Yollar ve Zaman

sen bir yalnızlığı koşup gittin de
bir yerde buluşulur diye, belki de…

elbet buluşulur, orda, o yerde…
bir hüzün töreniyle kutlanır
bulunur birşeyler ve saklanır
saklanan Zaman mı, yoksa yol mudur
aranır bahçelerde ve şiirlerde

kimbilir ki dündür, olgundur kalbimiz
yollarsa her zaman biraz küskündür
yokuşlarda ve inişlerde…
Zaman’dır seni sardığım kumaş
bekledin, örtülsün ki yavaş yavaş…
erguvandın, kayboldun dilegelişlerde

Hilmi Yavuz

hilmi_yavuz Yollar ve Zaman

Nâzım Hikmet

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

biz ki sessiz ve yağız
bir yazın yumağını çözerek
ve ölümü bir kepenek gibi örtüp üstümüze
ovayı köpürte köpürte akan küheylan
ve günleri hoyrat bir mahmuz
ya da atlastan bir çarkıfelek
gibi döndüre döndüre
bir mapustan bir mapusa yollandığımız

biz, ey sürgünlerin nâzım’ı derken
tutkulu, sevecen ve yalnız
gerek acının teleğinden ve gerek
lâcivert gergefinde gecelerin
şiiri bir kuş gibi örerek
halkımız, gülün sesini savurup
bir türkünün kekiğinden tüterken
der ki, böyle yazılır sevdamız

hüzün ki en çok yakışandır bize
belki de en çok anladığımız

Hilmi Yavuz

huzun Nâzım Hikmet

“Keşke rüya olsa”

   

keske_ruya_olsa "Keşke rüya olsa"
Uyku tutmaz bu gece, gözler dolar taşar boşalır… Yine yürüsek Taksim’de ne değişecek??… Kadın her geçen yıl daha değersiz bu ülkede… Biliyorum daha da sertleşecek her şey… Yine hafifletme, yine kadında suç arama, yine bulunur bir bahane… Yine aşağılanma… Yine mide bulantısı…. Kadın olmak zor, güzel bir kız olmak çok zordur ülkemde... Bugün o güzel yüze baktıkça neler neler geçiyor aklımdan: İlkokulda etek açmayı oyun yapan sınıf arkadaşlarımın hedefi olmak, okul eteğiyle eve yürürken yediğim onca laf, dersane dönüşü karanlıkta hızlanan adımlarım, göğsüme bastırdığım kitaplarım, taksilerin arkayı izlemek için ayarlanan aynaları, çıkma teklifini kabul etmediğim için canımı acıtan okul arkadaşlarım, ev telefonundan yapılan sapık konuşmalar, peşimden apartmana girip 15 yaşındaki bana ereksiyon halindeki cinsel organını gösteren o çoçuğun yüzü, ellerim titreyerek eve kaçışım ve bunu kimseye anlatmayışım, kıçımı hem de bir kanal gecesinde elleyen sarhoş bir kanal yöneticisiyle tartışmam, sevgilisi olmamamı gururuna yediremeyen partnerler, arkadaşımın evinde tuvalete dalıp zorla dudaklarıma yapışan bir oyuncuyu itişim, mesleğim yüzünden yaftalanışım, aylarca peşimden koşan birini sanki ben sevgilisinden ayırmışım gibi tam sayfa haber yapışları, gizlice çakallıkla çekilip servis edilen göğüslerimin silüeti davası mavası, bilir kişi raporu lehime çıkınca geri çekilen davaya kocası araya girdi barıştırdı haberi, daha bugün fermuarım açık kalmış haberleri, aman ne önemli!!! Kadına, bedenine, seçimlerine, haklarına saygı göstermeyen kafalar! Rağmen çok şanslıymışım diyorum artık, hep teğet geçmişim. Tecavüz, bıçaklanma, kesilip bavula tıkıştırılma, otobüs durağına komada bırakılma, yakılma yaşamadım. İnsanlık suçlarına göz yummak suçtur!!!! Bir gün hesap sorulur!!!! Cinsiyet ayırmaksızın her vatandaşın canını ve haklarını korumak görevinizdir!!!!!! Dilerim son gününü hiç hatırlama Özgecan hayallerinle huzur içinde uyu.

nuh%2Bk%C3%B6kl%C3%BC "Keşke rüya olsa"

İslam dünyasının bugünkü görüntüsü Batı’nın Ortaçağ’ını andırıyor

BİR yandan Kuran-ı Kerim’den alıntılayarak “Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir” diyoruz, bir yandan da son 10 yıl içerisinde İslam dünyasında hayatını kaybetmiş 2 milyon insan ile Paris’te öldürülen 12 kişi arasında mukayese yapıyoruz. “12 kişi için yürüyenler 2 milyon karşısında neden sessiz kaldılar” diyerek…

Sorunun cevabı açık oysa…

Unutulanı, geçmişe bakarak hatırlatayım: Batı Ortaçağ’ı karanlıktır. Hurafelere sahip çıkan din adamları etkisinde kalan Batı insanı, Haçlı Seferleri’yle dünyanın bir başka ucuna ölüm kusmaya giderken, kendi coğrafyasında din adına kan döküyordu.

8 yıl savaşları… 30 yıl savaşları… Jeanne d’Arc… İngiltere, Fransa, İrlanda, İskoçya ve Danimarka’da iç savaşlar… Bütün bunlar değişik dönemlerde Batı’da boy gösteren ve çok sayıda canlar alan din savaşlarıdır. Bunlara ek olarak, 200 yıla yakın sürmüş bir dönemde (1096-1291), kutsal topraklara (Kudüs ve çevresi) doğru düzenlenen Haçlı Seferleri’nde öldürülen yüz binler…

Göğüslerine “haç” takılı, Tanrı’ya bağlılık yemini etmiş barbarların, çekirge sürüsü gibi, dünyaya kan ve ölüm saçtığı dönemler…

Aynı dönemlerde İslam dünyası bugün bile kendileriyle övündüğümüz uygarlık numuneleri veriyor, Müslüman ilim adamları keşifler ve icatlarda ön alıyor, din bilginleri ve filozoflar aydınlık düşünceleriyle Batı’nın sonradan “reform” adı verilen ayağa kalkışına malzeme sağlıyorlardı.

Reform ve Rönesans’a ışık sağlayan eski Yunan’a dair eserleri, orijinal dilinden Arapça’ya çevirerek koruma altına alanlar da İslam dünyasının bilginleriydi.

Ortaçağ, İslam dünyası için, yalnızca fetihlerle Dar-ül İslam’ın genişletilmesi anlamına gelmez; zihinleri açık, akılları tutulmamış, hoşgörülü İslam bilim dünyasının coğrafya tanımayan hükümranlığına da sahne teşkil eder… Neredeyse 500 yıl İslam dünyasının parçası olmuş Endülüs (İspanya), her dinin mensuplarının ortak uygarlığı da sayılabilir…

Endülüs uygarlığını sona erdiren, engizisyoncu, endülüjanslı, dinde baskıcı zihniyet uzun yıllar Avrupa’yı egemenliği altında tuttu.

Sözün kısası şu: Avrupa ve Avrupalı, din savaşlarının yok edici etkisini bilir ve günümüzde bundan kaçınır. İhtilaflarını savaşsız sona erdirmenin gerekliliğini de, geçen yüzyılın 60 milyon insanın canına mal olmuş iki dünya savaşıyla öğrenmiştir Batılı…

İhtilafsız bir dünyanın temel kurallarını, Batı, demokrasi ve en geniş biçimiyle özgürlükler olarak belirlemiş, bunlara yönelik tehditler için tedbirler de almıştır.

Geçen yüzyılın iki dünya savaşında birbirini yok etmeye çalışmış Almanya ile Fransa’nın Avrupa Birliği çatısı altında buluşması, Merkel ile Hollande’ın, Charlie Hebdo saldırısını kınamak için Paris’te kol kola girip yürümesi, bir kararlılık gösterisidir.

Herhalde burada sorulması gereken soru şu: Batılılar birbirlerini gırtlaklar, gözlerini oyar, din uğruna hayatlarını feda ederken, dinlerinden aldıkları ilhamla insanlığa büyük katkılarda bulunma yolunu seçmiş olan İslam dünyası, bugün neden farklı bir durumda?

Neden İslam dünyasının bugünkü görüntüsü Batı’nın Ortaçağ’ını andırıyor?

Üzücü, ama sanıyorum gerçekçi bir tablo bu çizdiğim…

Batı, bugün, kendi kayıplarına ağlıyor ve bizim de ağlamamızı bekliyor; bizim kayıplarımız karşısında ise sağır ve dilsiz. Çifte standartlı. Bütün bunlar tamam; ancak bizim durumumuz da fazla iç açıcı değil. Batı’nın Ortaçağ’da düştüğü çukura illa bizim de -hem de bugün- düşmemiz mi gerekiyor?

Aklımızı başımıza toplamalıyız.

Fehmi Koru

ortacagi_yasayan_islam_dunyasi İslam dünyasının bugünkü görüntüsü Batı’nın Ortaçağ’ını andırıyor

Yasaların vicdanların içinde çalışıyor olması gerek.

Devletimiz zeval görmesin. Milletimiz necip, güzel bir millet. Güzel gönüllü insanlar var. Bir çok haber kanalından konuşmak için, röportaj yapmak için geliyorlar ama hiç birini kabul etmedim fakat böyle bir konuşma yapmak mecburiyeti aslında doğuyor. Ben öncelikle kendim için şunu söyleyeyim; ben günahkarların günahkarı, fakirlerin fakiri, acizlerin acizi bir garibim. Rabbim özel yaratmış, güzel yaratmış, çok sevdi yanına aldı. Bu memlekette artık ikilik olmasın. Bu vahim olayı yapan insanlara da zulmedilmesin, adaletin karşısına çıkıp cezalarını çeksinler. Allah onların analarına, babalarına da yardımcı olsun.

Sevmekten başka bir çıkar yolumuz yok. Teslim olursak içimizdeki bütün güzellikler ortaya çıkacak. Savaşırsak, sonunda nefsimiz kazanacak ve analar, babalar ağlayacak, meleklerin kanatları koparılacak, meleklerin çığlıklarını kimse duymayacak. Duyduğumuz kulaklarımızın, gördüğümüz gözlerin aslında bir anlamı yok. Memlekette herkes bir şey söylüyor; biz ne ocuyuz, ne bucuyuz, şanı yücelerden yüce olan Türk milletinin bir ferdiyim, evladıyım. Allah devletimize zeval vermesin. Güzel gönüllere sahip olan bu milletten Allah razı olsun. Devlet büyükleri, ali cenapları teker teker herkes aradı, baş sağlığında bulundu. Hepsine ayrı ayrı şükranlarımı ve minnetimi bildirmek istiyorum.

Ben milletimizden çok şey bilmem ama, Ma’un Suresi’nin, Ali İmran Suresi’nin 103. ayetini ve Asr Suresi’ni okumalarını tavsiye ediyorum. Bu ayetler bana göre çok önemli. Doğru yolu bulmak, doğru yolu seçmek, doğru yolda yürümek çok zor. Malum, dünya geçimini sürdürmek için çalışıyoruz. Gözümüz körleşiyor, kulaklarımız sağırlaşıyor. Herkes kalbindeki sesi iyi dinlesin. Bana yıllarca neler olabileceğini anlattılar ama ben anlamadım. Gözlerim kör, kulaklarım sağır vaziyette dünyanın peşinde koştum durdum.

Siz hiç mucize gördünüz mü? Şu an bir mucize gerçekleşiyor. Olayın tüm Türkiye’ye mal olmasının bir hikmeti var.

Masallarla büyüdük. Bir varmış, bir yokmuş. Bir Özge varmış, bir Özge yokmuş. Sevgi geldi saygı geldi cihana, biz yarattık dediler. Bizler sevmesini saymasını öğretmeye geldik cihana.

*

Anadolu Nuh’un gemisi gibidir. Bu geminin kapısı açılmıştır. Bu gemiye bu vesile ile içinde güzellik, sevgi, hoşgörü taşıyan herkes alınacak. Direnenler geride kalacak. O direnenlerin başına da benim meleğimin başına gelen gelebilir. Melekleri yasalar ile korumak mümkün değil. Yasaların vicdanların içinde çalışıyor olması gerek. Vicdanların içinde bir şeyler çalışmıyor ise hiçbir yasa kâr etmez. Çocuğumun üzerinden her hangi bir idam çıksın istemiyorum, ilgilenmiyorum. Bu geminin Allah’ın takdir ettiği illa ki bir kaptanı vardır. Takdir edilmiş olan kaptan ve görevlilerin en güzelini yapacaklarına şüphem yok. Erzurum’dan bir vatandaş aradı. ‘Allah onu meleği yaptı, kendisi için yaratmış. Onu kendi cennet bahçesine aldı’ dedi. Katılıyorum ben de. Memleketimizin böyle bir durum karşısında, böyle bir birleşmeye vesile olduğu için Allah’ın hikmetinden sual olunmaz. Bu olayın bu şekilde tecelli etmiş olması, bütün insanların bu olayın etrafında sevgiyle, hoşgörüyle, saygı ile birleşmiş olması önemli. Benim çocuğumun başına böyle bir şey gelmiş olması beni kıymetli kılmaz. Ben günahların günahkârı, acizlerin acizi, fakirlerin fakiriyim. Benim kalbimi söksünler, bedenimi çöpe atsınlar. Hiçbir şey ifade etmez. Aklım hikmetin karşısında çaresiz.

ozgecan-in-babasi-mehmet-aslan-dan-ibretlik-sozler Yasaların vicdanların içinde çalışıyor olması gerek.

Gam diyarında kodu gittiyse cananın garib

Gam diyarında kodu gittiyse cananın garib,
Nale-i cangahdan olmaz dil ü can garib.

Şahsar-ı gülde hoş tut bülbül-i şeydaları.
Kalmasın ey bağban, gülberk-i handanın garib.

Evvela gör küfr-i zülfün sonra inkarın yetür:
Bari sufi, durmasın göğsünde imanın garib.

Su dök ey saka-yı dü çeşmim hemişe payına,
Bağ-ı dilde saye-i servi-yi hiramanın garib.

Sorma zahm-ı gamze-i huban-ı asrı Zihni’den
Kes ilâcımdan tabîb, destin dermânın garîb.

Bayburtlu Zihni

gam-diyari Gam diyarında kodu gittiyse cananın garib

Geldi gam padişahı mahkeme-i hicrane / Yazdılar kayd-ı ebed hicrine eyyamım gel

Geçti sensiz güzelim hicr ile eyyamım, gel,
Fark olunmaz gam ile sabahtan akşamım gel.

Şamdan zülf-i hayalinle seher-bidarım,
Şeb-i zulmetteyim ey şem-i şeb-i aramım gel.

Geldi gam padişahı mahkeme-i hicrane,
Yazdılar kayd-ı ebed hicrine eyyamım gel.

İki kat etti beni hasretin ey kaşı keman,
Uzadı servi kaddin tek bu serencamım gel.

Zihni sayen gibi bir âşık-ı üftadendir,
Vakt-i nev-ruzdur ey serv-i gül-endamım gel.

Bayburtlu Zihni

gam_padisahi Geldi gam padişahı mahkeme-i hicrane / Yazdılar kayd-ı ebed hicrine eyyamım gel

Veda

gidiyorum; yorgun, solgun, ağlamaklı
viraneme doğru
sizin şehrinizden Tanrı’ya götürüyorum
perişan ve divane gönlümü

alıp götürüyorum, o uzak noktaya
günahın renklerinden arındırmaya
aşkın lekesinden temizlemeye
yok olup gitmiş, yersiz bunca istekten arındırmaya

alıp götürüyorum, senden uzak kalsın diye
senden, ey boş umudun cilvesi
alıp götürüyorum onu, diri diri gömeyim diye
bundan sonra konuşmayı hatırlamasın diye

inleyiş titriyor, gözyaşı oynuyor
ah, bırak, bırak kaçıp kurtulayım
senden, ey günahın coşkun pınarı
en iyisi bu belki de, senden sakınayım

Tanrı şahit ki mutluluk goncasıydım ben
aşkın eli geldi ve dalımdan kopardı beni
âhın alevi oldum, yazık ki
dudağım bir daha o dudağa kavuşmadı

sonunda yolculuk bağı bağladı ayağımı
gidiyorum, dudaklarımda gülümseme, bağrımda kan
gidiyorum, gönlümden çek elini
ey, hiçbir şey vermeyen, boş umut

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Aras

veda Veda

Sonraları

benim de ölümüm gelip çatacak bir gün
ışık dalgalarıyla parıldayan bir baharda
uzak ve dumanlı bir kışta
ya da feryat figandan arınmış

benim de ölümüm gelip çatacak bir gün
bu acı,tatlı günlerin birinde
diğer günler gibi bomboş bir günde
bugünün ve geçip giden günlerin gölgesinde

gözlerim karanlık hollere dönecek
soğuk mermerlere benzeyecek yanaklarım
ansızın bir uyku alıp götürecek beni
acının çığlığından boşalacağım

defterime usulca kayardı ellerim
şiirin büyüsünden kurtulurdu
hatırlarım, ellerimde
bir zamanlar alevlenirdi şiirin kanı

toprak her an kendine çekmekte beni
yıldan gelip yetişirler gömülmeme
ah, belki aşıklarım gece yarısı
çiçek bırakırlar kederli kabrime

benden sonra ansızın bir tarafa çekilir
karanlık perdeleri dünyanın
yabancı gözler dolanır
üzerinde defterlerimin, kağıtlarımın

ufacık odama ayak basar
benden sonra, hatıramdan habersiz biri
aynanın önünde yerinde durur
bir tel saç, bir taraf, bir elin izi

kendimden ürker kalakalırım
benden geriye kalan her şey yok olur
ruhum bir teknenin yelkeni gibi
uzaklaşır ufukta görünmez olur

birbiri ardınca sabırsızca geçer
günler, haftalar, aylar
gözlerin bir mektup bekleyerek
yollara dalıp kalır

lakin benim soğuk bedenimi artık
alıkoymuştur toprak, basmıştır bağrına
sensiz, kalbin atışlarından uzakta
kalbim çürür orada, toprağın altında

benden sonra adımı yağmur ve rüzgar
taşın yüzünden yıkayıp silecek yavaşça
adın sanın efsanesinden arınıp
mezarım adsız kalacak yol kenarında

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Aras

furug_ferruhzad Sonraları

Uyku

gece, karanlık camlara çöküyor usulca,
korlu küller gibi
rüzgar, evin avlusunda durmaksızın yerle bir ediyor gölgeleri
nilüferin kıvrımları, duman gibi dalgalanıyor duvarda
çamların arasında büyücü mehtap
ışıksız kandiliyle süzülüyor usulca
sanki kör karanlıkta avare ruhunu arıyor

bu karanlıktan ve suskunluktan yorgun
dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı
gözlerin, dinginliğin balıklarının karanlık havuzu
ağlayan çocuğumun yarattığı yükü çekip al
ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Aras

ey_siir Uyku