Karanlık Güvercinler Kasidesi

Dallarında defne ağaçlarının
İki karanlık güvercin gördüm,
Biri güneş,
Aydı diğeri.
Ey Küçük komşularım!
Neresi olacak söyleyin kabrimin yeri?
—Eteğimin dibinde. Diye söylendi Güneş.
—Gırtlağımın içinde. Dedi ay.
Oysa toprağı ben,
Bir parça bilip kendimden yarardım
İlerlemek için sürekli,
Kardan iki kartal gördüm sonra
Ve baştan ayağa çıplak bir kız
Ki kartallardan biri ötekiydi
Ama kız hiç kimse değildi.
Ey küçük kartallar,
Söyleyin bana bir!
Neresi olacak mezarımın yeri?
—Eteğimin dibinde. Diye söylendi Güneş.
—Gırtlağımın içinde. Dedi ay.
Dallarında defne ağaçlarının
İki çıplak güvercin gördüm,
Biri ötekiydi,
Ama hiç kimse değildi ikisi.

Federico Garcia Lorca
garcia+lorca Karanlık Güvercinler Kasidesi

Adres

‘Dostun evi nerede?’ diye sordu, günün battığı yerde süvari
Gökyüzü biraz duraksadı.
Dudağındaki geçici ışık dalını kumların karanlığına bağışladı ve
‘Ağaca varmadan, Tanrınının rüyasından daha yeşil asma dallarının indiği bir sokak var’
Ki orda sadakatin tüyleri kadar mavidir aşk
Erişkinliğin arkasındaki o sokağın taa sonuna kadar başını çevirme.
Sonra yalnızlık çiçeğine doğru yönünü değiştirir
İki adım kala güle,
Mitolojik toprağın ölümsüz fıskiyesinde durursun.
Orda yakalar seni şeffaf bir korku.
Gökyüzünün samimi akışında bir hışırtı duyarsın.
Bir çocuğu görürsün
Yüksek bir çama çıkmış, ışığın yuvasından yavrular toplamaktayken
İşte ona sorarsın;
‘Dostun evi nerede?’

Sohrab Sepehri
dostun+evi Adres

Adres

Şafak vakti atlı sordu: “Arkadaşın evi nerede?”
Bir an durakladı gökyüzü,
Yoldan geçen sundu karanlığına kumun
Dudaklarındaki ışık dalı
Ve parmağı ile kavağa işaret ederek söyledi:
               “Ağaca varmadan
                               Tanrı düşünden daha yeşil bir sokak var,
                               Orada, doğruluk kanatları kadar mavidir Aşk”
erginliğin arkasından çıkan sokak
gideceksin sonuna dek
Yalnızlık çiçeğini dönerek
Çiçeğe iki adım kala
Yeryüzü efsanelerinin ebedi fıskıyesi önünde,
Saydam bir korku saracak tenini.
Bir hışırtı duyacaksın,
Bir çocuk göreceksin
Samimi bir ortamda:
Yüksek çınardaki ışık yuvasından civciv alıyor
Ona sor: “Arkadaşın evi nerede?”

Çeviri C. Mukaddes

Sevdiğiniz Kaybolduğunda…

Bazen, sevdiğiniz insan kendi içine girip gözden kaybolur.

Kapısız bir katedralin önünde duran biçare bir dindar gibi, içeri girenin yeniden dışarı çıkacağı bir geçit bulabilmek için sevdiğiniz insanın etrafında dolaşmaya başlarsınız.

Durumunuz korkunçtur.

Sevdiğiniz karşınızdadır, işte onun saçları, onun dudakları, onun gözleri, onun sesi, onun gülümseyişi, onun bakışı, onun duruşu ama bütün bunlar onu, sizin sevdiğiniz “O” yapmaya yetmemektedir, “O” kendi içinde kaybolmuştur.

Eğer tümüyle ortadan yok olmuş olsa, bütün dünyayı gezip onu aramaya razısınızdır ama aradığınız önünüzde durmaktadır ve o, sizin aradığınız değildir.

Onu arayabileceğiniz başka bir yer de yoktur.

Sevdiğiniz insan, sevmediğiniz insanın içindedir.

Çaresizliklerin en insafsızıdır bu.

Kaybolanı bulabilmek için, onun içinde kaybolduğu insana sarılırsınız.

O bir seraptır, ağzınıza kumlar dolar.

Tanrıların lanetine uğramış bir matematikçi gibi bütün rakamları alt alta yazıp toplarsınız, sonuç yanlıştır, birisi rakamların değerlerini, size haber vermeden değiştirmiştir, gittikçe daha çok çıldırarak yanlış rakamlarla doğru bir sonuç bulabilmek için boğuşursunuz.

Sevdiğinize ulaşabilmek için çılgınlıklar yaparsınız, onunla deliler gibi sevişirsiniz, ağlarsınız, bağırırsınız, yalvarırsınız, tehdit edersiniz, sokulursunuz, kaçarsınız, hiç bir şey değişmez, katedralin kapıları duvarlarla örülmüştür.

……..

Daha bir gün önce kapıları olan katedralin bir sabah kapıları ortadan kayboluyor, sevdiğin sonsuza dek kapısız bir katedralde hapis kalıyordu.

Öyle bir şey yapıyor, öyle bir şey söylüyor, öyle bir bakıyordu ki bu, senin sevdiğini son görüşün, son duyuşun oluyordu.

O davranıştan ya da sözden sonra kendi içinde kayboluyordu.

İşte o zaman çaresizliği daha iyi öğreniyordun.

Yaptığını yapmamış, söylediğini söylememiş olması için yalvarıyordun kadere, sabahları sevdiğinin kaybolduğu günün bir gün öncesinde uyanmayı diliyordun.

Bir söz ya da bir davranış, katedralin kapılarını sonsuza dek yok ediyordu.

Belki kapılar yeniden açılır diye bekliyordun.

O zaman bir şey daha öğreniyordun, katedralin kapılarını bir anda kapatacak sözler ve davranışlar vardı ama onları aynı süratle açabilecek bir söz ve davranış yoktu.

Bir katedralin içine girip kapıları kapamak kolaydı, bunu herkes yapabiliyordu, herkese en azından bir kere bunu yapabilme şansı veriliyordu ama kapanan kapıları açmaya kimsenin gücü yetmiyordu.

Sevdiğin önünde duruyordu ve sen ona ulaşamıyordun…

Bazen o da kaybolduğu yerden çıkmak istiyor, yeniden eski günlere dönmeyi arzuluyordu ama kapılar dışarıda kalan kadar içeri giren için de açılması imkansız bir hale geliyordu.

Böyle zamanlarda bir vakit birlikte yakınıyor, birbirinizi suçluyor, söylenen sözlere yapılan davranışlara haklılık kazandıracak nedenler arıyordunuz.

Ve korkunç gerçek sislerin arasından beliriyordu.

Ruhunuzun kilitlenip mühürlendiğini farkediyordunuz.

Bu laneti çözmek için adaklar adıyordunuz.

Karşımda duran sevdiğime eski günlerde olduğu gibi dokunabileyim, sevdiğim kendi içinden çıkabilsin diye yalvarıyor, hayaller kuruyordunuz.

Ülkesinden çok uzakta kazaya uğramış bir kazazedenin, düştüğü ıssız adanın sahiline devrilmiş geminin enkazına baktığı gibi bakıyordunuz sevgilinize.

Sizi sevdiğinize ulaştıracak gemi oydu ama artık bir enkaz halindeydi.

Ve bir yere gitmiyordu.

Başka bir gemi de yoktu.

Zaten siz de başka bir gemiye binmek istemiyordunuz.

Orada, o ıssız sahilde durup acıyla beklerken son gerçeği de öğreniyordunuz.

Sizi ya buradan başka bir geminin alıp götürmesini bekleyecek ya da o enkazı yeniden tamir edip yüzdürmek için uğraşacaktınız.

Ruhunuzun mühürlerini çözmek, sevdiğinizi sevdiğinizin içinden çıkarmak için uzun ve meşakkatli bir çabaya girişecektiniz.

Hasar ne kadar çoksa, tamir o kadar uzun sürecekti.

Ve efsaneler diyordu ki, böyle mucizeler varmış, bazı gemiler yüzer, bazı mühürlü ruhlar açılır, bazı sevilenler kendi içinlerinden çıkarmış.

Issız bir sahilde, sevdiğinizin yanında sevdiğinizi özleyerek, yapayalnız, o mucizeyi bekliyordunuz.

Yeterince sabırla ve inançla beklersem olur diyerek…

Ahmet ALTAN-İçimizde Bir Yer

sevdiginiz+kayboldugunda Sevdiğiniz Kaybolduğunda...

Kırık Bir Kemansa Yaşadığımız Hayat

seni hep gökyüzünün önünde düşünürüm

süreyya berfe

sevgili kırlangıç,
güneye, hep güneye uçan kuşlar yağmurun altından geçerken ne düşünürler acaba? su damlaları tüylerine vurmaya başladığında konacak başka bir yürek mi ararlar? bunları bana, güneşin ellerimizi yeniden ısıtacağı bir bahar günü anlatmalısın. o gün, kuzeyde kalmış olan bana, güneyin ışıklarını anlatmalısın. o zamana kadar, dinlenmek için konacağın ağaçlardan birinin dallarına, sen okuyasın diye, Ingeborg Bachmann’ın yıldızların göz kırptığı şiirlerle dolu “Büyük Ayı’ya Çağrı” adlı kitabında yer alan “Kuzey ve Güney” şiirini asıyorum:

“çok geç vardık bahçelerin bahçesine,
o hiçbir üçüncü kişinin bilmediği uykuda.
kar yağmasını zeytin dalında beklemekti istediğim,
yağmuru ve buzların gelmesini ise badem ağacında.
ama nasıl dayanabilir palmiye,
senin yumuşak yapraklardan örülü duvarı yıkmana,
nasıl yolunu bulsun yaprakları sisin içinde,
sen kış giysilerine büründüğünde?
düşün ki, yağmur ürkütmüştü seni,
açılmış yelpazeyi sana getirdiğimde.
sen onu kapattın. yitirdin zaman sezgini,
ben kuş sürüsüyle havalandığımdan bu yana.”
“Yüreğinin götürdüğü yere git” diyordu Susanna Tamaro. ama,

sevgili kırlangıç, sen giderken yüreğini yanımda bırakmamalıydın. gittiğin yere onu da götürmeliydin. çünkü, hala Bachmann’ın sözcükleri öpüp duruyor resmimizi ve kırık bir kemanın ezgisini çalıyor yaşadığımız hayat:
“ve nerede camı buğulatsam,
yine senin bir çocuk parmağıyla resmedilmiş
adın çıkıyor: masumiyet.
onca uzun zamanın ardından.”

AKGÜN AKOVA
k%C4%B1r%C4%B1k+bir+kemansa Kırık Bir Kemansa Yaşadığımız Hayat

Sana Geldim

sana geldim denize giden ırmak gibi
yatağımı değiştirdim dağlarıma kıydım
her şeyi boşladım senin uğruna
dostlarımdan ayrıldım çocukluğumu unuttum
ömrümün her damlası tuzunu sonsuzluğundan aldı
güneşin dağıttı foltlorumu
kanımın düşlerimin çılgınlığımın ecesi
sana verdim belleğimi bir tutam saç gibi
artık yalnız senin karlarında uyuyorum
yatağımdan çıktım perilerimi kovdum
boşverdim nicedir efsanelerime
efsaneler ki onlarda
Rimbaud vardı Cros ve Ducasse vardı
gece yarısı ağlayan Valmore
Nerval ve ipi vardı
Lervantov´u vuran kurşun benim yüreğimden geçerdi
ayaklarınla böldüğün
ellerinle saçtığın yüreğinden
bir zorlu yel gibi ormana tutkun
sabah süpürülüp evden atılan
bütün bir gün görünmeden sabredip
yeniden gelen tozum
sarmaşığım sessiz soluksuz büyüyen
sana bağlı bir sarmaşık sökülüp atılıncaya dek
basa basa aşındırdığın taşım
iskemleyim seni bekleyen eski yerinde
alnının boşluğa bakarken yandığı camım
yalnız sana yönelmiş beş paralık bir romanım
bir mektubum açılıp sonra okunması unutulmuş
tamamlamaya değmez yarım kalmış bir tümceyim
ürperişi çiğnenmiş odaların
geçerken yaydığın güzel kokuyum
ve sen çıkıp gidince mutsuzum aynan kadar


Louis Aragon

sana+geldim Sana Geldim

Yürek: Kutup Tan Vakti

su ılık burada.
yine göç kendiliğindendi,
yine gözlerim açık.
bu gizli alanda ne görürüm, böylesine
mavi ve saf, tek başına?
ah! Bir oluk geceden acuna yönelmiş,
bir ağaç, yeşil çığlığını aya vuran
yapraklarıyla.
ben, buhar resitalini ya da buzulun
çağrısını düşlerim.
göz gözü görmesin, irisler donsun ya da!
ses boğulsun,
boyum bu boy kalsın!
yüreğim bu çifte olurlukta,
ılığın en karşıtı, deli düşmanı,
kutup tanının kendisi olmaya ant içerek,
dilerse kardan, buzdan bir igloo olsun,
dilerse eritsin bu vücudu kendi iç şafağında,
yunsun gök taşında!

su, şimdi aydınlık ve hafiftir,
yüzeyi çok karanlıkla solmuş olsa da.

Nilgün Marmara
tan+vakti Yürek: Kutup Tan Vakti

üşümüştüm…

üşümüştüm…
düşlerimin üzeri açıktı, bendim,
arzularımsa çıplak, onlardım,
ufacıktı dileğim mavi suya;
örtük bakışının dolaysız ısısı
o kadarcıktı!

üşümüştüm…
ölülerimi taşıyordum, öyle sağır,
kaç kez dokundum soğuk dudaklara.
bilemedim nasıl dönmez o göz
ayrıldığı kaynağına,
direnir o kadar!

üşümüştüm
bu yaklaşan kışla değil,
deniz ürpertisi, göğün alacasıyla değil,
ellerimin soğukluğu hep bir kalabalıkta.
kaçışının gizini gönlünde tuttuğun
bilisiz aşkı
……………..(nı) ver bana!

üşümeyeyim…

Nilgün Marmara
nilg%C3%BCn+marmara üşümüştüm...

acı bir şarkı

bir yaprağım eski, bu parkta,
senin elden ele dolaştırdığın.
ölü kuşlar mevsimi: güz! diyordum
………………………………… dallarda kırık aşkları gönlümün.

bir bankın içine birikmiş duruyor
………………………………… kokusu bir karanfilin,
kokluyorum,
………………………………… sen kokuyorsun.

iğne ucu ayrılıklar dışında
eskiden olduğu gibi pek konuşmuyoruz
………………………………….. karşılaştığımızda,
iki ayrı yöne giden iki ayrı kuğu gibi.

bir gölgesi var ama ağırlığı yok anıların yüreğimde,

biliyorsun…

dün bu parkın rüzgar almayan bir yerinde durdum,
kuğular kaskatı ağır ve bomboştular.
bir alev gibi yaladılar sanki yüzümü, kasıklarımı,
ucu kanlı hançerleriyle sırıtan kuğular.
içimde yalnızca acı bir şarkı bıraktılar,

senin için yazılmış bir şarkı.

Koray Feyiz

Koray+Feyiz acı bir şarkı

Eylül

Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir
kadın gider ve bir şair doğar bundan
(Ben hangi kadından şair olduğumu bilirim)
“Yazın bittiği her yerde söylenir”se
kadının gittiği de her yerde söylenir
kadın gittiği her yerde şiir diye söylenir:
Kadının gittiği yazın bittiğidir, her yerde
yaz biter kadın giderse, bunun sonu şiirdir,
yazın sonu şiirdir, şiirdir aşkın sonu…
Şehir her semtiyle yazın peşine düşse
yaz uzar bundan ve aşklar da nasiplenir,
yazın peşinde şehir, kadının peşinde şiir
eylülün semtine kadar böyle gidilir
bir gecede gittimdi hazirandan eylüle
eylül yazdan terkedilmişti, şiirse haziranda
kadın tarafından terkedildi o söylenceye:
Bütün oğullar anneyi bir şiire terkeder!
O kadın beni terkederse şair olurum
oğul olduğum kadın sakın beni terketme,
şiirdir söylenir, yazdır biter, kadındır gider

Bütün kadınlar şiiri bir kadına terkeder!

Haydar Ergülen

eyl%C3%BCl Eylül

Sevgilim Bir Kır Şiiri

sevgilim bir kır şiiri
bağbozumunda buldum onu
erkekler şarap içiyordu
kadınlarsa eski sarhoş

sevgilim bir kır şiiri
bir elmada buldum onu
erkeklerin gözünde uyku
kadınlarsa ezilmiş üzüm

sevgilim bir kır şiiri
kulübede buldum onu
erkekler horluyordu
kadınlarsa düş çobanı

sevgilim bir kır şiiri
yatağında buldum onu
gözlerimi kapayınca
açıldı içteki duygu

sevgilim bir kır şiiri
bağlar çoktan bozuldu
sevgilim bir kır şiiri
beni unuttuğunu da unuttu

Lina Salamander
Lina+Salamander Sevgilim Bir Kır Şiiri