Ya’u

Elektrikler söndü dün gece,
Zorbela toplayıp satrancın taşlarını
Mecburen yattık

Simsiyah kediler gibi dolaşıyor koğuşta
Uyuyan dostların nefesleri.
Dolaşsınlar azıcık !

Tam ben de eve doğru açılıyordum
Şıpırdatmadan hiç kürekleri,
Yanmaz mı o tepemdeki yüz mumluk ışık!

Bir kürek mahkumunu Boğazda sandal sefasına
Haklılar, bırakmazlar tabii ama…
Ya’u ne güzel şeymiş meğer karanlık!

Can Yücel
bogaz-sefasi Ya'u

Tarlabaşında Bir Ben Varım Bir Senin Yokluğun

Bu Tarlabaşında gece bir ben varım bir senin yokluğun
İnsanların yüzünü görmeliydin çevrede
Harpler yeniden başlamış sanırdın
Harpler yeni bitmiş sanırdın
Daha bir ışık kalmadı
Birşeyler anlatman gerekir bu saatten sonra
Yaşatman gerekir

Tarlabaşından denize yolladığım uğultu
Şarkı gibi ses gibi değil
İlk defa seni kattım gidilene dönülene
İlk defa sana ermek var
İlk defa seni anmak var

O kadar çoğaldı bu yaşıyamadıklarımız
Artık bıktırdı tek başına hürlük
Gerçekten doğru bil söylediklerimi
Bu Tarlabaşında gece bir ben varım bir senin yokluğun.

Asaf Çiyiltepe
asaf_ciyiltepe_tarlabasi Tarlabaşında Bir Ben Varım Bir Senin Yokluğun

Yokuş Kasaba

Ben burda onu aradım kimdi nerde tanışmıştık
Herşeyi gömdüğümüz o ılık güneş
İlkin mintanımı yırttım bir çalılıkta
Sonra dalgın kalabalıkta dolaştım

Orda silah atılır tutulan aya
Çingeneler geçer, dağ köyleri
Çökelek indirir, yapağı kavurma
Ve dişli kar, o uzun ova yazlarına

Şimdi vapurdan insem kimse tanımaz
Yollar daralmış okul da küçülmüştür
Yoktur bizim eşek otlakta, arkama dönsem

Biber dizmişler mi tarhana sermiş kimler var
Sokaklarda akan rakılı duman
Akşam olsa ararlar mı
Koşup bahçelere saklansam

Burda bütün gün bakındım şubattı
Parklarda simit yediğim o yalnızlığa
Eski gözlerden biri, eski seslerden

Bari şurda tavşan kanı çay olsa

Ergin Günçe
ergin_gunce Yokuş Kasaba

Gençölmek

Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar

Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize

Bence o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

Ergin Günçe
gencolmek Gençölmek

Yaz Dörtlükleri

II

Her zamanki gibi oldu gene
Yalnız kaldığımda Kalemlerimle
Testiler konuşmaya başladı, Perdeler kımıldadı
Birazdan. Ölü annem de gelir dolaba Süt içmeye

IV

Biz Onunla yakın şehirlerde büyüdük
Ben toz toprak içindeydim, O Mandolin çalardı
Neriman Öğretmenin çok sesli korosunda
Çocuktum, üzgün olurdum, saçlarım kıvırcıktı

V

Kuşlar savruluyor derken ortalığa
Gülüyor yan odalarda birileri
En yalnız adamıyım Orta Doğunun
Tanrım kabul et artık şiirlerimi

VIII

Ömrümüzün çoğu mezarlıkta geçecek
Diye şakalaşan eski Arkadaş
Ne yapıyorsun sen Bandırma’da
Ölsek de dinlensek biraz, bana kalırsa

1974

Ergin Günçe

olsekde_dinlensek_biraz Yaz Dörtlükleri

Baldamlası

İçinde çiçekler büyüttüğün zamanlardı
Irmağında yıkandım
Rüzgarında kurudum
Eğildim dünyayı kokladım
Bir iyilik oldum güzel ağzında.

Gözlerinde yıldızlar gezdirdiğin zamanlardı
Gövdenden gövdeme akan bir karanfil gecesi
Denizine geldiydim senin
Kendimi seninle değişmek için.

Birhan Keskin

birhan_keskin Baldamlası

bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler

bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler.
bazı kadınlar sol göğsünün altında mayın taşır beyler.
oraya ilk ayak basan adam, ayağını çekip gitmeye kalkışırsa eğer;
mayın patlar,
kadın dağılır,
adam ölür, kadının sol göğsünde.
sonra bir daha kim gelip giderse gitsin sol göğsün altındaki kente,
asla aynı etki yaşanmaz.
bir mayın bir defa patlar beyler,
bir kadın, gerçekten, bir defa sever.

“bir şiir bir kez yazılır.
bir kitap bir kez okunur” gibi çürütülebilir bir tez değildir bu.
bir insan bir kez ölür, türündendir.
hatta düpedüz eşdeğerdir ikisi.

ve sevgilim, sana gelince:

bir gün uğrarsan sol göğsümün altındaki kente,
hüzünlü bir sesle:
“buralar eskiden hep benimdi” diyeceksin kendine.

***

mutluluğun bir sırrı var mı bilmem ama bir sınırı var elbet.
size uzatılan her el ve her yürek bir gün geri çekilecek.
her mutluluk ya yarım kalacak ya yavaşça eksilecek.
herkes en az bir kez terk edilecek.
ve ne yazık ki
her şarkı eskiyecek. -istisnalar hariç elbet-

her neyse.

biz kadınlar saç uçlarımızda hüzün taşırız beyler.
sanırız ki saçlarımızdaki kırıkları aldırırsak
sarılacak tüm kırıklarımız
sağlıklı saçlar hayatımızın alçısı olacak,
hayatımız daha fazla alçalmayacak.
yanılıyoruz aslında.
canımız cehhennem bizim.
ağlayarak söndürmeye devam edeceğiz
dişlerimizi sıkıp
bilmem kaç vedaya daha göğüs gereceğiz.
ama o ilk mayın, o ilk dağılış, parçalanış, unutulmayacak.
çünkü bir söküğü diktiğinizde, eskisi gibi görünmez.
ne zaman yaralansak, ilk yara izimizi anımsarız.
kaç kez terk edilirsek edilelim, ilk gidene ağlarız.

evren dolusu yükü omuzlayan biz, bir çocuk kadar da uysalız.
ama neden
sevdiğimiz adamlar, hiç okşamaz başımızı?
bir masal örtmezler üstümüze uyku öncesi,
neden
gerçek bir şefkatle sevmezler ki?
kadınlığımızı geçtim lakin,
içimizdeki küçük kız çocuğuna yazık değil mi?

evet;
her kadın bir parça şairdir
yalnızca doğru adam tarafından terk edilmesi gerekir

ama
yine de
şair olmak istediğimizi
kim söyledi ki?

Mavi Tuğba Karademir

mavi-tugba-karademir bazı kadınlar makyajını ağlayarak temizler

bir kadın gidişinin bileti olarak saçlarını kesermiş

ben geç kalmayı hayat felsefesi haline getirmiş bir kadınım. sana da geç kaldığımın farkındayım. ama inan ki ilk kez bunu bilerek yapmadım. senin gibi bir adamın varlığından haberdar olsaydım yıllar önce doğar sana yıllar önce rastlar yıllar önce… bilmiyorum. sen ki başını dizime yaslayıp geçmişteki tüm hatalarını anlatırken sesi çatallaşan adam.seni sevmemek mümkün mü! seni bir anne şefkatiyle saramayacak kadar yorgun bir kadın olduğum için üzgünüm. üzgünüm bu kadar geciktiğim için. benden önce başka kadınların hayatına girip seni bu kadar yıpratmalarına, ağlatmalarına müsaade ettiğim için üzgünüm. donuk bakan gözlerin için üzgünüm. göğsünde bir cenin gibi kıvrılıp uyuyamayacağım her gece için de üzgünüm.
sana bu mektubu bir tren garından yazıyorum. yollar mıyım ya da sana ulaşır mı bilmiyorum. tek bildiğim hayatın beni her zaman ötelediği ve sana afilli bir veda etmem gerektiği. evet. gidiyorum. bundan böyle bir kabusla çarpıştığım gecelerde ne yapacağım konusunda en ufak bir fikrim bile yok. yalnız uyanacağım, arayacağım kimsem de yok. “sırtından kalçalarına dek bir şelale gibi dökülüyor” dediğin saçlarımı da kestim. üzgünüm. bir kadın gidişinin bileti olarak saçlarını kesermiş.
yalnız kadınlar kendi kendini teskin eder demişti annem, üç yıl evvel yani ölmeden önce. o da yalnız bir kadındı. bize rağmen.
biliyor musun ben çok adam incittim. daima içimden geçeni söyledim. “içi dışı bir” deyimini biraz fazla benimsedim belki bilmiyorum ama nazik olmak için süslü cümleler kuramadım hiç. yalancılığın nezaket adı altında pazarlanmasından hep nefret ettim. ben buyum işte. doğru söyleyen, dokuz köyden kovulan, bunu zerre umursamayan, kendi dünyasını inşa eden bir kadın. insanlar beni çok yaraladı. bunu yaparken yüzleri kızarmadı, gocunmadı hiçbiri. ben en azından dürüstlükle incitiyorum. incitmenin bile bi onuru olduğuna inanıyorum. mektubun bu kısmının seninle ilgisi olmadığını düşünebilirsin ama yanılıyorsun. ben inşa ettiğim dünyaya yalnızca seni dahil etmeyi diledim bugüne kadar. olmadı, olmayacak. bu yüzden kendi dünyamı terk ediyorum. dünya ancak ölürken terk edilmez, endişelenme, ölmüyorum. sadece kendime yeni bir gezegen aramak için yola koyuluyorum.
güzel gülüyorsun, bunu çok harcama olur mu? bir de basit kadınlar uğruna şiir yazma. benden sonra bir kadına şiir okuyacaksan mesela, bu çocuğunun annesi olsun en azından. hayatını adayacağın kadına içini aç. meyve soyarken yanlışlıkla el kayması sonucu oluşan küçük bir bıçak izi gibi kadınlarla değil de jilet izi gibi geçmeyecek olan kadınla uyu mesela. gözüm arkada kalmasın bu açıdan. seni doğru bir kadının yüreğine emanet ettiğimi bileyim. bana sık sık yaz diyebilmeyi isterdim. ama adresimi öğrenmene müsaade etmeyeceğim. biliyorum ki gelirsin. biliyorum ki “zaten geç kaldığını söylüyorsun, şimdi nasıl gitmekten söz edebilirsin!” der ve zorla geri getirirsin. ah, göğsündeki her yarayı merhametle öptüğüm… geç kalınan hiçbir hayat, hayat değildir. hayatın olmayı dilerdim.
sana son olarak bir şiirle veda edeceğim;

”…
Ve şimdi şöyle dua ediyorum Tanrı’ya:
Olanlar oldu tanrım
Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Kapının arkasında yokum demiştim
Ve divanın altında da.
Bulamazsınız ki artık beni,
Hayatın ortasında.
Kaybolmak istemiştim bir zamanlar
Beni kimse bulamazdı
Tanrı’nın arkasına saklansam.
O Kocamandı, en kocamandı o.
Bir kız çocuğunun hayalleri kadar.

Bir zamanlar kendimi
Bulunmaz Hint kumaşı sanmıştım.
Kaç metredir benim yokluğum?
Benden daha çok var sanmıştım.
Benim yokluğumdan dünyaya
Bir elbise çıkar sanmıştım.
Dünyanın çıplaklığına bakmaya utanmadan
Sonunda ben de alıştım.
Ah…dedim sonra,
Ah! “

-Mavi Tuğba Karademir

bir-kadin-gidisinin-bileti-olarak-saclarini-kesermis bir kadın gidişinin bileti olarak saçlarını kesermiş

Kumral Bukleli Kadın

kumral bukleli kadın, bir ismin var elbet ama ismini ağzıma alacak kadar güçlü değilim.
öncelikle, sahiden dünyanın en şanslı kadınısın. ama bir zamanlar o vasıf bana aitti, yani kalıcı olamayabiliyor. bunu kalıcı kılmak senin elinde. onu üzme diyebilmeyi isterdim ama bize mutluluk için hep yanlış formülleri öğrettiler. onu üz. sana daha çok bağlanacaktır, kuşkun olmasın. altı yıllık bi tecrübeyle sabit. gitmekten söz et bazen. seni kaybetmekten ne kadar korkarsa o kadar sıkı sarılır. çabalar. kıymetin artar. mutlu da et tabii. çocuksu tebessümlerini ayyuka çıkar onun. sevmeyi, sahiplenmeyi en iyi o bilir. bilirim. başını döndürür aşkı. fedakarlık da eder. soğumadığı sürece her sarılışında kaburgalarınız iç içe geçer. hiçbir özel gününüzü unutmaz. seni mutlu etmek ve şaşırtmak için her şeyi göze alır. ağladığında seninle ağlar. gerekirse ailesini dahi karşısına alır senin için. tüm bunların tadını çıkar. çünkü bir gün hiçbir sebep yokken kaybetme olasılığın var. düşüncesi bile korkunç, biliyorum. inan gerçeği tahammülü imkansız bi hayal kırıklığı. hatta büsbütün hayat kırıklığı.
biraz ukaladır, egosu şişiktir falan ama bunları törpülemek senin elinde. ben zamanında başarmıştım, imkansız değil yani. midesi rahatsız, unutma. bir kez ameliyat oldu, doktor “bir dahakine riski büyük olur” demişti. bu yüzden doktorun verdiği diyete uymasını sağla stresi en asgari boyutta yaşat ona. işi yoğun ve yorucu, üstüne varma fazla. ona bazen anne, bazen dost, çoğunlukla eş olmasını bil. karnına yapılan masaj onu çok mutlu eder, aklında bulunsun. ne kadar sinirlenirse sinirlensin üzerine git. asla onu kendi haline bırakma. sorunlarıyla tek başına başa çıkmaya alışırsa bu onu senden uzaklaştırır. onu yumuşat. susmasına asla müsaade etme. en kısa süreli sessizliği üç ay, bilesin. havalar soğuk ama onun teni hep sıcaktır. buluştuğunuzda çok üşürsen burnunu boynuna yasla, tabiatın eşsiz bi sobası onun boynu. onunla üsküdara gitme. ya da çiçekçi çingenelerin dolaştığı herhangi bir yere. cebindeki tüm parayı onlara harcayarak zayi edebilir. delidir. bu arada bizim bi kumbaramız vardı, sarıyerdeki beğendiğimiz bi evi alabilmek için birikim yaptığımız. annesi de destek oluyordu. o duruyorsa, o evi alın. yaşanabilecek en güzel ev orası. sahilinde bi park var, çocuklarınız olduğunda oynamaları için. bu arada o işten geldiğinde anahtarı deliğe sokmadan sevdiği kadının onun gömleğini giymiş vaziyette ona kapıyı açması en büyük hayali, bunu ona tattır.
seni zerre tanımıyorum ama senden nefret ediyorum. buna rağmen benim yaşadığım sancıyı bi başkası yaşamasın istiyorum. yoksa yanındaki adamı düşündüğümden değil, inanki. çünkü geçmeyecek yaralar açıyor o susup giderken. ben güçlü bi kadın değilim, bilmiyorum, belki sen de değilsindir. zor işte. yaşama bunları. onu seviyorsan, kaybetme. ondan vazgeçemeyeceğini ve ne yaparsa yapsın onu affedeceğini asla ona hissettirme. yoksa günün birinde sen de benim gibi dişlerini sıkarak, boğazında şehir dolusu acıyla, başka bi kadına aynı mektubu yazmak zorunda kalırsın.
bu arada bana hissettirdiklerini affetmeyeceğim, bu hatırında kalsın. ve senden son bi şey istiyorum, bu kez kendim için; sakın sana “biriciğim” diye hitap etmesine müsaade etme. benden inşa ettiğim geleceğimi, hayallerimi, sevdiğim adamı ve doğacak kızımı çaldın. bari bırak, o hitap şahsıma münhasır kalsın.

sevdiğin adamın bir zamanlar en sevdiği.

–Mavi Tuğba Karademir

kumral_bukleli_kadin Kumral Bukleli Kadın
http://tugbakarademir.tumblr.com

Bir Gün Seni Yazmaktan Yazgeçtiğimde Anlayacaksın

bir gün seni yazmaktan vazgeçtiğimde anlayacaksın, gerçek vazgeçilmişlik ne demek
gerçekten terk edilmek nasıl bir his, nasıl yitirilir onca emek
işin kötü yanıysa seni yazmaktan vazgeçebileceğimi sanmıyorum
başkasını yazabilirim belki ileride
çünkü elbet hayatıma başkası da girecek.
ama başkasını yazdığım günün gecesine seni ağlayarak yazacağımı ikimiz de biliyoruz neticede.

doğuştan kör bir kadının çizdiği manzara resmine benzeyecek yazdıklarım belki
belki yüz bin fit yükseklikten düşmüş gibi olacak yüzüm
belki bir çocuğun uyumasını önleyen karanlığı kadar kötü olacağım
bilmiyorum belki,
bir zaman sonra, seni ne zaman yazsam
ilk kez sarhoş olan bir kadın gibi kusacağım
sonra derin bir uyku çekeceğim ama sabahına beynimin zonklamasıyla uyanacağım
bilmiyorum seni yazmak kötü olacak,
kötü hissettirecek,
beni hep kötü edecek
ama
elimde sana dair kalan tek şey, seni yazabilmek.
belki bundan da vazgeçebilsem, sahiden her şey geçecek
ama geçilmiyor
geçmiyor
göğsümdeki yaranın üstünü örttükçe yanıyor
soba yanığı gibi
güneş yanığı
bilmiyorum
yanıyorum, yanılıyorum sürekli.

hayatımın artılarını ve eksilerini hiç hesaplamadım bu güne dek ama
öyle eminim ki yaşamımın çoğunun yanlış kararlardan oluştuğuna

biliyor musun,
ben bazen
harflerin bile samimiyeti olduğuna inanıyorum
tıpkı insanlar gibi
bazıları elbette samimiyetsiz
bazıları ötekileştirilmiş, herkesçe kabullenilmemiş
dışlanmış
bazıları büyüyünce değişiyor
bazıları bazılarına benziyor mesela
ben bir harf olsam,
mutlaka
ğ olurdum
zaten hayatı boyunca hayata başlangıç yapamayan bir kadından başka hangi harf olması umulur!
ki ben
olamadım kimselerin ilki de.
sen ne güzel ilktin
a harfi gibiydin
sen
ne güzel gittin
iliklerimi bile söker gibi,
sol göğsüme kızgın demirler basar gibi,
kirpiklerimle dudaklarımı diker gibi,
ama sen sahiden
ne güzel gittin
-Tanrım göğsüm cehennem!-

biliyor musun,
ben bir meyve olsam bu mutlaka nar olurdu
zaten dışarıdan bir bütün

içi paramparça, içi kırmızı, içi kan bir kadından başka hangi meyve olması umulur!
sen bir meyve olsan bilmiyorum ne olurdun,
ama mutlaka bir yararın olurdu
insanlara
ki ben, dahil olmazdım
insanlığa.

biliyor musun,
bir çiçek olsam mutlaka papatya olurdum
elbette biliyorsun, papatyaları ne çok seviyorum
buna rağmen papatya almadın bana
bir kez olsun
üzgünüm
bu sahiden üzücü.
neyse, ne diyordum
bir çiçek olsam bu mutlaka papatya olurdu
çünkü hayatı birileri uğruna,
bilhassa aşk uğruna
dağıtılan, parçalanan bir kadından başka hangi çiçek olması umulur!
sana çok kırgınım sevgilim
ama bir papatya dalı,
zaten çok kolay kırılır.

sen bir çiçek olsan, fesleğen olurdun galiba.
çünkü avuçlarıma sinsin diye kokun,
ellerim ne zaman üşüse sığındığı tek yerdi boynun.
bir de kalabalıksın, fazlasıyla
bilmiyorum sen fesleğensin biraz
ben de papatya
sen saksılara yaraşırsın
ben kaldırımlara
senin heybetinin yanı sıra
ben fazla cılızım, fazla ufak
ayakaltında ezilmişliğimi bir kenara bırak,
beni de öte yana,
sen sahiden
ne güzel ilktin
kırmızı kaşkollu bir kadın masumiyetim vardı
onu ceplerine sıkıştırıp
belki biraz dinamit gibi
darmadağın edip
ama ne güzel
gittin…

-Mavi Tuğba Karademir

mavi_tugba_karademir Bir Gün Seni Yazmaktan Yazgeçtiğimde Anlayacaksın