Kuşlarım Üşüyor

cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor
ben de üşüyorum desem kim inanır
bunca yıkıntının altında
bunca kırık cam batmışken ayaklarıma

belki yine seviyordur diye bir papatya kopartıyorum
yapraklarını yoluyorum, çiğniyorum, zıplıyorum üstünde
nasıldı bu fal, yani nasıl açılırdı bir kapının kilidi
anahtarı deliğe sokmadan önce

tüfek omuza deme komutanım, komik oluyorsun
omuzum olsa başka şeyler yüklerdim üstüne
bir palyaçonun burnunu örneğin
dövüşçü horozların kopan tüylerini
kullanılmış bir mendili koyardım
sonra sıyırırdım kendimi yeryüzünden
yok, yeryüzünü sıyırırdım kendimden

cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor
geriye sayacağım söz veriyorum, vurmayın
vurmayın kuşlarım ağlıyor, geriye sayacağım

anne, hangi sayıdan başlayacağım?

Altay Öktem

cebime+t%C4%B1kt%C4%B1%C4%9F%C4%B1m+ku%C5%9Flar Kuşlarım Üşüyor

Maveraünnehir Dökülmez!

belki seni severim umurumdasın
yalnızsın, yaralısın, sarışınsın
bir kedi yavrusunun damdan düşüşü
kadarsın, ılıksın, suçlusun

çocuklar kızmazlar bana gidersem
susarlar derslerde -bu iyi- denklem çözmezler
fatih istanbul’u alır mı bilmem
ama maveraünnehir dökülmez!

önce ben öperim gizli yerlerinden
sıcak yerlerinden, buruk yerlerinden, korkak yerlerinden
sonra bütün mahalle öper umurumdasın
çocuklar kızmazlar bana dönersem
nasılsa maveraünnehir dökülmez!

bileyciler, çingeneler, teneke tamircileri…
her sözcük bir mermi gibidir bana
bir kadını bir kadın gibi izinsiz sevemem

belki umurumdasın evet umurumdasın
bir yaprak düşer yere; çıt. işte sonbahar
gibisin, ıslaksın, çok uzaktasın

Altay Öktem

altay+%C3%B6ktem+(2) Maveraünnehir Dökülmez!

Yalnızlık Cinayettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime
düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum
boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam
kanını sulandırılmamış alkole banan
sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir

yalnızlık cinayettir bütün notalarda, bütün dillerde
bütün hecelerde, “a” sesinde, re minörde, mors alfabesinde
yalnızlık cinayettir kendi tükürüğüyle
ıslanan bedenlerde eski bir kokudur, yalnızca budur

ıslak paspas kokusudur, gece morudur
bileği tahriş olmuş bir kadının dinmeyen korkusudur
ansızın yakalanmasıdır bir kuşun kapana
trenin gecikmesidir istasyona yalnızlık cinayettir

sevişirken kramp girmesidir, ölürken birdenbire
sıçramaktır başka bir zamana, kadeh tutarken
elinin titremesidir, sesinin duyulmasıdır susarken
karnına saplanan bıçağı sevmektir yalnızlık cinayettir

cinnettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu
düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum
saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar
uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla
yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından
ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar
yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim
sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir

cennettir

kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok görüyorsun bunu
bütün delillerimi yaktım, beni ötelere götürecek
yollardan zaten uzaktım
her kadına yeni, bir zevk, her kadına
yeni kurulmuş tuzaktım bütün delillerimi yaktım
sonrası yok. sonrası çok gizli bir fotoğrafın arabı
yüzümüz siyah ve anlamsız, dışımız beyaz ve derin
sanki bir diktatör anıtı, kan akıtan bir nehir
işlenmemiş suçlarımız sanki yalnızlık cinayettir

cennettir
cinnettir
cinayettir.

zaman doldu
artık gidiyorum arkama bile bakmadan
arkaya bakmak çok eski huyudur
bazı çirkin adamların
zaman doldu
artık gizlemiyorum kendimi çok kadınla seviştim çoğu buluttu
basbayağı buluttu bildiğimiz buluttu dağılıp gidiyordu ben ço-
ğalttıkça
bir akşam usulca girdim kanıma
kendim karar verdim hep kendim karar verdim
yanlış da olsa sevdim pişman değilim, neden olayım?
bir akşam; üç gün üç gece poker oynamıştım
ne güzel. üç gün üç gece yeterince
içmiştik demek ki onar şişe, belki on beş
yirmi belki de.
abdullah, ah dostum, sevdiğim, çalı yüzlüm abdullah
kaç kurşun sıktı üstüme
yeterince içmiştik. vuramadı
vurdu, ben anlamadım belki de
belki de yavaş yavaş devam ediyorum ölmeye.

Altay Öktem

Yaln%C4%B1zl%C4%B1k+Cinayettir Yalnızlık Cinayettir

Geri Çekiliyoruz

askerleri topla manuel, geri çekiliyoruz
bir baharda bu kadar zafer yeter
aldığımız topraklara kim yerleşecek şimdi
kim ekecek kim biçecek askerleri topla manuel
fazladan kaç bayrak daha dikeceğiz kim bilir
ölüleri gömmek için kaç mezar daha
kaç gök gürültüsü, kaç fırtına, kaç yağmur yağacak
topraklarımıza. geri çekiliyoruz manuel askerleri topla
sırtımızı dönelim belki bir vuran çıkar hayrına
hep yenerek geçmiyor zaman, bak aynı mevsimdeyiz
ne ileri gidiyoruz ne geri kalıyoruz bu pörsümüş hayatta
biten bir savaş başlayan bir savaş biten…
geri çekiliyoruz manuel hayattan ve aşktan
zamandan manuel, zamandar
askerleri topla

Altay Öktem

Altay+%C3%96ktem Geri Çekiliyoruz

Tanıdım Seni

409329_487285347960465_1908608727_n Tanıdım Seni

Seni yalnızlığından tanıdım
Kirpikleri kırık çocuk
Çiğneyip durduğun dudaklarından.
Gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
Bir eylül göğünün bulut kümeleri
Donuk bakışlarında;
Hüznün nasıl da benziyordu
Benim ilkgençliğime

Ellerinden tanıdım seni
Yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
Bir uzak boşloğa yağmur yağıyordu
-Anılardan anılara ince çizikler…-
Yüzün bir türkü sonrasının
Kederli dalgınlığında;
Güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
Ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
Gücenik duruşundan tanıdım seni.

Seni kendimden tanıdım çocuk;
Yüreği sürekli çiğnenen bir yol
Gövdesi acılardan acılara köprü…
Biraz öfke, biraz umut, çokça onur
Olan kendimden.
Eğildim öptüm yıkık alnından
Uzaktın, kıyamadım sessizliğine
Biraz daha dedim içimden, biraz daha;
Gün olur, onuru güzel çocuk
Acı da yakışır insanın yüreğine.

Şükrü Erbaş

Requiem

Requiem
1
ağzımda gecenin ihaneti duruyor

ağzımda gecenin ihaneti duruyor
zamandan gizli akar köklerime giden
su
ah! bilseler varolduğumu
çıkmazlardı içimden
göğsümü baştan başa yırtan requiem
ıslak dudaklarımda bir avuç tuz mu
kaldı
tanrının kendisiyle konuşurken tattığı
uzaklaştıkça herkes uzlaşırdım
kalbimle

şimdi beni birkaya gibi oyun
belki de dilime yerleşen rüzgâr
son lanetimdir diye sevinirim uzaktan

kuyudaki sesimle avunsun yusuf
gövdemin inleyişine doluşsun kuşlar
nasıl olsa ardımda ebedi yankısı var
hiçbir gece söylenmemiş masalın

2
beni yalnız bıraktın bir kuyu ağzı gibi

beni yalnız bıraktın bir kuyu ağzı
gibi
ay ışığı acıtır kendi karanlığımı
oysa gövdemi terk eden sular
buluşur bir nehrin sessizliğiyle

Oknos’un ipini sallandıran içime
Omuzları konuşan hiç kimse yok
burada
bir taşın rüyasına gizlice girer
annesinden masalını kaçıran herkes

görürüm yeryüzünü ıslak ağzımla
anlatamam soluğumdan geçen zamanı
iki deniz arasında düşünür tanrı
beni kendi ağzının öpüşleriyle öpsün

Zeynep Köylü
Zeynep+K%C3%B6yl%C3%BC Requiem

Istifa(de)

Hayattan istifade etmeden, alnında ki ateşle yakmandır: korkum
Hayattan istifa etmeden, yanan alnına yanağımı dayamaktır: cesaretim

Zamandan istifade ancak kekeme bir bakış atmandır gözlerime
Zamandan istifa ancak göçebe bulutun maskarası olmaktır

Bulut düşün rengini suistimal ededursun, benden istifadedir bu
Buluta doğru giden çocuk sevinci yüklü uçurtmalar ancak yalandır, kuyrukludur ve istifadır düşten geçen için.
Düşten geçip istifa(de) etmiştir acıdan,
bir elinde zaman diğerinde uçurtma saçlı kızın
maviye zilleri çalan bakışları…

Şimdi kürek mahkumudur, bedenim
yağlı küreği bir kendine çeker, bir iter
iyi itemezsen, iyi çekersin
Çekmekte bir baştacı yeni gelin beyazına…
Çekildikçe ızdırap…
Uzayan yolun çilesi de uzun…
Kısa süren hep cesaret…
Bir korkak o satırları yazarken ancak ağlardı, istifadeydi hayattan…
Bir yandan ağlarken acıyı damardan almaktır cesareti,istifaya benzeyen
Antikorları antika durumdadır aşkın…
Durum demişken inşa eden mühendislerdenim, nasılsa ilk artçıda yıkılırım…
Göğe uçurtma saçlı kızı salarım.
Eller saç gölgesinde huzurda, parmakaraları parmakla dolunca
soluksuz tutuşmadır beni alan…

Denize benzeyen bulut karardı, başına tac edilen düş ufaldı
uçurtmayı andıran saç okşandı, sana gelen yol uzadı
uçurtma saçlı kızın uykusu geldi ve
bıraktım saçlarını, dilediği rüzgara kapılıp martı düşlerime uzak
ama göğe yakın, maviye pusuda bekleyen beyazıyla
düşe renk katan ressam savurganlığıyla, beklenmekte hala…
Biten bir aşktan beklenen düş hoyratlığı da cabası
uzun uzadıya bakamadan gözlerine, iki kelam edemedik karşılıklı…
sustum, sokağa atılan çocuklardır gözlerim
denize atılan taştır söylediklerim

Muharrem Özcan

Muharrem+%C3%96zcan Istifa(de)

Aşkın Sıcak Olabileceği İhtimali

Susan bir umudu emzirdim, kan aktı
karşılıklı susarak doyduk, kirpik tanelerinden
çiy tanesi ile ıslanıp sonsuz bir uykuya dalıyoruz
esirgeyen bakışlarınla sesin bir çağlayan oluyor
ve her göz değmesiyle imlâm bozuluyor…

Kurşuna dizilen bahar gelmez artık buralara
ve çoğalıp durur sokaklarda fahişeler
yalın ayak toprağa dokunuşlarımız
baharı geciktirip dursun
ve geciktikçe baharımız unutmayalım
aşkın sıcak olabileceğini…

Bir çöl rüzgarına sığınıp avuçlarımıza
hep doğmakta olan sıcak güneş
sokaktaki fahişeleri de üşütsün
hayatı kollasınlar birazda kurşunaskerlerim
kitapların altı çizilen cümleleri kadar
diğer dizginleri kopan kelimelere haksızlık edelim…

Ve yine kelimeler rüzgarın ıslık gibi titrek olduğu bir vakit
gelip kulağıma sevgi sözcükleri fısıldasın
ardından bir kahkaha alsın beni
uçurumun eteklerinde bekçi olayım
atlayacak ilk aşığı yorgan-döşek bekleyen…

Ilk dönemeçten üzgün kent gözüktü gözüme
yanımda geçmişten bir ses
iki nokta kadar yakın birbirine
dün ve bugün…

Ses diyor ki:
bir kez doğmak, bir daha doğmamak için
ancak ölümlülerin becerebildiği tekdüzelikle
ve yine aynı bilinçle güneşin doğması
bir daha batacağını bilerek, etime…

Etime aşkın sıcak olabileceği ihtimali kazınsın
güneşten süzülen buğday renkleriyle
ak alnından öpülsün çocukluğum
hala sıcak tutabildiği için
aşkı
ölen bir baba özlemi kadar…

Muharrem Özcan
A%C5%9Fk%C4%B1n+S%C4%B1cak+Olabilece%C4%9Fi+%C4%B0htimali Aşkın Sıcak Olabileceği İhtimali

Sorular Tıpadır Deliklere

Başımda sorular var.
saç diplerime kadar sinmiş.
Bit, kir ve kepek yerine soru…
(?) işaretin kıvrımlarına anlamlar yükleyip
okyanuslara salıyorum düşüncelerimi
ve annemden her şeyi bekliyorum
Otur,ayıkla..olabilirdi ama
duvarlar ören ustalara sonsuz saygımla
vurmak geliyor soruları, duvarlara…
Vurdukça saatler uyanıyorum,
geçmiş zamanın yorgunluğu ve insanların
yorgun tenlerine yapışan hazımsız kokuları
kendime yük bilip de…
Soru işaretlerine yüklediğim anlamlarn benzerini
içki şişelerine yüklüyorum…
Kadına benzetmek mümkündü…
Yalnız
bu şişelerin deliği işe yarardı!..
Peki ya kadınlarım, düşte kalan?..
Anlayışı çok geciken, çözümleri sunulunca ellerine
kaçışan kadınlarım..
tıpası içine kaçmış şişeler gibi kaldıysam gürültüsüz
deliklerimi yoklayıpta her yaklaşmada ateşler buluyorsam
soru işaretlerimi sonsuza kadar uzatacaksam, hayata dair
ölmedim, daha erken gitmek için…
Şişeleri şişe dizmek gibidir terk
devam cesaretini bulamayıpta, yorgun düşmek…
eksik olmayan deliklere bir yenisini ekleyince
giren-çıkan soruların azmettiriciliği ağır gelir
ve şiş batar durmadan etime…
yaşamak neleri öğretiyor?
buluyoruz böylece
ölürken nasıl yaşanabileceğini…

Muharrem Özcan
Sorular+T%C4%B1pad%C4%B1r+Deliklere Sorular Tıpadır Deliklere

(1) Number One

düelloya benzeyen ilişkiler çağında
silahı önce kendime çekerim
el kararıyla öperim kendi tenimi
uyandırırım ateşlerimi
üstünkörü aldanırım öpüşlere
her biri meşe ağacından dökülür denizlere
denizler gözlerim kadar derin…

bazen
olmadığım yerleri, yapmadığım şeyleri düşünüyorum
kendimi güçsüz ve emekli hissediyorum
sevince acıkıyorum acılarıma
yine de hep gözüm başka hayatlarda kalıyor…
neşemden,
yüzümdeki bitki köklerinden rengarenk
serbest dizeler yazarım gözlerime
palamutlarım döküldükçe ağacımdan
sâkiler testi dolusu şarap getirip
uzatır tırnaklarım kadar yaz günlerini…

başka hayatların izmaritlerini topluyorum
sokak adamıyım derin uyku buluyorum
üçün birini seçerken dahi ikilemlere düşüp
bir numaralı formaya alkış tutuyorum…
1 numara (number one)!..
kaleci…
*_* penaltıya sebebiyet – hatalı gol – yan top *_*
dünyada ki ilk tecrübem ne de olsa
sonraki gelişlere hazırlanıyorum
mutlu olunabilecek sote yerleri biliyorum
yeniden doğmakla ilgiliyim
her sabah bir gün eksik uyanıyorum
uykumdan…
parasız ve yatılıyım herşeye rağmen şu dünyada…

Muharrem Özcan
her+sabah+bir+g%C3%BCn+eksik+uyan%C4%B1yorum (1) Number One