Ebu’l-Atâhiyye Şiirlerinden Seçmeler

Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.

Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim.

Umutsuzluğun soğukluğunu bağrımda hissettim ve artık konup göçmekten de kurtuldum, rahata erdim.


Uzun ayrılığın, özlemin zayıflattığı hüzünlü ve özlem içindeki kalbin sahibi,

Evimin kadınına özlemim arttı.

Acaba bizim kavuşmamız mümkün mü?

Gerdanlık ve kolyelilerden (kadınlardan) benim nasibim odur. Onunla yetindim.

Allah tez elden beni seninle bir araya getirsin, beni bağlarımdan çözsün.


Bana kabalık yapan kimse yüzünden mi kaba davrandın?

Onun için mi benden başkasıyla ilgilendin?

Bana sürekli destek verdin, onun için ben bütün istek ve arzuları görüyorum.

Sonunda zaman benim aleyhime değişince, sen de zamanla birlikte döndün.


Seni defnedip sonra mezarının toprağını ellerimden silkelemek üzüntü olarak yeter…

Sağlığında benim için bazı öğütler vardı, şimdi ise hayattakinden daha çok öğüt veriyorsun.


Ey iyilikte ortağım! Allah seni yakın kılsın çünkü iyilikte ne iyi ortaktın sen!

Yemin ederim, ölümün zorluklarını bana anlattın ve beni onlara karşı harekete geçirdin ama sen kendin hareketsiz kaldın.


Değerli kardeşim! Senin gibi bana yakınlık gösterecek kimim var? Sırlarımı sana anlattığım gibi anlatacak kimim var?

Başına gelen terslikler seni yaydıktan sonra toparladı. Onun yayması toparlaması işte böyle olur.

Ölümler bana senin güçlerini tekrar verseydi, onların bana yaptıklarını sana anlatırdım.

Ali! Gözyaşlarımı akıtarak sana ağladım. Fakat ağlamak sana hiçbir fayda sağlamadı.

Sağlığında benim için bazı öğütler vardı, şimdi ise hayattakinden daha çok öğüt veriyorsun.


Ey mezar sakinleri! Sizler daha dün bizim gibiydiniz.

Ah bir bilseydim ne yaptınız, kârda mı yoksa ziyanda mısınız?


Beni kınayanlar niye bana yanlış şeyler yapmamı emrettiler?

Maªn oğlunu affettiğim ve buna tahammül ettiğim için beni kınadılar.

O bir şey yapmışsa, benim suçlu oluşum ve yaptıklarımdan dolayıdır.

Her halukarda ben ondan daha kötü davranıyordum.

Benim geri adım atışımın ve sözümün güzel olduğunu beğenen kimseye şöyle de:

Bazı dostluklar kavgadan sonradır. Bazı sevgiler de nefretten sonradır.

Bunun erkekler arasında cereyan ettiğini çok gördük.
Ancak benim sağım, solumu tokatlamıştır.


Zavallı bu sıkıntılardan başka sıkıntılara atıldı, ruhu bedenden ayırdı ve uzaklaştırdı.

Tuhaf bir şeyle görevlendirildim; neşelendirmem isteniyor üzüntü evinden.


İnsan için verilen rızkından başka bir şey yoktur. Allah’tan yardım dilerim, Allah’a güvenirim.

Üzüntü bütün kalbimi kapladı, kaplarsa kaplasın.

Kalplerinde bir kereliğine bana birazcık sevgisi olan kimseye babam feda olsun! Gerçi o sevgi de çalındı.


Gitmek için hazırlığını yapmamış, ölümün alıp götürdüğü ne kadar çok gafil var!

Daha nimeti bitmemiş kimse, ölüm sebebiyle nimetten ayrılır.


Hayatta olman sana ölümü unutturdu ve dünyada kalmak istedin.

Topluluklarının darmadağın olduğunu gördüğün halde dünyaya güvendin.

Yaşamaya hem de mutlaka uzun süre yaşamaya niyet ettin.

Ey ebeveynini bir süre gören kimse! Onlar bir zamanlar vardı ve ölüp gittiler.

Onlarda senin için ibret var mı, yoksa kendinin kurtulacağını mı zannediyorsun?

Ölümünden kaçmak isteyen yok olup gitti.
Ölüm her şahsı ya sabah ya da akşam yakalar.


Dikkat edin! Belalar hem yaklaştırır hem uzaklaştırır. Bazen sevdiklerini yakınlaştırır, bazen de kaybettirir.

Elim benim başıma musibetler getirdi. Ben de Allah’a hamdederek kadere teslim ettim.

Ve zamanın musibetlerine dedim ki: “Eğer bir el helak olursa, Allah’a hamdolsun, bana bir el kalır.

Me’mun bana kalırsa, Reşid ve Ca’fer, onlar hâlâ duruyorlar; Muhammed de benimdir.


Her canlı öldüğünde malından payına düşen bir kefendir.


Kişi kendisini paraya esir olmaktan kurtarmazsa, bu defa sahibi olduğu para onun efendisi olur.

Benim diyebileceğim para, ancak harcadığım paradır. Arkada bıraktığım para benim değildir.

Eğer paran varsa hemen ona gerekeni yap! Yoksa onun tehlikeleri seni tüketir.


Ey insanlara öğüt veren! Sanık durumuna düştün, çünkü onlara ait kınadığın şeyleri kendin yapıyorsun.

Sanki sen çıplağa elbise giydiren fakat kendi ayıp yerleri açıkta olan gibisin.

Oysa şirkten sonra bildiğimiz en büyük günah, her nefsin kendi kötülüklerini görmemesidir.

Ve insanların kusurlarıyla meşgul olup, onları görmesi ama kendi kusurlarını görmemesidir.


Beni ayakta bakar halde bırakarak geri dönüp hızla gittiği gün bana acımadı mı?

O gün onu görebilmek için her yere göz gezdiriyordum ama göremiyordum.

Gözlerimden yağmur gibi yaş akıtıyor ve feryat ediyordum.


Vallahi zulüm kınanacak bir şeydir. Devamlı kötü davranan da zalimdir.

Din gününün (hesap gününün) Deyyân’ına (Allah’a) gideceğiz; Allah’ın huzurunda hasımlar bir araya gelecek.


Yaşlılık tepeme ve enseme bana haber getirecek ölüm habercilerini dikti.

Ölümün kılıcının karşımda parladığını gördüm.


Gençliğe gözyaşı dökerek ağladım. Ama bu ağlama ve gözyaşı hiçbir fayda sağlamadı.

Ne yazık! Saçın ağarmasının ve başın renginin değişmesinin ölüm haberini verdiği bir gençliğe üzüldüm.

Dalın yapraktan soyunduğu gibi, tazeyken gençlikten soyundum.

Keşke gençlik bir gün geri gelseydi de ona yaşlılığın ne yaptığını anlatsaydım.


İnsanlardan da huylarından da usandım ve yalnızlığa sığınır oldum…

Yemin ederim, insanlar ne kadar çok, kıymetli olanlarının sayısı ne kadar az!.


Onunla ilgili bir şarkı hatırladım ve gözyaşlarım akmaya başladı.

Aşk böyledir, onun sahibine gam ve hastalık gelir.

Umut kapısının ve bağışlayanın en hayırlısı,
Arapların kendisine boyun eğdiği bir hükümdar; ona boyun eğmek gerekir, çünkü atası Nebi’nin atasıdır.


Allahım! Bana azap etme. Evet, daha önce yaptıklarımı itiraf ediyorum. ّ

Sen afferdersen affedersin.

Bunu ummakdan başka bir çarem yok, hüsnüzannım budur.

Ne kadar çok hata yaptım, sen ise bana lutuf ve ihsanda bulundun.

Bu hatalarımdaki pişmanlığı düşündükçe hırsımdan tırnaklarımı yiyor, dişlerimi sıkıyorum.

Dünya nimetlerine deli oluyorum ve bütün ömrümü temenni ile geçiriyorum.

Ondan uzaklaşmada samimi olsaydım, dünyadakilerden yüz çevirirdim.

İnsanlar beni iyi biri zannediyor. Oysa ben, sen affetmezsen, yaratıkların en kötüsüyüm.


Uzun vadeli umutlara bağlandım, hem de ne umutlara!

Israrla dünyaya yöneldim, hem de ne yönelme!

Be adam! Aileden ve maldan ayrılmaya hazırlan.

Her hâlukârda ölümden kaçış yok.


Hangi yaşam yeterli miktarda rızkın olduğu yaşamdan daha yeterli olabilir!

Zulüm yapan ondan kurtulamaz ve her zalim aslında kendine zulmeder.

Nice nimet sahipleri vardır ki, karşısına o nimeti afiyetle yemesini engelleyen bir şey çıkar.

Zaman yeterince öğüt verdi. Hatta bana daha fazla öğüt verdi.

Günler beni; aklımı, malımı, gençliğimi, sıhhatimi ve boş vaktimi kullanmada kandırdı.


Ey ölümler! Ey ayrılık ve zaman! Dünyada her bir araya gelme ayrılığa gider.

Zaman güzelliğinden sonra yeniyi eskitir. Felek iki yakının arasını ayırır.


Anılmaktan geri kalacağım, sevgim unutulacak. Benden sonra sevgilinin (başka) bir sevgilisi olacak.

Zamandan sürem dolup bittiğinde, ağlayan kadınların (bana) bir yararı olmayacak.


Kim yeterli miktarda rızka kanaat etmezse, ona yeryüzünün tamamı altın olsa yetmez.

Kim kararlılığına şüphe sokarsa, onun görüşü devamlı çelişkili olur.

Kim zamanı tanırsa ona karşı devamlı ihtiyatlı olur. Onun sıkıntılarından sakınır, takip eder.

Kim kin taşımaya devam ederse, üzüntü çekmeye devam eder. Kederler onu kendi denizinde boğar.


Susmuş cesetler sana öğüt verdi, yok olup gitmiş asırlar sana ölüm haberini verdi.

Çürümüş yüzlerden, parça parça olmuş cesetlerden bahsetti.

Sen daha ölmeden hayattayken kabirler içinde kabrini gösterdi.


Dünya ancak, çölde serap görünmesi gibi, tümüyle aldanmadır.


Görmedin mi ki dünya ancak çer çöptür. Ondakilerin tümü aldanmadır.


Aldanma yurduna dayandık, bir de baktık ki o da bizi zevkleriyle büyülemiş.


Günler (zaman) kişiyle oynamaya devam etmektedir. Bazen ona verir, bazen de ondan alır.


Sana coşkuyla bağlandım ve sonunda aşk acısından o hale geldim ki,

Benimle oturan kişi yaklaştığı zaman elbisemden aşk kokusunu hisseder.


Dünya ancak, yolculuğa çıkmak için acele eden bir kafilenin konaklama yeridir.


Ona olan aşkımın uzun sürmesinden dolayı mazurum.

Çünkü onun özrüme delalet edecek bir yüzü vardır.

Ayın dolunay olduğu gecede, o göründüğü zaman onun aya olan apaçık üstünlüğünü görürsün.

Elbiselerinin altında sanki yeşil yapraklı bir fesleğen dalı gibi salınır.

Büyülü gözler ve güzel kokusuyla ancak onun aşkıyla ölmemden başka bir şeye razı değil Allah.

Sanki sedef içinde saklı inciden yapılmış gibi temiz küçük ağzıyla tebessüm eder.

Misvak, kokusuyla o ağızı haber veriyor. Eğer misvak olmasaydı o ağızdan haberim olmazdı.


Aşkın seksek ağacı közü olduğunu gördüm.

Ancak, hararetine rağmen taşıyan kişinin bağrında tatlıdır.


Allah benimle hanımefendim arasında geçenlere şahittir.

Benden yüz çevirdi, bıkkınlık gösterdi.

Eğer kötülük ettiysem suçumu bağışlama, özrümü ve bağışımı kabul etme.

Ben ona ruhumu, özümü verdim fakat ayrılığı mükâfatım oldu.

Aşkı beni deli etti, beni bütün komşu kadınların diline düşürdü.


Bu sabah Ahmed, nasıl olduğumu bilmeden, Utbe’yi gerçekten seviyor musun, dedi.

İç çektim ve sonra dedim ki: Evet, tek tek bütün damarlarımda dolaşan bir sevgiyle.

Utbecik! Kalbimi yoklasaydın, gönlümün delik deşik yaralı olduğunu görürdün.

Yemin olsun ki çektiklerimden ve karşılaştıklarımdan dolayı tabip de usandı, yakınlarım da.

Keşke ölseydim de kurtulsaydım, çünkü ben ondan yaşadığım müddetçe daima hoşlanılmayacak muamele gördüm.

Uzun ayrılığın, özlemin zayıflattığı hüzünlü ve özlem içindeki kalbin sahibine,

Evimin kadınına özlemim büyüdü. Acaba bize kavuşma var mı?

Gerdanlık ve kolyelilerden (kadınlardan) benim nasibim odur. Onunla yetindim.

Allah perişanlığımı tez elden seninle gidersin, beni bağımdan kurtarsın.

Gözlerimin nuru! Allah aşkına ölümden önce beni ziyaret et. Bunu yapmayacaksan benim seni ziyaret etmemi iste.

Ben, bana cefa edecek ve beni kendisinden uzaklaştıracak bir kimseden daha ziyade, beni yakınlaştıracak bir sevgiden çok hoşlanırım.

Daha fazlasına gelince, senden onu istemiyorum. Beni aza tamah eder hale getirseydin, bu bana yeterdi.

Can dostlarım! Kederliyim, sizde ise keder yok. Herkes arkadaşının hüznüne bîgâne.

Kendisini sevenden sadık bir sevgiyle karşılık gören hiçbir âşık yoktur. Böyle olmasaydı kibre kapılırdı.

Belaya yakalandım. Oyun eğlence olarak başladığım bu iş, belamın başlangıcı oldu. Bela açıkça göründüğü halde, gerçekten âşık oldum.

Büyüklük taslayarak bana kibirli davranana bağlandım. Hâlbuki bütün özelliklerde ona denkim.

Aşkın seksek ağacı közü olduğunu gördüm. Ancak, her halükarda sahibine tatlıdır.


Bir takım insanlar görüyorum ki, bize ihtiyaçları olduğu zaman yüzleri güzel.

Biz onlara ihtiyaç duyduğumuz zaman ise bize karşı yüzlerinin güzelliği çirkinleşiyor.

Cimriler ellerindekilerini bize karşı sakınsalar da, biz elimizdekini vereceğiz.


Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimden.

Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim.

Umutsuzluğun soğukluğunu bağrımda hissettim ve artık konup göçmekten de kurtuldum, rahata erdim.

Tamahkâr için parlayan, yağmuru olmayan, serap gibi nice yalancı şimşekler var! Eğer bunlardan umudumu kesseydim uğursuz olmazdı.

Zira sana umut bağlamak benim katilimdir, vaatlerin ise kafamda çatışıyorlar.

Ey dünya, şimdi seni tanıdım; git (yanımdan) ey her türlü dağılmanın ve yok olmanın yurdu!

Zaman benim eğiticim oldu, sabah akşam bana misaller getirdi. Şimdi hidayete götüren yolu gördüm, uğraştığım şeyleri bıraktım.


Gençlik yaprağına ve yeşil dallarına üzülüyorum.

Gençlik gitti ve artık geri dönmesi beklenilmeyecek şekilde benden uzaklaştı.

O halde gençlik üzerine ve çocukluk günlerinin güzelliğine ağlayacağım.


Yaşlılık gençliğin halifesi olarak geldi. Her ikisi de senin için güzellik ve düzendir.

Her ikisinin de senin üzerinde kuvvetli delilleri vardır. Her ikisi de sana büyük nimetlerdir.

Yola getirici olarak yaşlılık hoş gelmiş safa getirmiş; giden gençliğe de selam olsun!


Devamlı olarak uzun vadeli umutlara sarıldın.

İnatla dünyaya yöneldin, hem de ne yönelme! Hâlâ durmadan birçok işle uğraşıyorsun.

Be adam! Aileden ve maldan ayrılmaya hazırlan. Her hâlukârda ölümden kaçış yok.


Dünyanın, umutlarıyla aldattığı kimse zavallıdır. Dünya onun gibilerle ne kadar çok oynaştı!

Dünyayı ısrarla talep eden kişi, uzun süre kötü bir hayat yaşaması ve sonra da iyi bir hayat yaşamasıyla ölümünü unuttu.

Musibetler, gömleğinin yakasından yakalamak için hâlâ onu aldatmaktadır.

Geceler ve gündüzler bir şeyin dünyada aynı halde devam etmesine müsaade etmez.

Vah mağrur cahile! Dünyada ölümü aklına getirmeyi nasıl reddetti?

Kişiyi, dünyada sunduğu iyilikleri ve güzellikleri kurtarır.

Ey yarın ölecek kişi! Felaketleri ve korkularıyla geldiğinde ölüm sıkıntısına karşı ne hazırladın?

Hayır ve takva sahibi ölüyor ve sen onu gıbta ediyorsun ama bazı amellerinde onunla yarışmıyorsun.

Önceden istediğin kimseyi bırak, Allah’tan başkasından isteme. Çünkü Allah, isteyenler için en iyi taleb kapısıdır.


Bakın! Nice umutlar vardır ki yaklaştı denildiğinde, musibetlerin onlara mani olduğunu görürsün.


Her saat feleğin musibetlerini görmedin mi? Onun içerisinde (şimşek gibi) ölümün parladığı bulutları vardır.

Ey dünyayı imar eden! Kendinden başkası için yapıyorsun. Ey dünya malı toplayan kişi! Başkası için topluyorsun.

Kişinin her fırsatta sıçradığını görüyorum. Oysa kişi için ölüm kaçınılmazdır.

Kendisinden başka mülk sahibi olmayan Allah, ne yücedir! Doymak bilmeyen kişinin ihtiyaçları ne zaman biter?

Hangi insan, nefsi artık başka bir gayeyi gözlemeyeceği, bir gayeye ulaşmıştır?


Takdirinden ve işleri güzel yapmasından dolayı hamd Allah’a mahsustur.

Güzel eylemesinden dolayı Allah’a hamdolsun; verdiğine ve vermediğine şükürler olsun.

Şükretmese de kul için hayırlısını yapar; cehaletini ortaya koyanın cehaletini örter.

Hesaba çekileceğinden habersiz olanı uyarır; sevap için çalışanı heveslendirir

İstediğinden yaşatacak miktarda rızık sana yeter. Ölecek kimse için bu miktar bile ne kadar çoktur!

Sana yetecek kadar olan seni ihtiyaç duymaz hale getirmiyorsa, yeryüzündekinin tamamı da getirmez.

Fakirlik ihtiyaç miktarını aşandadır. Kim Allah’ı tanırsa umut ve korku içinde bulunur.

Şüphesiz ki az azla çoğalır. Berraklık çer çöple bulanıklaşır.


İnsan güvendiği yerden helak olabilir ve Allah’a yemin ederim ki, sakıncalı gördüğü yerden kurtuluşu olabilir.


Kişinin felaketi dünya sevgisidir. Kişi kendisini başkalarına muhtaç görmezse azar.


Ey zavallı! Kendine ağıt yak yakabiliyorsan. Mutlaka öleceksin Nuh’unki kadar ömür verilse de.


Onları zikretmemizde, ibret ve doğru yolu gösterecek bir delil vardır.

Onların hepsi ölüm havuzlarından su içmeye geldiler. Sonra geri dönemediler.

Ey dünyadan gitmeye kararlı kişi! Bunun için en hayırlı azıktan hazırlık yap!

Ebu’l-Atâhiye
(748-826)

Metin Parıldı
Ebu’l-Atâhiye ve Şiiri
Yayımlanmamış Doktora Tezi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü 2007

20260404_1624147390456047909657893-768x1024 Ebu'l-Atâhiyye Şiirlerinden Seçmeler

Bir yanıt yazın

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.