Âşık Kadınlar

Coşkunuzdan bir gökkuşağı yapılırdı
güzel yavuklular
Biri beni bırakır bir başkası gelir aynı güzellikte
o da bırakır gider

Senin bana bıraktığını başkalarına veririm ben
Voltava
pırıldar Ey sen kıskanç kadın geçer ve şarkı mırıldanırsın
ve çekip gidersin sonra

Üç renkli fiyonga karşılaştırılabilir aşkla
saçlar ağız gözler
Ölür ayak sesleri avlunun yankılanımında
mavi bir gökyüzünü andıran avluda

Ah başkalarının benden istediklerini
veremiyorum sana
Nice geceler boyu aradığım kadın
gelip kapıyı çalsana

Odamda kara bir bayrak dalgalanıyor mağrur
Yüzlerce yeni gökkuşağı ve yeni renkler
solsun
Sen gel baştan çıkarıcı kadın

Sen benim maça kızım Ey benim güzel kadınım
Ey Maria
Dinle piyanomun sesini senin içindir çaldığı
arya

Fiyongada yalnız bir tek kara kurdela kaldı
bir bez parçası işte
Sen de gittin ötekiler gibi tıpkı
Gittiler hepsi de

Vítezslav Nezval
Çeviri: Eray Canberk
asik+kadinlar+gittiler Âşık Kadınlar
 

Hüzün ve Serseri

Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra,
Büyülü, mavi, derin ve ışıl ışıl yanan
Bambaşka denizlere, bambaşka semalara,
Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından?
Agathe, uçtuğu var mı ruhunun arasıra?

Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!
Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?
Arasıra der mi ki Agathe'ın ruhu, üzgün,
"Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak
Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün."

Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet,
Ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer,
Ey her ruhun içinde bulunduğu saf şehvet,
Ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler!
Ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet!

Ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların,
O koşuşlar, şarkılar, o demetler, buseler,
İnildeyen kemanlar arkasında sırtların,
Akşam, korkuluklarda şarap dolu kâseler,
- Âh o yeşil cenneti çocuksu sevdaların!

O bilinmez zevklerin yüzdüğü mâsum belde?
Çok daha uzakta mı yoksa Çin'den, Maçin'den?
Beyhude bir arzu mu inildeyen dillerde,
Canlanan bir hayal mi billûr sesler içinden,
O bilinmez zevklerin yüzdüğü mâsum belde?

Charles  BAUDELAIRE
Çeviri : Sait MADEN
huzun+ve+serseri Hüzün ve Serseri

Eski Dert

Kırmızı çiçekler açtı
O minicik ellerinle
Eriştiğin nar ağacı.

Gene yeşillendi her yer
Tenha ağaçlıkta şimdi.
Herşeyi canlandırdı Haziran’ın
Aydınlık ve sıcak hediyeleri.

Sen benim ağacımsın
Kurumuş ağacımın çiçeği
Son ve tek ümidi boşuna hayatımın.

Soğuk topraklardasın şimdi
Kara topraklarda, kara toprak.
Sana ne güneşin gezgin sevinci erişir
Ne de aşkın elinden gelir
Seni uyandırmak.

Giosua Carducci
Çeviren: L. Sami Akalın

sen+benim+agacimsin Eski Dert

Sante Hapihanesi’nde

I
Soyunmam gerekti çırılçıplak
Hücreme girmeden önce
Ve hangi ses ötüyor Guillaume
Sana ne oldu diye

Mezardan çıkacağı yerde
İçine giriyor Lazar
Elveda elveda şarkılı türkülü oyun
Ey benim yıllarım ey genç kızlar

II
Hayır hissetmiyorum kendimi artık
Bu yerde
Hem ben on beş numarayım
On birincide

Camlardan camların içinden
Güneş süzülüyor
Işınları benim kafiyelerimde
Maskaralık ediyor

Ve dans ediyorlar kağıt üzerinde
Dinliyorum işte
İçlerinden birini tavana vuran
Ayağı ile

III
Her sabah yürüyüşe çıkıyorum
Kapana düşmüş bir ayı gibi
Dönüyor dönüyor hep dönüyoruz
Gökyüzü bir zincir kadar mavi
Her sabah yürüyüşe çıkıyorum
Kapana düşmüş bir ayı gibi

Çeşmeyi de açmışlar işte
Bitişikteki hücrede
Gardiyan bir gitsin bir gelsin
Şıngırdayan anahtarları ile
Çeşmeyi de açmışlar işte
Bitişikteki hücrede

IV
Nasıl da sıkılıyorum bu çıplak ve rengi atmış
Duvarların arasında
Kağıt üzerinde küçücük adımlarıyla bir sinek dolaşıyor
Eğri büğrü satırlarımda

N’olacak benim halim ey acımı bile Tanrı
O acıyı veren sensin bana
Pınarları kurumuş gözüme şu solgun halime acı
Yere çakılmış sandalyemin gıcırtısına

Ve hapishanede çarpan bütün zavallı yüreklere
Bana eşlik eden aşka
Şu kaçıp giden aklıma acı daha çok
Ve onu saran umutsuzluğa

V
Saatler ağır ağır geçsin
Geçişi gibi bir cenazenin

Özleyeceksin ağladığın saati
Çok çabuk geçtiği için
Geçişi gibi tüm saatlerin

VI
Kentin gürültüsünü dinliyorum
Ve ufku olmayan bir hükümlü gibi
Sadece düşman bir gökyüzü görüyorum
Bir de çıplak duvarları hücremdeki

Gün bitmek üzere işte
Bir lamba yandı hapishanede
Ey sevgili akıl güzelaydınlık
Bak yapayalnızız hücremde

Eylül 1911

Guillaume Apollinaire
Çeviri: Gertrude Durusoy - Ahmet Necdet
Guillaume+Apollinaire Sante Hapihanesi'nde

Ren Gecesi

Bardağımda şarap, bir alev gibi titriyor.
Bakın kayıkçı ağırdan bir şarkı tutturmuş.
Ayışığında yedi kız görmüş, öyle diyor;
Yeşil saçları ta topuklarını bulurmuş.

Kalkın, türküler söyleyin, oynayın yan yana;
Kayıkçının şarkısını duymayayım gayrı;
Bütün sarışın kızları getirin yanıma:
Saçları örülmüş durgun bakışlı kızları.

Ren sarhoştur, sularına asmalar vuran Ren;
Üzerinde gecelerin altını serili.
Yazı büyüleyen yeşil saçlı perilerden
Bahseder ölü bir ses, son nefesinde gibi.

Bir kahkaha gibi kırılır kadehim birden.

Guillaume Apollinaire
Çeviri:
Orhan Veli Kanık – Sabahattin Eyuboğlu

ren+gecesi Ren Gecesi

Vurulduk yapayalnız, Ceylan gibi…

“Hahoo!… Vey lımın… Oyy Hazalemın…
Oyy ez bımırım… Hazal… Oyy bikesamın…

“Ah! Kürdistan, bomba yağar, kan yağar
Genç, Lice yas tutar, ah! Ceylan için
Burada bir kedi bin aslan boğar
Bu nasıl bir yağma, bu zulüm niçin
Yerden göğe paramparça can yağar

Hahoo!… Vey lımın… Oyy Hazalemın…
Oyy ez bımırım… Hazal… Oyy bikesamın…

Dönmez suya giden o ceylan kızlar
Paramparça şimdi aşkın Kürtçesi
Gökte paramparça bütün yıldızlar
Vurulmuş arkadan aşkın mertçesi
Vurulmuş art arda bütün yalnızlar”

Evet, yalnız kaldık diye oldu bunlar…

Kürtçe bilmeyenler için çevirebildiğim kadarıyla işin Türkçesi bu.

Vurulduk yapayalnız.

Vurulduk Ceylan gibi…

Herkes kendi kaderiyle baş başa kaldı diye oldu bunlar, vurulduk bir başına.

Vurulduk çaresiz.

Birbirimizi yalnız bıraktık diye, birbirimize iyice yabancılaştık, hatta kendi kendimize yabancılaştık diye oldu bunlar.

Vurulduk gurbet elde gibi…

Vurulduk kimsesiz.

Ne annemiz, ne babamız, ne ağabeyimiz, ne ablamız, ne komşumuz ne arkadaşımız, hiç kimse kimseye hiçbir şey söylemedi, herkes olacaklardan habersiz.

Vurulduk ecelsiz.

Nice siyasetçi, hep yalan hayallerle avuttu, aydınlık bir gelecek masalıyla uyuttu bizi.

Onları parmağında oynatanlarsa Kürt, Türk, Alevi, Sünni diye bölüp bölüp yuttu bizi.

Ne zaman hak aramaya kalktıysak, en ufak bir kımıldamamızda darbelerle susturulduk, gözaltında, zindanlarda, tecritlerde unutulduk.

İdam sehpalarında, hain pusularda, işkencelerde vurulduk.

Vurulduk sebepsiz.

Kürt diye vurulduk, Türk diye vurulduk, hem mezhebimizden, hem memleketimizden sorulduk.

Aslında ne Kürt olduğumuz için ne Türk olduğumuz için, yalnızca zulüm payidar olsun diye vurulduk.

Vurulduk sorgusuz, sualsiz.

Şair, mütefekkir yazarlarımız, sanatçılarımız fildişi kulelerinde sanat hünerlerini sonuna kadar sergilerken, hayattan hiç haber vermediler, yol göstermediler.

Yalnızlığımızı bile seslendirmediler.

Sessiz bir çığlık oldu hep ölümlerimiz.

Vurulduk hikâyesiz, şiirsiz.

Ne zaman yola çıktıysak, yoldan çıkardılar bizi, hem de her birimizi bir başka yöne savurarak.

Vurulduk paramparça olarak.

Vurulduk habersiz.

Faili meçhul oldu hep cinayetler…

Gücü yeten yetene, kim vurulmuş kime ne…

Soruşturmalar gizlendi, deliller de canımız gibi paramparça edilip yağmalandı, bazen cesetlerimiz tümüyle kaybedildi.

Medya suskun, sanatçılar suskun, savcılar suskun, halk suskun…

Vurulduk sessiz, sessiz.

Yüzyıllardır hep vurulduk yine de tükenmedik.

Binlerce öldük ama bitmedik.

Öyleyse artık yeniden kalkalım ayağa, yeniden başımız dimdik…

Son verip yalnızlığımıza Yunus olalım.

Yeniden birbirimizi bulalım.

“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz”

Yeniden bir olalım.

Artık vurulmayalım…

Bir olalım ve vuralım kalbine, kalbine zulmün.

Gün bugün, gün bugün, gün bugün…

Sıtkı Caney

blogger-image--1159500808 Vurulduk yapayalnız, Ceylan gibi...

Tiryakinin Sigara Bırakma Günlüğü

Yatmadan-once-bir-kilo-margarin-yerim-35203 Tiryakinin Sigara Bırakma Günlüğü

Sevgili günlük, Bu sabah Hürriyet’in Kelebek ekinde sigarayı bırakmanın vücuda yaptığı olumlu etkileri anlatan bir haber okudum. Bu tarz haberlerden oldum olası tiksinmeme rağmen nedense coşup sigarayı bırakmaya karar verdim. Kararım kesin, sigarayı bırakıyorum. Bu kararımın vücuduma etkilerini gösteren tabloyu başucuma astım. İçimin zehirden temizlenmesini tabloya bakarak daha rahat hissedeceğim. Şimdi masanın üzerindeki dolu sigara paketini buruşturup çöpe sallıyor ve sağlıklı gürbüz bir kişi olma yolundaki ilk adımımı atıyorum.

SEKİZİNCİ SAAT

Sevgili günlük,
Tabloya göre sigarayı bıraktıktan sekiz saat sonra tansiyon ve nabız normale dönüyormuş. İnanır mısın, bunu hissediyorum sanırım. Tamam, tansiyon ve nabzımın bundan sekiz saat önceki halinde de anormallik hissetmemiştim,ama normale dönmesi iyi bir şey herhalde. Coşkumu paylaşmak için Teoman’ı aradım, sigarayı bırakmama “geçici Ubeyd Korbey sendromu” adını taktı. “Oğlum” dedim, “bak tam sekiz saattir sigara içmiyorum, tansiyonum ve nabzım cillop gibi oldu”.
Bunu söyleyince kendi nabzının ve tansiyonunun da harika olduğunu söyledi, meğer sekiz saattir uyuyormuş. Yavşak işte, ben ne diyorum o ne diyor. Yalnız laf aramızda, kafama takıldı gerçekten, demek ki günde sekiz saat uyuyan bir sigara tiryakisinin tansiyonu ve nabzı da günde bir kere normalleşiyor. E peki, tansiyon ve nabız günde üç kez normale dönemeyeceğine göre benim kazancım ne bu işten? Demek ki, savaşı erken bırakmayacaksın. Yoksa Teoman itinden ne farkım kalır? Onun tansiyonu da normal, benimki de…. Neyse, bakıcaz….

ONUNCU SAAT

Sevgili günlük,
Sigarayı bırakırken başlangıcın çok zor geçtiğini duymuştum. Hiç de değilmiş. Az önce yemek yedim, iştahım açılmış, yemeklerin tadını daha iyi aldım. Yıllardır ilk kez yemeğin üzerine sigara içmeyeceğim.

ON BİRİNCİ SAAT

Acaba azaltarak mı bıraksam? Sadece yemeklerden sonra içsem mesela? Yok yok, dayanmam lazım. Kuruyemişçiye gidip kabak çekirdeği alayım, oyalanırım.

ON ÜÇÜNCÜ SAAT

İki saattir aralıksız kabak çekirdeği yiyorum. Ve bir de yıldıran dejavu: “abi bu çekirdeğe elini sürünce bırakamıyorsun.”

ON DÖRDÜNCÜ SAAT

Kabak çekirdeğini bırakınca yemekten sonrakine benzer bir sigara içme isteği uyandı. Çöpe attığım sigara paketini ararken telefon çaldı, Teomanmış. “Sağlığında yeni düzelmeler var mı?” diye sorup kahkaha attı .Vay ayı vaaay, sigarayla mücadelemde başarısız olmamı bekliyor demekki. Bu beni sinirlendirmekten çok kamçıladı. Ulan Teoman, görüşürüz bakalım. İlk işim sigara paketinin olduğu çöp torbasını evden atmak

ON YEDİNCİ SAAT

Sevgili günlük,
Kendimden utanıyorum. Az önce kapıdaki çöp torbasını geri almaya karar verdim, kapıcı götürmüş. Kararsızım, sigarayı bırakanların sinirli olmaya başladığı ve kilo aldığı söyleniyor. Şişman ve sinirli biri olup Hüseyin’e benzemeyeyim sakın?

YİRMİ DÖRDÜNCÜ SAAT

Sevgili günlük,
Biliyor musun, sigarayı bıraktıktan 24 saat sonra kalp krizi riski yüzde 25 azalıyormuş. Fena değil ha, ne dersin? Teoman’ı aradım az önce, sana en fazla 15 gün veriyorum dedi. Kalp krizi riskinin azalmasından sözettim, güldü. Gül bakalım Teoman efendi, gül… Gidip kabak çekirdeği alayım.

İKİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Dün çok kötü geçti. Kuruyemişçiye gidip bir kilo kabak çekirdeği aldım. Gazeteleri çıkmadan okusaydım keşke, Hıncal Uluç köşesinin yarısını “kabak çekirdeğinin cinsel güce katkıları”na ayırmış. Allahım, ya kuruyemişçi de okumuşsa yazıyı? Ulan yüz gram al çık, bir kilo niye alıyorsun? Bundansonra o dükkanın önünden geçemem.

ÜÇÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Çok güzel bir gündeyiz. Sigarayı bırakmamın üzerinden 72 saat geçti, yani sinir uçlarım bugünden itibaren yenilenmeye başlıyor. Daha da güzeli, sevgilim geliyor. Bugün biraz sinirli gibiyim, kızın yanında arıza yapmasam bari…

DÖRDÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbuki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim, hanımefendi karşı çıktı. Neymiş, yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve “yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir” diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. Kız kaçmaya başladı, ben de peşinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını farkedince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım, umarım arar.

BEŞİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Bu sabah İstikbal’den çek-yat gelecekti, öğlene kadar bekledim, ne gelen var ne giden. Birden sinirlerim tepeme çıktı, elimde odunla beklemeye başladım. Hayır, niye sözünde durmuyorsun kardeşim? Sabah dediysen sabah getir. Adamlar saat üçte geldiler, ben odunla kapıya çıkınca tedirgin olup kaçtılar. İstikbal’i arayıp siparişi iptal ettim, Seray’ı var Mobella’sı var canım, banane yani…

ALTINCI GÜN

Sevgili günlük,
Sevgilim aradı, bana çok kızgın olduğunu söyleyip bir çuval zır zır yaptı. zaten ona moralim bozuk, bir de Teoman gelip karşımda fosur fosur sigara imesin mi? Dumanı suratıma üflediğinde çaktırmamaya çalışarak içime çekmeye çalıştım. Ulan özlemişim be…

YEDİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Kabul etmem gerekir ki bugün çok sinirliydim. Gevşemek için televizyonu açıp belgesel izlemeye başladım. Discovery Channel’da Timsah Avcısı diye bir lavuk var, 10 dakika dayanamadım herife. Eline bir yılan almış, yılan çıtır çıtır ısırıyor, bu gevrek gevrek gülüyor. Neymiş, yılan zehirsizmiş.Ya arkadaşım, zehirsiz diye ne bu yani? National Geographic’I açıyorum, zürafalar var, daha iyi. Ama zürafalardan, Mary ve ailesi diye söz ediliyor. Allah belanızı versin hepinizin. Süt içip uyumaya karar veriyorum, süt şişesinin üzerine “lütfen çalkalayınız” yazmışlar. Çal-ka-la-mı-yo-rum. Mecbur muyum lan sizin şişenizi temizlemeye. Para almasını biliyorsunuz eşşoğlueşşekler sizi be! Akşam arkadaşlarla bira içmeye gittik. Buinsanlarne kadar anlayışsız var ya günlük, aklın oynar.Ulan zaten sigarasız bira içiyorum, beynim sulanmış, hala üzerime geliyorlar. Masada ideolojik hadise çıktı, dışarı kadar uzadı. Tartışma sorun değildi de “sigarayı bıraktığındanberi kilo aldın lan kocagöt” deyince dayanamayıp kafa attım Teoman’a. Yapmasam iyiydi.

SEKİZİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Teoman arayıp bir daha benimle görüşmek istemediğini söyledi. Çok umurumdaydı lavuk. Gereken cevabı verdim zaten. Bu arada, gazetede okudum yine. Sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden bahsediyordu. Azaltarak bırakma ve marka değiştirerek bırakma maddeleri ilgimi çekti. Acaba? Ama yok yok, bu kadar dayandım, gerisini getirmek lazım.

DOKUZUNCU GÜN

Sevgili günlük,
Sana ne zamandır sevgili günlük diye seslenmediğimi farkettim. Oysa sen bu dünyada beni anlayan tek varlıksın, tek dostumsun. Bugün ne oldu biliyor musun, sevgilim beni terketti. Alçak kadın, Manyaklaştığımı söyleyip ayrıldı benden. Bu arada kabak çekirdeğinin bokunu çıkardım, her tarafımda sivilce çıktı.

ONUNCU GÜN

Sevgili günlük,
İki gün önce, sigarayı bırakmanın çeşitli yöntemlerinden sözetmiştim. Ben iki yöntemi birleştirip hem marka değiştirdim hem de azalttım. Günde üç tane yemeklerden sonra Parliement içiyorum. O kadar zaman sonra ilk içilen sigaranın bir güzel kafası var, şaşırırısın.

ON BİRİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Kendime bir iyilik yapıp sigarayı beşe çıkardım. Ha üç, ha beş. Eskiden günde bir paket içiyordum, şimdi beş tane içiyorum. Yine kazançlıyım yani…

ON İKİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Bugün gazetede Amerika’da yapılan bir araştırmayla ilgili haber okudum. Habere göre günde 10 taneye kadar sigaranın çok fazla zararı yokmuş. Üstelik sigaranın markasını değiştirmekten falan da bahsedilmiyordu. Madem öyle günde 10 tane Camel içebilirim.

ON ÜÇÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Sevgilimi ve Teoman’ı arayıp özür diledim. Sevgilim, bir süre daha görüşmek istemediğini söyledi. Ağzımdan köpükler çıkarken koşturduğum sahneyi unutamıyormuş. Haklı kız, bir şey söyleyemedim. Teoman aramızda geçen hadiseyi sigaraya yordu, ona göre yavaş yavaş sigara içmeye başlayınca beynim tekrar faaliyete geçmiş. Neyse barıştık ve yarın akşam buluşmaya karar verdik.

ON DÖRDÜNCÜ GÜN

Sevgili günlük,
Teoman’la ocakbaşına gittik. İçtiğim sigaraları saymadım. Teoman’ın da dediği gibi, sigaranın zararlarını bilerek içiyorum, kime ne? Sana da soruyorum günlük, sana ne?

ON BEŞİNCİ GÜN

Sevgili günlük,
Püfür püfür içiyorum sigaraları. Bir de, “sigaraya tekrar başlayınca ne olur” tablosu yapmaya başladım. Sevgilim de bir daha sigarayı bırakmayacağım sözünü verince geri döndü. Elveda günlük, bir daha işim olmaz seninle.

Yapracığı Gören Balık

Minnacık bir balık bir yaprak gördü
Körpe – yeşil – ve yemiş bahar güneşini
               -yaprak değildi
               Bahardı gördüğü-
Ve o düşle fırladı denizden
                               Ve düştü kaldı
Balık ki yaprağı görüp sarhoşladı
                                              O ben’im işte
Erik ağacından düşen yapracık
Damarlarında hâlâ özsuyun hazzı
                               Bir gözyaşıyla
                               Sapından sarkan
Yaprak ki düştü erik ağacından
                                              O ben’im işte
Ve çiçekler arasındaki erik ağacı
Güneşe ve yağmura dikmiş gözünü –
-Güneş ki olduracak meyvasını
Yağmur ki besleyecek meyvasını
Meyva ki sürdürecek erik ağacını
Ağaç ki çiçekler arasında
                                              O ben’im işte
Ve meyva ki güneş kokar
Usulcana erir ağzında
Ve bir an emip de çekirdeğini
Ya yere atarsın ya da denize
O çekirdek ki mutlu
                                              O ben’im işte


Zareh Yaldızcıyan (Zahrad)
Çeviri: Can Yücel
zareh+yaldizciyan Yapracığı Gören Balık

Yeniyıl Armağanı

Yarı gecede ışığını söndürme sakın

Hiç değilse perdeye düşen gölgeni izleyeyim özlemle 
Ve yaz güneşlerinden kopardığım ışıl ışıl hediyeni 
Bırakıp eşiğine uzaklaşayım

Yarı gecede düşlerimin ışığını söndürme sakın

Zareh Yaldızcıyan
Çeviri: Ohannes Şaşkal
yeniyil+armagani Yeniyıl Armağanı

Bir Adamın Aklı

Ağaca bakar – görmez ağacı – kendini görür 

Yola bakar – görmez yolu – kendini görür 
Yukarı bakar – yıldızlar var gökyüzünde – 
Görmez – kendini görür 
Ve aynaya bakar – görmez kendini – 
-Selâm verir

Zareh Yaldızcıyan
Çeviri: Ohannes Şaşkal

bir+adamin+akli Bir Adamın Aklı