Delphine ile Hippolyte Hippolyte, lambaların solgun ışığı vuran,İçine koku sinmiş minderler üzerinde,Düşlüyordu kızlığın perdesini kaldıranGüçlü okşayışları, saf bir duygu içinde. Fırtına bulanığı bir gözle arıyordu,Uzaklaşmış göğünü günahsız yaşamanın,Sanırsın ki başını mavi bir ufka doğruÇeviren bir gezgindir, ötesinde sabahın. O yorgun gözlerinin ağırlaşan yaşları,Kırgın, uyuşuk hali, hazları kasvet veren,Hurdaya çıkmış silah gibi, mağlup kolları,Yansıtıyordu narin güzelliğini …
Şubat 2021 archive
Şub 23
Hep sarhoş olmalı
Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zamanın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun. Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün …
Şub 23
Okuyucuya
Bönlükler, yanılgılar, günahlar, cimrilikler,İşleyip tenimize, kaplar ruhlarımızı,Ve besleriz sevimli pişmanlıklarımızı,Kendi bitini nasıl beslerse dilenciler. Günahlarımız katı, pişmanlığımız gevşek;Sık sık ceza öderiz itiraflarımıza,Ve sevinçle döneriz o çamurlu yollara,İğrenç gözyaşlarıyla kirim çıkar diyerek. Bu Kocaman Şeytan’dır kötülük yastığındaEsrimiş ruhumuzu uzun uzun sallayan,Ve görkemli madeni irademizin o anBir buhar olup uçar bu bilgiç kimyacıyla. Hep o Şeytan’dır bizim …
Şub 23
İtiraf
Bir defa, bir defacık, sevimli, tatlı kadın, Zarif kolunuz kolumaDayandı (ve ucunda o ruh karanlığımın Bu anı solmadı asla); Vakit geçti; tıpkı bir yeni madalyon gibi Bir ay kenti yıkıyordu,Ve Paris üzerinde gecenin alayişi, Nehir gibi akıyordu. Evden eve …
Şub 23
Bekri Musrafa Hayatı ve Fıkraları
1593-1634 Sultanahmet’te doğup yaşayan Bekri Mustafa iyi hafızdı. Sarhoşluğun örneği ve Sarhoşların Şahı olarak tanınmıştır. Adı nice yüzyıllardır dillere destan olmuş hikayeleri kuşaklar boyunca dillerde dolaşmıştır.Yorgancı Esnafından Ahmet Ağa’nın oğlu olan ve gece gündüz içtiği için Bekri namıyla ün yapan Mustafa, 1593 yılında Kadırga’nın Cinci Meydanı ile Küçük Ayasofya Camii arasındaki bir evde dünyaya gelmiştir. …
Şub 23
Aykırı Çiçek
Bu şehrin sokaklarındaTaşlarında eskidi gençliğimKaldırımlar arasındaAykırı açan çiçektim Geçtim bazen hüzzam makamındanGeçtim dokuz sekiz ağır romanŞimdi sade kahve kıvamındaHerşey eksik herşey tamam Kim bilebilir kimin haliniDil söylemez yüreğin harbiniİç hisseder hakikat sırrınıAğırdan al yargını yar aman Sesimi suya bıraktımNefesimi semayaİçine herşeyi kattımŞarkılar benzer duaya Geçtim bazen hüzzam makamındanGeçtim dokuz sekiz ağır romanŞimdi sade kahve kıvamındaHerşey …
Şub 23
Sûfîler Sûfîsi
Kelâm tarif edemez bu mücerret âyiniYeşil kubbe altında sonsuzluk şehrâyini Ruhumun semâsında ney şöleni bir dönüşUyanıyor içimde Selçuklu’dan kalma düş Revaklar, soylu vavlar, çağa resmeder biziTöremize icazet verir Şems-i Tebrizî Bir buhurdan içinde tütsülenen bileşikMerhamet dilediğim, sığındığım son-eşik Âşkın kutlu âteşi düştü cân ummanımaEy sûfîler sûfîsi, al beni de yanına Kaynar kaynar azalır, yoklaşır, uçar …
Şub 23
Arınış
Şehir sahrasında süreğen sıcakKanatır sabrımı keskin bir bıçak Ne bilir melâli, süfli-uygarlıkBu bir gönül işi, ince duyarlık Arşı saran çığlık, sûr’u andırırBir damla, deryayı dalgalandırır Kurşunlanmış gibi sancılanır cânBu bir iç kırılış, bu bir iç buhran Herşey, su üstüne yazılan yazıHüzün ruhumuzun gizli niyazı Âteş ırmağıdır nefsin yunağıBoşalır ansızın his sağanağı Yakar düşünceni âfet bir …
Şub 23
Şiir sanatı ve onu öğrenmenin yolu
LlV. Şiir sanatı ve onu öğrenmenin yolu Bu fen Arap kelâmıyla ilgili fenlerdendir. Onlar arasında bu fenne şiir (poetry) ismi verilmiştir. Öbür lisanlarda da bulunmakla beraber biz burada münhasıran Araplara has olan şiirden bahsedeceğiz. Eğer diğer lisanları konuşanlar da maksatlarını şiir vasıtasıyla ifade etme imkanını bulmakta iseler, bunun sebebi her lisanın belagat itibariyle kendisine has …
Şub 23
Ağlattı beni nehrin sahilinde feryat eden güvercin
Ağlattı beni nehrin sahilinde feryat eden güvercin, (kumru)Sabaha karşı, bahçedeki dala konmuş iken.Seher, eliyle gecenin mürekkebini silerkenPapatyalar, dişlerinden şebnemler dökülürken,Erkenden gülistana geldim, dağılmış oradaki şebnemler.Kızların gerdanında saçılan inci taneleri gibi.(Nehirdeki) su dolapları oluk oluk göz yaşı akıtmada.Meyve ağaçlarının dallarını eğen ejderler gibi.Dallar, hacağı saran halhal gibi kıvrım kıvrım olmada,Bütün bunlar gülistanı bir bilezik gibi kuşatmada.Şebnemlerin …