Hayalifener

Bu sevda
hayalifenere
döndürdü beni.
Ah, hayalinin
feneri olaydım
keşke.

?

japon-feneri Hayalifener

Al bastı gül yüzüne

Sular dökündükten sonra,
güzelim sevgilime,
mor fistanımı verdim
üşümesin diye.
Al bastı gül yüzüne.

Yosano Akiko

seni-seviyorum Al bastı gül yüzüne

Döşeğimde birbaşıma

Döşeğimde birbaşıma,
yüzü gözümün önünde:
Beline inen saçları
bakışlarımda,
saçının yumuşaklığı
avuçlarımda.

Fucivara Teyka

japon-bedroom Döşeğimde birbaşıma

Söz tükenmiş, aşk sütliman

Gün ağarmış, yapraklar
derin bir sessizliğe bürünmüş,
yelkenleri suya indirmiş rüzgâr,
gece bitimi iki sevgili sanki,
söz tükenmiş, aşk sütliman.

Saygyo

ask-sutliman Söz tükenmiş, aşk sütliman

Yüreğim yangın yeri

Gecenin aykaranlığında
koynumda yoksun ya,
hasretinle uyanıverdim:
Yüreğim yangın yeri,
memelerim yanardağ.

Ono Komaçi

yuregim-yangin-yeri Yüreğim yangın yeri

Akşam karanlığı inince

Akşam karanlığı inince,
kaldırıp kapının mandalını
sessizce beklemeye başlarım,
düşlere dalıp gittiğim zaman
beni kollarına alan kadını.

Otomo Yakamoçi

duslemek Akşam karanlığı inince

Yürüyüp gittiğin yola bakakalmışım

Gözlerimde bulutlar,
yürüyüp gittiğin yola
bakakalmışım;
ansızın
Ay doğmasın mı!

İzumi Şikibu

siir-antolojisi Yürüyüp gittiğin yola bakakalmışım

Döşeğimde uykusuz yatarken

Dağ başındaki evimde,
güz saltanatını sürerken,
saatlerin en yalnızı.
Döşeğimde uykusuz yatarken,
yürek dağlayan bir geyik çığlığı.

Mibu Tadamine

yatag%25C4%25B1m Döşeğimde uykusuz yatarken

İçime oturan

Şafakla gitmene
diyeceğim yok.
İçime oturan,
gece yarısı
ayrılman.

Ki Tsurayuki

huzun İçime oturan

Tarihe geçmek

Tarihe geçmek önemli bir mesele ise bunun müsbet ya da menfî bir namı olmalıdır. İstanbul’un şehir tarihine cami yapan; çeşme, imaret, mektep, han, yapanlar geçmiş; hayır dua ile anılmışlardır. “Yeni” ve “modern” kelimelerinin sihrine kapılarak tarihî acımadan yokedenler -şimdi, şimdi- hayırla anılmıyor.

Gökkafes’i oraya konduranlar da hayırla anılmayacak. Maslak gökdelenler ile vücut buluyor, bu mekânın İstanbul ile bir ilgisi yok, varsın olsun. Ama Şehzadebaşı’na bir gökdelen yapmaya kalkarsanız yer yerinden oynar.

Çünkü nefsî İstanbul dediğimiz yer, asıl İstanbul “sur içinde kalan” bölgedir. Bu bölgenin tarihî kimliğini tahrip etmeden dönüştürülmesi çok önemli bir eylemdir. Boğaz’ı, Üsküdar’ı ve Eyüpsultan’ı da buna katabiliriz. Yılların ihmalini bir yerde durdurmak, son dakikada galibiyet golünü atmaktır. Sevinçle haber aldığımıza göre -gazeteler yazdı- Süleymaniye, Ayvansaray, Yedikule, Zeyrek, Cankurtaran, Kumkapı, Gedikpaşa, Laleli, Fener ve Balat, Eyüpsultan, Tarlabaşı ve Üsküdar da on bin ev aslına uygun olarak yenilenecekmiş.

Büyükşehir, Beyoğlu ve Fatih belediyeleri bu dönüşüm projesini TOKİ, KİPTAŞ ve özel sektörün katkıları ile hayata geçirecek.

Gazeteler ve bazı yazarlar bu “dönüşüm” ile mahallelerin geri geleceğini müjdeliyorlar. Bu mümkün değildir. O güzel insanlar o güzel atlara binip gideli çok oldu. Mahalleyi mahalle yapan öncelikle insan unsurudur. İnsan bir duvar, bir ev değil ki yıkıp yeniden yapasın. İnsanın oluşması; âdet, an’ane, görgü ve geleneğin oluşması asırlar alır.

Mahalle geri gelmez belki ama mekan yeniden eski günlerine dönebilir. Ahşap ile mor salkım yeniden biraraya gelebilir. Bu dahi tarihe geçmeye yeter. Yeter ama dönüşüm sonucu ortaya çıkacak olan bölgelere asla “Müze Kent” gözüyle bakmamalıyız. Müze deyince aklıma kelebek koleksiyonları geliyor. Öldürülmüş ve dondurulmuş kelebekler. Bunlara saatlerce bakabilirsiniz. Ancak fulyadan kalkıp hanımeline doğru uçan, uçarken etrafınızda bir tur atan afacan kanatların sizi de kanatlandırdığını hissedemezsiniz.

Müze Kent ölü kenttir.

Dönüşümü düşünenler, yenilenen mekânların nasıl bir hayata sahne olacaklarını hesaba katmalı. Tabii ilk akla gelen “turizm” olacaktır. İşte burada duralım. Duralım çünkü önümüzde bir örnek var. Sultanahmet’deki Soğukçeşme Sokağı.

Çelik Gülersoy’un hayata değil turizme kazandırdığı bu sokakta çember çevrilmez, uçurtma uçurulmaz, pencereden pencereye konuşulmaz, kapı önü sohbetleri yapılmaz. Oradan esas duruşta ve sessizce geçersiniz, en fazla fotoğraf çekersiniz. Burası bir film platosu, hayatın nabzının atmadığı bir ölü mekândır. Döviz karşılığında dondurulmuş gıda.

Birkaç kere yazdım bir daha yazıyorum. İstanbul’un içinde üç büyük, sayısız küçük metruk semt var. Büyükler Gedikpaşa, Süleymaniye ve Tarlabaşı. Buralarda her an yıkılabilecek evler var ve bu evlerde geçim sıkıntısı yüzünden mecburen oturan insanlar var. Kadir Başkan sadece bu üç büyük metruk semti hayata döndürürse tarihe geçecektir.

Tünellerden ve üçüncü köprüden derhal vazgeçip, bütün sermayesini raylı sistem ile bu semtlerin ihyasına harcamalıdır.

Sur içi İstanbul turistlerden önce biz sakinleri için gereklidir, kıymetlidir. Burada yaşamayanlar İstanbul’da yaşadım diyemez. “Dönüşüm projesi” İstanbul’un yakın tarihinde Haliç dahil en büyük ve önemli projedir. Bu proje yıllar boyu sürebilir. Vazgeçmeden inatla sürdürülmeli asla yarım bırakılmamalıdır (Süleymaniye için onlarca proje yapılıp rafta kaldığını unutmayalım). Dolayısıyla mesele İstabul’u da aşıp bir devlet meselesi olarak görülmelidir.

İstanbul’un “Kültür Başkenti” olması gökdelenlerle gerçekleşemez. Gökdelen dünyanın her yerinde görülen ibtidaî bir yapıdır ve olsa da olur, olmasa da. Gözümde bir “kuş evi” kadar değeri yoktur. Biz evimizi yaparken kuşları da düşünen bir milletin çocuklarıyız. Metruk semtleri ihya ederken Yahya Kemal ile Tanpınar’ın ilaveten Turgut Cansever hocanın “Türk İstanbul” konusunda söylediklerini daima göz önünde tutmalıyız.

17 Mayıs 2006

Mustafa Kutlu

ac%25C4%25B1-ceken-binalar Tarihe geçmek