Acının Hafızası Yoktur

………………………………………………….’beni unut’ diyen herkese..

ben seni unutalı
küflenmiş pencerelerden sarkan
pembe alaşımlı kaç kadın bileği geçti dudağımdan
ve kaç kangren hafta sonuna indim
ki uğultulu karanlıklarında medeni hüzünler vardı
çiçek desenli etekler
ve efsunlu morluğu ruj lekesine kurban edilmiş dudakların gölgesi
teslim olmuş şehirlerin izbe damarlarımdaki kılıçlarla dansıydı zaman

aldım başımı gittim
bir yanımda metropol
öbür yanımda şehirlere özgürlüğü içiren yurtsuz dağlar vardı
ne kadar dirensem de kuyulardan geçen kervanlar
mintanımdaki kuşun cıvıltısını boğdu
ve soluğum terkedilmiş peygamberlerin üşümelerine sarktı

ben seni unutalı kedilerin mırıltılarını öptüm en kederli halimle
oysa bilsen ki kaç kadın öptü ve asıldı beyaz ceketimden
ve esmer denizime memelerini emzirdi
ben seni unutalı sesim kaç kuş ölüsü taşıdı
kaç tenha kadın teni…
kaç yenik kadının kırıklarını onardım yakamozlarla
ki elleri onların
içinde bebekler ve dalgalarla ölünen bir zamana batarken
yorgun sesim puslanarak döllendi aynalarında
onlar ki aptal bir karanlığı bulvarlardan alıp yataklarına yığarlar

ben seni unutalı sel baskınına dönüşen sesim
bir ölümün kıyısında gözbebeği kurumuş bir kadını ıslatır
alır götürür renklerin şarkısını aşkın dikenli nakaratına
ki bin yıldır durmadan akar tarihin sokaklarında
ben seni unutalı
sakalı tarihin tüylerine uzayan bir adamım
kısa pantolonlu bir çocukluğun tam ortasında

artık gözlerimde yaşamın hararetli devinimi
yanımda aşık bir kadının hamarat sıcaklığı
oysa ki ben eskiden kuzeyine
belki de izbe metropol otellerine sığınan pusatsız ve ağlamaklı
soluğumun gülen kıyısına dokunuyorum şimdi
çünkü seni unutalı, varoş çarşılarında harac-ı mezat eyledim bilgeliğimi
yanımda tütün
bir kaç kitap
biraz intifada
esmer çocuklar ve ıssız bir halk kuşattı sesimi
direndim ve bir baharı emzirdim son umutlarımda

ve ben seni unutalı
devam ediyordu ölüsünü arayanların göçü
bilsen ki senden sonra kaç eylülün ipi örüldü
kaç asker vuruldu pusularda
dağlarda kaç gerilla
ve bilsen kaç kez üşüdü içimde tanrılar
çocuklar ülkemde vurulduğunda

şimdi arasıra aşk;
muştulu azizelerin yatak sefasından yükselen serin bir inilti gibi
kemirse de içimdeki her pusatı
ve piç bulutlar emzirsem de sesimde
ve içimde günahkar bir şölene dönüşse de yaşamak
seni unuttum!
ve seni unuttuğum andı tanrının doğum günü
çünkü galiptim ve halaylar kurulmuştu dört yanda
ve sürgün kalmamıştı yaşanacak…

Hasan Tan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.