Münacat (Koro)

Sonumuzu unutmağa değil miydi?
Sonlu çizgilere o kadar bağlandığımız,
Bir güzel söz, gülünce çukurlaşan yanak
Ve bir ses şimdi süzülen anılardan
Sonumuzu unutmağa değil miydi?
Hep seni anmağa değil miydi?
Pişmanlık kanatlarını kuşandığımız?
Suçlar gururumuzu kırar, eksiltirdi
Sonra pişmanlık gelir, sana yükseltirdi…
Nedâmet zevkine alıştıksa,
Hep seni anmağa değil miydi?
Ama günahla kuşanılan, bu kanatlar,
Senden uzaklaştırırmış, düşünmedik.
Bilemedik fakat ne değişirdi bilsek?
Sonumuz yine iterdi, bu çıkmaza bizi
Ve Tanrım şimdi sana yakın değilsek,
Neyi değiştiriyor üzüntümüz?
Neyi değiştirir ki üzüntümüz?
Nedâmetsiz erişilmez mi mutluluğa?
Ömür boyu aramaktan yorulmuş,
Kapını çalacağız soluk soluğa;
Senden bir ses gelecekse eğer,
Ne soracaksa sorsun melekler.
Bu gürültülü sessizlikten
Diğer yanda çektiğimiz yeter.

Hüsrev Hatemi

senden-bir-ses Münacat (Koro)

Ezilmiş Sinek Misali Ölü Aşk

Birçok şekilde
Hala bulvarın ara sokaklarından birinde
Sefil bir apartman dairesinde yaşamama rağmen
İyi zamanlar da kapımı çalmıştı.

Korkunç
Engellere rağmen
Merdivenin üst basamağına tırmanmıştım

Çılgınca kaçık düşlere sahip
Eğitimsiz biriydim ve
O düşlerin çoğunu
Gerçekleştirmiştim. (Yani savaşacaksan ekmeğinin tamamı için savaş.)

Ama neredeyse
Birden
(ki bu işler öyle olur )
Canımdan çok sevdiğim hatun
Beni terk edip
Saat başı
Yabancı ve geri zekalı
Erkekler ve kadınlar
Ve (doğruyu söylemek adına )
Muhtemelen birkaç
Hayli düzgün insanla
Düzüşmeye başladı.

Ama (ki bu işler öyle olur)
Önceden
Uyarılmamıştım.
Ve bu beni
Şaşkınlıktan kaynaklanan
Acınası bir isteksizlik
Ve yüreğimi pençeleyen
Acılı bir salaklık haline soktu.

Bir de
Şansım değişirken
Sırtımda
Devasa bir çıban çıktı.
Kayısı büyüklüğünde neredeyse,
Küçük bir kayısı
Ama yine de
Bir canavarlık ve dehşet
İşareti.

Telefonu fişten
Çektim.
Kapıyı kilitledim.
Jaluzileri indirdim ve
İçmeye başladım
Geceyi devirmek için ve,
Çıldırdım muhtemelen
Ama yeni bir tuhaflık
Ve lezzet hissiyle

Careless Love’ın eski bir plağını buldum.
Ve tekrar tekrar
Çalmaya başladım.
O blues parçasının
Umutsuzluğu
Kafesime
Yerime
Kendi
Mutsuzluğuma
Eldiven gibi uyuyordu;
Ezilmiş sinek misali ölü
Aşk

Geriye dönüp yakın geçmişime
Uzandım ve insan olarak
Çok daha iyi, müşfik, uysal
Olabilirdim diye hissettim
Ona karşı değil sadece,
Bakkala
Köşedeki gazeteciye,
Davetsiz misafire,
Pejmürde dilenciye,
Sokak kedisine,
Uykulu barmene,
Ve/ veya
Filan.

Tekrar tekrar
Başarısızlığa uğrarız
Ama sonra, sonunda, belki
Aslında o kadar da korkunç olmadığımızı
Düşünür ve kendimizi
Saat başı düşünen kız arkadaşlar
Ve neredeyse kayısı büyüklüğünde
Çıbanlarla
Buluruz.

Ah pişmanlık!
Ah elem!
Ve o Careless Love plağı
Sesi sonuna kadar açık
Durmaksızın
Çalıyordu.

Ne zamandı ama
Odanın her yerine saçılmış
Bira ve viski şişelerine
Pişmanlıklara ve
Anılara
Takılıp tökezlerken.

Sonunda
Bir hafta kadar sonra,
Kendime geldim
Ve bir Pazar sabahı
Saat dokuzda
Kapımda buldum onu

Saçı derli
Toplu
Makyajı özenle
Yapılmış
Üzerinde yeni bir elbise,
Ağzında bir
Gülümseme_
Yeni bir sayfa açılmış gibi

Orada öylece durup
Aptalı oynadı
Oyunbaz
Kancık

Diğerlerini deneyip
Onları (bir şekilde )
Yetersiz bulduktan sonra
Dönmüştü (öyle umuyordu en azından )
Ona bir bira koyup
Viski şişesini neredeyse boşalmış
Bardağıma doğru
Eğerken

Ve bütün bu süre zarfında
O unutulmaz
Careless Love
Şarkısı çalıyordu beynimde

Ama ona duyduğum aşk
Bittiyse şayet
Başka bir şey başlamak
Üzereydi
Uzun bacaklarını
Bacak bacak üstüne atıp
Gülümsedikten sonra
Neşeli bir biçimde, “ ee, anlat bakalım,
Ne yaptın benim yokluğumda.”
Dediğinde

Charles Bukowski
Çeviri: Avi Pardo

uzun-bacaklar Ezilmiş Sinek Misali Ölü Aşk

Mutlu Olma Şansı

Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü Dünya’nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı…
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili…
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek…
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın

Yılmaz Güney

mutlu-olma-sansi Mutlu Olma Şansı

bir tanım

gece sisini delen
bir ışıktır aşk

banyoya giderken
üstüne bastığınız bira şişesi
kapağıdır aşk

sarhoş olduğunuzda bulamadığınız
anahtardır aşk

on yılda bir gerçekleşen
şeydir aşk

ezilmiş bir kedidir aşk

köşedeki pes etmiş gazete
satıcısıdır aşk

diğer insanın mahvettiğini
sandığın şeydir aşk

zırhlı savaş gemileriyle birlikte
kaybolmuş olan şeydir aşk

çalan telefondur aşk
aynı ses ya da başka
bir ses ama asla doğru ses
değil

ihanettir aşk
evsizlerin ara sokaklarda alev alev
yanmasıdır aşk

çeliktir aşk
karafatmadır aşk
posta kutusudur aşk

eski bir Los Angeles
otelinin çatısına yağan
yağmurdur aşk

tabuttaki babandır aşk
(senden nefret eden baban)

45.000 kişi seyrederken
ayağa kalkmaya çalışan
bacağı kırık attır aşk

ıstakoz gibi haşlanma
biçimimizdir aşk

söylediğimiz bütün
yalanlardır aşk

bulamadığın
piredir aşk

ve bir sivrisinektir aşk

50 el bombacısıdır aşk

boş yatak sürgüsüdür
aşk

San Quentin’de bir ayaklanmadır aşk
bir tımarhanedir aşk
sinekli bir sokakta duran
eşektir aşk

boş bar taburesidir aşk

parçalara kıvrılmakta olan
bir Hindenburg filmidir aşk

çığlığı hala yankılanan andır aşk

rulet masasında
Dostoyeski’dir aşk

yerde sürünen
şeydir aşk

bir yabancıya dayanmış dans eden
karındır aşk

bir somun ekmek çalan
yaşlı kadındır aşk

ve çok fazla ve
fazlasıyla erken kullanılan
bir sözcüktür aşk.

Charles Bukowski

Çeviri: Avi Pardo

ask-nedir bir tanım

Karımın İstanbul’dan Yazdığı Mektup

Canım,
Uzandığım yerde yazıyorum.
Yorgunum pek.
Aynada yüzümü gördüm, adeta yeşil.
Havalar soğuk, yaz gelmeyecek.
Haftada otuz liralık odun lazım,
başa çıkılır gibi değil.
Sofada demin iş görürken,
battaniyemi aldım sırtıma.
Camlar çerçeveler kırık, kapılar
kapanmıyor,
burda barınmamız imkansız artık,
taşınmalı!
Ev yıkılacak üstümüze.
Kiralarsa pahalımı pahalı.
Sana bunları ne diye anlatırım?
Üzüleceksin.
Derdimi kime dökeyim?
Kusura bakma.
Isınsa, iyice ısınsa ortalık ama,
Hele geceler.
Bıktım usandım üşümekten.
Rüyalarımda Afrika’ya gidiyorum.
Cezayir’deydim bir sefer.
Sıcaktı.
Alnımı bir kurşun deldi,
bütün kanım aktı,
ama ölmedim.
Bana bir hal geldi.
Çok ihtiyarladığımı hissediyorum.
Halbuki biliyorsun,
henüz kırkıma basmadım.
Çok ihtiyarladığımı hissediyorum,
söylüyorumda,
söyleyince kızıyorlar,
konferans dinliyorum herkesden.
Her neyse bu bahsi kapat.
Paraguay halk türkülerini çaldı radyo.
Bunlar dikenli bir yaprağın üzerine
aşkla, güneşle, insan teriyle yazılmış.
Acıda, umutluda…
Bayıldım Paraguay türkülerine.
Adviye’den mektup aldım.
Beni çok göresi gelmiş,
Hiç unutamıyormuş….
Şaştımda kaldım.
Yıllardır,
Sen memleketten gittin gideli,
ne kapımı çaldı,
ne bir haber yolladı hatta.
Hatta sokakta karşılaştık.
Bir bayram sabahı,
başını çevirip geçti.
En yakın arkadaştık!
Ama arkadaşlık ağaca benzer,
kurudumu,
yeşermez artık.
Ben cevap yazmadım.
Neye yarar?
Evime bile gelse şimdi,
söyleyecek lakırdım yok.
Düşmanlığımda yok elbet.
Otursun güle güle,
zengin bir koca bulmuş
hastalıklı bir şeymiş adam
manyağın biri.
Halbuki Adviye ne canlı kadındır.
Gidip baktım oğlumuza,
Pembe, kumral, uyuyor mışıl mışıl.
Yorganı açılmış, örttüm.
Bir kara haberde verdi bu akşam radyo;
İren Jolio Küri ölmüş.
Yıllar var
bir kitap okudumdu
ölenin anısı üstüne yazılmış.
Bir yerinde iki kız çocuğundan bahseder.
-Satırlar gözümün önüne geldi-
Sarışın iki Yunan heykeli gibi der.
İşte bu çocuklardan biri öldü.
Bilmem ki nasıl anlatsam,
büyük bilgin, büyük adam,
ama şimdi lösemiden ölen
O sarışın kız çocuğuda.
Bu ölüm bana çok dokundu.
İren Jolio Küri için
ağladım bu akşam.
Ne tuhaf,
İren deselerdi, İren
öldüğün zaman
deselerdi,
İstanbul’lu bir kadın
hemde hiç tanımadığın,
ağlayacak arkandan, deselerdi
şaşardı.
Kocası geldi aklıma,
bir mektup yazsam,
başsağlığı dilesem
diye düşündüm.
Adresini bilmiyorum ama
Paris, Frederik Jolio Küri desem
gidermiydi?
Birde Fransız yazarı öldü.
Gazetede okudum.
Adını bile duymamışsındır.
Çok ihtiyardı zaten,
üstelikte egoist,
sinik,
cenabet herifin biri.
Herşeyle alay etmiş ömrü boyunca.
Hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevmemiş,
bir köpeklerle kedileri,
ama yalnız kendininkileri.
Mülakat vermiş ölmeden bir kaç gün önce.
Ölümü alaya alıyor aklınca.
Ama belli dehşetlide korkuyor.
Resmide var.
büyükannemizi erkek yap,
tepesine bir takke koy,
işte herif.
Korkunç bir yalnızlık içinde
sıska bir ihtiyar.
O’nada acıdım
Belki büyükannemize benzediğinden,
belkide yalnızlığına.
Acıdım.
Aynı acıma değil elbet.
Acıyorsun İren Küri’ye,
çocuklarını düşünüyorsun, kocasını,
ama daha çok dünyaya acıyorsun,
büyük bir insan öldü diye.
Sana bir müjdem var;
Okumayı öğreniyor tembel oğlun.
Epeyi söktü kerata;
Tut, koş, kitap, kalem, çanta….
Mükemmel değil mi?
Her harfi birşeye benzetiyor;
A bir evmiş,
B göbekli bir adam,
T bir keser.
Ödüm kopuyor tembel olacak diye.
Hep O’na iş yaptırmak istiyorum.
Kız olsaydı kolaydı.
Kadınların her yaşta
her iş gelir elinden.
Ama beş yaşında bir oğlan,
ne becerebilir?
Ah bir ısınsa havalar…
Isınacak.
Uzadıkça uzadı mektubum.
Kendine iyi bak,
bana hemen cevap ver.
Beni unutma.
Bana hemen cevap ver,
akıllıdır Münevver,
nasıl olsa ne yapıp eder,
falan filan diye kendini avutma.
Sensiz perişanım,
beni unutma.
Kendine iyi bak.
Gözlerinden öperim canım.
Güzel geceler.
Kendine iyi bak.
Bana hemen cevap ver,
dertlerimi aklında tutma,
unut.
Beni unutma… 

Nazım Hikmet Ran

karimdan-mektup Karımın İstanbul'dan Yazdığı Mektup

Deyrulzafaran Manastırı’nda

Sekiz yaşındayken getirip manastıra
papazlara teslim etmiş babası onu.
Şam’a gidip geleceğini söylemiş.
Hatırlayan kalmamış artık nedenini,
ne zaman olduğunu. Tek bildikleri,
savaş yıllarıymış, zorlu yıllarmış,
kol geziyormuş ölüm buralarda.

“Sen biraz dur,” demiş babası ona,
“bir yere gitme, bekle beni, geleceğim.
Bu sakallı iyi amcalar bakacak sana.”
Sessiz sakin bir çocukmuş, usluymuş,
“Tamam,” demiş, “gitmem, beklerim.”

Ve beklemiş.
Aylar ve yıllar ve onyıllar boyunca
hiç kuşku duymadan beklemiş.
“Babam beni almaya gelecek.
Onu bekliyorum” demiş soranlara.

Her sabah bir mazgala tırmanıp
ovanın ötesinden ufku gözlemiş.
Çıkmamış hiç duvarların dışına.
Hiçbir şey yapmamış,
İncil okumaktan başka.
Hiçbir şey öğrenmemiş,
dua etmek dışında.

Durdurmuş zamanı.
Ara vermiş yaşamaya.
Geldiğinde babası,
bıraktığı yerden
devam etmek için hayatına.

Zaman dikkate almamış ama,
her şeyi durdurma kararını,
sevgiye güvenme inadını.
Yaşı doksanı çoktan geçmiş.
Bir daha göremeyecek babasını.

Roni Margulies

manastirda-annesini-bekleyen-bahe-nin-hikayesi Deyrulzafaran Manastırı’nda

Anne, Neden Beni Bıraktın?

Mardin’in Süryani cemaatinden Bedia Hanım (bazı kayıtlara göre Vehia), dört çocuğuyla dul kaldığında henüz 33 yaşındaydı. Elde yoktu, avuçta yoktu. Çaresizlikten, fakirlikten, Suriye’ye göçmeye karar verdi. Kızları Münüre ile Behice’yi ve büyük oğlu İlyas’ı yanına aldı, o vakitler altı yaşında olan Bahe’yi, Mardin varolduğundan beri oradaymış gibi duran Deyrulzafaran Manastırı’na, ruhanilerden Dilobale’ye emanet etti.

Bahe, kardeşlerin içinde en zayıfıydı, hastaydı, zekası yaşıtları gibi değildi. Belki bakamayacağını, belki göç yoluna dayanamayacağını düşündü. Oğlunu manastırın korunaklı duvarları arasına bırakırken “Burada kal, döneceğim” dedi. Bir rivayete göre yıl 1919’du, başkasına göre ise 1928. Bahe, bir nüfus cüzdanına ancak 40 yaşında sahip olduğundan bunu net olarak hiç bilemeyeceğiz.

Bahe’nin hayatını, geçen yıl ‘Misafir’ ismiyle belgeselleştiren Haydar Demirtaş, ablalarından birini Suriye’de buldu. Yıllar sonra gördüğü kardeşinin fotoğrafını öpüp koklarken ayrılıklarını şöyle anlatacaktı: “Anneme, Bahe’yi manastıra bırakmanın onun için daha iyi olacağını söylediler. O hem çocuk hem de saf biriydi. Manastır onun hem anası, hem babası oldu…”

Bahe, yıllar boyu manastıra hizmet etti. Temizledi, bekçiliğini yaptı, bahçıvanlığını üstlendi, her geleni koştu kapıda karşıladı. O, manastırın bir parçasıydı, manastır da onun. Süryaniceyi hiç öğrenemedi, hep Arapça konuştu. Ömrünün son yıllarında yürümekte, duymakta, görmekte zorlanıyordu ama yine de ziyaretçileri karşılamaktan, onlarla fotoğraf çektirmekten vazgeçmedi. Bir de annesinin dönmesini beklemekten… 

Geçen salı günü (2 Nisan 2014) gözlerini yumduğunda belki 76, belki 85 yaşında olan Bahe Amca, ömrünün sonuna kadar rüyalarında annesini gördü. Yıllar boyu herkese annesini, kendisini nasıl bırakıp gittiğini anlattı. Bazen başka hiçbir şey anlatmazdı. Hep aynı üç soruyu sorardı: Niye beni terk etti? Niye beni buraya bıraktı? Niye bana geri gelmedi?


Deyrulzafaran’dan bir taş eksildi

Sadece annesine küfreder

Yıllar geçti, manastırdan onlarca din adamı, yüzlerce öğrenci geçti. Tek değişmeyen Bahe ve ömürlük bekleyişiydi. Kilise günlerinde manastıra gelen herkese annesini anlatır ancak rahatladıktan sonra eğlenmeye başlardı. Gençliğinde şarkı söylemeyi, halay çekmeyi severdi. Bir de kırmızı çorapları… Sadece kırmızı çorap giyerdi. Fakir dolabında onlarca çift kırmızı çorap vardı. “Ne istersin?” diye sorulduğunda hep aynı cevabı verirdi: Kırmızı çorap. 

Her gün mutlaka Metropolit Saliba Özmen’le kısa da olsa sohbet ederlerdi. “Bu manastırın gülü kim” diye sorardı Özmen. Yüzü aydınlanır, “Benim” derdi Bahe Amca. Son günlerinde bile manastırda görev yapmış rahipler sorulduğunda başlardı bir çırpıda 70 yılı saymaya: Rahip Circis, Rahip Bitris, Rahip Davut, Rahip Cıbran, Rahip Sait, Bıdrıs, Hani, İbrahim, İlyas… Hepsine tek tek Allah’tan rahmet diledikten sonra, “Hepsi gitti, bir gün ben de gideceğim. Hepimiz misafiriz” derdi.

Son yıllarında tüm ihtiyaçlarını gören, sabah kahvesini getiren, giydiren, tıraş eden Metin Üstüner, “Gerçek bir ruhani” diyor onun için: “Burada görev yapmış ruhanilerin kokusu geliyor ondan”.
Tıpkı Bahe gibi Mardin’in kıymetlilerinden, kendini bildi bileli basmacılık yapan, basmalara dini motifler işleyen 90 yaşındaki Nasra Şimmes de şahit onun masumiyetine: “Nebi gibidir, günahı yok. Ne hırsızlık bilir, ne küfretmeyi. Sadece annesine küfreder, neden beni bıraktı diye”.

Manastır çalışanlarından Gülcan Bayruğ, yıllarca yoldaşlık etti Bahe’ye. Bayramlarda evine giderdi kalmaya bazen. Bayruğ’a duyduğu sevgiyi şöyle tarif ederdi: “Anneciğim seni Babısor, Mardin Kapı, Amerika, Viranşehir, Eski Kale, Mardin, Bilali Köyü, Ankara, Şam ve Dünya kadar seviyorum”.
Bahe Amca, manastırın dışında hiçbir yeri bilmedi, tek göz odasının yalınlığında, ermişler gibi yaşadı.

Banu Tuna / Hürriyet Gazetesi

bahe-nin-hikayesi-anne-neden-ben-burada-biraktin Anne, Neden Beni Bıraktın?

Dışarı çıkıp son gelen misafirleri de uğurladıktan sonra, kapıyı kapatmadan, son bir kez daha kulağında, ruhunda çınlanan  o sese tekrar baktı…

Gözleriyle aradı gelmesini istediklerini.  Uzakları süzen gözleri  gelecek olanlarını tekrar umut etti. İnanmak istemedi, uzaklaşmayı çocukluğundan  beri kabul etmeyen Bahe, umudunu sonrasına erteledi. Bir hüznü tekrar bedeninde yaşamaya başladı.

Umudu bir kez daha yok olmuş şekilde,  ellerini arkasına bağlayarak,  başında kasketiyle, içeri girmeden, dönüp son bir kez daha  baktı ve içeri girip kapıyı kapadı. Yıllar önce kapanan o kapının sesini tekrar bütün ruhunda hissetti. Kapıya sırtını dönüp saf yüreğiyle Deyrulzafaran manastırının avlusuna yöneldi

Uzaklara,  derinlere, hep birileri gelecekmiş gibi bakışı ondandır Bahe’nin.  Yılların yükü, yüzüne vurduğu kaderinin  çizgileri, bir ömrü özetler gibi yüzünde simgedir. Şapkasının gölgesinde umut dolu bekleyişinin gerçekleşmediği an, kapının ardında misafirlere sevecen ama bir o kadar da “Geldiler mi acaba?”  diyen  umut dolu bakışı, yaşamındaki, dört kişiden birisinin geleceği umudunun, giderek artan sabırsızlığının kırıldığı anlardı.

Belki …
Her geçen gün giden umudu
Yaşamını geçirdiği manastırda
Gelecekmiş gibi beklemesinin sebebiydi.
Vedia 1928 yılının aydınlık  bir gününde,  umutlarına mutluluk katan, yaşamının yeni bir parçasını, dünyaya getirmenin mutluluğundaydı. Çığlıkların kesildiği anda, “nurtopu gibi bir oğlun oldu” dediler. Aldı kucağına.  Hafiften yatağın yukarısına, kendini çekerek, sevecen dolu bakışlarıyla yeni bebeğini öptü.

Yaşamı onun ellerinde, ümitleri Bahe’nin bedenindeydi.

Doğan çocuk mutluluk getirmişti eve. Ama kaderi ne olacaktı bir  bilinmezlikti. Ne öykü bekliyordu yaşanmışlıkta, bilinmeyenin sırrıyla, yaşamın yeni nefesine başlamıştı Bahe.

Münire ile Behice heyecanla, doğum sonrasında geldiler. Yeni kardeşlerine merakla,  bir yürek dolusu sevgiyle baktılar. Sessiz, sedasız, anlamsız  bakışları olan Bahe, annesinin sıcaklığında, onun kollarındaydı. Yaşama merhaba demişti. Kardeşlerin en büyüğü İlyas, daha bir keyifle geldi. O da kardeşini gördü. Mutlu, sağlıklı olması için ve bir ömür boyu beraber olabilmeleri dileğiyle dua ettiler. Evde mutluluk, yeni yaşamın belirtisi bir bebeğin sesi ile büyüyor, evi dolduruyordu.

Dokuma işleri ile uğraşıp, evin geçimini sağlamaya yardımcı olan Vedia dört çocuğun yükünü sırtlanmıştı. Hanna, tren istasyonunda yük taşıyıp hamallık yaparak geçimini sağlıyordu. Evin yükü giderek ağırlaşıyor, her geçen gün daha çok çalışmak zorunda kalıyordu.Yeni bebeğini de merakla bekliyordu.

Gelen İlyas’ı uzaktan gördü Hanna, İlyas  heyecanlı ve mutluydu.  “Baba, baba kardeş geldi!” diyerek, babasına mutlu haberi verdi. Hanna  İlyas’ı kollarının arasına alarak öptü… Keyfine diyecek yoktu. Bir de oğlan olduğunu öğrenince sevinci bir anda ikiye katlandı. Terli ve  bir o kadar da yorgun Hanna malzemelerini yandaki duvarın kenarındaki arkadaşına bırakarak İlyas’ la beraber eve doğru koşar adımlarla,  gitti.

Hayata yeni gözlerini açan bebeğe İbrahim adını verdiler. Sonrasında Bahe lakabını  alacak olan yeni bebek İbrahim ve ailesi o günün kararmasıyla, yaşamlarının ilk anlarına başladılar. Evin yükü biraz daha artmıştı. Ama herkesin kısmeti vardı bu dünyada. Hanna düşündü, “Nasıl olsa kısmeti var” dedi içinden. Oğlan olması da  ayrı bir mutluluktu. Ayrı bir sevinç biraz da gururla, o gece uyudular…

Günler günleri kovaladı, anılar anıları getirdi. Yaşanmışlıklar arttı. Yıllar geçmeye başladı, Sevecen yüzüyle Bahe hep ailenin ilgi odağı oldu.

Vedia evin işlerini yaparken avlunun sıcaklığından kaçıp kenara geldi. İki yaşına gelen Bahe’sini uyutmuştu. Yanağını öperek işlerini halladebilmek,  biraz daha çalışabilmek için kuyunun kenarına Bahe’yi usulca bıraktı. Üzerini ince bir şekilde örttü.

İçeri girdikten dakikalar sonra, şiddetli bir bebek sesi ve ağlaması duydu. Avludan çığlık sesleri yükseliyordu. Duyulmadık bir korku ve inanılmaz iç geçiren bir ses etrafı sarmıştı. Koşarak Bahe’nin yanına yaklaştığında avludaki horozun uyuyan Bahe’ye yaklaşıp hışımla onu gagaladığını ve burnunu, yüzünü kan revan içinde bıraktığını gördü. 

Bahe çok korkmuş küçücük bedeni irkilmiş, ruhu geri dönüşümü olmayan yaralar almıştı. İrkildi. Ağlamaktan soluksuz kalan evladını aldı. İç geçire geçire ağlayan Bahe‘yi sakinleştirmeye çalıştı. Yarasını sildi. …

Derin yara sadece yüzünde değil ruhunda, bilincinde de  kapanmaz izler bırakır Bahe’nin. Bahe, o günden sonra daha bir çekingen, daha bir ürkek olmaya başlar ve öyle de  yaşar. 

Yaşamında iz bırakarak giden kaderinin, ilk yaraları artık başlamıştır. Hayat Bahe ile beraber ailesinin evinde, yaşamın varlıklarından biraz yoksun devam eder, gider. Bahe büyür…
Akranlarına göre yaşamdan ve gelişimden biraz daha geridir. Daha korkak daha zor öğrenen ve öğretilenleri daha zor yapan ,algılaması daha yavaş bir yapısı oluşur. Ama işlerinde kimseye zarar vermeyen, en seveceni de odur. Bahe dört yaşlarına gelince, anormal davranışları zihninde oluşan hasarı belli eder. O şu an, kimseye zarar verecek davranışlarda bulunmuyordu ama akranlarına kıyasla zihinsel gelişimi geç ilerliyor, geç gelişiyordu. Öyle ki, bir ömür boyu manastırda yaşamış olmasına ve ana dil olarak Süryaniceyi konuşmalarına rağmen onun Süryaniceyi ömrü boyunca öğrenememesi, sadece ailesinden öğrendiği Arapçayı konuşması hep dikkat çeker. Oyunların vazgeçilmez çocuğudur. Ama nedendir bilinmez, Bahe o talihsiz olaydan sonra hep yaşamdan geridir. Vücudu gelişir ama aklı, ruhu çocukluktan öteye geçemez.

Hanna’nin yanına gelen adam  taşınacak yük olduğunu söyler. Bir iki gündür rahatsız olduğunu söyleyen Hanna eve para götürme derdine, yorgunluğuna rağmen işi kabul eder. Biraz soluklanır.  Hava sıcaktır. Kalkar trenin yanına gider. Trenden ilk yükünü sırtına alır ve büyük duvarın dibine bırakır. Hafif göğsü ağrımaya başlar, nefesi tıkanır gibi olur. Mertliğe yenilip yükü de bırakamaz. İkinci yükü de sırtına alır duvara doğru yönelir. Ağrı şiddetlenir, ayaklarını atamaz hale gelir, yol büyür, uzar, yük ağırlaşır. Zorlukla yürümeye devam eder. Duvara yaklaştığında eğilip yükü sırtından atar ve oracığa yığılıp kalır.

Arkadaşları yetişir. Ama Hanna bu dünyadan göçmüştür. Eve kara haber gelir. Kader tekrar işlemeye, yaralara yara katmaya başlamıştır. Matem, üzüntü, gelecek kaygısı, baba yokluğu evi sarar. Hüzün varken, hiçbir şeyin farkında  olamayan, bilmeyen tek Bahe’dir. Kader Bahe’ye bir çizgi daha eklemiştir. Beş yaşlarındaki Bahe babasının anlamsız gidişinin zamanla ne olduğunu öğrenecektir. Vedia kocasının bu dünyadan göçmesinin yükünü tek başına çekemez hale gelir. Düşünür çözüm yolu arar. Çocuklar çalışacak, eve katkı olacak durumda değildir. Bir de dul kalmanın, dul yaşamanın zorlukları onu çok rahatsız etmeye başlar.

Zaman içinde Bahe’de sorunlar daha da belirmeye başlar. Zor öğrenen, zor anlayan yapısı, özel bakım ve ilgi gerektirir. Akranlarına göre her konuda geridedir. Bu son zamanda da hep fazla emek Bahe’yedir. Vedia geceyi zor geçirir. Kafasına, “ailesinin yanına, Suriye’ye gitme düşüncesi” iyice yerleşmiştir. Çocuklarını da alarak baba ocağına dönmek istemektedir.

Kararını verir baba ocağı Suriye’ye gidecektir. Asıl zor olan Bahe’dir. Ne şartlar elverişlidir, ne de gücü vardı olacaklara. Ne yapacaktı Bahe’yi? Aklını kemiren tek düşünce budur. Oralara götüremez, bakamaz ve büyütemezdi. Karanlık gece,  kendi düşünceleriyle daha da karanlık ve karamsar hale gelir. Kararını  verir.  Bahe’yi Deyrül Zafaran Manastırı’na bırakacak orada yaşamını sürmesini sağlayacaktır. Bu, bir ananın diğer çocukların geleceği için; kendisi, yaşam mücadelesi, yüreği, mantığı için alınacak en zor ve en son karardır…

Baba ocağına taşınma vakti gelmişti. Her şey hazırlanmış, yolculuk için an bekleniyordu. Ama hayatın en zor anı, aile için Manastıra yönelmekti. Manastıra gelirler. Artık Bahe’yi bırakıp ondan ayrı, bilinmez bir kadere onsuz gideceklerdi. … Manastırın koca kapısı açıldı. Aileyi karşıladılar. Vedia, Bahe’nin elinden sıkıca tutmuş, avlunun ortasına geldiler .

Behice, Münire ve İlyas annelerinin yanında gözleri dolu, hayatlarının en zor anlarını yaşıyorlardı. Vedia çocuğunun sıkıca elini tuttuğu, gözyaşlarını içine akıttığı, dudaklarının titremesini engellemek için dişlerini  ısırdığı, haykırışlarını, kadere serzenişini, sessiz çığlıklarını, yüreğine bastırdığı, hiç yaşamak istemediği, bir ana yüreğinin koptuğu anları tüm bedeniyle yaşamaktaydı.

Münire, Behice ve İlyas Bahe’nın orada kalacağını bilmenin zorluğunda, yürek parçalanmışlığı içinde oradaydılar. Sevecen gülüşüyle ve her şeyden habersiz olan Bahe’ye, Vedia hiç o  güne kadar sarılmadığı  kadar öpüp sarıldı. Onlarca defa  Bahe’nin yanağını  öptü. İki elini Bahe’nin yanaklarına getirdi. Süzdü. Tekrar tekrar baktı. Bir ayrılığı, Bahe’ye hissettirmemek için gözlerindeki yaşlara zor hakim oldu. 

Münire, Behice ile beraber kardeşlerine sarıldılar. Ona baktılar. Onlarca defa öptüler. Elleri hep Bahe’nin ellerinde, onu bırakmanın, kaybetmenin üzüntüsündeydi. Hayatlarında tatmadıkları, kabul edemeyecekleri, ama yaşamın onları zorladığı, kötü bir oyunun hamlelerini yapıyor, asla kabul edemeyecekleri bir kararı uyguluyorlardı. Anılar hepsinde canlandı, yaşam özet gibi geçiverdi gözlerinin önlerinden. Hiç kötülüğü olmayan Bahe’nin suçu neydi? Bahe’nin sıcak kalbi, acımasız hayatın seyrinde ayrılmayı hiç kabullenemediler. İlyas daha olgun ve dirayetliydi. İzlerken arkasını döndü. Tutamadığı göz yaşlarını hıçkırığını sessizce yaşadı. Gözlerindeki yaşı, gömleğinin koluna sildi.

Vedia tekrar çömeldi. Bahe’ye sarıldı. Çocuklarını yanına topladı. Beraber sarıldılar. Münire bir adım daha öne atıp Bahe’ye, omzuna elini koyarak, “Biz geleceğiz Bahe” dedi, gözyaşlarına hakim olamayarak… Tekrar, tekrar “Biz geleceğiz Bahe” diyerek sarılıp ağladı. Bahe bir ayrılığı anlamanın üzüntüsünde, kaderine mahkumiyetin bilinçsizliğinde sarıldı. “Çabuk gelin ama”, dedi. “Yalnız bırakmayın!”. “Gelin bekleyeceğim!”, diyerek sarıldı.

Vedia çocuklarını aldı. Manastırın avlusundan, tekrar tekrar arkasına bakarak kapıya doğru gitti. Kapıya geldiklerinde Bahe koşarak onların yanına geldi. Yarı aralık kapıda, son defa bakıştılar. Gidişlerini, uzaklaşmalarını ağlayarak izledi. Münire döndü bağırarak; “Bahe biz geleceğiz!”, diye tekrar  söyledi. “Geleceğiz, yemin olsun Bahe!” diyerek söz verdi. Dönüp dönüp el salladılar. Manastırdakiler Bahenin yanında, elleri Bahe’nin omzunda, kapıya ellerini dayayıp yarı aralıktan, tutunduğu ve ömür boyu dokunup, teninin, yaşamının bir parçası olacak, umutlarını koyacağı o büyük kapıdan gidenlerin ardından, yüreği parçalanıp bir anda kaldığı yalnızlığı ile baka kaldı. “Geleceğiz Bahe” sözü kulağında o andan itibaren çınlar oldu. Manastırın kapısı kapandı.

Kapanan kapı adeta, yaşamın ikiye böldüğü aileye, iki ayrı kaderi başlattı. Vedia hıçkırarak, çocuklar durmaksızın ağlayarak, uzaklaştılar… Her an uzaklaşmaları arttı. Yürek beraber, mesafeler ve aile ayrı haldeydi artık.. Kapanan kapının sesi ardında, yaşamını geçireceği  Deyrul Zafaran Manastırı`nın avlusuna geldi. Manastır ve çalışanlar onu yüreklerine bastılar. Sahiplendiler. Günler günleri, yıllar yılları kovaladı. Verilen her işi yaptı. Ne karşı çıktı, ne de insanları üzdü. Yalnızlığı, anasından uzaklaşması, kardeşsizliği, babasının yıllar önce dünyadan göçmesinin üzüntülerini hep kalbinde yaşadı. Beklediği sevgiyi yaşamı boyunca hep tebessümüyle sevecenliğiyle verdi. Kapıya gelene hep, ilk, o koştu. Yüreğinde, kulağında hep “Biz geleceğiz!” sesinin kalbine bıraktığı bitmeyen umuduyla bekledi. Kapıyı hep “Gelecekler” heyecanıyla açtı. “Belki bu sefer”  umuduyla bakındı… Hep “Sonrasında” diye kapattı. Gelen misafirlere hep ailesi yerine koyup onlara vereceği sevecenliği ile gülümsedi. Karşıladı onları.

Zaman geçti. Bedeni büyüdü ama ruhu hep aynı kaldı. Çocukluk, ruhundan hiç ayrılmadı. Çocuk ruhu büyüyen bedeninde kaldı. Hep saf ruhu, temiz  kişiliği, bu dünyada olması gereken örnek insan yapısını sergiler gibiydi. Belki de Bahe, Tanrı’nın manastırda gerçek temiz ruhun nasıl olaması gerektiğini  sergilemek ister gibi, insanların görmesini istediği bir yaşam şeklini, bir benliği sunuş şekliydi. Yıllarını verdiği manastırda, Mardin’de çocuk kişiliği, ama büyüyen bedeni, saf  kişiliğiyle simge haline geldi. Bayram kutlamaları onsuz olmazdı. Ruhu, dünyası ayrı bir hayat kattı ona. Bayramlarda Mardin’i ziyaret etmek, evlere gitmek, insanlardan  hediyeler almak ona çocuk ruhunun en güzelliklerini yaşattı. Bir çocuğa verilen en ufak hediye sevincini tüm yaşamı boyunca hep hisseti. Mutlu oldu hediyeler aldıkca. Aldığı hediyeleri hep güvendiklerine emanet etti. Dönüp dönüp bir de sordu. “Kaybolmaz değil mi?” diye. 1928 yılında başlayan yaşam, manastıra bırakıldığı andan itibaren, kapıdan  Münire, İlyas ve Behiye gelecek diye umutla geçti. İlk zamanlardaki umudu artık alışmaya ve kabullenmeye dönüştü. Kapıdan geleni ilk o karşıladı, en sevecen haliyle  hep buyur etti.

Bir gün kapıya misafirler geldi. Hemen koştu. Açtı kapıyı İnanamadı. Donup kaldı…Vedia çocuklarıyla, can parçalarının yanına geldi. Zaman çok geçmiş büyümüşlerdi. Sarıldılar. Güldüler. Öptüler birbirlerini. Manastırda misafir olup Bahe’lerine, Bahe’de ailesine doydu. İnanılmaz bir mutluluk, yılların umudu karşısındaydı. Zaman içinde uzun aralıklarla ziyaretler tekrarlandı. Birgün kapı çaldığında Bahe kapıyı tekrar açtı. Duaları ona ailesini tekrar getirmişti. Vedia yoktu. Annesini sordu “Nerede?” diye… Ses çıkmadı kardeşlerinden. İlyas anlattı. Babalarının yanına gittiğini.  Ağlaştılar, sarıldılar. Ertesi gün tekrar ayrıldılar. Yüreğine annesizlik ile başka bir yalnızlık daha çöktü Bahe’nin. Zor da olsa alışmaya çalıştı, gözyaşları içinde. Çok zaman sonra kapıda sadece iki ablası vardı. Abisi de yaşamın zorluğunda göçüp gitmişti. Çocuk ruhu hayatın acımasızlığına alışırken, kaderine hiç sitem etmedi. Manastırda Tanrı’nın saf insan örneğini hep sergiledi. Gelenlere kapıyı hep açtı.

Bir gün Münire yapayalnız çıkıp geldi. Yaşlanmış çökmüştü. Artık dünyada ikimiz kaldık Bahe dedi. O yaşlı haline rağmen, verdiği sözü hep tuttu Münire. Fırsat buldukca yarı parçasına hep geldi. Ömrü Deyrul Zafaran Kilisesi’nde geçen Bahe, kimseyi kırmadı. Kimseyi üzmedi. Herkesin saf ve temiz yürekliliği konusunda gereken kişiliği sergiledi. Manastıra Tanrı’nın bir lütfuydu. Örnek kişiydi. Ruh saflığının insanlara sunulan örnek bir kişiliğiydi. Başında kendisi için dua okunmasını isteyen hiç kimseyi kırmadı. Tanrı’nın, bu saf yürekli insanının, kendileri için dua etmelerini istediler. Her isteyene dua etti. Kimseyi reddetmedi. Bu onun vazgeçilmez yapısı haine geldi. Dizleri üzerine çöken olduğunda, hiç çıkarmadığı başındaki şapkasını o an  çıkartır, elini başına koyup sonrasında mırıldanmaya başlar. Hızlı hızlı okur. Ne okuduğunu kimseler anlamaz. Saf yüreğinde beklide bir aracının söylemlerini iletir gibidir. Öyle düşünür dua edilen. Ama herkes o temiz yüreğe sahip kişinin, dilinden çıkanların yüreğinin sesinin olduğunu bilir, bunu Bahe’den başka kimsenin yapamayacağına inanırlar.

Bahe Deyrul Zaferan Manastırı ve Mardin’le özdeşleşmesinden öte, bilgeliğin dışında ama gerçekliğin içindeki saf imanın, beklentisiz ve karşılıksız yaşamın, temiz yürekliliğin ve olunması gereken kişiliğin timsali olup aynı zamanda geleceğin, anılması gereken insanlık değeri bir örnek oldu. Manastır onu sahiplendi. O manastırı. Yaşanmışlıkları, kaderine yazılmışlıkları onun gözlerini asla kapıdan ayırmadı. “Bekle geleceğiz Bahe” sesi hep kulaklarında çınladı. Korkusu artık beklediklerinden kimsenin gelmeyecek olmasıydı.

Her gece sabaha umutla baktı. Saf yüreği, örnek ruhu, acı dolu yaşamı gidenleri hep bekler oldu… Bahe halen Mardin’de, Dayrül Zefaran Manastırı’nda yaşamına ve kaderine devam etmekte. Tek varlığı manastırı ve artık ziyaretine gelemeyecek derecede yaşlı olan kardeşi Münire. Manastırn yaşama emaneti Bahe, Tanrı’nın insanda görmek istediği saf kalbi, temiz kişiliği insanlara sunan yaşamın bir değeri gibi Mardin’ de. Dayrul Zafaran Manastırı’nda misafirlere kapıyı açmaya giden ve size ruhun aydınlık ışıklarını ilk sunan bir yaşam öyküsü … Selam olsun Bahe’ye…

Kaynak: suryaniler

O gün, bütün çabalarına rağmen bir tek kişiyi bile tevhidle buluşturamamış bir peygamber evine nasıl bir hüzünle dönerdi?

Şair Erdal Çakır’la Hece Yayınları’dan çıkan “Hüznün Efendisine” kitabına dair konuştuk. Düşüncenin şiire ayna tuttuğu “Hüznün Efendisine” kitabı, aynı zamanda irşad işlevi görüyor. Çünkü peygamber yaşantısının şiirdeki yansımalarına şahit oluyorsunuz okudukça…

Şiir dilinizin ifade gücü düşünce ağırlıklı ve bunu tüm şiirlerinizde görmek mümkün. Şiirinizin bir düşüncenin savunuculuğunu yaptığı hususunda neler söylemek istersiniz?

Her varlık, kendini ifade etmek ister ve her varlığın bir ifade biçimi vardır. Bu, fıtratın ona yüklediği çok esaslı noktalardan biridir. Kendisini ifade edemeyen bir varlığın sorumluluk taşı(ya)mayacağı aşikardır. Bu sebeple beyan esastır ve beyanı ortaya koyan da dildir. ‘Dil’se, en geniş manasıyla içine doğduğu, varolduğu toprağın, iklimin, düşünce ve inancın sesiyle konuşur.

Söz konusu olan şiirse, bu salt bir form ortaya koyma eylemi olarak anlaşılmamalıdır. Her şiir, köklerinden aldığı mesajı taşıyan, ne olduğuna ve nereye ait olduğuna ilişkin haberler veren kanlı-canlı bir manzumedir. Şiir, salt olarak nedir, nasıl olmalıdır, sanatın bir dalı olarak nasıl anlaşılmalı ve hangi bilinçle yazılmalıdır tartışmalarını bir tarafa bırakarak söylüyorum bunları. Bir fıtrattan bahsediyoruz. Hiçbir şeyi, sahibinden ve kaynağından soyarak tanımlayamayacağımız açıktır.

Bir derdim ve davam var. Bunu her hal ve şartta dile getirmekten kesinlikle imtina etmem. ‘Ben kimim’ sorusunun yapışık olduğu hakikati ve kaderi dışarıda bırakarak bir niyet, bir düşünce ve eylemi ifade etmekten Allah’a sığınırım. Şiirimi, sahip olduğum inancın ve düşüncenin alanı haline getirdiğimi söylemem, bir nosyon olarak ‘insan’ hakikatini eksik hatta vebale varan bir sorumsuzlukla idrak ettiğimi gösterir. Çünkü, insan yapıp ettikleri ve kendisinden sadır olanların çok daha fazlasıdır. Ancak, ne iş yaptıysam, ne konuştu ve ne söylediysem, rengimin, tadımın, kokumun ve toprağımın ne olduğunu ayniyle vermesini de kat’iyyetle isterim. Eğer ben bir elmaysam, genel çerçevesiyle meyve olarak tanımlanmak istemem. Evet, ben bir insanım ve Allah’a aitim. Gerisi, dünyanın bilindik işleridir. Hepsi bu.

“Hüznün Efendisine”, Peygamberimizin yaşadığı hayatı geniş bir yelpazede okura sunuyor. Ve kitabınızın ismi peygamberimizin çileli hayatını temsil etmesi açısından seçici bir isim. İsmin serüvenini anlatır mısınız?

Allah Resûlü’nün hayatı muhteşemdir. Hû’yu yazarken beni günlerce bırakmayan bir duygu vardı: Bir peygamber güne nasıl başlar ve nasıl bitirirdi? Onun için gün biter miydi? Bütün gün Hazreti Allah’tan aldığı vahyi kavmine tebliğ etmekle memur bir peygamber, evine dönerken hangi duygularla dönerdi? O gün, bütün çabalarına rağmen bir tek kişiyi bile tevhidle buluşturamamış bir peygamber evine nasıl bir hüzünle dönerdi? İşte Hû’yu yazdığım o günler içerisinde neredeyse isimlerini bildiğim bütün peygamberlerle o anları yaşadım. Ne yaşıyorlardı, hissetmeye çalıştım. Adeta kollarına girdim, onlarla ağladım ve irkildim. Gerçekten o nasıl bir hüzündü? Keyfiyetini anlamaya çalıştım. Gördüm ki, anlamaya çalışmanın hüznünü bile taşımaktan acizim. Ya onlar ne yaşamışlardı? Kâbe’de, Efendimiz hazretlerinin sırtına deve işkembesi bırakıldığında o varlığın en şereflisi neler hissetmişti peki? Resûlüllah Efendimizi yazarken de bu duygularla hemhaldim. O, yaratılmış olanların en kutlusuydu, hüznün de.

“Bize şöyle söylenmişti/ Bu çöllerin leylası henüz leyla değil” Çağımızın en ürkütücü yönü de Leyla’nın Leyla olduğunun bilincinde olmayışı. Leyla’nın şahsında sorumluluklarını unutan her bireyi örnekleyecek olursak neler söylemek isterseniz? Örneğin şairin sorumluluğu?

Evet. Leyla, Leyla değil; Mecnun da Mecnun. Leyla’yı sadece haz ve lezzette arayan bir Mecnun; Mecnun’u averaj erkekte arayan bir Leyla. Çöl, zaten kayıp. Leyla’nın da, Mecnun’un da bulundukları zemin ayaklarının altından çekildi ve ayakları kaydı. Yaratılış olarak birbirlerinin özelliklerini giyinerek felah bulacaklarını zannetmeye başladılar. Temel özellikler olarak birbirlerine yaklaştıkça da kendilerinden uzaklaştılar. Asli fonksiyonları itibarıyla Mecnunlaşan Leyla’lar, leylalaşan Mecnun’lar haline geldiler. Yani bu bozukluk sadece Leyla’ya yüklenecek bir sorumluluk değil, her iki tarafın fıtrî kayıplarıyla ortaya çıkan bir bozukluk. Her durumda mırıldandığımız o mutad soruyu soralım mı? Ne olacak şimdi?

İnsan, insanlığını giyinecek. Fıtratının ne olduğu hakikatine dönecek. Erkekler, Leyla’nın bir yatak figürü olduğu sapkınlığını terkedecekler. Bunu özellikle de müslüman olduğunu söyleyen erkekler için söylüyorum. Parayı, mevkiyi, makamı bir şehvet seyahatine dönüştüren müslüman erkeklere söylüyorum. Yani Mezopotamya şiirlerimin yedincisinde dediğim gibi:

“Kumsal tepelerin ardına otağ kurmuş ceylan söyleşileri,
Kays’ı çağdışı ilan eden Leyla’ya övgülerden bir mezar kazmakta
Leyla, bir cafede papirüs gerdan,
Yağmurun içinde kurumuş hayalet
Ve kadın Leyla, Kays’ı sınır ötesi hikayelerin kahramanı yapan
Kerbelâ’ya gömülmüş kuyularda makyajlı balçık”

Bizim kadına olan aşkımız yani Leylamız, ne gökten bir türlü indirilemeyerek dokunulmaz kılınan Leyla’dır, ne de et-kemik yığınıdır. O, sevildikçe bizi Allah’a yaklaştıran, Allah’a yaklaştıkça da kendisine dokunabildiğimiz ve daha çok sevdiğimiz kadındır. Bunu Leyla’nın Mecnun’a bakışına da aynen uyarlayabiliriz.

Çağın koşullarından dolayı şiir yaşlılık dönemini yaşıyor. Çünkü şiiri sığdırabileceğimiz alanlar işgal edilmiş durumda. Tabi bu şahsi bir düşüncedir. Siz şiirin geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Hani bir söz vardır: “Bu gök kubbenin altında söylenmemiş hiçbir söz yoktur”. Bu sözü kesinlikle reddedenlerdenim. Söylenecek sözü kalmamış bir dünyanın kıyametinin çoktan kopmuş olması gerekirdi. Sünnetullah’a da tamamen aykırı. Her insan yeni bir yaratılış demekse, bu, her insanın, yeni bir potansiyel olduğu anlamına da gelir.

Şiir de bitmeyecektir. Hep aynı hızda ve isteriyle varlığını sürdürecektir. Zaman zaman yaşanan savrulmalar, şiirin bugünü ve geleceği ile ilgili bir karamsarlık içerse de şiir durmayacak, özel yeteneklerini ve dehalarını çıkarmaya devam edecektir. Çağın getirdiği olumsuzlukların, şiir için bir dezavantaja dönüşmüş olabileceği tezleri kıyasıya tartışılabilir. Ancak, ben bunun şiir için daha büyük imkanlar doğurabileceği kanaatini taşıyorum. Yola gelmesi ve içindeki insanın bulunmasını gerektiren daha çok kelime ve problem varsa, şiirin de o nispette daha çok işi var demektir. Ayrıca bana göre şiir hiçbir zaman bir noktaya gelmedi. Yani bir durak ve karar belirlemedi kendine. Yoluna devam etti hep.

Son olarak “Muhammedi” kavramı için neler söylemek istersiniz?

Resûlüllah Efendimiz bizim desturumuzdur, düsturumuzdur; mürşidimiz ve rehberimizdir. Biz, O’nunla öğrendik Kur’an’ı, nefsi, nefesi, kudreti ve aczi. Ona ittiba ve itaatin bir emir olduğunu Kur’an bize söyledi. Başka ne söyleyebiliriz ki. Muhammedî olan her şey bizatihi insan ve hayattır. Bu, sözün, insanın ve hayatın kemale erdiği noktadır. Önemle belirtilmesi gereken husus, Efendimiz hazretlerinin hayatının ve kendisinden sadır olanların bir argüman yığını, şahsiyetinin de bir nostalji, bir mitos olmadığıdır. Bakmalıyız, O bizim hayatımıza ne kadar dokunuyor, daha doğrusu hayatımızın ne kadar içinde; biz de O’na ne kadar dokunabiliyoruz. O asla ve asla Medine’de yatan bir nostalji ve mit değil. Resûlüllah Efendimiz bir efsane değil kesinlikle, bizatihi insan, Kur’an-ı Kerim’in ‘büyük bir yaratılış üzere’ olduğunu söylediği bir hakikat timsali.

O’nu olduğu gibi kavramak ve anlamak noktasındaki ifrat ve tefriti, Hazreti Allah şanlı Kitab’ında reddediyor. İslamlığımızda bir eksilme, bir eğrilme gördüğümüzde yönelmemiz gereken ilk ve tek şahsiyettir aziz Peygamberimiz. Öbür türlü, Kur’an-ı Hakim’in anlaşılması ve yaşanması hususu salt bizim inisiyatifimize bırakılacak olursa, muharref insan, muharref idrak kalıpları hayatımızın tümüne hakim olur. Rehber ve ölçü Muhammed Mustafa aleyhisselamdır. Muhammedîlik budur. Muhammedîlik bir din ve sistem taraftarlığı değil, kavramsal ve ontolojik boyutuyla insan olma tercihidir. Yani Rabbimizin olmamızı istediği o insan.

Hamdimiz, bütün güzel isimleriyle birlikte Hazreti Allah’a; selam ve muhabbetimiz güzeller güzeli Resûlüllah Efendimiz’edir.

Salih Ağbalık konuştu
Kaynak: dunyabizim

19c8285c788bfd377b8514138c74cfc4 O gün, bütün çabalarına rağmen bir tek kişiyi bile tevhidle buluşturamamış bir peygamber evine nasıl bir hüzünle dönerdi?

İçinden tren geçen şiirler

Dünya, hiç durmadan seferde olan bir tren gibidir.
Zaman raylarının üzerinde, süzülen yıldız gibi akar geçer.

Ferîdûn-i Muşîrî

Yağmurun altında duran bir trenden
hüzünlü daha ne var ki hem dünyada?

Pablo Neruda

‘Yine gam yükünün kervanı geldi’
trenler de ahşaptır turnalardan ötürü

Haydar Ergülen

kurtalan treni’ni sanki rüyasında görmüştür
kederli bir yağmur içinde bütün camları buğulu
yolcuları bakışarak bir vehameti bölüşür

Attila İlhan

nedir tren düdüklerinin çığlık çığlığa sorduğu
bir şehri terk ederken susmak bu kadar güç müdür
kadere dönüştüren nedir sıradan bir yolculuğu

Attila İlhan


Tren gece yarısı geçiyordu tuğla harmanının önünden;
bir an, trenin nabzını duyuyordu evler duvarlarında,
pencerelerinde, korkmuş ya da şaşırmış gibi.

Yannis Ritsos

Damarlarının içinden geçmişti tren,
Getirdiği, alıp götürdüğüyle.
Ve o, kendi içinde, tarlaların ötesinde, ağaçların gerisinde
Son tren düdüğünü bekledi kalkabilmek için.

Yannis Ritsos

Sen ki kayıp kafiyeyi arama
Hasan’la Hüseyin’e devam et
Vefadır adı bunun
Trenler gecikirse, görüşürüz

Mustafa Akar

Tren kalkıyor, raydan çıkmış bir vagon nereye
Giderse oradadır şair, şairden başka uçan turna yoktur
Sahici bir kimse kalmış mıdır garda bir başına ağlayan
Bir gün beni şiirden resim yapıp duvara çakacaklar

Engin Turgut

Gelse de trenden ikimiz insek
camları buğulu iki tas çorba
bir kitap — çantana korkup tutunmuş
kâğıdı samandan şiiri zorba

Süleyman Çobanoğlu

Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle

Cahit Zarifoğlu

koşarken ardından mordumanlı bir trenin
belli ki yaşamak için aşktı seçilen
tanrı’ya doğru koşan ağaçlar ne bilsin!

Betül Dünder

Ey sen!
Düzene düşüp aşka küsünce
Oyuncaklarını toplayıp giden çocuk…
Hala eski aklında mısın?
En sevdiğin turuncu trenin
Bende kaldı…
Farkında mısın?

Esra Güzelipek

Caddenin bostanına Malatyadan geldim
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış

Arife Kalender

Ben birazdan kalkıp Sirkeci’ye gideceğim
Sevgilim trene binip gidecek

İlhan Berk

Gecikmiş bir tren
Tek yolcusuyla giriyor İstanbul’a

Ali Asker Barut


Yedi yaşında bir çocuktum henüz,
Ve aklım kesmiyordu her şeyi belki,
Ama İstanbul’un sözünü etmeleri,
Tren demeleri yettiydi. Ne hikmet…

Suat Engüllü

Güveniyordum
oysa ben sevgimize
vapur iskelesi
ya da tren istasyonundaki
saatin doğruluğu kadar

Sunay Akın

bir tren makas değiştiriyor kalbimde
bir vapur yan yatarak eğleniyor denizle
sanki iki sevgili Beşiktaş motor iskelesinde
karşılaşmış gibi tuhaf bir his var, kırgınlık var

Altay Öktem

Her gelen vapur, tren
Yeni insanlarla gelir.

Necati Cumalı


Her gece yorgun kalbime trenlerin
Biri geldi, biri gitti

Ümit Yaşar Oğuzcan

Trenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.

Cemal Süreya

O zamanlar ben her gün
Vapurları karşılamağa giderdim
İstasyonlarda dolaşırdım
Tren saatlerinde.

Necati Cumalı

Hey trenler, vapurlar beni burdan götürün!
Ne var gözyaşlarından çamurlar yuğuracak?
Arasıra der mi ki Agathe’ın ruhu, üzgün,
“Nedametten, azaptan ve ıstıraptan uzak
Hey trenler, vapurlar, beni burdan götürün.”

Charles  Baudelaire

Eskisi gibi yaşıyorum
Gezerek, düşünerek
Yalnız biletsiz biniyorum vapura, trene

Melih Cevdet Anday

“Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,”
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.

Cevat Çapan

Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere,

Cahit Sıtkı Tarancı

Ellerimi tutuyorsun bir istasyonda
Alıp götürüyor bizi bir tren

Kemal Taştekin

tren gardan çıkarken son vagona yetişirdim
âh! benim eski sesime zarar aşktın sen:

Kemal Varol

Ellerim demiryolu
Sensizliğim tren
Kalbime doğru
Uza içime
Giderken ardından bıraktığın yolcu
Korkuluk artık bu şehre
Kuşlar gelmesin.

Özgür Ballı

ikimiz birden bire austerlitz garı’na gidiyoruz
austerlitz garı önüne bakıyor bizden utanıyor
bir trene binmek ve rastgele defolup gitmek istiyorum
trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak

Attila İlhan

on beş dakika sonra bordeux’ya bir tren kalkacak
garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın
ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak

Attila İlhan

Şimdi bir trende olsam
Kar yağsa istasyona
Bir çocuktan yumurta alsam

Ceyhun Atuf Kansu

o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!

Haydar Ergülen

Yolculuğum uzun sürmüş oldukça
Gece demir köprülerden geçmiştir tren.
Dağ başında beş on haneli köyler,
Telgraf direkleri yollar boyunca
Koşuşup durmuş bizle beraber

Turgut Uyar

İçimde acıyla yürüyorum yolları
Çoktandır yolumu ayırdığım bu kentten
Yorulsam da bir daha binmem o trenlere
Kimse karşılamasın istasyonlarda beni

Haydar Ergülen


*nedir dil?
bir trendir ki
aynı zamanda
yol, yolculuk ve varıştır.

Adonis

meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek

Nazım Hikmet

Ölüm mü?..

Bütün ayrılıklarımı yüklenmiş bir tren
Sarı bir istasyondan alsın beni.

Ey dalgın kasabalar
Böyle ödeşelim bari
Yaşarken küçümsedim kaderinizi.

Şükrü Erbaş

Neden, beklememeniz
Uzaktan bir düdük sesi
Ya da bir iççekiş gibi
Yetinememeniz-niye?

Oruç Aruoba


zifiri karanlıkta gidiyor tren
zifiri karanlığı severmişim meğer
kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
kıvılcımları severmişim meğer
meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun
Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir
yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek

Nazım Hikmet

Tren yola çıkarken, kalan birkaç hayalim;
Seninle bir ömür yurtsuz olmak,
Gelişine, uzaklardan gelen bir hayat

Şafak Tarhan


Şimdi bir tren penceresinden
Başka yaşamlara bakar gibiyim

Ataol Behramoğlu

Vaktiyle İzmir’e gitmiştim
Ömrümde ilk defa
Aşıklık yüzünden.
Şehre girerken ışıklar uçuşuyor
Rüzgar okşuyordu saçımı tren penceresinde,
Kalbim bir bayrak gibi çırpınıyordu.

Cahit Külebi

gidiyorum
kal, demiyorsun
şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan
kahır yüklü ağır bir tren gibiyim
kimsesiz bir aşkın ayak izinden
uzak yıldızlara doğru yol alan
ve gittikçe ırayan
ve gittikçe ırayan

Ayten Mutlu

Belki de atlayıp gitmiştir bir trene.

Edip Cansever

Yarin dudaklarından trenler geçer de
Kalbiyin istasyonunda durmaz mı

Kemal Sayar

ve bir tren

ne bir düdük çalar
ne el eder

kar yüklü yağmur yüklü

kalbim gibi
keder yüklü
bir tren

durmaksızın geçer

o böyle bir akşam böyle bir trene
bineceğini düşler

ben
böyle bir akşam böyle bir trenden
ineceğimi
avunuruz.

Behçet Aysan

Kalbim. Bir ayrılığı çalıyor kampana. Tren.

Ahmet Erhan

Rüzgarı arkasına alıp raylarda kayan tren
Bunu bilemedin bunu bilmiyorsun bunu bilemeyeceksin
Hüzne fren umuda fren sevince fren

Müşir Fuat


buharlı bir kara tren bacaklarının arası

Altay Öktem

sirkeci’de trenler ayrılığın yasında

Sıtkı Caney

‘rayını sevmez ve terkedemez bir sürgündür’
demiştik tren için onu geçelim

Hasan Tan

Trenler, gemiler, düşler bırakıyor insanı bir yerde,
Sonra gene dönülmez bir yol gibi ev!

Behçet Necatigil

Belki bir akşam bu kente bir tren gelir
Belki de yüreğimdeki hicranı alır gider.

Hüseyin Avni Cinozoğlu

Bunu ta başından biliyordun
Bir gün buralarda sonuncu kalışım olacaktı
Ellerinin bir anlık şeklini tutacağım
Bozkırdan günün son treni geçecek
Ben her şeye ardından bakacağım
Bunu ta başından biliyorum
Durdum bekliyorum, gelme

Gülten Akın

“Hekimhan” ilçesinde demir yolu geçerdi.
Gitmek isteyen herkes trenleri seçerdi.

Celal Yalvaç

Trenler geçiyor düş tünellerimden
Senin göğünde parçalanan nar gibi trenler
Koşuyorum çıkmak üzreyim işte çocukluğumdan
Baba, neden her şey dışımızda ve hızlı bu kadar

Mustafa Aydoğan

Trenler bile daha sevinçli
Daha kederli gelir gider.
Gençler bütün haşarı
Yaşlılar büsbütün kederlidirler.

Cahit Külebi

Tek gidiş bir de tren bileti vardı
Gitmeyi düşündüğünden değil, ama kaçmak zorunda kalabilirdi
Bunların dışında normal biriydi
Her sabah işine gider, akşam evine dönerdi
Hiç anahtar taşımamıştı yanında

Leon Felipe


tren ayrıldı tuttum koyu bir karanlıkta, yırttım kendimi 
resim oldum, ürkek bir anı oldum, artık kim olsa kırar beni.

Akif Kurtuluş
Doğrudur babamın dedikleri bir bir
Geyve boğazına varırken sağda,
Heybetli kayalar, bulutlar arasında
Bir köy, gözünüze iliştirmiştir.
Gün ağartır, tren yavaşlar, pencerelerden
İnsan mis gibi bir ekmek kokusu alır.
Sanırım, bütün dünyada bahar,
Her yerden evvel bu köye gelir.
Turgut Uyar
sabaha karşı, mağlûp trenlerin
sararmış istasyonlara yanaşması gibiydi babam.

Kemal Varol
trenlerde tabut taşıma tarifesinin olduğunu
öğrendiğim gün yalnız kaldım
Abdullah Eraslan
trende öğrenilen trende kalacak
indiklerinde üç türlü ölüm
boşaltmış olacak kompartımanları
trenli hayatların bir gereği bu
trenin bütün yolcularına ölüm
iltimas olsun diye
bir kalkış noktası hediye ederek
her birini tek tek
üç tarzda uğurluyor
durulan her istasyonda onları
yine ölüm karşılıyordu ru be ru
gizli pazarlıkların mahfillerinde ölüm
onları eliyle koymuş gibi enseliyordu

İsmet Özel
Hepimiz aynı trende seyahat ediyoruz
Muhtemel gelecege doğru.
Dışarı bakıyoruz; yeterince gördük.
Hepimiz aynı trende oturuyoruz.
Ve çoğumuz yanlış vagonlarda
Erich Kästner


bu gece yüzümde
arkasına yeni vagon eklenmiş
tren sevinci var

Altay Öktem

ama tren ne kadar dinlense de
raydan çıktığı o noktaya yaklaşırken
—ki söz konusu olan bir kadındır
korkusuna yaklaştıkça çoğalır güzelliği—
bilmeyecek hiç
o noktayı
bir daha geçip geçemeyeceğini…

Özge Dirik


bir tren gibi uzaklaştın sen.
bir bekleme salonu gibi yalnızlaştım ben.
başım gözüm üstüne,

ellerine dokundum,
ayrılık döküldü yüzünden.

Necmettin Topçu

kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım

Behçet Aysan


-şiirde tren yok
bu ne kederdir?

Haydar Ergülen

Trenim gecikmeli, yüreğim bungun,
Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar.
Ne zaman bir dosta gitsem,
Evde yoklar.

Metin Altıok


Bekleme salonları. Ucuz tütün, mektup torbası ve
bir öykü: cılız ışığıyla. Susuz ve ışıksız köylerin
kapısı. Dünyayı bir durak sayanlara, örnek:
“Budur payına düşen. Bekle…”
Ve gökte gecikmiş bir turna katarı.

Bilir misin bekleme salonlarını?

Sennur Sezer

bugün trende
bir dahiye rastladım
5-6 yaşlarında,
yanıma oturdu
ve tren kıyı boyunca
ilerlerken
okyanusa geldik
sonra bana bakıp
hiç de güzel değilmiş,
dedi.

Charles Bukowski

Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için
Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir
Büyük istasyona benziyor artık bu ev
Tren bir yolcu daha edinecek demektir

Abdülkadir Budak

Unutulmuş tren istasyonlarında ağaçlara
Benzemek degildi hiç dileğim…..
Mahzun saksağanların konuk olduğu,
Bir karakavağım şimdi,
Kentte tahammülfersa çay bahçeleri,
Oturmuş denize bakan insanlar…..
Burda Unutulmuş bir Sultan Aziz İstasyonu,
Ben, demiryolu yanında bir karakavak
Nergis ve lale tarlalarına hayli uzak.

Hüsrev Hatemi

Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak
Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman
Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına

küçük iskender

Yan yana gidip de bir süre
Ayrı yönlerde uzaklaşan
İki tren gibi…

Ataol Behramoğlu


Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya

doğuya giden bir trendeyim
ovada tek tük çıplak ağaçlar
yanımdasın ak boynun upuzun
hızla geçiyor ağaçlar ve boynun
boynunun upuzun kar yangını
bir ırmaktan alıyor güzelliğini
boynun ıssız modigliani boynu

Ahmet Ada


bir şehrin ortasından tren geçiyor
o şehirde büyük rüzgâr vardır
bir oyuncakçı vitrininin önünde
insanların durdukları ve duruşlarını
değiştirmedikleri trenle birlikte
şehrin ortasından oyuncak trenlerin
cezalandırmış şekilleri

Cahit Zarifoğlu

ankara garına usulca
ikindi yağıyor
bir güvercin çırpınışı yüreğim
gar bekçisi
kadınlara bakarcasına
bakıyor elindeki düdüğe

Müştehir Karakaya

Filo bile sonunda limana döner,
tren soluk soluğa koşar gara doğru,
Bense ondan daha hızlı koşmaktayım sana
-çünkü seviyorum-
budur beni çeken, sürükleyip götüren.

Vladimir Mayakovski

peki ben, durup dururken, şu yaşımda
daha büyük dertleri varken ülkemin
ne arıyorum Haydarpaşa Garı’nda

Dilek Kartal

ve sanki bir adım var trenin kalkmasına
ve de
ayrılığa…

Mehmet Emin Arı

hiç bir yolcu treninin uğramadığı istasyon hüznü

Bayram Balcı

Ayrılıkları gördün tren istasyonlarında
Trenler ki dumandan tekerlekleriyle
Yol alır
Sadece taşların, rayların ve ayrılıkların
Olduğu yere

Pablo Neruda

Tren kaçırmış gibiyim

Sana veda

Sezai Karakoç

Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Korkuyorum senden

Louis Aragon

Bir tren geçti yine tam o sıra
Ustura gibi kara,
Düdük çala çala,
Geçti şiirimin ortasından.

Didem Madak


Son Tren sessizce perondan ayrılırken,
Baş öne eğilir hafiften,
Umuda veda,

Köksal Özyürek

biz şehir ahalisi, üstü çizilmiş kişiler
kalırız orda senetler, ahizeler ve tren tarifesiyle

İsmet Özel


Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen
Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken
Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren
Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim
Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim
Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim

Baki Ayhan T.

hep böyle midir
kalbin hep böyle yavaş mıdır rüknettin
aynalar sana bir savaş mıdır rüknettin
yarin dudaklarından trenler geçer de
kalbinin istasyonunda durmaz mı

Kemal Sayar


geceyarısı, karanlık bir bozkırda
ışıklar içinde akan bir tren kadar yalnızım
içinde onca insan, içinde dünya
soluk soluğa, demirden bir ırmağa mahkum

Ahmet Erhan

Cebeci İstasyonunda bir tren
Nefes nefese soluyordu
Gerilmiş bir keman teli gibiydik

Yavuz Bülent Bakiler

Diyeceğim şu ki
Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler
Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi
Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse
Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi

Edip Cansever

Aydınlık götüren bir tren gördüm,
Fıkıh götüren bir tren gördüm,
Nasıl da yavaş gidiyordu.
Siyaset götüren bir tren gördüm,
(ne de boş gidiyordu)
Nilüfer tohumları ve kanarya şarkıları götüren
bir tren gördüm,

Sohrab Sepehri

Birgün gidersem,
Haydarpaşa’ya iner inmez
Denizi kucaklayıp gözlerinden öpeceğim

Gülcihan Atalay

tren-siirleri İçinden tren geçen şiirler

2012 Şiir Yıllığı

29
1764
25.Haz.81
“ankara iç savaşında üç hainin portresi”
“Onu nasıl unutabilirim?”
“Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim”
(1) Number One
..Düş’mek ve “Düşen Kız”..
..’ya
“Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.”
“Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği”
“Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.”
1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin
15 MART 1985 İÇİN
17 yaşım çıldırmışdı
1994 Eliyle, Samanyolu’na
3. Cemre
5. Şarkı
94. Sone
Abartılar
-Abdülhamid düşerken-
Abelard ve Heloise Mektuplar
Acaba
Acı
Acı
acı bir şarkı
Acılı Gecenin Bitiminde
Acımadı ki!
Acındırma Şiiri
Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum,
Acıyor
Aç Kollarını
Açelya Çiçegi
açık açık çağırır aşkını
Açık Kalp Ameliyatı
Açıkla beni kardeşim
Açlık Türküsü
Adam
Adam
Adam Olmak
Adamotu
Adı Dua Olan Sevgilim
adı yalnızlık
Adım Adım İlerliyorum
adım atıyorum
Adım Geçiyor mu Yüreğinden
adımla nasıl berabersem
Adres
Adres
Adresi Kayıp Üryan Bir Ağıt
Adsız Bir Çiçek
Adsız Gazel
Aerodinamik yasalarına göre
Afife
Âgape
Agora Meyhanesi
Ağaca, Rüzgâra, Yağmura Poetikaları Sorulsa
Ağacım
Ağacın İkindi Türküsü
Ağaç
Ağaran Bir Suyum
Ağartı
ağır kesik
Ağıt
Ağıt
Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Ağla Sevgili Yıldızım
Ağlama Meleği
Ağlamak
Ağlamak Anlamaktır..
Ağlamak bir şey değil
Ağlamaklı Olacak Herşey
Ağlamaklı Şiir
Ağlamayan gözden Sana sığınırım
ağlara takılı bir yüreğin “pes!” hâline dair hikây…
Ağlara Takılmış Bir Yürek
Ağlarım ağlatamam
ağlayan harfler masalı
Ağlayış
Ağrı
Ah Fulya
Ah Güzel Çocuk
Ah Şu Erkekler!
Ah Tamara
Ah Ulan Rıza
Ah!
AH!
Ah, bir zaman Donnycarney’de
Ah/Sen
Ahdolsun!..
Ah’lar Ağacı
Ahmet Haşim’in Portresi
Ahmet Kaya – Yüregim Kanıyor
Ahmet Koyutürk
Ahmet Koyutürk
Aile Boyu
Akan Suyu Yakalayıp Durdurmaktır Meâl
Akarsuya Bırakılan Mektup
Akbaba
Akdeniz Salgını
Akılla Konuşma
Aklım Takıldı
Aklın yenilgisine Rubai
Aklından Sonsuz Yazgı Çıkmayan Adam
Akşam çöküyor
Akşam güneşi
Akşam Kuşatması
Akşam Şarkıları
Akşam Şarkısı (Ay Doğdu)
Akşamda Çocuk Ezgileri
Ala Gözlüm Ben Bu İlden Gidersem
Alacakaranlığın Sesleri
Alçıda
Aldı Beliğ
Alengirli Şiir
Alerji
Alıp Götüren Koku
Alışılmadı!
Alışkanlık
Ali’ye
alkolü bırak beni bırakma
Alla’sen Söyle Nedir Aşkın Aslı Astarı!
Allah Aşkına Kalbim
Allahaısmarladık
Allah’ım Bu Vuslatı Hicran Etme
Allah’ım seninle aramızda
Allah’ın Çocukluğu
Alla’Sen Söyle Nedir Aşkın Aslı Astarı!
Alpha
alp’in defteri
Altımda Bir Dünya
Ama Hiç Ağlamadım
Amasya Mektupları
Amentu
Âmin
Amorti
ana, baştan başlayayım, beni yine kundakla
Ana’tomi
Anam-Babam
Anaya Kalkan El Gibi
Andıkça O Günleri Arınıyorum Senden
Andım yine Sen’i her şey yâdımdan silindi
Andre Breton’a Mezar Taşı
Angela
Anı
Anı
Anılar Defterinde Gül Yaprağı
Anılar Öptü Dudaklarımı
Anılar Tarafsız Değildir
Anılarla Yüklü
Anımsama
Aniden Başımı Çevirip
Anka
Ankara Garına Usulca İkindi Yağıyor
Anladık…
Anladım
Anladım ki – Leman Sam
Anlamadın di mi?
Anlamak
Anlamak…ve..susmak
Anlamlar I
Anlatamam
Anlatamıyorum
Anlatılmayan
anlıklar
Anna
Annabel Lee
Anne Ben Artık İyiyim
anne beni merak et
Anne Çocuk ve Yalnızlık
Anneannemin Tül Kalbi
Anneler ve Çocuklar
Annem Yok Artık
Anneme Okunmasın Lütfen
Annemin Başucunda
Annemle Hasbihâl
Annesi Yok Akşamın
Annesine Dargın
Antik Acılar
Antik Kent
Apartmanlarda Yaşayan Çocukların Gözlemleri
Aphrodite’ye Yakarış
Ara Sıra
Aradığım Kadın
Araf
Arasam
Ardıç Kuşu ve Sevda
Arizona Rüyası
Arkabahçe Rüyası..
Arkadaş
arkadaş bir insan bu kadar mı kimsesiz olur
Arkadaş Dökümü
Arkadaş Kalalım
Arkadaşım Badem Ağacı
Artık Bana Kızma
artık denizde benim öptüğüm bir balık dolaşıyor
Artık Gezmeyeceğiz Başıboş
Artık Git
artık kalbim yok
Artık Kullanamam Seni
Arz-ı Hal
Asla Uğraşma Aşkını Anlatmaya
Aslı’nı inkar etmek istiyorum Kerem!
Aslında seni çok özledim
Astar
Asya İçin Henüz Vakit Var
Aşığa Bağdat Sorulur
Aşık Değilsen Eğer, Bırak Kapını Çalsın Aşk
Aşık Garip Coğrafyası
Aşık Olan
Aşıkane
Aşıklar Sözlüğü
ÂŞIKLARIN ÖLÜMÜ
Aşınmış Eşya Deposu
Aşırı Belki
Aşırı Hız ve Dikkatsizlik..
Aşk
Aşk
Aşk
Aşk
Aşk
Aşk
Aşk
Aşk
Aşk Adamı
Aşk ateşi
Aşk Ayrılıktır Biraz Da
Aşk Batımı
Aşk bazen
Aşk beklemektir
Aşk Bitti
Aşk Bitti-Ezginin Günlüğü
Aşk Bize Küstü
Aşk Fesleğen Kokar
Aşk Gelmiş Cihana
Aşk İçin Büyü
Aşk İçin Gece
Aşk İki Kişiliktir
Aşk İklimi
Aşk insanın yakasını bırakmaz
Aşk kapıyı çaldığında
Aşk kitabı
Aşk Kocaman Bir Kent
Aşk Masalı
Aşk Mektubu
Aşk Onarır
Aşk Resmi Geçidi
Aşk Risalesi
Aşk Sarkacı
Aşk Savaşı
Aşk Şiir
Aşk Şiiri
Aşk Türküsü
Aşk Üstüne Aşk
Aşk ve Akşam
Aşk ve Aşık
Aşk ve Benlik
Aşk ve Katil
Aşk Ve Kuyrukluyıldız
Aşk Yorgunu
Aşk Zamanları
Aşk, Aralık’ta Bile Gül Açmaktır!
Aşk, biçimsizdir
Aşk, eşikte tutar insanı. Ayrılamazsın, yerleşemez…
Aşka Çağrı
Aşka Dair
Aşka Övgü
Aşka Reddiye
Aşka Sevdalanma
Aşka Takoz
Aşkı Bulurum
Aşk-ı Lal
Aşkımızı ele vereceksin
Aşkımla Boğazda kahvaltı keyfi :))
Aşkın Bilançosu
Aşkın Hayatı
Aşkın Paradoksları
Aşkın Serinliğinde Boğ Beni
Aşkın Sıcak Olabileceği İhtimali
Aşklama
Aşklar Şiirle Kanar
aşksız geçen günleri düşmeli ömürlerden
aşktır
Ateş
Ateşböcekleri
Ateşte Unutulmuş Ferman
Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak…
Atsız Karıncada Ölümü Aşkın
Attila Jozsef’i Okurken
Auschwitz’den Sonra
Avare İlhamlar
Avcı dişi bir karaca gördü ormanda,
Avcı yabanarısı
Avlu
Ay Sarhoşu
Ay Tutulması
Ay Valsi
Ayaküstü Yaşanmış Ölümsüz Aşk Hikayeleri
Ayça
Ayda’ya Dört Şarkı
Aydınlık
ayışığında yalnız başına içmek
Aykırı Yaşamak
Ayna
Ayna
Ayna İçindeki Kuş
Aynalar Ve Zaman
Aynı Evde İki Yalnız
Aynı Lambalar
Aynı Yalınlıkla Ölmek İsterim
Aynı Yıldız
Ayrığın Yüreği
Ayrığın Yüreği
Ayrılanlar
Ayrılar Gemisi
Ayrılık
Ayrılık
Ayrılık
Ayrılık Ayracı
Ayrılık Günü
Ayrılık hüzne yakın, unutmak kasvete
Ayrılık Kavşağı
Ayrılık Provaları
Ayrılık Sevdaya Dahil
Ayrılık Şiiri
Ayrılıklardan
Ayrılıkta hastalık gibi yaşanır.
Ayrılıkta Söylenmiş Bir Yaz Türküsü
Ayrılmak
Azad..
Azap
azize “ yerlilerin şarkısı”
BA‘ğlaç
Baba Beni İşitiyor musun?
Baba Gitme
Baba, Anneme İyi Bak!…
Baba, yüreğim yangın yeri
Baba-Kız Diyalogları (Ekşisözlük)
Baba-Kız Diyalogları (Ekşisözlük)
Baba-Kız Diyalogları (Ekşisözlük)
Babam Öldü
Babama Özlem
Babamın yüzü gözümün önüne geliyor
Babamız bir gün gerçekten ölür
Babası Ölünce Şairin
Bağlı mısın, Bağımlı mı?
Bahar Hanım
Bahar Hastalığı
BAHARDA GÜZ ŞARKISI
Bahçeye Acıyorum
Bahçeye Hayalden Girilir
Bahçıvanın Türküsü
Bahis
Bak Fena Olur
Bakışını İçimde Saklıyorum
Bakmak Aşktır
Baktım Ağladım
Balçığın Bileşimi
Balık Ağzı
Balıkçılar
Balkon
Balkon
Bana Baktın Gözlerinle
bana bir mektup yaz Min’el
Bana biraz hüzün ver usta, sek olsun!
Bana Fazla Bana Az
Bana ne
Bana Olanlar
Bana şiir gönder
Bana Yalan Söylediler Issız Adam
Banko
Baran
Barbarları Beklerken
Barış Manço – Gülme Ha Gülme
Basit Yaşayacaksın
Başkalarının Acısına Bakmak
BAŞKALARININ TOPRAĞINA KÖK SALAN AĞACA, DALLARINA …
Başkasının Kuğusu
başkaya acele iki bilet
Başlangıcın Çağrısı
Başyapıt, Padre
Batalı kana ohun dîde-i giryân içre
Bazen birşey görünür gibi oluyor
Bazen insan öyle bir özlenir ki
Bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade
Bazı Gecelerin
Bazı İnsanlar
Bazı kapılardan bir kez çıkınca, bir daha girilmez…
Bazı Şeyler
Bazı Yaralılara
Bedeli Ömür Olan
Bedelli İyilik
Bekle Beni
Bekle Dedi
Beklemek..
Beklenen
Beklenen
Bekleyen
Bekleyen Kadının Günü
Bekleyenler İçin
B’ekliyorum gün-be-gün..
Belki Bir Gün
Belki Yine Gelirim
belli bir yaşa gelenlere
Bembeyaz Düş
Ben Başkasının Defteri Olsaydım
ben denize hâlâ inaniyorum
Ben Doğmadan Önce
Ben Dostlarımı Ruhumla Severim
Ben hayatta en çok seni sevdim
Ben kafiye düşünüyorum…
Ben kapını çaldığımda
Ben Karnında Annemin
Ben ne zaman
Ben Ölecek Adam Değilim
Ben Ölmedim Diyorum
Ben Ruhi Bey Nasılım
Ben rüyâların dokumacısıyım
Ben Sana Mecburum
Ben Sana Teşekkür Ederim
Ben Senden Ölürdüm
Ben Senin Yüzünden Ölüyorum
Ben Sensizliği Yalnızlık Sanmıştım
Ben Sizde Hiç Kimseyim
Ben Şiir Yazmazsam
ben şimdi gelmiyorum ya
Ben Tanığım Yok Senin Üstüne Bir Kadın
Ben Tıpatıp Sana Benzerim
Ben umardım ki seni yâr-ı vefâ-dâr olasın
Ben Yokum
Ben Yokum
Ben Yokum, Beni Karıştırmayın
Bende İnsandım Azize
Bende Kalanlar
Bende Mecnûn’dan Füzûn
Bende Öyle
Benden Sonra Mutluluk
Beni Anlamayışına
Beni artık sevmeyin
Beni Aşka Terkettiğin İçin Seviyorum Seni
Beni bir gün unutacaksan
beni bu gece çocuk say Allahım!
Beni Bu Yeryüzünde
Beni Candan Usandırdı
beni görünce yanmıyordu baba, görmezden geliyordu
Beni Güzel Hatırla
Beni kucakla izmir
Beni mi Seviyorsun?
Beni Öp Sonra Doğur Beni
Beni Sade Sen Sevdin
Beni Sevmek Zorunda Değilsin
Beni tam buramdan sev
Beni Tarihle Yargıla
Beni Yanlışsız Sakla
Benim Babam
Benim Başka Kimim Var ki?
Benim En Küçük Hakkım
Beraberlik
Beş Kuruşa Aşk Şarkıları
beş vakit / sabah
Beş Vakit Namaz Eşliğinde Yaşam
Beşikteki Kedi
Beşinci Mektup
Beyaz Bir Gemidir Ölüm
Beyaz Ölüm Kuşları
Beyaz Savunma
Beyaz tavus kuşu
Beyitler
Beyler Bağışlar
Bıçak
Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila
Bıktım Böyle
Bıldırcın
Bırak Konuşmak İhanetim Olsun
Bıraktığın Yerden Allahu Ekber
Bi Sen Eksiktin Ayışığı
Bilardo Topları
Bileceklerin
Bileklerimde Şiir
Bilinçaltı
Bilinmeyen
Bilir Misin Bunu Da?
Bilirim En Acımaz…
Biliyor musun
Biliyorum
Biliyorum Çok Geç Oldu
Biliyorum Sana Giden Yollar Kapalı
bilmez miyim hiç
Bilmiyorum
Bilmiyorum Nerdeyim
Bilmiyorum, Yaşamakta mısın Öldün mü?
Bin Yıl Daha Ülkesiz
Binbir Gece Acıları
BİR 7.65 ‘LİĞİM BİLE YOK
Bir Adın Kalmalı
Bir Ağaç Olsaydım
Bir Anda
Bir Anne Atlamış Fırat’tan
Bir Aşka Vuran Güneş
Bir Aşkın Başlaması
Bir Aşktan Sonra Şehir Mahzunluğu
Bir Ayrılış Hikayesi
Bir Baba İçin
bir barbar kendin tartar bir barbar aşağlarda
Bir Başka Bahar
Bir Bayram Yemeğinde
Bir ben biliyorum
Bir Beyaz Sayfada Sana Bakmak
Bir Çiçek
Bir Çocuğa Layık Olmak
Bir Çocuğun Ölümü Üzerine
Bir daha bana benzeme angel
Bir Daha Söyle
Bir Damla Deniz
Bir De Beni Ekleyin
Bir Dedem Vardı Vefalı, Şimdi Hindistan
Bir Delinin Mal Beyanı
bir dost dünyanın dibinde de olsa seni düştüğün ku…
Bir Dönüş Yolculuğu
Bir Düşün İçinde Bir Düş
Bir Eflatun Aşk
Bir Eflatun Menekşe
Bir Eflatun Ölüm
Bir El
Bir El Son Bir Kez Uzanırsa
Bir fincan huzur…
Bir Fotoğrafa
Bir Fotoğrafa Biraz Felsefe Katmak
Bir genç kızın hikayem paramparça’dan altını çizdi…
Bir Göl Nasıl Uyandırılır
bir gönlün içine dalar gibi
Bir gül bahçesine gömün beni öldügüm zaman
Bir Gülümseme
Bir Gün Bir Yerde
Bir Gün Sabah Sabah
Bir Gün Severken
Bir Günün Dökümü
Bir Günün Sonunda Arzu
Bir Hırçın Yürek İçin
bir huylanışın öyküsü
Bir Irmak Kıyısında
Bir Işık Görsem Uzaklarda
Bir İlişki Nasıl Olmalıdır Birinci Manifesto
Bir İmkan Olarak Yalnızlık
Bir insanı tanımak diye bir şey yokmuş
Bir İnsanın Asılırken Tekmelediği Boşluk
Bir İntiharın Önsözleri
Bir İş Arkadaşının Daha Denyo
Bir Kaç Deli Güvercin
Bir kaçağım ben
Bir kadeh rakı
Bir kadın tanımak
Bir Kadını Ağlatmak
Bir Kadını Astım
Bir Kadını Beklemek
Bir Kapı Açıp Gitsem
Bir Karşılaşma Düşünün
Bir Kayığa Biner Geceleri
Bir Kayısı Ağacı
Bir Kedi Sahibini Yitirirse
Bir Kırık Ezgi
Bir Kıyı Kahvesinde Uyandık
bir kız
Bir Kız Bana Emmi Dedi
Bir Kipriğin Bile Değmedi Tenime
Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin
Bir masala inanmak istemiştim
Bir Mektup
Bir Neden Bulur Kalp Üzer İnsanı
Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm
Bir Nisan
Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya
Bir Oda Bir Saat Sesi
Bir Ölümden Kalanlar
Bir Pınara
Bir resim olarak
Bir rüya mıydı
Bir Saat beklemek Çok Uzun İş
Bir Sabah Sevgiyle Uyandır Beni
Bir safa bahşedelim
Bir Sırrım Yok
Bir Sırrım Yok
Bir Sokağı Yürümek
Bir Soru
Bir Su Yılı Denebilirdi
Bir Süre Sonra
bir şair bisikletle
Bir Şehre Gidememek
bir şehre üç med cezir iki yalan ve bir araf..
Bir Şey Anlatayım
Bir Şey Söyle
Bir Şey Var Aramızda
Bir Şeyle Mukayyetiz Serbest Değiliz Efendim
Bir Şiir Defteri İçin
Bir Şiire Krallığım
Bir tek seni götürüyorum
Bir tek varlık, binlerce terk edişi karşılamaya ye…
Bir Tereddüdün Şiiri
BİR VARDI /BİR GİTMİŞ
Bir Veda Havası
Bir Yalın Bir Uzak
Bir Yalnızlık İkindisi
Bir Yanlış Dört Hüzün
Bir Yaz Gülü Gibidir Hayatım
bir yılın en soğuk akşamında aşk övgüsü
Bir Yılın Son Günleri
Bir Yolculuktan
Bir Zamanlar Ve Şimdi
bira ve kahve
Biraz Bahar Gerekiyor Allahım
Biraz da
Birazdan Gün Doğacak
birazdan kıyamet başlayacak ; başlasın!
Birazdan ölürüz Esmeralda
Birbirine Karışsın Diye Saçlarımız
Birden
Birgün
BİRKAÇ KUŞ
bisikletin yanında koşan çocuk
Biten Bir Şarkıya
Biten Yaza Şarkı
Biz kaybettik, aşk da kazanmadı
Biz Sizinle Ne Kadar Güzeldik
Biz ve Sevilmek / Ahmet Altan
bizden başkası bilmeyecek bizi…
Bizden Sonra
Bizi Karşıya Geçir
Bizim Şarkımız
Bizimkiler
BLUES ŞİİRİ
Bob Marley – Is This Love
Bodrum Katı
bonsai
Boş ver be yaşı başı
Boşluklu Yaşamak
Boşuna
Boşuna Tutku
Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize.
Boşversene Sen Niye Beklemeli
Boynumda Kendi Ellerim…
Bozulan Bahçe ve Beyaz Karga 2
Bölge
Bölünen Kadınlar Şiiri
Bölünmeler
Bölünmeyen Bir Sessizlik İçinde
Böyle Başlar Sevişmek
bu ara
Bu Aşk Şiiri ‘Sana’
Bu Aşk Şiri ‘Sana’
Bu Aşk, Bu Şehir, Bu Keder
Bu ayrılığın beni hiç sarsmadığı söylenemez
Bu Çıkmazda
Bu da Öyle Bir Aşk
Bu Gece
Bu Gece
Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim
Bu Gemi Ne Zamandır Burada
Bu Kadar
Bu Kızdan Bi Tane de Bende Var
Bu Mektup Sende Dursun
Bu ne biçim sonbahar
Bu Sevgidir
bu son mezar kalbimde hicranla kazılan …
Bu Son Şarkı
Bu Vakitsiz Giden Yaz
Buda’nın Yanan Ev Kıssası
Bugün Aşk Benim
Bugün Değil
Buğulu sözlere övgü
Bulandırma da su durulsun
Bulantı mı Ölüm müdür Bu Yaklaşan?
Bulmak
Buluşamadılar
Buluşma
Buluşmada
Buluşmak Üzere
Bulut
Bulut Günleridir
Bunaltı
Burada daha ne kadar öleceğim
Burç
Burdayım Sözümde
Buruk Bir Faşing Şarkısı
Buz Gibi
Buz ve Ateş
buzlar nasıl erirse
Bülbül
Bürde
Büyük Gözlü Çocuk
Büyük İlân
Büyük Kurban
Büyümüş bir kız çocuğu
Büyüteçle Kağıt Yakan Çocuklar
Cam ile Taş
Cam Odada Akşam
Cam Seslerinden Bir Anı
Camdan
Can Havli
Canan’a
Canımı yaktığın kadar büyüdüm
Canın Acımadı Ya
canlar
Canlı Doğada Aşk Anıları
Canlı Hava
Caz Çiçeği
Cehennemde Bir Mevsim
Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkas…
Cellat ve Ağlayan Yüz
Cem Gibi
Cemal Süreya
Cemali – Şimdi Uzaklardasın
Cemil Meriç’ten Lamia Hanım’a Mektuplar
Cemre
Cennetin Sonu
Ceviz Mevsimi
Ceylanların Aşk Türküsü
Chuang Tzu’nun Peşinden
Cin Masalı
Cinayet Kışı
Cinnet Modern
Coole’un Yaban Kuğuları
Çağdaş Kültür
Çağımızda Her Aşk
Çağır Beni
Çakıl
Çakıl Taşları
Çalma Neyzen
Çam Kozalağı
Çamur Etkinliği
Çaya Methiye
Çekilme
Çekme Düşüncelerini Benden
Çekmece
Çelişki
çelişkili kötü şiiridir
Çember
çeşitlemeli korku
Çevirmen
Çıdam
Çığlık
Çıkrıkçılar Yokuşu
Çılgın Hüzünlü
Çıplak
Çırağın Şarkısı
Çırpınıp içinde döndüğüm deniz
Çiçeğe Durur Gibi Uyanışım
Çiçeğimde Gizliyorum Kendimi
Çiçeğin açması da bir tür şiir belki. Bilmiyorum…..
Çiçek Sapını Kalbine Soktu
Çiçekle Konuşma
Çiçekler / Ağaçlar / İnsanlar
Çiçekler kurumuş
Çiçekler Üşümesin
Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım!
Çiçeksiz Koku
Çiğ tanesi
Çim Devrimi
Çocuk Rubaisi
Çocuk Ve Hüzün
Çocuk ve Zaman
Çocukların Ağıdı
Çocukların uçurtmalarına benziyorsun
Çocukluğumuz
Çok Ender
Çok Menekşe
Çok Sevmişti
Çok sevmiştim ben sizi
Çok Şey Var Ki Geride Kaldı
Çok Uzun Bir Gündü Aşka Dönüyordum
Çok Zor
Çöl Issızda Gül Kokusu
Çöl Terzisi
Çölde Gizli Bezginler
Çöller
Çözemediğim
Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü
Çukurbostan Kaplumbağaları
Çünkü Ben Bir Gülüm
Çünkü Biz En Çok Aşkı Sustuk
Çünkü limanlar
Dağ Kadını
Dağ Öğretisi
Dağılan Gül
Dağlara Çıkmak
Dağlarca’dan Öğrendiğim Bir Şey Var
Daha çok sevdikçe
Daha İyi Bir Dünya Bilmiyorum
Dar Alanda Kısa Paslaşmalar
Dar Dünya
Dar Kapı
Daralan Vakitler
Dargın
Dâüssıla
Davet
De ki işte
Dedikodu
Defter
Değil mi?
Değirmen
Değiş Tokuş
Deli Kızın Türküsü
Delikanlıya İkinci Türkü
Delilirikler
Dengeleme
Deniz Feneri
Deniz Kızı İçin Şiirler
Deniz Meltemi
Deniz Meltemi
Deniz Suyu Balladı
Deniz Türküsü
denizin eli
Denizler geçiyor içimden
Deplasmanda Plasebo
Derdimi ummâna döktüm
Derimin Altında
Derin Göç
Derin Uyku
Ders
Ders alınmıştı aşk konusunda
Desem ki
Destansı Öykü’den
Destek
Dış Kapının Mandalı
Dışına Akmak Bir Ülkenin
Diclenin Sesi
Diken
Dikkat, Okul Var!
Dil Budur Artık
Dilek-Şart
Dilenci
Dilenci
Dilimde ay tutuldu…/…dilsizim
dilsiz insan suyu çekilmiş kuyudur
Dîn ü millet sorarısan ‘âşıklara dîn ne hâcet
Dingilizce Gibiyim, Anlıyorum ama Konuşamıyorum
Dinle Azize
Dinleyin
Direnç Doğuran Bir Kadına
Diriliş Saati
Dirimin Yüklemi
Dişlerimiz Arasındaki Ceset
Divan-ı Kebir
Divina Irmağı
Diyalektik Mutsuzluklar
Diyarbekir Kalesinden Notlar
Dize Antolojisi
Dizeler
Dizeleriyle beni süsleyen bütün şairlere
Dizeye Düşen
doğruluğundan emin olmadığınız konuda fikir yürütm…
Donmuş Dallarda Çiçek
Donuk Aşk
Dost bî-pervâ felek bî-rahm ü devran bî-sükûn
Dostlar Beni Hatırlasın
Dostlara
Dostları Olmalı İnsanın
Dostluk Üzerine
Dotmam
Dönemeç
Dönme Dolap
Dönüyor Mevsim
dört aşk şarkısı
Dua
Dudak Gazeli
Dudak payı
Duino Ağıtları
Dumurlar
Duracaksın
Durgun yıllarda gelmiş olanlar dünyaya
durulacağımı umuyordum
Duy Feryad Etmede Her An Bu Ney
Duygu Yaraları’ndan
Duygusal Söyleşi
Duyum
Duyumsadığım Her Şeye
Düello
Düello ve Ölüm
Dün Bir Kadın Ağladı
Dün Gece O Sokaktan Geçtim
Dünyanın Bütün Çiçekleri
Dünyanın En Kısa, En Hüzünlü Aşk Hikayesi
Dünyanın Hali
Dünyanın ilk aşk şiiri
Dünyayı Taşıyor Omuzların
Düş
Düş Gibi
Düş Oyunu
Düş ve Şiir
Düş(me) ler../..aşk bitti
Düşerim
Düşler
Düşler Bir Ses Bulur Bende
Düşlerde Fener Olmak
Düşlerimin ‘’Bozkır tenli’’ adamına
Düşsel Sorgu
Düştanbul
Düştüğümde İnmiyorsam Kalbimi
Düşü Ne Biliyorum
Düşümde
Düşümde
Düşünce
Düşünceler
Düz Bir Aşk Şiiri
ebruli ve sen gittin
Ebuzer
ecce emor!
edi ile büdü
Edinburg Şarkısı
Edith Piaf – Non, Je ne regrette rien
Eflatun Görüntüler
efsaneler ve miroloyiler
Eğer Beni Unutmak İstiyorsan
Eğer Bir Gün
eğer bir gün susarsam
Eğer Üşürse…
Ekmek Arası Patates
eksimeyen-
El Die Cover
Elden Geldiğince
Elem ile Doktor
Elifbamdan Arta Kalan
Eller bakar geçer kayıtsız
Ellere Gazel
Ellerimde Bir Demet Karanfil
Ellerimizin büyük boşluğu
Ellerin Değince Denizlerime
Elsa Seni Seviyorum
Elsaya şiirler
Elveda
Elveda
Elveda
Elveda Amerika!
Elveda Diyemedik
Elveda! Boşa Gitmeyecek Dualarım
en ağır yük yalnızlığım
En Çok Ona Sarılmışım Hayatta
En çok, gözlerinden korkuyorum senin..
Endişe
Ene’l Aşk
Enkaz Kaldırma Çalışmaları
Envanter
Erkeğin Aradığı Kadın
Erkek Aşk Kadın
Erkek Şairler Kurtarmak Deyince
Erken sonbahar ve Seyhan Erözçelik
Esaretin Bedeli
Esenlik Bildirisi
Esinleyen Neydi
Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şeytanın Adıyla
Eski
Eski
Eski avluda
ESKİ BİR
Eski Bir Dosta
ESKİ GÜNLERDİ
Eski Nine
Eski Ormanlara Mektup
Eskiden
eskil bir aşk öyküsü
Eskimeyen Yüreğim
Eskisi Kadar Özlemiyorum Seni
Estetik Monodram
Eşik
Etsujin’e Çağrı
Ev Türküsü
Ev: Yalnızlık Senfonisi
Evrenin Kalbi
Evsiz Bir Sokak
Evvel Zamandı
Ey acemi dudaklı yar
Ey Adına Narin Dediğim!
Ey Deniz!
ey esir kuş
Ey Hayat
Ey Hayat Kucakla Beni…
Ey muhatap!
Ey Sevgili Yar!
Ey sevgili…
Ey, Güzel Koku!
Eylül
Eylül
Eylül Sabahı
Eylül’dü.
Ezbere Bir Türkiye Haritası
Ezel kâtipleri uşşâk bahtın kare yazmışlar
Ezinç coşkular../..kül tutuştu
Faili Malum Şiirler
Faktöriyel
Fantiri Fitton
Fanus
fatura
Faydalı Bilgiler
Feci
Federico Garcia Lorca İçin Ode
Felaketlere Gülecek Kadar
Felek
Fenafillah
Fesleğen
Fikret Kızılok- Köroğlu Dağları
Fikret Kizilok A LEYLI LEYLI
Fikr-i Sabit
Final
Fincanı Okuyan Kadın
Firarperest
Fiyakası Nedir Hayatın
Flaş
Folie à Deux’un Müslüman Oluşu
Fotograf
Fotoğraf
Fotoğraf
fotoğrafımdaki mühür
Frida Kahlo: Aşk ve Acı
Fugue VII
Fulyaların mevsimi geldi geçiyor
Füg Çiçekleri
Galata Kulesi
Garip Kişi
Garip Kuşun Yuvası
Gazaba Uğramış Şiirler
Gazel
Gece
Gece Bitti
Gece Düşleri
Gece gibi iniyor gözlerime yalnızlık
Gece Nöbeti
gece şarkısı
Gece Şiiri
Gece ve Kadın
Geceboyu Seni Anımsadım
Gecenin İplerini Çektim
Gecenin Sesi
Gece-nin- Yüzü
Geceye Şarkı
Geceyi Kaldır Omuzlarımdan
Geç geldin ey Musa
Geçen Zaman
Geçimsizlik
Geçmiş Ola
Geçmiş Yaz
Geçmiş Zaman Olur ki
Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman
Gel
gel ve gözlerimden öp
Gel Zoya
geldi geçti ömrüm benim
Geldim
Gelecek Günlerdir Beni Yoran
Gelincik
Gelincikler
Gelinlik Kızın Ölümü
Gelme Sakın Perişan Olacağım
Gelmeden Evvel, Geldin, Birlikte
gelmeyin,burası derin!
Genç Kızın Yakınışı
Genç Sevgiliye
Genel Aşk
Genelev Mektupları
Gercekten diyaloglar
Gerçek hadis imiş bu ki hûbun vefâsı yok
Gerçekte Yürek
Gerçekten Sevmek
Gereğinden Fazla Satırla Şiir
Geri Çekiliyoruz
Geri Vites
Geride Kalanlara Mektup
Geriye Dönmeyecek
Gezginin Üç Tılsımı
Gezi Adası
Gılgameş Destanı
Gırnataya On İki Kandil
Giden Gelmez
Gidenler arkalarında sadece kokusunu bırakmazlar
Giderken
Giderken İçimden Geçeceksin
Giderken Konuşmalar II
Giderken Söylenmiştir
Gidersen Yıkılır Bu Kent
Gidiş
Gidiş
Gidiş ve Ayrılık
Gidişin Kadar Korkaktın
Gidişini Anlatıyorum
Gidişlerin Güneşi Olmaz
Gidiyim Ben
gidiyorsun
Gidiyorum. Beni Affetme
Gidiyorum/kendime
Gidiyoruz, Tozlanmış Yüreklerimizle
Git
Git
Gitme Cesareti
Gitme demiyorum, hobi olarak gene git
Gitme Kal
Gitme karanfil../..inadına yaşıyor aşk ve ölüm
Gitmek
Gitmek
Gitmek biraz ölmektir
Gitmenin Manifestosu
gittiğin her yer yalnızlığımdır
Gittin
Gittin Amma ki
Gittin İçimde Kaldı Ayrılık
Gittin ve kent üzerime yağdı
Gittin Ya
Giyotinsiz Karanfillere Ağıt
Giz
Giz Ses
Gizledikçe Aşk
Gizli Cam Parçaları
Gizli İlişki
Gizli Oda
Gizli Sevda
Gizli Şeyler
Gizlice Sevgilim
Gomei
Göçebe
Göçebe
Göçmen çiçek
Göçmen Kuşlar
Göçmen Kuşlar
göğe bakma durağı
Gökliman
Göksefası
Gökten Şiir Dökülür
Gökyüzü Matkapçısı
Gökyüzü Saatleri
Gökyüzü ve Şiir
Gökyüzü, Uçurtmasıdır Tanrının
Gökyüzünü Çevir Bana
Göl
Gölgeler
Gölgesi İçine Düşen Göl
Gömüt Üzerine Bir Avuç Toprak
Gönlü Güvercinli Kadın
Gönlü Kırık Harami
Gönlümün Zâviyesinden
Gönül Çalamazsan
Gönül Dağı
Gönül Mezarlığı
Görmüşüz
Görü
Görünmeyen
görünür olma isteği
Gözdeki
Gözlerim Gözlerinde
Gözlerimi kim kapayacak?
Gözlerinden Kayan Binbir Yıldız Masalları
Gözlerinin mavi limanında
Gözleriniz
Gözlüklü Şiir
gözyaşından bir döşek
Gözyaşını Gördüm
Green
gri siyanür
Guvercin
Güdümlü Papatya
Gül
Gül Alışverişi
Gül Artık
Gül Kokuyorsun
Gül Nar
Gül Şiir
Gülce
güle ve aşka veda
Gülerken Yüzün
Güllere Harcadım Bütün Paramı
güllere yakın durdum
Gülmeleri
Gülücük
gülümsemeni eksik etme yeter
Gün
Gün Ağarıyor..
Gün Batar Kuşlar Döner
Gün Doğumu Şiiri
gün kavuşsun
Gün Soldu
Günah
Günah Eskizinde Yaşama Davet
günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere
gündelik ayrıntılarda düşünüyorum seni..
Günden Güne Her Güne
Güneş Çaldı Kapımı
Güneş Çiçeği
Güneş Delisi
Güneş Saati
Güneş uykuya yatmış bu akşam bulutlarda
Güneş Yıldız
Güneşe Kulum Ben
Güneşin Altında Ölmek
Güneşin ışığı
Güneşin olsun gönlünde
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Güneşin Serinliği Altında Söylenenlerden Berceste-…
Günler Bana Bir Hikaye Anlattı
Günler Perişan
Günlerin Bulanık Sularında
Günlük Şiirler
Güvercin
Güvercin Gerdanlığı
Güvercin Gerdanlığı
Güvercin Güzergâhı
Güvercin Telaşı
Güvercinler
Güvercinli Güvercinli
Güz Bahçesi
Güz Fotoğrafları
Güz Mevsimidir Bu
Güz Yorumcusu
Güz Yorumu
Güzel
Güzel Ayrılık
Güzel İkizler
Güzel ve Dokunaklı
Güzel, Ne Güzel Olmuşsun
Güzelleme
Güzellik
Güzellik Uykusu
Hadisene
Haiku Düeti
Haiku Gibi
Hain
Hak olur pir-i mungan, sohbet-i hemdem de geçer
Haki Zamanlar
Hakir
Hangi Ateşten
Hangi şiir kalpte gizlenir?
Hanımefendi
Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden
Hapisteler Ama
Harfler ve Kibrit
Harfzeden
Haritası Kayıp
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasta Gül
Haşr 14
Hatırlat da Haziran’ın sonlarında çocukluğumu yaka…
Hatırlatan
Havada
Hayal
Hayal Bekçisi
Hayâl Günlüğü’nden
Hayal Limanında Demirleyen Yelkeniyle
Hayale benziyor şimdi
Hayallerini
Hayat
Hayat
Hayat Bu mu
Hayat Güzel
hayat hepimizden geniş ölüm her ömürden uzun
Hayat üç buçuk ile dört arasındadır
Hayat, Kendi Seçtiğim
Hayat, teselli olmaktır
Hayata Cevap
Hayatım Sana Olan Aşkımdan Başka Bir Şey Değil
Hayatın Provası Olmaz
Hayatın Sessizliğinde
Hayatın Üç Mevsimi
Hayatta Ben En Çok Kendimi Sevdim
Haydi Abbas
Hayır Aşk Ölmez
Hayır böyle tutkuyla sevdiğim sen değilsin
Hayır duası
Hayır, Sanma Ki Acınmaya Değer Biriyim Ben
Hayyam’dan Dörtlükler
Hazan Şöleni
He Shot Me Down Bang Bang
Helallik Şiiri
Helen’e Yeni Sone
Hem Sıkıntı, Hem Hüzün
Hem Yaralı Hem Yakını Bir Yaralının
Henüz
Hep ‘Gelirim’ der
Hep sevecek mi beni?
hepsi bu
Her aşk ilk aşktır
Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin
her aşkın ardından ağlanır
Her Gün Şarkı Söylemek
Her Sevda…
Her Şeyi Birden İstemek
Her Şiirin Uyaksızı
Her Yerdesin Nerdesin
Her Zaman Böyle Olmayabilir (it may not always be …
Herhangibirine Çağrı
Herkes Biliyor
Herkes Gider
Herkes kaderine boyun eğmeli
Herkes ve Birkaç Kişi
Herkes ve Herşey İçin
Herkese Benden
Herkesin Acıları Var
Herkesin İki Meleği Vardır…
Herşey Ölür
Herşey: Oda Kırbaç Ayna’dan
Hey Joe!
Heyecan ve Fırtına
Heykel
Hırka Küs
Hızla Gelişecek Kalbimiz
Hiç
Hiç Acımadı ki…
Hiç Kimse Beni Beklemiyor
Hiç Kimseye Söylemedim
Hiç Sevmedim (Neslihan)
Hiçbir Pul Hiçbir Zarfa Yakışmıyor
Hiçliğin Türküsü
Hiçsizliğe
Hikaye
Hint Edebiyatından Dizeler
Hissi Kablel Vuku
Hoş Eser-Sin Ömrüme…
Hoşça bak zâtına
Hoşça Kal
Hoşçakal…
Hozan Dino- Oy Yare
Hurûfî
huş ağacı hakkında bilgi topluyorum VIII
Huzur
Huzur-ı Hilkatte
Huzursuz Şiir..
Hüsran Sokağı
Hüzn_ü Aşk
Hüznün Kuşları
Hüzün
Hüzün Geldi
Hüzün Jpg.
Hüzün Mevsimi
Hüzün Uçurumları
Hüzünce
Hüzünler Perim
Hüzünlü Gurbet
Hüzünlü Madrigal
hüzünlü piç
I Can’t Seem To Make You Mine – The Clientele
I Wanna Hold Your Hands
Içime Doğan Işık
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
Ihlamuru Beklerken
Irmağa Dökülürken…
Irmağın Kıyısında Hasbihal
Irmak Türküsü
Iskaladıklarımın Toplamı
Islık ve Uçurum
Istifa(de)
Işığı Kesen Duvarlar
Işığın Halleri
It’s Not Goodbye- Bu bir veda değil
İadesiz Taahhütsüz
İbrahim
İbrahim’in Kuşları
İç Nefes
İçelim
İçerikler 2
İçimde Sen
İçimde seni saklamaktan öyle yoruldum
İÇİMDEN ŞU ZALİM ŞÜPHEYİ KALDIR/YA SEN GEL YA BENİ…
İçime Damlayanlar
İçinden doğru sevdim seni
İçinden mi?
İçini İçime Döken Dil
İçli Görüşme
İdam
İdiller Gazeli
İğde ağaçları ve gerçek
İğde Kokusu
İhanetin Uğultusu
İhtiyaç
İihami Çiçek
İki Düş Arasında Beklenti
İki Gövde
İki Gözyaşı
iki gündür dolanıyorum sokakları kurumuş yapraklar…
İki Kalp
İKİ KERE GELMİŞ GEÇMİŞ OLA
İki Kişilik İlişki Yoktur
İkilem
İkinci Cemre
İkincinin Gecesi
İkinin Şiiri
İleride Bir Gün
İletişim
İlik
İlişmek
İlk Buz
İlk Gözyaşları
İlk Kan
ilk mektup
İlk Unutkanlık
İlkbahar
İlkyaz
İlle düşünce
İmge
İmge Dedim Adına
İmru’l Kays
İnce Aşk Devleti
İnce Elek
İncinme İncitenden
İnficar
İnfilak
İnsaf Kelimeleri
İnsan en az üç kişidir
İnsan temelde özgürdür.
İnsan Üstüne Sorular-Yanıtlar
İnsan Ve Deniz
İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir
İnsan, Tanrı’nın nimetlerini yiyip, Şeytan’ın sözü…
İnsana Giden Yollar
İnsanda Zehirler Kendini Akrep Gibi
İnsandan Bir Uçurum
İnsanın Bir Eşi Olmalı
İnsanlar
İnsanlar Arasında
insanlar gider şarkıları kalır
İnsanlardan Öte
İnsanların Yakınlığında Gizemli Bir Çizgi Var
İnsanlık Eğrisi
İntihar
İntihar Bir Yaşam Biçimidir Sevgilim
İntiharım Tartışılırken Hariçten Okuduğum Savunmam…
İntizar
İpine Küsen Mandal
İpte Unutulmuş Gömlek
İrisin Ölümü
İsimsiz
İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul Destanı
İstanbul Kışa Hazırlanıyor
İstanbul’u Dinliyorum
İş Olsun Diye
İt Dalaşı
İtalyanca Konuşsaydım Sever miydin Beni..
İtiraf
İtiraf
İtiraf
İtiraf
İy beni ‘ayıblayan gel beni ‘ışkdan kurtar
İyi Günler İlerde Anneanne
izmir..sen benim erkeğim gibisin
J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı
James Blunt – Goodbye My Lover
Jelardis
John Ashbery’ye
Jose
jospi
Kabuk
Kabuk Adam
Kabul
Kaç Kere
Kaç Kişiydik
Kaçak Yaşama Vergisi
Kaçırılan Fırsatlar
Kaçış Gazeli
Kadere yenik düşen zaaflar
Kadın
Kadın
Kadın
Kadın Erkeğin Geleceğidir
Kadın ve Nehir
Kadınlar
Kadınlar Çıkmazı
Kadınlar da Islık Çalar
Kadınlar Sonbahar
Kadınlara Dair
Kadınlara Masallar
kadınların en güzeli
Kafes ve Kış
Kafesin Dondurucu Soğuğu
Kağıt Gemi
Kağıt Gemi
kahvaltıdaki risk
Kaktüs
Kal İstersen
Kal ve Unut
Kalabalık
Kalabalık bu aralar gönül ülkem
Kalan Çocuklar
Kalan Günlerden Sonralar
Kalanlar
Kalanlar..
Kalanlara Selam Olsun
KALBİM GÜZEL EVİM
Kalbim Unutacağız Onu
Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi
Kalbime sığmaz oldun
Kalbimin Çıkmaz Sokağı
Kalbimin Derinlerinden
Kalbimin Kalbisin Sen
Kalbimin yetim kayığı
Kalbindir
Kalbine Gel!
Kalbine iyi bak sevgili sufi
Kalbini ferah tut
kalbinin zekâtı da unutmaktır
Kaldırım Çiçeği
Kaldırım Mühendisi
Kaleler
Kalıbını Secdeye, Kalbini Kıbleye Bırak
Kalkışma
Kalp Kapakçıkları
Kalp Yapraklı Çalı
Kalp Zamanı
Kameriyeli Mezar
Kan Kalesi
kan reçetesi
Kanama
kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK…
Kandırmak İstemem Kendi Kendimi
Kanla Kirlenmiş Evrak
Kapımızın Önünde Bir Salkım Söğüt
Kar
Kar
Kar Altında Hüzün Denemesi
Kar Sesi
Kar Taneleri
Kar Yağışı
Kar Yağıyor
Kara lâle
Kara sessiz gemiler geçiyor geceden
Kara Sevda
Kara Şarkı
Karagün Dostu
Karakamu
Karamela
Karanfil Sokağı
Karanlık
Karanlık Güvercinler Kasidesi
Karda Işıltılar
Karda İzler
KARDAN ADAM VE KARLAR ERİDİĞİNDE DONMUŞ BULUNACAK …
Karıma
Karısı için bir şiir yazdı ozan
Karşı Bahar
Karşı Pencere
Karşılığını Bulamamış Sorular İçin
karşılıklı istismar
Karşındakinin adam olup olmadığını, aşıkken değil …
Kartacalı Yıkıntı
Katran
Kavşak
Kavun Kabuğunda da Yeşerir Tohum
Kayayı Delen İncir
Kaybolmuş Bir Çocuğum Ben Adresim de Yok
Kaygısızca Uykuya Dalıyoruz Aşkın Kollarında
Kayıp ilânı vermek istiyorum evlâdım!
Kaza Süsü
kazadan beladan sakınır gibi
Keder Sana Yakışmıyor
kefâret
Kelebek
Kelebek
Kelimeler… Kelimeler…
Kemanın Dört Teli
Kendi Kalbinin Tanrısı
Kendiliğinden Kırıldı Kalemim
Kendime Gecikmiş Öğütler
Kendine Benim İçin Bir Gül Ver
Kendine Gaddar
Kendine Sürgün Kadın
Kendine yetişemeyenin sayıklamaları
Kendini Aramak
Kent
Kent Kırıkları
kerrat cetveli
Kesiksiz Övgü
Kesme nevanı içine salsalar da keder
Keşke
Keşke diyorum; Gitmeseydiniz..
Kılıcım, Çekicim, İnce Gül Dalım
Kılıç Artığı Poe-tik-ler
Kır Çiçekleri
Kırgın Arkana Bakma
Kırgınlık Şiiri
Kırık Bir Kemansa Yaşadığımız Hayat
Kırık Kibrit
Kırık Vazo
Kırıldığı Yerden Sız(l)ar İnsan
kırılma noktası
Kırın Tepesindeki Ağaca Övgü
Kırk Yaşın Eşiğinde Bir Şiir
Kırk yılda bir
kırkbinçiçek
Kırkı Çıkmamış Sevdamıza Şiir
Kırkikindi Yağmurları
Kırlangıç Yuvası
Kış Bahçesi
Kış Bitti
Kış Dayandı Kapıya, Kapının Kanadı Aralık
Kış Gecesi
Kış Güneşi
kış günlüğü
Kışbahar Hüzün
Kışın Bana Yaptıkları…
Kışın Vakti Dar Olur
Kıyıda
Kıyısız Bir Deniz
Kız Kardeşimin Türküsü
Kızım (Julia) İçin Kelimeler
Kızım Bekliyor Kapıda
Kim Bilir
Kim biriktirdi
Kim Olduğumu Henüz Bilmiyorsun
Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu
Kimbilir Kaç Kişi Sevdi Seni
Kimin Var ki
Kimlik Belgemi Kaybettim
Kimse Hatırlamıyor
kimseler, arkadaşlar, herkesler
Kimsesiz Akşam
Kimyevi Ayrılıklar
kin’ den sorumlu değilim
Kindar sabahı
Kiracıyım Bir Acıya
Kiraz Bahçesi
Kiraz Devşirmeye Gitmiştin Hani
Kişi sevdiğini hep sonradan mı anlar?
Kişisel Bir Sorun
Kitabe-i Sengi Mezar
Kitabevinde 1 liraya satmaya çalıştığımız kitaptan…
KİTAP, MENEKŞE, TIRNAK
Kitaplar Arasında Çiçekler
Kitaplar Kitabı’ndan
Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun
kokla şair
Koku Ve Ses
Kolay Değildi
Koma Azad – Muhtace Te Me
Komşular
Konuğum Ol
Konuş
Konuş benimle ne olur
Konuş Çocuğum
Konuş(ma)…
Konuşsam Sessizlik Sussam Ayrılık
Kopuşma
Kor Düşseydi
Korkak kadınlar şiiri
korkmayın unutuluyor
Korku
Koro Her Zaman Haklıdır
Koru Kendini
Kova burcu insanları
Köpük
Körebe
Kötüler Hep Kazanır
Kötülükte bulundun mu kork
Kriz Zamanında Naat
Kuğular mı Salmamıştı…
Kum
Kumsalda İki Çocuk
Kundak
Kurander
Kurbanda Asıl Gaye Allah’a Yakınlaşmaktır
Kurbati
Kurma Bebek
Kuş Bakışı
Kuş Ölümleri
Kuş ölür, sen uçuşu hatırla
Kuşbakışı
Kuşlarda Ölür
Kuşları Siktir Et
Kuşlarım Üşüyor
Kuytuda
Kuyu
Kuzeydeki Pencere
Kuzgun
Küçük İskender
Küfran
Kül ve Veda
Küller
Küpe Çiçeği
Küpe Destanı
Kürk Mantolu Madonna
Küs
Küs Nefes
Küskün
Küskün Yolcunun Türküsü
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh
La Tahzen
Labirent
Labirentim
Lali Berte’ye Mektuplar
Layya – bir
Layya – iki
Leon The Professional – Shape Of My Heart
Lepra
Leroteist
Leyla
Leylaklarını Anlatıyorum
LEYL-İ RUZEM
Lilâ
Lilith’in Çocukları
Liman
Lir Ve Orfe
Listana
Lokantadaki Kadın
Lokman Hekimin Sev Dediği
M
Mahallede Bomba Patlıyor
Mai Deniz
Makas
malatyalı abdo için bir konuşma
Manevi Mücadelemizden
Manolya
Marguez’den Yaşam İçin 13 İfade
Marienbad Ağıdı
Marifet
Marizibill
Marquez’in veda mektubu
Martılar Sokak Çocuklarıdır Denizin
Masa da Masaymış Ha
Masal
Masal
Maske
Masum Şiir
Masumiyet Defteri
Mathilda F
Matilde’ye Sone
matmazel bu akşam ölebilir miyim
Maveraünnehir Dökülmez!
Mavi Gözlü Dev
Mavi Gözyaşları
Mavi Maviydi Gökyüzü
Mavi Randevu
Mavilikler Ülkesi
Maydanoz
Meçhul Öğrenci Anıtı
Meftun
meğer yeniden kavuşmuşuz
Mektup Neresi
Mektupları Yakıyorum
Melahat’a
Melankoli
Memiş Emmi
Memleketimden İnsan Manzaraları
Mendilimde Kan Sesleri
Menekşe
Meneviş Rengi
merak
Merak Kediyi Öldürür
Merdiven
Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek
Merhaba…
Mesnevi okuyup sigara içen mütesettir kızlar beni …
Mes’ut Bir Tesadüf’e Altıncı Ve Son Mektup
Metruk Şiir
Mezar Taşına Dokunurken
Mezarlık
Mıknatıssız Pusula
Mırıldandığım Şeylersin
Mırıldanmalar
Mısraların İzdiham’ı
Midemdeki Asit!
Milena’ya Mektuplar
Milyon kere Ayten
Mini Mini Şiirler
Minnet
Mirabeau Köprüsü
Miras
Miriam’a Son Sözler
Misafir
modern aşk
Monarşi
Monna Rosa
Mor Külhani
Muhabbettir
Muhteşem Ayıplar
Mukavemetsiz Şiir..
Muleta
Mum Gibi
Muntazam
Mutlu Aşk Yok ki Dünyada
Mutlu Bir Hayat
Mutlu Sevgili
Mutluluk
mutluluk fotoğrafı – 1
Mutsuza kim bakacak?
Mutsuzluk Gülümseyerek
-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…
Münacaat
münacaat
Münzevi bir hayatın edebî çilekeşi
Münzevinin Aynaları
Münzevinin Aynaları
Müphem Şiir
Mürekkep Balığı Kemikleri
Mürit
Mürşidim Kocakarı
Müştakınım ey ecel kerem kıl
Mütereddit Şiir
Müteşabih
Naat
Nakd-i ömrün
Nakış
Nan Gibi
Nancy Sinatra Bang Bang
Nar Kalpler
Nargile
Nargile
Nasıl Anmazsın
Nasıl da Eskimiştir
Nasıl Doğuyorsa Çölde Palmiyeler
Ne
Ne Ben Benim, Ne Sen Sensin
Ne beyân-ı hâle cür’et ne figâna tâkatım var
ne çıkar ateşböceği sansalar bizi
Ne Çok İsteği Var Tatlı Yârin!
Ne İçindeyim Zamanın
Ne İstiyorsan O
Ne o beni kandırmıştı
ne tuhaf değil mi
Ne Yapsak
Ne Zaman Geldim Sana
Neden
Neden mi Sevdim Seni
Nedense
Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm
nerde bir sevda kelimesi
Nerdesin
Nerdeyse Eksiksiz
Nerede Bulabilsem Seni
Nereden Bileceksin
Nereye gidersek gidelim
Nereye Gidiyorum Böyle
Nereye Kadar Gençsiniz
Nesebim belki
neşe ve adalet
Neylerin Çağırdığı
Nezaket Kuralı
Nicomedia – Troya Hattı
Niçin Ağlıyorsun, Mutlu Değil Miyiz?
Nigar Hanım’dan Mısralar
Nilgün ölmüş
Nilgün’ün Göztaşı
Nilüfer
Nilüfer Vakti
nim sofyan – senden bana yar olmaz
Nirvana
Nisan Tezleri
Nokta
Noktürn
Non Dolet
Non Dolet-2
Nuh’a Gemi Resimleri
O Belde
O Geçilmemiş Yollardan Geçti
O gitti
O Günler
O Kara Kırlangıçlar Dönecek
O Sessiz Efsane
O şiir’i yaşarken…
Oda Numarası 5.0.5.
OF NOT BEING A JEW
Oğul
Olduğun gibi gel!
Olmak
Olmak ve Ölmek Arasına Atılan Ad’ım
Olric
Olvido
Olvido
Omuzumda
On Ayrılık Şiiri
on iki mısralık savunma
O’na
Onar Mısra
Onbinküsürüncükez
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi
Onu bağışlayın
Onun Çölünde
O’nun ilk aşkı olmayabilirsin
Opus 4
Orada
Orada Duran
Orda Kaldım
Orda ne haliniz varsa görün!
Orhan Veli’den Nahit Hanım’a
Ormanda Yürüyordum
Ormanların Gümbürtüsü
Otağ
Otobiyografi
Otuz Beş Yaş
Otuzbirinci Nesil
Otuzyedi Gün Kaç Gündür
Oxymoron
Oysa aşk, biz kadınlar için, hayatın kendisidir
Oza
Ödül
Ödünç Gece
öfkenin yerini hüzün
Öğle Uçurumları
Öğrendim Ki…
Öldüğüm gün
Öldüğümde Ellerin Olsun Ellerimde
Ölmeden Önce Bir Kez Olsun
Ölü Bir Deniz Yıldızı
Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını Görmeye Gitmek
Ölülerin Güneşiyim
Ölüm
Ölüm Bir Skandal
Ölüm Gelecek Ve Senin Gözlerine Bakacak
Ölüm Risalesi
Ölüm Ülkesinde Aşk
Ölüm ve Genç Kız
Ölüm Yıllar Önce
Ölüme Dair
Ölüme Dair Konuşmalar
Ölüme Saygı
Ölünün Kıyıları
Ölüye İlahi
Ömrüm Bana bağışla bu şiiri
Ömrün ah hali
Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları
Önce Göz Ölür
Önce Özetler
Önceleyin
Öndeyiş
Öptüm Seni
Örtü
Övgü
Öyle Bir Gitmek
Öyle Bir Hayat Yaşıyorum ki
Öyle Bir Yere Gittin ki Bu Sefer
Öyle Böyle Değil
Öyle çok beklerim ki sarhoş olur zaman…
Öyle Günler Gördüm ki
öyle sitemkar susma nolur
Öyle Yukarıdan Değil
Özeleştirili Şiir..
Özgürlüğe Doğru
Özgürlüğün, yaşamının farkına varman olacak.
Özledim Seni
Özlem
Özlem
Özlem
Özlem Şarkısı
Özleme Mekan
özlerim
Özü Geçici Olan Güzeldir Gerçekten
Palyaço
Panter
Papaz Efendi
Paranoya Kırlangıcım Paranoya
Parça Tesirli
Paris’ten Geçti Sonbahar
Parmak İle Boyanmış Bir Naat
Parmaklarında Kırık Harf İzleri
Pas Sarısı Kaos Söylentileri
Patricia Kaas – If you go away….
Pay
Paydos
Payıma Düşen
Pazartesi Gecesi
Penceredeyim
Pencerelerden seyret içlerine girme
Penceremde Buğu
Perdeler
Peri Masalı
periler ölürken özür diler
Perîşân-hâlün oldum sormadun hâl-i perîşânum (Mura…
Pervane
Piasora II
Pil
Piramit
pirinç
Pişmanlık şarkısı
Piyano Soloları
Pollyanna’ya Son Mektup
Prangalar
Qiblegeha Aşiqan
Quantum
Queen – ‘The Show Must Go On’
Rabbim, Nihayet Sana
Radio Tarifa Sin Palabras
Rahatı Kaçan Ağaç
Rakı ve Kadın
Raks etsin Leman
Reading Zindanı Baladı
Recim
Rengarenk Bir İstanbul Akşamıydı Yüzün
REQUIEM 10628
Requiem
Resim
Resim Dersi
Resulullahla Benim Aramdaki Farklar
Rica
Rilalizar`a mektup bile değil
Rindlerin Akşamı
Roboski Versus Noel
Ruh Huzuru
Ruhumun Oğlu
Rüknettin’in Kalbi İçin Kehanetler
Rüveyda
Rüya
Rüya İçinde Rüya
Rüyada Bir Düğün Gördüm
Rüyam Gördü Seni
rüyasında kelebek olduğunu gören Wang
Rüzgâr
Rüzgar Gülü
Rüzgârı Acıtan Doğu
Rüzgarını Özlüyorum
Saat Sekizi Geç Vurdu
Saatler Geyikler
Saatler Geyikler
Sabah
Sabah Erkenden
SABAH SÖYLENEN AŞK ŞARKISI
Sabah Yıldızı
Sabahın Bir Yerinde
Sabahları Ve Akşamları Okumak Için
Saçıma Dokunma
Saçların İsyan
Sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Sadece Hatırlıyorum
Sadece Renk
Sadece senin yüzün
Saf Sabır
Safirnâme
Sahibini Arayan Şiir
Sahilde Kafka
Sahne-i Ömrümden Nefs-i Emmareye Hitabım
Saim Bey’in Gazeli (II)
Sakın Geç Kalma Erken Gel
Saklanan Yalnızlık
Saklı Ceylan
Saklı Kalan
Saldırı
Samson Ve Dalila
Sana Aşık Olduğum Günler
Sana Bakmak
Sana Bakmanın Tarihi
Sana Bir Ara Aklımda Kalanları Anlatırım
sana bir güzel öleyim bana bir güzel ağla
Sana diyeceklerim çok birikti Allahım
San’a Gazel
Sana Geldim
Sana Geliyorum
Sana İlişkin
Sana Ne Yaptılar
Sana onları adayacağım
Sana seslenemeyişim
Sana Son Mektubum
Sana Yakın
Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair
Sanık
Sanılar
Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı
Sapı Kırık Çiçek
Sardunyanın Yazgısı
SARHOŞ GEMİ
Sarhoş Kiraz Çiçekleri
Sarı Lira Gibi Ömrümüz
Sarıl Bana
Sarmaşık Çiçeği
Satranç Dersleri
Savrulan Külleri Ömrümüzün
Sebeb-i Telif
Sebepsiz Hüzünler Sultanlığı
Seher vakti çaldım yârin kapısın
SeksenDört – Simdi Hayat
Selam Olsun Bahçeye
Selam Oza
Selda Bağcan Bundan Sonra
Semaver
Semiramis Pekkan – Sevgilim Der Misin?
Sen
Sen Aşk Şiirisin
Sen Ben misin Bilmiyorum
Sen Bilme Sevgili
Sen Daha Başından
Sen Durursun Ben Önünden Geçerim Bazen
Sen Elimden Tutunca
Sen Gideli
Sen gittin
Sen hiç ateş böceği gördün mü?
Sen Kuş Olur Gidersin Bir Trenle
sen masal söyle
Sen Sen Sen
Sen Söylemeden de Biliyorum
Sen şimdi git../..ama sonra..
Sen türkü yak ben mermi
Sen ve Ben
Sen Yokken
Sende Solmak
Sen’den payıma düşen
Senden Sonra
Sendin
Senfoni
Senfoni
Seni Andım Dün Gece
Seni Arıyorum
Seni Ben Nasıl Sevmem
Seni Bırakıyorum
Seni çok özleyeceğim gülüş. M. Çolak
seni çok özlüyorum, elan…
Seni Düşündüğüm Türkü?
seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul.
seni eksik seviyorsam tamamlarsın değil mi?
Seni Hep Sevdim
Seni Ne İhtiyarlattı?
Seni Öpsem
Seni Öylesine Düşledim ki
Seni Saklayacağım
Seni Sevdim
Seni Seviyorum
Seni Yaşamak
Senin Bir Ceylan Gibi O Mahsun Bakışını
senin de mazin var mı
Senin İçin
Senin mahzûnun olmak
Senin Yanında
Senle Ben
Sensiz Geçen Yaz
Serçe deli gibi uçuyor
Serçem yâre salâ’m söyle…
Serenad
Serenatlar
Sergey Yesenin’e
serin saat
Servistan
Ses
Ses (İm) Duvardan Düştü… /… Kaldırın
Sesin Rengi
Sesinde Ürperen Yağmurlar
Sesine Yaslandığım
Sessiz Gemi
Sessiz Kıyıda
Sessiz Sinema
Sessiz Şehir
Sessizliği Arıyorum
Sessizliğin Yorgun Yüzü
Sessizlik Yerine
Sestiniz Sesi Gördüm
Setubal Yalnızı
Sevda Şiirleri
Sevda Yaratan
Sevdadır
Sevdanın Son Kerem’i
Sevdiğimin Gömüsü Nergis Kokar
Sevdiğiniz Kaybolduğunda…
Sevecek
Sevemedik Müzeleri
Sevgi
Sevgi
Sevgi Burçları
Sevgi Durağı
Sevgi Duvarı
Sevgi ve Aşk- Ali Şeriati
sevgide ölçüyü kaçırmak
Sevgilerde
Sevgili Arkadaşım
Sevgili Dost
Sevgili Dost!
sevgili humeyni
Sevgili Kızım
Sevgili Yakınlığı
Sevgilim Ben Şimdi
Sevgilim Bir Kır Şiiri
Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Sevgilim, Sözcükler ve Sonsuzluk
sevgilimin battaniyesi
Sevgilisi Dahil
Sevi
Sevi Şiiri
Sevilen
Sevinç ve Hüzün
Sevişmeler Korkak Değil… /… Düşler Yaralı
Seviyordum Sizi
Seviyorum Suskunluğunu
Sevmek
sevmek de yorulur
Sevmek İnsanın En Büyük Acısıdır
Sevmenin tabakaları
Sevmeye Başlayınca Birini
Sevmiştim seni…
Seyidimin Şarkısı
Seyyah Oldum Şu Alemi Gezerim
Sezilmemiş Aşka Gazel
Shawshank Redemption OST – The Marriage of Figaro …
Sıcak Kan
Sıfır Kalibrede Ölüm
Sığınak
Sığınak
Sır Meseli
Sıradaki Ezan Sevip de Kavuşamayanlar İçin Gelsin
Sırası Gelince
Sızı
Sızımın Gizi; Ölü Ruhta Yara İzi
Sibernetik
Sihirli Değnek
Simge Kadınlar
Simge Kadınlar – Ben Bengisu, İlk Düşünüz
Simurg’un Peşinde
Sinéad O’Connor – Nothing Compares 2U
Sis
Sis Oldu Şarkılar
Siste
Sitare
Sitem
Siyah Gözlerine Beni de Götür
Siyah Martı
Siyahüzüm
Siz aşk’tan n’anlarsınız bayım..
Sizden Saklı
size nasıl anlatabilirim
sizi hiç sevmiş miydim?
Sizi Sevmekte Ölüyorum
Sizin Memlekette Eşek Yok mu?
Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım
Sokakta Giderken
Sol yanım çok acıyor anne
Soluk Soluğa
Son
Son Ağaç
Son Anda
Son Aşk
Son Aşk
Son Bir Kez
Son Buluşma
Son Bûse
Son Deyiş: Şair Kuşlara Veda Ediyor
Son Gürlük
Son İlkbahar
Son İstek
Son Karşılaşmanın Şarkısı
Son Kitabı Gelmiştir
Son Kuşlar
Son Mektup
Son Mektup
son satır
Son taşı günahı olmayan atsın Azize
Son Yaprak
Sona Kalsa
Sonbahar
Sonbahar
Sone
Soneler
Soneler
Sonlar Kuşağı
Sonludur Aşk da
Sonraki Sigaranın Yeri
Sonrasızlık
Sonsuz
Sonsuz Aşk
Sonsuz Şiir
Sonsuz Turne
Sonsuza Dek Sophia
Sonsuzluk
Sonuç
Sorma Bana
Sormuyorsun ama iyi değilim ben
Sorular Tıpadır Deliklere
Sorularla
Sosyal Medyada Reklam
Söylence
Söylenir
Söylenmemiş Bir Şeyler Kalsın
Söylesem Söyleyebilsem Ah Derdimi
Söyleyin Leyla’ya beni unutsun
söz tükenmiş, aşk sütliman
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam…
Sözcü
Sözcükler
Sözgelimi
Su
Su
Su
su birikintisi
su mercimekleri
Suçlu Şiirler
Suda Dalgın Halkalar
Suda Yiten Ayışığı
Sungu
SUNU
Surkontr
Sus Çıkmazı’nın Bekçisinden
Sus Yoksa Vururlar Bizi
susanların kulağı
Suskun
Suskunum Sana
SUSMA
Susma Durağında İnecek Var!..
Sustu
Suyu Dinleyen Çöl/ Sözün Yırtıldığı Yer Bölüm II
Suyun Ayak Sesi
Suyun Boğma Arzusu Kolların Sarmasını Geçti
Sükût İçindeyim
Süleyman
Sürgün
Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine -2
Sürgünlere Sürülmüş Bir Sürek
Sürgünün Yakınmaları
Sürü Sürü Kuşlar Ölüyor
sürüklenip giden tekne
sürükleniyorum
Süveydâ
Süzme çeşmin gelmesin müjgân müjgân üstüne
Şahdamar
Şairin Şapkası Konuşuyor
Şakayık
şakayık ki dağların lâlesi, seni bekler gizli gizl…
Şarkı
Şarklı Kadınlar Ve Ağıt
Şaşırtıcı Karşılaşma
Şaşkın
Şeddelere Dikkat Molla
Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine
Şehirlerdir Acıtan Kalbimi
Şehit
Şehrin Ölümü
şenliğin kalbine
Şeytanî Fısıldaşmalar ve Kulis Faaliyetleri
Şibumi
Şiddetli Geçimsizlik
Şiir Bitti
Şiir Çalışmaları
Şiir En Güzel Ülkedir
Şiir gibi yaşamak…
Şiir Okuyan Kızlar
Şiir Sanatı
Şiir Sanatı
Şiir Savaşlarım
Şiir Taşı
Şiir ve Ahmaklar
Şiir ve Sen
Şiir yaşadığına içerlemektir.
Şiir, ihtiyacı olanındır!
Şiirde Göçer
Şiire maruz kalan genç
Şiire Tutunmak
Şiiriçi Hatları Vapuru
Şiirim
Şiirin Üç Kuralı
Şiiriyet
Şiirlere Saklandım / Bul Beni
Şikayetler Gazeli
Şimdi Ben Ne Dersem Diyeyim
Şimdi bir dilek hakkım olsa
Şimdi Gel
Şimdi Gelsem ki
Şimdiden Bir Hatırasın
Şiraza’den Şiraze’ye
Şiraze
Şişedeki
Şu anda yine tek düşüncem o.
Şu kısacık ömrümü
Şubat
Tabirsiz Rüyalar Atlası
Tahrik
Taktik ve Strateji
Tam aklımdan geçiyordun ki
Tango
Tanıdım Seni
Tanrı Bana Uğramadı Bu Gece
Tanrım ! müsait bir yerde inebililir miyim artık ?…
Tanrım Beni Yavaşlat
Tanrının Antonıus’u Bırakmasıdır
Tarih Beni Çağırıyor Sevgilim
Tarih Bitti
Tartıda
Tasavvur
Taş Bir Sözcük Düştü Parçalandı
Taş Gazeli
Taş Parçaları
Taşa Sarılmış Şiir
Taşlanmaksızın Ayrılmak
Taşlı Yol
Taşra Günleri
Taşra Kızının Deliceleri
Tatlı Tuzlu Yaşamak
Tayfalar
Tecdid-i İzdivaç
Tehlikeli Belki
Tek
Tek Bir Yıldız Altında
Tek Hece Aşk
Tekfurun Kızı
Tekrar Buluşma
telaş içinde anımsananlar
Telaşlı Penguen
Teldeki Kuş
Telezaman
Temalar II
Temas
Temiz tutmalısın onu
Temmuz Bulutu
Ten Orda Yırtılır
Ten Vakti
Tenha Şiirler
Terastaki Havlu
Tercüme
tereddüt
Teresa’ya
Terk
Terkedilmek
Terketmedi sevdan beni
Tertemiz Şeylerden Sözedeyim
Teselli
Tesirsiz Parçalar 11-15..
Tesirsiz Parçalar 19-25..
Tesirsiz Parçalar 26
Teşekkür Sana
The Cranberries – Zombie
Tılsım Ve Trajedi
Tırabzan
Tıraş Olurken
Titrek Bir Damladır
Tomurcuk
Tortu
Tören Giysileri
Trafik
Trenlerin Ardından Koşan Yalnız Köpekler ve Kadın…
Tuhaf Duygu
Turuncu Tren
Tutsak
Tutsak Yolcu Dileği
Tuttum, Sevdim
Tuvaldeki Öpüş
Tüller Ve Silah
Tüm gerçeği anlatabilmek ise beceri işidir..
Tüm keşiflerimizin sonucu…
türkçe sözlü hafif bir acı verebilirim sana
Türkçem Bitti Yanmışım
türküsü ağaca takılmış güvercinler
Ucundan Tutarak
Uçurum
Uçurum Su Kırlangıç
Ufuk Hasreti
Ufuklar
Ulu Orta
Uludere (Roboski) Katliamı – Ağlama Anne, Güzel Ye…
umarsız ve ifadesiz bakışlarla yürümelisin…
Umutsuz Bir Şarkı
Umutsuzca üzgündü
Umutsuzlar Parkı
Umuttur
Unutamam ki Seni
Unutma
Unutma…!
Unutmak Azize
Unutulan Gömlek
Unutulmayan
Unutuş
Unutuş
Unutuyorum Sensizliğe Alıştığımı
Urla
Usta İki Çay; Biri Açık Olsun
Uyanış
Uyarılan Şair
Uyku
Uyku Kardeşim – Fikret Kızılok
Uyumaya Gidiyorum
Uyumsuz
Uyuyan Masallar
Uzak
Uzak
Uzak Fesleğen
Uzak Haziran
uzak ilahi
Uzak Kaderler İçin
Uzak Sevgililer
Uzaklarda
Uzaktan sevmek
uzanacağım ve ağlayacağım
Uzanmış Uyuyor Göğsümde
Uzlet Köşesi
Uzun
uzun
Uzun Bir
Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum
Uzun Yıllardan Sonra
Uzun Yol Meseli
Uzun Yolları da Göze Alabilen Bir Dostluk
Üç Beş Kişi
Üç Dil
Üç Frenk Havası
Üç Gencin Kalbi
Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım
Üç Ve
Üçkağıtçı Şaman
Üçüncü Temrin: Ardiye
Ülke
Ürperen Harfler
Üstü Kalsın
Üstüme Sinmişliğin Var
Üşüme
Üşümekten Değil Korku
üşümüştüm…
Üvercinka
Üveyka
üzgün kediler gazeli
Üzgün Kızların Gizli Tarihi
Üzgün Mektup
üzgünüm / hüzünlüyüm / el aman
üzüntülüydüm
Vadideki Zambak/ Henriette’in Félix’e yazdığı mekt…
Vakit Tamam Galiba
Var
Varlığa Ve Yokluğa
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Vasiyet
Vasiyet
Vasiyet (mezar taşıma)
ve bir haber, yoldaki
ve gece…
Ve Hüznüm Doğduğunda…
Ve İşte Elveda
Ve lamba söndüğü zaman
Veda
Veda
Veda
Veda
Veda
Veda
Veda
Veda
Vedâ Hutbesi
Veda Şiiri
Veda Yürüyüşü
Veled-i Rüzgar
Velet
Veni, Vidi, Vixi
Venüs Gecesi
Vuslat
Walter Benjamin (1892-1940)
Wang-Fo Nasıl Kurtarıldı?
Yabancı
Yabancıların en yakınıydın sen!
Yabancıyı Tanımıyorum
Yabani
Yağmur Bizi İzliyor Sevgilim, Yalnızca Biz
YAĞMUR İÇ, GÜNEŞ ISIR, AY ÇİĞNE
Yağmur Kaçağı
Yağmur Ormanları
yağmur yatağı
yağmura karışan aşkın çaresi yoktur
Yağmurcuk ile Yasemin
Yağmurda
Yağmurdan bir ev
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonraki Güneş
Yağmurun Elleri
Yakarış
YAKARIŞ
Yakınma
Yakınmam
Yalancı Kehribar
Yalansız
Yalnız
Yalnız
Yalnız Adam
Yalnız Adam
Yalnız Bir Opera
Yalnız İnsan
Yalnız Kaldığım Günlerden Biri
Yalnız(ca) sitem
Yalnızca benden kaçma yeter
Yalnızca Kanatlarına Güven
Yalnızım gecenin ıssızlığında
yalnızım, yalnızsın, yalnızız
yalnızım; çünkü siz varsınız!
Yalnızın Durumları
Yalnızlığa Çağrı
Yalnızlığım Karanlığı İncitmesin
Yalnızlığımda
Yalnızlığın Ayrıkotları
Yalnızlığın Büyüdüğü Anlar
Yalnızlığın Hüznü
Yalnızlık
Yalnızlık
Yalnızlık
Yalnızlık
Yalnızlık
Yalnızlık
Yalnızlık
Yalnızlık Cinayettir
Yalnızlık Efendi
Yalnızlık Macerası
Yanan Aşk Ağıdı
Yanan Yüz
Yang Guifei
Yangın ve Saklambaç
Yangın Yer Yer Devam Ediyordu…
Yanık
Yanık İzi
Yanılıp Yakana Bakışımı Taktığında
Yanılsamalar
Yanıma yakışır mıydın? Bilmiyorum
Yanlış ve Yabancı
Yanlışını Sevmek
Yanlızlığa Güzelleme
Yanma
Yanmaktayım
Yapraksız bir bahçe
Yar Çekimi
Yâr’a…
Yara İçinde Yara
Yaralar
Yaralı Olduğunu Sanan Birisinin Hüznüne Gazel
YÂRE
Yarıda Kalan
yarım kalmış uzun şiirler değil kısa şarkılar söyl…
Yarım Saat
yarım şiir
Yarımada
Yarın Erkenden
Yarın Gece
Yarın Gece
Yarın Güzeldir
Yarın Seni Benden Soracaklar
Yarısından Bir Fazla
Yarısını Dinlediğim Bir Masal
Yasemin Senfonisi
Yasmin Levy Adio Kerida
Yaş
Yaş
Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir
Yaş Dolar Yüreğime
YAŞA ve YAŞAT
Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
Yaşam (ki) 1-14
Yaşam ki…
Yaşama İsteği
Yaşama Uğraşı
Yaşamak
Yaşamak mı zor çince mi
Yaşamak Umrumdadır
Yaşamaya Dair
Yaşamın, yükündür
Yaşamıştım Aklımda Kalmış Özür Dilerim
Yaşar Güvenir – Çaresizim
Yaşar Güvenir – Çok Görmeyin Ne Olur
Yaşasın O
Yaşayabilme İhtimali
YAŞAYAN HECE
Yaşım İlerledikçe
Yaşıyorum Demek
Yaşlandığın Zaman
Yaşlı Bir Adam
Yaşlıların Cilvesi
yatağında yalnız mısın?
Yatağında Yalnız mısın?
Yavaşça dokun yaralarıma
Yaz Kapılarında
yaz serin geçer sanmıştım
Yazgının Kalpsizliği
yazgı’ya dair…
Yazılmaması Gereken Şeyler
Yazın Sonu
yazma.. o zaman bekliyor insan
Yazmam Daha Aşk Şiiri
Yedek Sevgili
Yedi Beyaz Güvercin
Yedi Dağın Ardındaki
Yedi Güzel Adam
yedi işaret
Yedinci Adam
Yelkensiz Gemi
yelkensiz teknelere döndüm
Yeni Aşk
Yeni Bir Koltuğun Döşemelerini Sökerim
Yeni Söylenmiş Gibi
Yeniden
Yeniden Doğuş
Yeniden Hüzünle
Yenik Bir Aşk Öyküsü
Yenik Serçe
Yenildin Hayatın Akışına
Yenilgi
Yenilgi
yenilgi günlüğü
Yenilmişler İçin İkinci Parça
Yeryüzü Ayetleri
Yeşil Çayır
Yeşil Yağmur
Yeteeer!..
Yetişir
Y-Faktörü
Yıkıntı Ve Çöküntüyü Yaşamak
Yıldırım Aşkı
Yıldızlar
Yıldızların Efendisi Ömer Hayyam’dan Rubailer
Yıldönümü
Yılgın
Yiğidi Gül Ağlatır
Yiğit kocamaya görsün
Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi
Yirmialtılar Baladı
Yirmibeş Yıl Önce Yine Beraberdik
Yitik Bahar
Yok
Yok Gibi Yaşamak
Yokluğunda
Yokluğunda her şey kokusunu kaybediyor.
Yoksa Ben Ölmek Yerine Durum Şiirleri mi Yazsam
Yoksa seni içimsıra çok mu hızlı yaşadım
Yoksul Yokuşu
Yokuş Yol’a
Yol
Yol
Yol İkiye Ayrıldı
Yol İşareti
Yol Türküsü
Yol’a Çıkış..
Yolcu
Yolcu
Yolculuk İyidir
Yoldaki Soru
Yoldaki Yalnız Kadın
Yolun Sonu
Yorgun
Yorgun Sevi
Yoruldum patron
Yoruldum Yaşamaktan Yurdumda
Yoruldum Yokuşu
Yosun Tutan Yürek
Yusuf
yusuf ile zeliha
Yüreğe Yapılan Dövme
Yüreği Çatlayan
Yüreği Gerilmiş Delinin İpinin Çekilmesini Anlatır…
Yüreğim Parmağımın Ucunda
Yüreğime Veda Ediyorum
Yüreğimin Hava Raporu
yüreğin nereye gider
yüreğin pusulandır!
Yüreğindeki Kırışıklıklar
Yürek Çağrısı
Yürek Müzikali
Yürek Ve Ten Masalı
Yürek: Kutup Tan Vakti
Yürüme
Yürüme
Yürüyelim Seninle İstanbul’da
Yüz Havlusu
Yüzler Ve Sözler
Yüzleştim Yüreğimle Ağlayarak
Yüzü Yağmura Gömülü Düşüm
Yüzük
Yüzümdeki Kuyu’dan
Yüzümüzü Yapıştırarak Göğün Yanaklarına
Yüzün
yüzünün ne işi var
Yüzüyorsanız Boğulmayın…
Zahmet Vakti
Zakkum
Zaman
Zaman buldukça uğra
Zaman İçinde Bir Yeni Zaman
zaman nedir? günler ne?
Zaman O’na yıl yazmamış…
Zaman Onları Değiştirmeden
Zamana Benzedik
zamanı öldürmek, intiharın nazik bir şeklidir
Zamanın Gözü
Zamanın Kitabı
Zamanın Salkımları
Zamanla
Zamansız Gül
Zarafet
Zarf
Zarif Efendim, Buğular Girdi Aramıza
Zaten
Zehirinde Açan Zambak
Zehirli Ağaç
Zehrab
Zeki Müren Kahır Mektubu
Zemheri Kesiği
Z’ORDA ÇOK KALIRSAM,ÖLÜRÜM
zorluk derecesi
Zulümler yağmur gibi yağmaya başladığında

2012-siir-yilligi 2012 Şiir Yıllığı