Zindan Mumu

sehere dek, ey mum, başucumdaki
bu gece Allah için uyanık ol

hüznün gölgesi gönle çöktü ansızın
bu gece acı bana hüzünlen.

umut arzum kana bulandı
hüzün okları öylece gönle saplandı

hayatın bu sarhoş denizinde
umut gemim karaya oturdu.

ah! Dostlar yetişin feryadıma
ölüm yetişecek feryadıma bu gece yoksa

korkarım canımdan da öte şu şirin, yoldan
ben ölümün tuzağına düşünce yetişir.

ey mumum! Kes ağlamayı inlemeyi
yaralı gönlüme tuz serpme artık

önümde hikayesi gönül güçsüzlüğünün
bundan fazlasını söyleme sus artık.

ey karanlık gecelerin munisi! Senden başka
benim için bir dost kalmadı artık dünyada

şu dostların hepsinden ölümle görüşmekten başka
kimseyle bir görüşme ümidim kalmadı.

yoldaşım, munisim, mumum benim
bu dünyadan hüzünlenen nerede senden başka?

bu vahşet çölünde doğur ölümü
vay bana, vay bana dost nerede?

bu zindanda, ben bu gece, mumum benim
el yıkayacağım bu hayattan

yarın kırıncaya kadar arslanlar gibi
hayatın zincirlerini milletin

1954
Ali Şeriati

Çeviri: Ejder Okumuş, Şamil Öcal, Said Okumuş

umut+gemim+karaya+oturdu Zindan Mumu

Ders, Kasım Öğle Sonrası

Mürşitten müridine:

Bugün en küçük notaları bulacağız,
kağıtta bulunmayanları
fakat sestekileri, teldekileri,
havadakini, saçtakini, kulaktakini
ve dinleyen yürektekini.
Büyüteç ve bıçakla gelme,
solarlar büyük gözlerinin görüntüsünde,
ölürler onları kestiğinde.

Sessiz ol. Sessiz ol.

Evet, biraz çalgı çalabilirsin
istersen şarkı da söyle,
dışarıdaki ağaçların arkasındaki biri için
çalıp söyle,
bu ya da başka bir ırmak kıyısında
kapalı ya da ışığı sönük evde.
Yukarı bakman gerekmez,
ama dinle,
dinle ışığı.

Oradalar işte.

Erik Stinus
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

blogger-image-1723041050 Ders, Kasım Öğle Sonrası

GECEYE TÜRKÜ

1

Doğup da bir soluğun gölgesinden
Dönüşüyoruz işte bir terk edilmişliğe
Ve biziz sonsuzlukta yitip giden,
Kurbanlar gibi, adandığını bilmeden neye.

Tek şey yok bize uysun öyle dilenciler gibi,
Biz çılgınlara o kapalı kapıda.
Fısıltımızın yitip gittiği,
Sessizliği dinliyoruz körler gibi orda.

Yolcuyuz işte yok bizde hiçbir erek,
Bulutuz, rüzgârla sürüklenen,
Çiçeğiz, ölümün soğuk ikliminde titreyerek,
Koparılmayı bekleyen.

2

Bende gerçekleşsin en son acılar bende,
Sizi kovmam, siz ey karanlık düşman güçler.
Giden bir yolsunuz işte büyük sessizliğe,
Adımlarız bu yolu, önümüzde o en soğuk geceler.

Nefesiniz yanmaya daha çok iter beni,
Ey sabır! Yıldız söner, düşlerse kayıp gider
O dünyalara, ki bizden esirgerler ismini,
Ve onlarda düş kurmadan yürüyebiliriz bizler.

3

Sen ey karanlık yürek, sen ey karanlık gece,
Kim yansıtır o en kutsal derin yanlarınızı,
Ve kötülüğünüzün son uçurumlarını?
Maskeyse katılaşır acımızın önünde –

Acımızın önünde, sevincimiz önünde
İçi boş maskelerin taşlaşmış gülüşü ey,
Onda kırılmıştı da dünyaya ait her şey,
Ve kendimiz bile değildik bilincinde.

Ve karşımızda yabancı bir düşman,
Alay eder, ölerek varmak istediğimizle,
Ki türkülerimiz daha mahzun duyulur böyle
Ve karanlık kalır, içimizde ağlayan.

4

Sen şarapsın, sarhoş eden o nesne,
Şimdi kanamaktayım en tatlı danslarla
Ve çiçekten taç yapmak zorundayım acıma!
Budur en derin arzun, ey gece!

Ben bir harpım senin koynunda,
Savaşır şimdi son acılarım için
Kalbimde yer eden karanlık türkün
Ve beni sonsuz kılar, öz’den yoksun olsa da.

5

Derin huzur – ey huzurların en derini!
Sesi çıkmıyor işte hiçbir dindar çanın,
Tatlı acılar annesi seni –
Ölümle yaygınlaşmış senin barışın.

Kapat serin ve iyilik dolu
Ellerinle yara denen her şeyi-
Kanasınlar diye içeri doğru –
Tatlı acılar annesi – seni!

6

Suskunluğum senin şarkın olsun ey!
Hayat bahçelerinden ayrı düşen,
Umarsızın fısıltısından sana ne?
Bende olmaya bak adı olmayan sen

Ki düşsüz olarak konmuştun bana,
Sanki ses vermeyen bir çan,
Tatlı bir gelin sanki acılarımda
Ve sarhoş afyon benim acılarımdan.

7

Çiçeklerin ölüşünü duyuyordum derinden
Ve karanlık iniltisini kayaların
Ve bir türküyü çan ağzından dökülen,
Geceyi ve bir sorusunu fısıltının;
Ve bir yürek – ah ölümcül kangren,
Ötesinde umarsız günlerinin.

8

Karanlık sessizce söndürdü beni,
Ölü bir gölgeydim gün boyunca –
O an terk edip genelevi
Çıktım geceye doğru dışarıya.

Şimdiyse suskunluk var kalbimde bir tek,
O da duyumsamaz sıkıcı günü –
Ve dikenler gibi sana doğru gülerek,
Gece – hep ve hep!

9

Ey gece, acımın önündeki sessiz kapı sen
Kan kaybediyor bu azgın yara
Ve acının başdöndüren çanağı eğilmiş tam tamına!
Ey gece, hazırım ben!

Gece, sen ey unutulmuşluk bahçesi
Dünyaya kapanık parıltı yoksulluğumun etrafında,
Asmalar sararır, solar dikenli taç da,
Gel ey, zamanların en yücesi!

10

Eskiden gülmüştü şeytanım, benim de,
Parlayan bahçelerde bir ışıktım o zaman,
Ve arkadaşlarım vardı oyundan ve danstan
İnsanı sarhoş eden aşk şarabım, bir de.

Eskiden ağlamıştı şeytanım, benim de,
Sancıyan bahçelerde o zaman bir ışıktım,
Ve kibirsizlikti benim arkadaşım,
Parıltısı ışık saçan yoksulluğun evine.

Şimdiyse ne ağlar ne de güler şeytanım,
Kaybolan bahçelerin bir gölgesiyim ben
Ve ölüm karanlığı arkadaşım varken
Suskunluğu boş geceyarısının.

11

Benim zavallı gülüşüm, seni isteyen,
Hıçkırık dolu şarkım karanlıkta yitip giden.
Artık varmak istiyorum ben yolumun sonuna.

Bırak da gireyim katedraline izin ver
Eskisi gibi, bir çılgın, saf ve dindar,
Ve sessizce taparak önünde durup sana.

12

O derin geceyarısında sen
Ölü bir kıyısın suskun denizde,
Ölü bir kıyı: hiçbir şekilde!
O derin geceyarısında sen.
O derin geceyarısında sen
Bir göksün, yıldız olup yandığın,
Bir gök, artık doğmadığı hiçbir tanrının,
O derin geceyarısında sen.

O derin geceyarısında sen
Dölleyen değilsin tatlı rahimde,
Ve öz’den yoksun, oluşmamış işte!
O derin geceyarısında sen.

Georg Trakl
Çevirmen: Ahmet Necdet

blogger-image-1025829094 GECEYE TÜRKÜ

Elini Uzat Bana

Tıpkı senin gibi ben de katlanıyorum
karanlığı bitmeyen ayrılığa.
Neden ağlıyorsun? Ağlayacağına
elini uzat bana,
söz ver yeniden geleceğine bir düşte.
Sen ve ben bir acılar dağıyız.
Sen ve ben bir daha buluşamayacağız
bu yeryüzünde.
Ah, yıldızlarla geceyarısı
bana bir selam gönderebilsen.

Anna Ahmatova

blogger-image-605019823 Elini Uzat Bana

Kırk Yaşın Eşiğinde Bir Şiir

Küçük heyecanlara paydos
Çünkü rüzgarla aynı yaşdayım
Çünkü güneş kardeşim
Bir ırmakla şevişmekteyim

Bana artık dingin olmak
Bana yalınlık yaraşır
İçimde şiirin güzelliği
Yaşamak sevinciyle yarışır

Güzeller güzeli ömrüm
Sana gitgide sevdalanıştayım
Nice emeklerle dokunmuş
Bir ince, bir nazlı nakıştayım

Küçük tasalara, tutkulara paydos
Çünkü evrenle aynı yaştayım
Başsız sonsuz doyumsuz
Bir başdöndürücü akıştayım.

Ataol Behramoğlu

k%C4%B1rk+yas%C4%B1n+esiginde Kırk Yaşın Eşiğinde Bir Şiir

Şiir Taşı

Şiir yazılıp bittikten sonra sürekli biçimde devinir, değişir. Bazı şeylerini yitirir, kendine birtakım eklentiler alır. Bu zaman içinde en azından böyledir. Bununla da kalmaz, şiir giderek aynı şairin yazdığı öteki şiirlerle de bir savaşıma girer. Bu arada kimi şiirler tümüyle yenilgiye uğrar, kimileri ayakta kalır, kimileri de öne çıkar.

Edip Cansever

Her şiir, mutlak bir şiire doğru yönelir, sonsuzda bulunan bir sınıra. Dilin güzellik gücünün idealine doğru.
Paul Valery, Stephane Mallarme üzerine konferans, 1933, Varietede

Şiirsel eylemin ilk izlerini çocukta arayabiliriz. Çocuğun en çok uğraştığı şey oyundur. Kendine özgü bir dünya yarattığına, içinde yaşadığı dünyanın eşyalarını kendine en uygun şekilde yeni bir düzene soktuğuna göre, oynayan her çocuk, şair gibi davranıyor demektir. Şair de çocuğun yaptığını yapar. Düşsel bir dünya yaratır kendine. Yalnızca doyumsuz insan düş kurar-doyumsuz sözünü maddi anlamda anlamayınız, çok çok isteme değildir bu doyumsuzluk. Doyuma ulaşmamış arzular, hayallerin öncüleridir. Her hayal, bir arzunun gerçekleşmesidir.
Sigmund Freud

Her gün şiirle uğraşmak gerekir, diyor yaşlı bir ozan bir dansçı gibi dönerek güneşin yörüngesinde şafakla parmaklarını bilemesi gibi bir çalgıcının.
Özdemir İnce

Şiiri ele geçirmek isteyen her okuyucu ona bir değil, birkaç yoldan sokulmaya çabalamalıdır. Kimi şiirler, ilk anda soğuk gibi görünseler de başka yönlerden araştırıldıklarında içimizi hemen de ısıtıverecek güçte çıkarlar. Şiire giden yolun ya da yolların çetin ya da belirsiz olması, şiirin değerini azaltmak şöyle dursun, usta bir sanat anlayıcı katında nazların en tadılmaz olanı yerine geçer.
Salâh Birsel Şiirin İlkeleri’nden

Sevişmek gibi bir şeydir şiir yazmak; duyduğu tadın paylaşılıp paylaşılmadığını hiç bilemez insan.
Cesare Pavese

Bir şair için durumundan hoşnut olma, tekdüze yapılan bir iş ve kolayca izlenen bir yol denli tehlikeli bir şey yoktur.
Stefan Zweig

Şairler, delilerin kulaklarını durmadan saçmalarla, gülünç masallarla okşayan serbest bir ulustur. Erasmus

Bunlar şeytanlara kulak verirler, çoğu yalancıdırlar. Şairlere ancak azgınlar uyar. Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve olmamışı olmuş gibi gösterdiklerini görmez misin?
Şuara Sûresi 223, 224, 225, 226. Âyetler

Bazen bir rastlantı ya da önemsiz bir sözcük
umulmadık bir anlam kazandırır şiire,
nasıl ki nicedir kimsenin uğramadığı
terk edilmiş bir bodrumda, büyük boş bir küpün
karanlık kasnağında bir örümcek amaçsızca dolaşırsa-
(Size göre amaçsızca, ama ona göre…)
Yannis Ritsos Örümcek, çev. Cevat Çapan

Şiir, avlumuzdaki otlar gibi bitmez.
Honore de. Balzac Sönmüş Hayaller, I. Bölüm

İşitilmemiş sözler bulsam, garip cümleler söylesem
kimselerin kullanmadığı bir dilim olsa,
tekrarlanmamış, bayatlamamış deyimlerle
eskilerin sözlerinden uzaklaşsam.
Habe Peresenb Eski Mısır şiiri

Bir şiir, başka bir şiirden öğrenilir. Şiirin kağıdı, kalemi, masası, sümeni okulu yoktur. Ancak şiir üzerinde düşünmek de şairin şiir için kaleminin ucunu sivriltmesine yarar.

Mustafa Köz

siir+tasi Şiir Taşı

Otuzbirinci Nesil

Yeniden yaşamaya başlamadan önce
Yapılacak işlerim var
Görülecek hesaplarım
Kötü kişi oldum kendimle
Kendimden özür dilemeliyim
Sırf aynı şehirde yaşıyoruz diye
Yakışır mı onca sokağın ırzına geçmek
Hem ne akla uydum da yazdım o mektubu
Hadi yazdım neyse, ne bok yemeye yolladım!

Yeniden yaşamaya başlamadan önce
İyice bir yıkanmalıyım
Bir çivit mavisinde çitilemeli günlerimi gecelerimi
Tırnaklarımı kesmeliyim
Sokağa çıkınca ilk iş bir maden suyu içeceğim
İstanbul’da olsam İstanbul’da olsam
Çocuklu bir dostum var kalkar onun evine giderdim
Daha olmazsa Metin’i bulurdum.

Şu ağaca yalvarayım en iyisi
Diyeyim ki bre ağaç
Ömrün uykuyla geçiyor nasıl olsa
Bir sefer de ben gireyim düşüne.
Bi de o türlü yaşayayım
Bakın işte yeniden yaşamaya başlamadan önce
Böyle palavraları bırakmalıyım
Kafama bir çekidüzen verip
Dayayıp döşemeliyim içimi.
Paraya kıyıp bi de kilim almalı

Bağdaş kurup çökmeli üstüne
Otura otura belki ben de o kilime dönerim
Yeşili mavisi uslu.

Yeniden yaşamaya başlamadan önce
Adam olmanın çaresine bakmalıyım
Bu haytalığın sonu yok.
Bi şeyler yapmalıyım
Kahvecilik ederim hiç değilse
Avazım çıktığı kadar “Şekerli Biiir” diye haykırırım
Bana varmayacaklarını bile bile
Kızlara evlenme teklif eder gönüllerini alırım
O da mı olmadı tutar çocuklara masal anlatırım
Ben de, bir işe yararım elbet
Değil mi ya ben de insanım
Yalnız işte yeniden yaşamaya başlamadan önce
Abaza çekmeyi bırakmalıyım.

Can Yücel

Otuzbirinci+Nesil Otuzbirinci Nesil

İki Düş Arasında Beklenti

Ablan çiçekli şapkalar yapıyor mu gene
Üstüne buğulu yaz tülleri serpiştiriyor mu
Kadife sesleri, ibrişim kokulan
Dolduruyor mu dört bir yanı
Küçük küçük güneşler halinde
Makaslarda geziniyor mu parmak izlerin
Onca uzaklığındaki ben
Geçiyor muyum belli belirsiz
Gözlerinin içdenizlerinden
Nasıl mı ,
Nasıl yaratılmışsa boşluk
Kendine bakan irice bir vişneden.
Hani
Elini alnına koyup da
Daldığın olurdu ya bazen
Dalgınlığının ipekli giysinle birlikte
Hiç değinmeyen bir hışırtısı olurdu ya
Kime duyuruyorsun o sesi şimdi
Kime
— Yokluğuma bakarak
Çizilmiş bir taslak gibi
Uçup giden bir taslak gibi
Dağılan, toz olan bir taslak gibi —

Pencerenden baktığında— arasıra —,
— Ah bu kımıltısız yaz uzaklıkları —
Sana küçük küçük armağanlar verilirdi de sanki
Sen onları (sözgelimi bir tümsek, bir yavru karga, yere
düşen bir yaprak, ağır ağır yayılan bir duman
parçası — şapkalardan birinden kopmuş bir
kurdele ? olabilir— karşı pencerede bir
ayna, bir sürahi; birbirine karışmış iki tek
gözyaşı gibi)
Dolduruyor musun çantana özenle
Çantana, çekmecene, ne bileyim, hiçbir yere belki de
İşte, tıpkı, dilsiz bir kadın sana bir şey söyledi
Söyledi de
Yineler gibisindir kendi kendine.
Anımsıyorum birde
Senden biraz ötede birtakım devinimler
Görüyorum nerdeyse — gövdenin çok yakınında —
Sen onları tutup tutup bırakıyorsun
Demirin pası kavradığı
Bir yavaşlıkla
Bunlar ellerin senin, kirpiklerin, ağzın aslında
Dağılıp yitiveriyor birden hepsi
‘ Bu benim kayganlığım ‘ derdi bir balık olsa
Ama sen diyemezsin, ben de diyemem
Çünkü sen yoksun, ben de yokum
Ya da biz ikimiz de varız, varız da
Bekliyoruz sanki düşlerimizden birinin yargısını
Bakışımlı iki düş arasında.

İşte, şimdi, şu anda
Yaşamın aynasında — ah şu küçük yaz uzaklıkları —
Bir terzinin yeni bitirdiği bir giysiyi
Seyretmesi gibi uzun uzun
Bakıyorsundur-— bakışlarına sığan ne varsa —
Öyleyse
İliştirir misin göğsüne
Bir çiçek uzatsam — uzatmak denirse buna —
Gülersin alırken — sahiden güler misin—
Biliyor musun seni ben
Görmedim hiç gülerken
Gülsen de pembesi bol bir resim yapıyorsun gibi gelir bana
Gittikçe koyulaşan — kendini dışa vuran irice bir vişne ?
neden olmasın —
Ya ağlarken gördüm mü, hayır, görmedim
Gördüğüm yalnız
Nasıl yansırsa buğulu cama bir elma
Öylece bir şey
Şunu da söyleyeyim, sen benim
Bilmemin başlangıcısın olsa olsa
Çiçekli şapkalar, buğulu yaz tülleri
Şimdi hepsi birden— uzaktan uzağa —
Bir çocuk ağlaması gibi
Her şey bir çocuk ağlaması gibi
Her şey, ama her şey
Bir çocuk ağlaması gibi
Her şey, her şey, her şey.

Edip Cansever

iki+d%C3%BCs+aras%C4%B1nda+beklenti İki Düş Arasında Beklenti

Seni Ben Nasıl Sevmem

hani bir çocuğun sımsıkı sarılıp
bir bebeği öpüp koklaması var ya
o’sun işte sen
ben seni nasıl sevmem

kimileri gövde sanıp karanlığı
darmadağın sığınırken içine
sen aralayıp gözyaşlarını
gülüşünü serpiyorsun üstlerine

vakitsiz birer ölüm sanki geceler
bir bakımlık ay düşüyor herkesin payına
ve hiç dönüp de soran olmuyor
eklenen hangi düşler bir sonraki sabaha

bildik bir nehrin sularına kendini bırakıp da
gidilecek başka denizler arıyorsun ya
o’sun işte sen

seni ben nasıl sevmem

Tekin Gönenç

Seni+Ben+Nas%C4%B1l+Sevmem Seni Ben Nasıl Sevmem

Akan Suyu Yakalayıp Durdurmaktır Meâl

kimse tanımasın için onları
şairler kimi sözcüklerini yok ettiler

bütün öyküleri yazıp tüketti
bir kendi öyküsü kaldı dışarda

kuşluğun son kuşu çekilirken
sular uzaklaşır kıyı genişler

işaret tırnağım boyandı, çıkmaz
bir kölenin gövdesine döndü gövdem

en ağır sınavdan en saf olan geçer
öder, geçer

Gülten AKIN

en+ag%C4%B1r+s%C4%B1navdan+en+saf+olan+ge%C3%A7er Akan Suyu Yakalayıp Durdurmaktır Meâl