yaşasın konfederasyon!
yaşasın kamçılar ve köleler!
çünkü siyahları sevsem de,
lincoln’un bir yalancı olduğunu biliyorum.
dengeler adına vuruldu kim vurulduysa
çiftçiler, marilyn monroe, bağdat
dengeler adına bırakıldım kendimle başbaşa
burada şehremini’de
ve bir hallaç pamuğuna dönüşmüş olarak.
kimim ben
nerden gelip nereye gidiyorum
bunun ne önemi var
mossad besliyor kafka’yı
zen’i amerika finanse ediyor
çünkü hepimizi uyuşturup,
ortadoğu’yu ateşe vermek istiyorlar.
ikilem
üçlem ve dörtlemler
alternatif çöplüğüne döndü üçüncü dünyanın beyinleri
“hiç akletmez misiniz”
hayır etmeyiz!
felsefenin soysuz çarkına teslim ederiz ayetleri
öyle büyüttük öyle büyüttük ki felsefeyi
eylemi de aldı içine
eylemi aldı bizden
ve ateşler içre bağdat’ın orta yerinde,
çırılçıplak kalakaldık işte
dengeler adına silahsız
dengeler adına şahsiyetsiz
miskin, geveze, entelektüel…
dengeler adına vuramadı kim vurmadıysa
dengeler adına şair yaptılar bizi.
Şub 23
BİR 7.65 ‘LİĞİM BİLE YOK
Şub 23
eksimeyen-
evsiz-barksız
sabah yağmurlarınındır
gözlerim.
cami avlularına bırakılmış
vakitsiz sağanakların,
coşkulu fırtınaların,
ve bir de,
bir de
kandil cumalarından
tüten heyecanların.
çay bahçelerinin
kırk mumluk sarı ampullerinde
yakılıdır adlarımız
bizbiz yanar
benbön sönmez
yaz’ı bekleyen
kardanadem meydanlarından
geçer sözlerimiz
bana mısın demez
hiçbiri
bana mısın der
havvaları ademlerin
-üşümek zayıflıktır ya
kötü yola düşürür kardanhavvayı,
adamlarının gözü önünde-
kardanademler ondan beklerler yaz’ı
yokoluşları pahasına
varederler kadınlarını
varbırakırlar
kaçırırlar sözlerimizden.
uçuşan-saçışan kahkahalar
sarılır boyunlarımıza
atkılarımızdan çekiştirir
güleriz ergin dostum, geçeriz
sinekli mahalleler
hamamböcekli taverna mutfakları
kötümser garsonlar
hayatla aldığı olan
verdiği olmayan gazino patronları
ırgalamaz bizi dostum!
sineklerinden tablolar
böceklerinden şarkılar
garsonlarından iyimserlikler yapar
patronlarını gazinolarına yamak düzeriz
önümüzden bir adam geçer
kimbilir
hangi kadının
aşık olduğu
bir zamanlar
ter, tütün ve alkol kokusundan müterekkip
bir de yakasında kendisine ehemmiyet yükleyen
bilmemne birliğinin rozetası
kimbilir
hangi kadının
aşkından pişman olduğu
çooook sonrası
paslı kepenklerine koyar
renkli gözlüklerini
şişman kadın
bir çocuk,
prezervatifsiz
çit pervazlarından
atmaktadır
yüreğinin ilk adımlarını
anasının sahilinden hayatının sinesine doğru
çalıntı şarkılarda çalınsak da
ne gam!
her şarkı bizim şarkımızdır
her gam bizim gamımız
film repliklerinden
kaçamamış bir aşka meylederiz.
bir hac mevsiminde aşık olan
iki ihtiyarın öyküsüne çarpar kalbimiz
-başlamamış, bitirilmemiş
dolayısıyla yarım da bırakılmamış-
bir çift huysuz ve hırçın gölbalığının öyküsüne
işte böyle yakışırız.
le-z’avyatör barında
“evribadi niids sambadi” çalmaktadır
om dö fer’de jak brel
kolkola inmişizdir ankara sokaklarına dostum
sen duyarsın, ben görürüm
ankara anlamaz!
sevişmeler unutulmuştur
bir limon sepetine
sepette bir abajur yaşamaktadır
abajurda bir geyik
geyikte bir efsane
efsanede bir kayık kalkmaktadır ergin dostum
bizi bizbiz yapan mumların
kırklarına karıştıran..
sen görürsün, ben duyarım
strazburg anlamaz!
bir harita hatıratından
düşeriz kerevetlere
gökten,
ahmakıslatan ‘beş+x elma’ şeklinde
hatıra haritalarından
dizeler dizeriz,
kerevetler döşeriz
ankara görür, strazburg duyar
cânım dostum,
biz anlamazlık(‘)tan yanarız
*le-z’avyatör (Les Aviateurs-Uçucular) barı:
Strazburg’un havalı barlarından biri
*om dö fer (Homme de fer-Demirden Adam):
Strazburg’un merkez noktası. Aynı adı taşıyan eczanesinin sağ tepesinde bir
zırhlı adam vardır.
*”Evribadi niids sambadi” :
(Everybody Needs Somebody-Herkes Birisine İhtiyaç Duyar)
Pop’un hit şarkılarından birisi.
*Jak Brel (Jacques Brel):
“Ne me quittez pas”nın meşhur şarkıcısı, şairi.
Reha YÜNLÜEL
Şub 23
ağlara takılı bir yüreğin “pes!” hâline dair hikâyât
can abdurrahman’a ve
yaşmağa…
bırakılmış bir gölün
dalgınlığında yüzüyor yüzün
ve
bir çöl gülü misali
imge imge çekiyoruz bu yüreği ağlardan
I.
“hiçbir şey sağlam değil bu şehirde” diyor kadın
“ne ev, ne arkadaş, ne sevgili”
“hiçbir şey yok bu şehirde bana doğal olan, bana doğan!”
adam,
“sol anahtarının ilk notasıyla başlayamadığından, yapay” diyor
kadın, başı avuçlarının koynunda
sol anahtarını düşünüyor
ve kuşlar sol anahtarında düşünerek gölgelerini
akıyorlar, başının üstünden
“do, paspasın altında” diye fısıldıyor adam.
kadın “do”yu düşünüyor
başı avuçlarının oyununda
-kadın doğru düşünüyor-
alıyor paspasın altında paslanmış,
pes’leşmiş “do”yu
doooruluyor
“do” diyor kadın
bir ince, bir kalın
kapı, bir satırlık müzikle doğruluyor
ve kuşlar sol anahtarında bekleyerek gölgelerini
bakıyorlar kaçkere, kapının üstünden
kitliyor kapıyı kadın ardından
soyunuyor anahtarın rotasını
daha ilk notasından:
“ben hiç küsmeyen biriyim,
açıklamasız gitmeyen bir de…”
bir an’ı anlıyor adam.
“bir an” damlıyor:
dans başlıyor.
II.
adam bahsediyor,
saati zamana durmuş
saat kadına erken
adam zamana geç
(y)amaçsız rüzGAR’larda
yatıp kalktığından
gidip geldiğinden
UUUU’ldayıp durduuuundan bahsediyor adam
yüzükçü dükkânlarında unuttuğu dileklerden
aysberglerinin suyun dibindeki sıcak parçalarından
dışındaki yarım resminin, içindeki yarım sesi nasıl tamamladığından
tıp tıp çarpan posta kutularından bahsediyor
postacıya hep beş kalan saatlerden bir de…
-ayağına basıyor kadının farketmeden, adam-
kadın,
dalmalara dinleniyor
kâh kahverengi
kâh “ve” rengi oluyor
“ulan!” diyor kadın adama
“ulan!”
ulanıyor adam
-kadın, utanıveriyor ayağının acısını-
kumral bir gece serpiliyor
etten, kemikten ve cünüpten tenlere
rüyalar göle duruyor abdestsiz
binbir günaha kumral, gece
“biz meyk kreyzi” diyor cennet papağanı, yılana
rüyalar satene duruyor
saten elmaya
etkem ve etken!
“unutmak bir uyku hâli” diyor rüya, kâbusa
etken ve etkem!
“hayir uyku hâli bir unutmaktır asıl” diye sayıklıyor kâbus
hafıza çekimsizleşiyor
bir kedinin dört ayağı üzerine
çelimsizleşiyor
istihareye yatıyor kâbus
ve geceye rüya
gece, göle dalıyor
göl geceliyor
gölgeceliyor kadının yüzüne
yüreğini adam,
bir dilden bir döle
gece gölü döllüyor.
Reha YÜNLÜEL
Şub 23
yüreğin pusulandır!
Şub 23
Amorti
biletimi,
kör bir piyangocunun
titreyen ellerinden çekiyorum
savrulmuş hayatıma bir amorti vursa
bu, en büyük ikramiye bana!
sen’lerden örülmüş bir duvarın kenarından yürüyorum
sen’lerden örülmüş o duvara tutunarak
yalnızlıklardan kaçıyorum güya
yalnızlıklarıma birer davetiye gönderirken
ben o sen’leri bölüyorum
o sen’ler beni
bölük pörçük hayatımı
iliklemeye çalışıyorum beceriksiz ellerimle!
yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
kendimi dövmekten geliyorum
bir iş dönüşü saati
yorgunum, bitkinim
dargınım kendime!
cevapları kendi içinde saklı sorguların
binlerce soruya gebe bakışlarında
bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikte
sürüklüyorum kendimi
bir kaplumbağanın “evim” dediği heyecanda
taşıyamıyorum artık bedenimi!
kendimi ispiyonluyorum
bir casusun kurşuna dizilme hakkını
görebilmek için kendimde
terazi burcundan gündönümlerinde
akşamdan kalma yorgun bir gündüzün sarhoşluğu,
kazandığı savaşlardan topladığı madalyaları
ağlayarak sayan bir askerin gölgesiyim
ah!
göz özü görmeyen bir havada
fareli köyün kavalcısını arıyorum:
ömrümün kalan kısmına hükümlü
peşinatsız dört taksit sudan ucuz üç kuruşluk acılarımı
dökmesi için denize!
Reha Yünlüel
Şub 23
Beni Bu Yeryüzünde
Beni hep severler bu yeryüzünde
Severler, tutarlar elimden beni korurlar.
Sen başkasın aşkım, Sen onlar değilsin
Sen büyüksün, yücelten büyüten aşkındır
Sensin beni özgür tutan onlar değil.
‘Ya unutursa…’ derler, ‘Ya unutursa bizi’
‘Bir unutursa bizi…’derler, yakamdan düşmezler
Bunu yapmazlar bir türlü, beni bırakmazlar.
An geçer bir dolu, gün geçer ay geçer
Geçen geçer ardı sıra, bir sen geçmezsin
Adın yok dudaklarımda, seni çağırmıyorum
Seni yüreğimden söküp atıyorum usulca.
Bir bakıyorum aşkın bekliyor eşikte
Aşkın elpençe divan durmuş
Bir bakıyorum aşkımı bekliyor
Tagore
Şub 23
SABAH SÖYLENEN AŞK ŞARKISI
Sen gidince akşam gelir
Yitirir kuşlarını bahçe
Sen gelince aydınlık gelir
Açar bütün su çiçekleri
İşte sen, parlıyor güneş
Yakıyor ateşini mavilik
Aşkın sayısız yıldızıdır
Gökte altın tanelerinden
Seni seviyorum: taze tomurcuklar
Can veriyor sabaha
Işıldayan altını mutluluğun
Üstümde yanıyor
Yarın geleceksin bana
Sen yaratılmışsın çiçekten
CHE LAN VIEN
Çeviren: Eray Canberk
Şub 23
Masum Şiir
Sabah nefes alıyor
ve bağrı kabarıyor toprağın
Bana geliyorsun
Kanatları
sedef yağmur damlalarından
beyaz kelebekler salıyor
ruhuma
dudakların
Yüreğimden koparak ışıldayan
yüzündeki o gülümseyiş
sanki kırlarda koşuşmaktan
sağrısı sancılanan
beyaz bir tay gibidir
terli
narin
sokulgan
Sabahın ilk nefesiyle
damla damla çözülürken kırağı
ağzın geceden kozalanmış
ay tadıyla uyanır;
sisli köpüğü gibi ırmakların
ağarır omuzların
Aralanan gökyüzü sana
kıvır kıvır alnından oğlakların
ipek beyazı bir parıltı bırakır
Ah, yanan yüreğin taç yaprağı
açıl
alevinle durula beni
Sabah nefes alıyor
ve bağrı
şen şarkılarla kabarıyor kuşların
Bana geliyorsun.
Serpiştiren kar değil artık,
papatyalardır..
Nihat Behram

Şub 23
Sonsuz Aşk
Dalga ile kıyının aşkını bilir misin?
Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga,
Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya.
Dalga, seven – kıyı, sevilendir.
Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga
Ve döner hep geriye
Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya
Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca
İşte, ben de seni böyle severim yar.
Yar, bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini?
Bilirler görünmeyeceklerini…
Sevilmeyeceklerini…
Koklanmayacaklarını…
Okşanmayacaklarını…
Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle.
Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını
İşte, ben de seni böyle beklerim yar.
Yar, ipek böceğini bilir misin?
Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını
Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını
Ama aşkına feda eder kendini.
Öyle verir kendini yarenine korkusuzca
İşte, ben de kendimi böyle veririm sana yar.
Yar, ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin?
Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için
Öyle zorludur ki ayrılmaları
Verir meyvesini ağaç
Meyve tohum olur, tohum kök olur
Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden
İşte bende böyle yar;
Yok olmayı göze aldım, tekrar sende doğmak icin.
Gassan Satar
Şub 23
Anne Çocuk ve Yalnızlık
“Yalnızlık nedir?” diye sordu çocuk
Gülümsedi kadın
“Memeden kestiğimde seni
İçimde doğan boşluk gibidir” dedi.
“Kokundan uzak kaldığım an gibi mi?” dedi çocuk
“Ses sağnağında yüreğine tek bir tınının değmemesi gibi,
Düşsüz uyku gibi,
Renksiz düş gibi,
Çocuksuz ana kucağı gibi” dedi kadın.
“Yalnızlık nedir?” diye yeniden sordu çocuk
“Aşksız bahar gibi,
Kokmayan çiçek gibi,
Arı konmayan renk gibi” dedi kadın.
Hüzünlendi çocuk,
Gamzelerine iki büyük çaresizlik doldurarak
“Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın.
“Ağlatacak kadar güçlü müdür?” dedi çocuk,
Sarıldı kadın çocuğa
“Sana akan bu sevdam kadar keskindir” dedi
“Gülümsemene büyüttüğüm umudum kadar güçlü..”
“Acıtır mı insanın canını?” dedi çocuk
“Seni kaybetmenin korkusu kadar acı,
Senin gözyaşlarının ateşinden daha yakıcı” dedi kadın.
“Hep yalnız mıydın?” dedi çocuk
Daldı anılara kadın,
Eski bir aşkın kalıntılarında dolaştı biraz,
Biraz eski mutluluklara dokundu.
Çekingen.. Biraz da özlemli
Bugündeki yalnızlığını yaratan büyük aşkını düşündü.
“Hiç bitmez mi yalnızlığın?” dedi çocuk
O’nun gibi bakmayan
O’nun gibi gülümsemeyenler geldi aklına.
O’nun sarmalarındaki sıcaklığı yaşatamayanları düşündü.
“Büyük aşklar büyük yalnızlıklar doğurur` dedi kadın
Sarıldı çocuğa kadın
Umuda sarılır gibi
Yalnızlığını yıllara gömer gibi
Sarıldı sevdasının en güzel meyvesine…
Gassan Satar








