Yonga

Her dalgada yalpalayan, günün
suyuna gitmenin tekinsiz salı
külüstür nehir köhne kader
kâğıt üstünde kalmış yongası
onca döktüğü alın terinden
yazıp söylemiş de
 şimdi hiçbiri görülmeyen

her kayıp biraz daha kayıp bir diğerinden

10 Ocak 2017

Murathan Mungan

sandal-siiri Yonga

Gün

Hatıralar lafa tutuyor insanı
bir sokağın başında
birdenbire büyük bir dalgınlık oluyor hayat
eski bir yaz açıyor pencerelerini
şimdi yağmurunda üşüdüğün sonbahara

zamanı arıyor gözlerin
tanıdık biri kalmış mıdır acaba
yanından geçip giden
şemsiyelerin sakladığı yüzler arasında

rüzgâr pencerelerin yüzünü örtüyor bir bir
çoğalan korna sesleriyle geri geliyor gün
şimdi bir sokağın başında nice yazlardan sonra

Şubat 2019

Murathan Mungan

hatiralar-lafa-tutyor Gün

Kırıldım sanmayın birinizden birinize


İnanmasına inanırım dostlarım
İnanırım,
Rakı sofrasında bile olsa,
Beni zaman zaman hatırlayacağınıza

Ya sen güzel yârim, nazlı yârim!
Bilirim,
Sen de çok göyaşı dökeceksin;
Beslenmesi lazım değil mi denizin?

Kırıldım sanmayın birinizden birinize;
Dersem ki size:
– Sahiden öldüğüme olursa cevaz,
Bana kimse anam kadar yanmaz.

Cahit Sıtkı Tarancı
(Ziya’ya Mektuplar)

k%25C4%25B1r%25C4%25B1ld%25C4%25B1m-sanmay%25C4%25B1n Kırıldım sanmayın birinizden birinize

Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar.

Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz, her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir.

Jon Krakauer
(Yabana Doğru / Siren Yayınları)

yabana-yolculuk Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar.

Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum.

Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum.
Olmak istediğimle başkalarının gözündeki ben arasındaki boşluğum ben.
Ya da o boşluğun yarısı, çünkü orada da hayat var…
Sonunda ben oyum işte…
Işığı söndür, kapıyı kapa, son ver koridorda terliklerini sürüklemeye.
Rahat bırak beni odamda tek başıma.
Aşağılık bir yer bu dünya.

Fernando Pessoa
Çeviri: Cevat Çapan

ben-yokum Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum.

Topla pılını pırtını bir yere gitmemek için!

Topla pılını pırtını bir yere gitmemek için!
Yelken aç her şeyin her yerde rastlanan olumsuzluğuna
Görkemli bayraklarla donanmış o düşsel,
Çocukluğunun o renk renk minyatür gemileriyle.
Topla pılını pırtını Büyük Yolculuk için!
Fırçaların ve makaslarınla ulaşılamayan
O çok renkli uzaklığı da unutma.

Topla pılını pırtını bir daha dönmemek üzere!
Sen kimsin toplumda boşu boşuna var olduğun bu yerde,
Ne kadar yararlıysan o kadar işe yaramaz,
Ne kadar gerçeksen o kadar sahte?
Sen kimsin burda, kimsin burda, kimsin burda?
Yelken aç, bir şey almadan yanına, değişik kimliğinle.
Bu insanlarla dolu dünyanın ne ilgisi var seninle?

Fernando Pessoa
Çeviri: Cevat Çapan

topla-pilini-pirtini Topla pılını pırtını bir yere gitmemek için!

Fabrika

Fabrika. Üstünde duman tüten bulutları.
İnsanlar -cahil
yaşam -zor, sıkıcı.
Maskesi ve boyalı yüzüyle yaşam,
hırlar vahşi bir köpek gibi.
Bıkmadan dövüşmelisin
güçlü, ısrarlı olmalısın.
Çekmelisin
açlığın
öfkeli hayvanının dişlerinden
bir kabuk ekmeği.

Uzak değil bahar meltemi
taşlar, tarlalar, güneşin çağrısı…
Göklere yaslanan ağaçların
fabrika duvarında
gölgeleri.
Nasıl yabancı,
nasıl unutulmuş
öylesine garip gelir bize şimdi
o tarlalar.
Onlar
atmışlar çöplüğe
mavi gökleri ve düşlerini.

Haykırmalısın,
makinelerin gürültüsünü
aşıp geçmeli
senin sözcüklerin,
Aşıp geçmeli
meydanları, bomboşluğu.
Ben haykırdım yıllarca
sonsuzca…
Bir araya topladım herkesi:
Fabrika
makineler
ve insan
o en uzak
karanlık köşede olanı.

Sen fabrika
sen sessizce bizi körelten
dumanla ve kurumla
üst üste
kibir içinde! Sen öğrettin bize mücadeleyi.
Getireceğiz
güneşi
indireceğiz yere.
Öylesine yorgunlukla kararmış yüzler
senin zulmünün, acının altında.
Fakat bir yürek içerde sen yorulmadan
atar bin yürekle birlikte.

Nikola Vaptsarov
Çeviri: İlhan Özdemirci

eski-terzi Fabrika

Ruhunu saklayacak bir yer

Bir yeri olmak ya da olmamak, işte bütün mesele,
Ruhunu saklayacak bir yer. Bir coğrafya,
nasıl olursa olsun, düşleri beslesin, içinde
hayallerle ve çılgınlıklarla ilerlensin yeter.
Bir yer. Soğuğu iliklerine kadar işlese,
korkudan ve üzüntüden iki büklüm olsan bile.
Yoksul bir yer belki ya da yıkıntılı
Uzakta, terk edilmiş, her şeyden ayrı.
Seni barındıran, seni koruyan bir yer.
Yaşadığın, düşündüğün, sevdiğin bir yer.
Olma özgürlüğünü yarattığın o yer.

Agustín Tavitian
Çeviren: Bülent Kale

ebedi-istirahatgah Ruhunu saklayacak bir yer

GİTME O GÜZEL GECEYE TATLILIKLA

Gitme o güzel geceye tatlılıkla
İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlık uygundur sonlarında,
Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu için onlar
Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, bağırarak ne kadar parlak
Dans edebileceğini güçsüz eylemlerinin yeşil bir koyda,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

Vahşi insanlar güneşi uçarken yakalamış olan,
Ve öğrenen, çok geç, yas tuttuklarını ona yolunda,
Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

Ağır hastalar, ölüme yakın, körleştiren görme gücüyle gören
Kör gözlerin gök taşları gibi alevlendiğini ve şen olmasını,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

Ve sen, benim babam, orada hüzünlü dorukta,
Yalvarırım, lanet et, hayırdua et bana şimdi acımasız göz yaşlarınla.
Gitme o güzel geceye tatlılıkla.
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Dylan Thomas
Çeviren: Vehbi Taşar

gitme-karanl%25C4%25B1k-geceye- GİTME O GÜZEL GECEYE TATLILIKLA

Ey şairlerin eski lâneti

Ey şairlerin eski lâneti,
yakınan sürekli, konuşmak yerine,
durmaksızın değerlendiren duygularını
oluşturmak yerine onları ve bildiklerini sanırlar hâlâ,
içlerinde neyin neşeli olduğunu veya acıklı
ve şiirlerinde, yerebileceklerini veya övebileceklerini
onları, aynı hastalar gibi,
kullanırlar acının dilini,
anlatmak için sızlayan yerlerini,
kendilerini sert sözcüklere dönüştürmek yerine
bir katedralin taş ustasının
taşın soğukkanlılığına dönüşmesi gibi inatla.

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Tanıl Bora

rilke-siirleri Ey şairlerin eski lâneti