Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle

Uzun bir geçmişimiz var
Hiç yorulmadan
En azından bir kere
eğlenceli beşik

ha biz varız
ha biz maskeli balo
Saygıya durup üstün bir gecede
Bir sır payı katlayıp
sade bir kahveden
Keyifsiz bir detayın hükmüyle
ha biz yokuz
ha biz seferde

Ya bu kez ölenleri görmeliysek
Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Parka dolalım
Park bizi alır önce
Seyrimizden bir sabah kazanır
Eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
Sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.

Cahit Zarifoğlu

sen+bir+ku%C5%9F+olur+gidersin Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle

Söylenmemiş Bir Şeyler Kalsın

Ve bir düşman daha kazandım ben
incesu yeşimi kristaller düşürürken
bir sevda ses kilimine
sızıyordum parmakuçlarımdan, saçlarımdan fışkırıyordum
çöliçlerinden, vaha yarıklarından geçtim
sırtımda araf taşları
kurşun döktüler, tütsü yaktılar giderken
incelen ben miyim, sevdikçe öldüren ben
kıyısız serüvenimi sürüklerken
değirmen intiharlarında
ve sözcük barikatlarında tükenen
yunus ılığı gözlerim
Yehova yeniği çizgili bir mermere dönüşürken
kapattım üstüne yedi deniz kokusunu
bütün yüzleri kapattım
kubbelerde genişleyip giderim şimdi
ten sıcaklığında buharlaşır
kıvrımlarında kaybolurum aklımın.

şiddetim
simoyası mutlu gece düşlerinize
ama siz görmeyin gene de
Celile marka nefretle süngülenen
müsellesin dördüncü köşesini
söylenmemiş birşeyler kalsın.
Lütfen,
artık anlamayın beni…

Orhan Alkaya
S%C3%B6ylenmemi%C5%9F+Bir+%C5%9Eeyler+Kals%C4%B1n Söylenmemiş Bir Şeyler Kalsın

Bir Kapı Açıp Gitsem

Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben
Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben
Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar
Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var

Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan
O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
Bir ses bana: ‘Gel! ‘ dese, ben o sesi işitsem
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem

Cahit Sıtkı Tarancı
Cahit+S%C4%B1tk%C4%B1+Taranc%C4%B1 Bir Kapı Açıp Gitsem

Fikr-i Sabit

Ne bileyim ben
Kimdi Amerika’ yı keşfeden
Ne eder beş kere beş
Güneyden mi kuzeyden mi doğardı güneş
Kaçıncı padişahtı Yavuz
Aylardan Nisan mı yoksa Temmuz
Ne bileyim nereye gider turnalar
Şeftali ne zaman çıkar
Bahçemde gül açmış ya da karanfil
Umurumda değil
Sabahlara dek kadeh elde
Aklım fikrim o güzelde ….

Cahit Sıtkı Tarancı
fikri+sabit+cahit+s%C4%B1tk%C4%B1 Fikr-i Sabit

Bir Bayram Yemeğinde

Korkarım felekte bir gün
Bir bayram yemeğinde.
Anam, babam gibi kardeşlerimde,
En güzel dalgınlığında ömrün.
Beni gurbette sanıp
Keşke gelseydi bu bayram
Diyecekler.
Ve birdenbire yürekler,
Aynı acıyla yanıp
Hepsinin gözleri yaşaracak.
Öldüğümü hatırlayarak.

Cahit Sıtkı Tarancı
bir+bayram+yeme%C4%9Fi Bir Bayram Yemeğinde

Garip Kişi

Bir akşam ilk olarak ağladım,
Bekar odamın penceresinde.
Hani ev bark? Hani çoluk çocuk?
Ne geçti elime bu hayatın
Meyhanesinde, kerhanesinde?
Yatağım her gece böyle soğuk.
Saadet bu ömrün neresinde?

Cahit Sıtkı Tarancı
saadet+bu+%C3%B6mr%C3%BCn+neresinde Garip Kişi

Paydos

Paydos bundan böyle çılgınlıklara!
Sert konuşmaya başladı aynalar,
Yetişir koştum aşkın peşi sıra;
Bitirdi beni bu içki, bu kumar.

Ne saklayayım gaflet ettiğimi,
Elimle batırmışım gençliğimi;
Binip gideceğim en güzel gemi!
Aldığını geri vermez dalgalar.

Meyhaneler, sabahçı kahveleri,
Cümle eş dost, şair, ressam serseri,
Artık cümbüşte yoksam geceleri
Sanmayın tarafımdan hıyanet var.

Yaş ilerliyor… Artık geçti bizden;
Kişi ev bark edinmeli vakitken.
Gün gelince biz değil miyiz ölen?
Cenazemiz yerde kalmasın dostlar!

Cahit Sıtkı Tarancı

blogger-image--310242100 Paydos

İki Gözyaşı

İki damla yuvarlandı ozanın yanağına
Sağ yanağına – sol yanağına
Sevinç damlası – üzünç damlası
Sevgi gözyaşı – öfke gözyaşı.

İki tertemiz, küçücük damla
Birbirinden ayrı, sessiz, küçücük
Ama birleşmeye görsünler, şiir olurlar
Şimşek gibi çakar, sel gibi boşanırlar.

Resul Hamzatov
Çeviri: Mazlum Beyhan

resul+hamzatov İki Gözyaşı

Ah/Sen

En güzelin güzeli

Kadife bir karanfil davetinde dururdu ellerin
Nazenin bir dal gibi
Uzanırdı göğe
Avuçlarından dualar dökülürdü
Ben toplardım tane tane
Yalnızlığa sarardım

Cami avlusunda
İkindiyi bekleyen ihtiyarlar gibi
Beklerdim gelişini
Oysa sen
Sehiv secdesi gibi geldin her seferinde
Bizimki iki tövbe arasında aşktı
Belli ki…

Ah/sen
Kalbim dağınık, bilesin
Seveceksen eğer,
Bir suzinak beste üflesin sonbahar
Toplasın dalgın sevinçlerimi
İnci bir tesbih dizeyim sana
Mütebessim bir imame ol
Kurul başköşesine dualarımın
İsmini ismimle zikredeyim

Dudaklarını süslerken ism-i celil
Vesile ol maksadıma
Sen Elifsin, (belli ki)
Ben bir Lam olayım yanı başında
Sarmaş dolaş, tek kalemde yazılsın
Lâ olsun adımız
Bizle başlasın ezel
Bizde gizlensin ebed
Edri, Lâ desin önce
İlla şartıyla donansın sonra
Dilleri şairlerin

Sen, yetimler annesi,
Çocuk sevinçlerinde gizlenirsin
Bulut gibi gölgelik
Yağmur gibi merhamet
Kimsesizin başını okşayan sen
Benimsin

Ah/sen
Kavminin en güzeli
Gün, eştir sana
Gece sırtıma yük
Kapadım gözlerimi
Anmadım adını bilesin
Halel getirmem orucuma
Lakin iftarım, iftiharımdır
Adını sustuğum yetmez mi
Yâr.

Ey cennetin tebessümü, söyle
Ya senin Meryem orucun
Ne vakit biter
Kır beni
Kırgınlığıma aldırmadan
Yine kır
Ve farkımda olmamakla bir daha
Sonra ben, senin
Vazgeçilmezliğinle imtihan edileyim
Yalnız Rabbimden sakınma beni
Gayrısı, zaten senin.

Ah/sen
Hüznümün göz bebeği
Ne zaman
Bir bebeği düşe kalka yürürken görsem
Bir şarkının sözleri uçup gitse aklımdan
Kıskansam, uzlete çekilmiş amcaları
Ne zaman uzağında bir ülkeye sığınsam
Yakınındayım, bil ki
Vakit tamam
İşgal ettiğim hayallerinden
Çekiliyorum
Yokluğum alnından öper şimdi senin.

Adige Batur

adige+batur Ah/Sen

Münzevinin Aynaları

XXI

dua mı etmek istiyorsun, a ruhum,
a kuzum, a beyaz farecik,
dua mı etmek istiyorsun,
bir şey mi isteyeceksin O’ndan?
bak, bunun için O’na
dalkavukluk yapman gerekmez.

O’na dil dökmen –şöylesin, böylesin falan-
pohpohlamaya kalkman gerekmez.
O’nunla konuş, yalnızca konuş
ve boynunu eğip bükmeden
O’ndan açıkça iste, ne isteyeceksen!

O’nun yüceliğini, cömertliğini, merhametini
hatırında tutman ve yinelemen elbette iyi,
ama bu bilgi, O’na değil,
sadece ve sadece sana gerekli.

dostça şeyler söylemen yeter O’na;
bir kamp ateşinin başında,
bir yol arkadaşına söylenebilecek,
belki biraz buruk, çekingen,
biraz kederli şeyler mesela…
bu yeter, bence, bu yeter O’na,
O çok yalnız çünkü, çok yalnız,
senden kat kat fazla, senden
dünyalar kadar fazla…

neyi ki çok istiyorsan, dilini eğip bükmeden
ona geç hemen, O’na bunu söyle!
neyi ki yapmak istiyor ve yapamıyorsan,
neyi olmak istiyor ve olamıyorsan,
neye inanmak istiyor ve inanamıyorsan bir türlü
–bak, bu önemli-ona geç hemen,

bunları aç O’na, bunları paylaş O’nunla!
bunları iste O’ndan!
çünkü bunların hepsi O,
bunların hepsi O’nda,
bunların hepsi O’ndan!

XXII

gençken kulaklarımızı, gözlerimizi
açık tutmamız yetiyordu, a ruhum,
a kuzum, a beyaz farecik,
çünkü gönlümüz kendiliğinden açıktı zaten.

yaşlandık ve kulaklarımız ağırlaştı,
ayırt edemez olduk,
derinden derine işittiğimiz ses
bahçede öten çavuşkuşunun mu sesi,
sazın dudağında sabah rüzgârının mı?
yoksa dilini yeni yeni sökmeye başladığımız
Tanrının mı sesi?

yaşlandık ve gözlerimiz pustan
ayırt edemez oldu,
O, bir mi, üç mü, kırk mı,
yoksa, o güzeller güzelinin yüzü
bütün öteki yüzlere dağılmış da,
sayılara, sıfatlara, ilimlere ve âlemlere
sığmayacak kadar çok mu?

4 Kasım 2010
Şen Maneviyat Kitabı

Cahit Koytak
cahit_koytak Münzevinin Aynaları