahvedecek bir şeyler
her zaman vardır,
William,
neyin veya kimin
bizi önce
bulduğuna
bakar,
mahvolmaya hep
hazırızdır.

mahvolmuş hayatlar
olağandır
bilgeler için de
ahmaklar için de.

ancak
o mahvolmuş hayat
bizimki olduğunda,
işte o zaman
farkına varırız
intiharların,ayyaşların,hapisane
kuşlarının,uyuşturucu müptelaları
ve benzerlerinin.
varoluşun
menekşeler kadar,
gökkuşağı
kasırga
ve
tamtakır
mutfak
dolabı
kadar
olağan
bir
parçası
olduklarının.

Charles Bukowski

mahvolmus+hayatlar Mahvolmuş Hayatlar

Yalnız Yerdir Cehennem

Adam 65’indeydi, karısı 66,
Alzheimer hastası.

Adamın ağzı
Kanserdi.
Geçirdiği ameliyatlar ve gördüğü
Işın tedavileri
Çene kemiğini eritince
Tel takmışlardı
Çenesine.

Bir bebeğin altını
Değiştirir gibi
Her gün
Altını değiştirirdi
Karısının.

Durumundan dolayı
Araba süremediği için
Hastaneye taksi ile
Gider,
Konuşmakta zorlandığı için
Adresi kağıda yazardı.

Son ziyaretinde
Bir ameliyat daha
Gerektiğini söylediler;
Sol yanağının ve
Dilinin
Biraz daha temizlenmesi gerekiyordu.
Eve döndüğünde
Karısının altını değiştirdi,
Fırına dondurulmuş hazır yemeklerden
Koydu, akşam haberlerini
İzledikten sonra
Yatak odasına gitti, silahı
Aldı, karısının şakağına
Dayadı ve ateşledi.

Kadın soluna
Yığıldı, adam
Kanepeye
Oturdu,
Namluyu ağzına soktu ve
Tetiği çekti.
Silah sesleri komşuları
Harekete geçirmedi.
Daha sonra fırında
Yanan yemeğin kokusu
Geçirdi.

Biri geldi, kapıyı
Omuzlayarak açtı ve gördü
Çok geçmeden
Polisler gelip
İşe koyuldular, bazı şeyler
Buldular:

Bakiyesi bir dolar on dört sent olan
Bir tasarruf hesabı defteri
Sonuca vardılar:
İntihar.

Üç hafta sonra
İki yeni kiracı
Taşındı daireye,
Ross adında
Bir bilgisayar mühendisi ile
Bale eğitimi alan
Karısı Anatana.

Mutlu
Bir çift gibi
Görünüyorlardi.

Charles Bukowski

alzheimer+hastasi Yalnız Yerdir Cehennem

Değil

Biraz değiştim,
Her 
şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim…
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor, bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil…
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim…
Sorun değil…
Elbet Alışırım…
Biraz alıştım.
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim iki arada bir derede duyguya alışıyorum…
Bir yanım bırak diyor bir yanıma
Kesin değil! Henüz tanıştık…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor,
Bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil…
Bir hayli kırıldım…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım…
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım!..
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara,
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa…
İyi değilim.
Galiba yoruldum…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum.
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..
Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!
Gözlerim yorgun…
Dudaklarım, dudaklarım hissiz…
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır…
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
Söyleyemediklerini söylesen de şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil…
Çok çalıştım
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Daha önce de gitmiştim…
Çok çalıştım…

Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için
Çok çalıştım…
Daha öncede gitmiştim…
Kendi isteğimle…
Anladım ki daha önce sevmemiştim!
Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime…
Bu göz gözü görmez dumanlı halime
Çok alışmaya çalıştım hem de…
Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da
Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç
Işığı sönüyor…
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor…
Ne yormak istedim seni,
Ne de yormak kendimi
Çok çalıştım
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı.
Kolay değil!
Çisel Onat
biraz+degistim Değil