Chuang Tzu’nun Peşinden

Meyva vermeyen bir ağaç kadar
faydasız olsun bu yazdıklarım.

Dallarını meyvasına tamâ edip
kimse taşa tutmasın.
Bu yazdıklarım çok budaklı, çok bükümlü
bir ağaç kadar faydasız olsun.
O zaman marangozlar
kesip biçmeye değer bulmaz böyle bir ağacı.
Dokusu gevşek, gözenekleri geniş, reçinesiz
bir ağaç gibi faydasız olsun bu yazdıklarım.
Odun olmaz bu ağaçtan desinler,
yakmasınlar.
Faydasız olsun, yine de
bir ağaç gibi olsun bu yazdıklarım:
Kökü toprakta;
başı gökyüzüne dönük.
Belki kimse bahçesine dikmez,
şehrin bulvarlarına da sokmazlar onu.
Ama
uzak, kıraç bir ıssızlıkta
bunalmış bir yolcu
dibinde oturacağı,
sırtını dayayacağı bir ağaç buldu diye
ferahlarsa
bu yeter.

Chuang Tzu
Çev: İsmet Özel

Meyva+vermeyen+bir+a%C4%9Fa%C3%A7+kadar Chuang Tzu'nun Peşinden

Şiir En Güzel Ülkedir

İçine girdiğinde, bir daha çıkmak istemeyeceğin tek ülkedir şiir.
Ne kan döker nehirlerce askerleri
ne sevişmekten ayrı durur yaşayanlar geceleri
ölüp ölüp dirilmek adına bir sabah
bulutlardan pembe yağmur yağması hiç değildir istisna
kâğıttan gemilerde tunçtan gözyaşları taşındığı olur bazen
bazen kekeme bir martı tutar da güneşi
bırakır ay değerken parmak uçlarına
mavi limanlarında hüzün de yüklenir insan
şaşırmayın diyemem size
suda yürür canı istediğinde sarhoş bir karga
çırılçıplak, ta yıldızlardan seken sesiniz
saklanıverir bir dikenin ucuna
şiir en güzel ülkedir
geliniz…

İlker Pamukçu

i%C4%B0lker+Pamuk%C3%A7u Şiir En Güzel Ülkedir

Hüzün

Gücüm, hayatım, nem varsa kaybettim,
Kaybettim, ah, dostlarımı, neşemi.
Kalmadı hatta kibrim, azametim,
Oydu vehmettiren dâhiliğimi.

Hakikat budur dedikleri zaman
Karşımda sahiden bir dost zannettim.
Hakikatı anlayıp duyduğum an;
Çoktandır galip gelmişti nefretim.

Ama işte hakikat ebedidir,
Yaşarsa bir kimse ondan bihaber
Alemde ömrümce gafil kişidir.

Tanrı soruyor, cevap vermek ister.
İyi ağlamışım ara sıra,
Elimde kalan servet bu dünyada.

Alfred de Musset 

 Çeviri: Necip Fazıl Kısakürek

(Ülkü, 16 Ağustos 1954)

H%C3%BCz%C3%BCn Hüzün

Aşıklar Sözlüğü

Çok zamandır düşündüm
Bir sözlük yazsam aşıklar için
Aşık arkadaşlarım için
Mutlu etsem onları
Harika insanlardır onlar
Bir kandil yaksam ufacık
Garip dostlar için
Bir buğday tarlasına çevirsem kalbimi
Aç olan kimseler için
Yapsam kirpiklerimden bir çarşaf
Atsam onu üzerine yorgunların
Bilsem ah
Nerden gelmekte hüzün kuşları
Ve sevgi ağaçları ne zaman çiçek açacak
Bulup çıkarsam yandığımız ateşi
Milyonlarca, milyonlarca yıldır yakan

Koca bir budalayım ben
Bildim bileli kendimi
Aşıklar adına konuşan
Mümkün mü böyle söylemek
Mümkün mü hapsetmek bir testiye denizi
Ve yasemini alıkoymak
Mümkün mü özlem çiçeklerini
Bir kitap içinde dizmek

Nizar Kabbani
Çeviren: İlyas Altuner

A%C5%9F%C4%B1klar+S%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BC Aşıklar Sözlüğü

Nereye Gidiyorum Böyle

Artık farkında değilim, nereye gidiyorum böyle
Her gün.. hissediyorum, çok yakınsın
Her gün, oluyor yüzün bir parça
Hayatımdan. Ömür bereketleniyor daha
Şekiller daha bir güzelleşiyor
Daha bir kutsallaşıyor eşya
Akıp durdun gözeneklerinde tenimin
Çiğ taneleri gibi öylece dolaşıyorsun
Zor geliyor yokluğuna alışmak
Yanında olmak daha da zor
Ne çok, ne çok sevmekteyim seni, hatta
Senden de fazla; ruhum bile şaşıyor buna
Mesken edinmiş gözlerinin bahçelerini şiir
Olmasaydı gözlerin, şiir yazılmazdı hiç
Sevdiğimden beridir dönüyor yıldızlar
Daha bir saf oluyor gökler, daha bir geniş

Nizar Kabbani
Çeviren: İlyas Altuner

Nereye+Gidiyorum+B%C3%B6yle Nereye Gidiyorum Böyle
 

Fincanı Okuyan Kadın

Oturdu.. Umutlanarak ters çevrilmiş fincanımdan
gözlerinde korku belirdi ansızın
Dedi:
Ey oğul…hüzünlenme
Bu aşk sana yazılmış
Ey oğul
Ölene kadar tanıklar…
Aşka tapmaktan kim ölmüş
Fincanında…dünyanın korkusu dolu
Hayatın yolculuk ve savaşlarla…
Çok seveceksin ey oğul…
Çok öleceksin ey oğul…
Unutulan bütün topraklara aşık olacaksın..
Yenilen krallar gibi geri döneceksin..

Hayatınla, ey oğul, kadının..
Gözleri, suphanallah tapılacak cinsten
Ağzı..bir salkım üzüm gibi resmedilmiş
Gülücüğü, gül musikisi
Ancak senin gökyüzün bulutlu..
Ve yolların… bir kapalı… bir kapalı ki sorma

Ey oğul… kalbinin aşkıdır bu
Kasrın kulesinde uyuyan
Büyük bir kasır bu ey oğul
Köpekleri… ve askerleri dilsiz
Kalbin sultanıysa içinde uyuyor..
Kim girecek kaybolan taşlarından..
Kim tutacak ellerini… kucağından…
Surlara gömülen gözbebeklerini
Tırnaklarını kim çözecek belinden
Ey oğul…
Kaybolan… kaybolan… kaybolan…

Birçok yıldız… görüyorum
Ancak… bir okumaya başlasam
Fincanı tıpkı senin fincanına benziyor
Aynısı bilsen ey oğul
Hüznü senin hüznün aynısı
Kaderleriniz bir… yürüdüğü yol aynı
Aşk dolu… hançerin keskin ağzında
Gölgesi bir sedef gibi
Gölgesi dizili hüzün gibi
Kaderiniz aynı uykuya dalmış
Denizde aşkınız kopan dalgalarda
Parçalanarak… milyonlarca defa…
Yenilen krallar gibi geri dönerek…

Nizar KABBANİ
Çeviri: Metin FINDIKÇI

F%C4%B0NCANI+OKUYAN+KADIN Fincanı Okuyan Kadın

Velet

Mahallenin velediyim
– zillerinizi çalarım
ve siz açıncaya dek kapıyı
pırr.. ben kirişi kırarım –
bakarsınız – kimse yok

Mahallenin velediyim – bilirim
öyle tak eder ki canınıza
öyle fitili almış – basarsınız ki kalayı
bir pirelenmeyegörün benden
hiç dinlemez – bozarsınız façamı

Mahallenin velediyim – yine de
çaldığımda kapınızı
görürüm ki – iyiye yorarsınız hep –
umutlarla coşkularla hummalı
kim bu diye
bir hoş
koşarsınız kapıya

o umut
ve o düş anı
olası mutluluk anı o kısacık
ki bir an olsun renge boğar
ışıtır
tekdüze yaşantınızı
– mahallenin velediyim – bana borçlusunuz
siz o hazzı

Zareh Yaldızcıyan
Çeviri: Ohannes ŞAŞKAL

zareh+yald%C4%B1zc%C4%B1yan+zahrad Velet

Beni Sevmek Zorunda Değilsin

Her zaman istediğim
tek kadın olsan da
beni sevmek zorunda değilsin
her gece seni izlemek için doğmuşum ben
ve seni seven birçok adamdan
biriyim sadece

Bir yemekte buluşuyoruz seninle
avuçlarını alıyorum ellerimin arasına
eski bir taksinin içinde
sonra uyanıyorum tek başıma
Discipline Oteli’nde
ellerim yokluğunun üzerinde

Tüm bu şarkıları senin için yazdım ben
iki mum yaktım, biri kırmızı, diğeri siyah
biri kadın, diğeri erkek
iki sandal ağacının dumanıyla evlendirdim onları
senin için dua ettim
beni sevmen için dua ettim
beni sevmemen için dua ettim

Leonard Cohen
Çeviri: Duygu Gündeş

Leonard+Cohen Beni Sevmek Zorunda Değilsin

İihami Çiçek

Ey kalp!

gece olsun,
vehmi ve cinneti emziren -Avcundadır
çocuğun ve delinin,
Allahın eli-
layemut gece -Gezginin saatidir ki
titreyen kandilin nurunda
arar kendi yazısız taşını
her mezarlıkta

Derunumda
ağır ağır kurudu kırmızı zakkum,
karardı sebilin mermeri
ve gizlendi bu belleksiz zamandan
sönen bir yangın gibi
kûfi.

Ezelden beri mi göçüyorum ben?
Her hayal
kalbe döner
ve vurur bir eski
saatin sesiyle:
-Bana gel.
Kimdir ki o ben,
mevsim
bir yaprak ırmağı gibi
akıp gider içinden

Ey gözüne tuzla sürme çeken Şıblî !
Başka dudaklar da var
zikrla tara olan.
İblis
ve iğva beni uyutmayan

Ürktüm bu yüzlerden -Bu kadın yüzleri
ki güzellik
saptırır imanı
-örtünmelidir-
Mangalın korunu avcuna koy da
hatırla:
nasıl unutmuştu 20 yıl Kur’an’ı
İbnü’l Cella

Yine de
tene yöneldim. Püsküren
bir yanardağ gibi
lav akıttım her yanımdan
öleyim diye isteğimden önce

Seyret beni Adem,
Seyret beni Doktor!

Her göz başka bir hayatın vampiri

Yaşım 27 -İnsan
kökü çürümüş çınar gibi
apansız ihtiyarlar-
Azaltmıyor, azaltmıyor
müezzinin sesi
göğsümdeki kederi

Veronal ve lüminal. Naylon
ve plastik
kent ve çöl

Dün geceydi yandım
“yaşayan sağlam delile
dayanarak yaşasın”
diyen ayetle

Ey Rab
çürük benim delilim

Nereye ait ki
bu hicranlı suret?
Bu gözler
çoktan kesti dünyayla o karanlık
sohbetini.
Satranç ve dil
yeniktir ezelden

Bakıyorum pencereden
sırtımda patiska bir gömlek
ve avcumda
Allahın eli,
yerin en dibine

“Yalnız hüznü vardır
kalbi olanın”

Ahmet Oktay
ilhami+cicek İihami Çiçek

Suyu Dinleyen Çöl/ Sözün Yırtıldığı Yer Bölüm II

I Bozgun…

Her acının bir ömrü var…

Ben geldiğimde bozgun
Bütün mevsimlere uğramıştı.
Siyah külleri ve yaşlı çocukları vardı şehirlerin.
Geç kalan şair için çadırımız yok, dedi onlardan biri
Acı, gölgesini bıraktı yüzümüze. Ve gitti…
Dönecek ama
Yeni sözler öğretecek dilimize…

Orada kimsenin giymediği bir elbiseydi umut,
Ölüm yaşamdan çoktu…

II. Bedel…

Aralarında
Onlar kadar kimsesizdim…
Sıcak, günlerimizi eritecek pek yakında
Dedi onlardan biri
Toprağımızı almak için güç geri dönecek
Ve bedelini isteyecek,
Gökyüzünü görerek uyuduğumuz günlerin…

III. Yaprak…

Bizi unuttular, dedi onlardan biri
Bizi bir yaprağın üzerine düşürdüler…
Ve ateşe verdiler ağacımızı
Anımsamamak fazlalığından kurtulmak için,
Kalbimizin yerini…

IV Takvim…

Demek saatiniz var…
Yarın için ne kadar yaşamak gerek?…

Zaman, saçları örgülü bilge bir kadındır burada.
Döl vermekten yorgun bacaklarıyla
Nehirler boyu yürür geceleri.
Yüzümüzde etekleri kıvrım kıvrım elbisesinin
Her gün derinleşir sureti…

Sizin takviminiz de vardır…

V. Resim…

Inandım… Her şeyi gören kimse yok…

Acı tene özgürce çiziyor resmini
Ve bir orman, evinden izliyor
Acının hüzne dönüşünü…

VI. Tanrı…

Tanrı sessizliği seçti, dedi onlardan biri
Insanla birlikte sustu…

VII. Çıt…

Beni bir ırmağın kenarında bıraktılar
Her acının bir ömrü var, dedi yaşlı çocuk…

Şehirlere uğrayan mevsimlerle dolaş
Burada taşlar bile tanıktır yalnızlığımıza
Kuşlar, dönecek bir gün
Ve bir kayanın üzerinden izleyecek,
Birbirine yaslı çocuklarımızı…

Şimdi günlerimiz, gecenin içinde ‘çıt’ sesi…

Hayriye Ersöz

Hayriye+Ers%25C3%25B6z Suyu Dinleyen Çöl/ Sözün Yırtıldığı Yer Bölüm II