Geçen Şey

Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız,
Ve minnacık bir “hane”:
Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
Anısız, uykusuz,
Kokar nane.

Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
Bir bakıma her şey “mestane”.
Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
Aşk ile kuşlar süzülür,
Değisir gökler şahane.

Farkında değil gönül,
Sanki hepten divane;
İçimizden, dışımızdan
Geçer vakit
Zalim, zalimane !

Fazıl Hüsnü Dağlarca

anisiz Geçen Şey

Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş

Dünyada tükenmez murad var imiş
Ne alanı gördüm ne murad gördüm
Meşakkatin adın Murad koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne tad gördüm

Ölüm var dünyada yok imiş murad
Günbegün artıyor türlü meşakkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm

Nusveran-ı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kimse bıraktı
Resul-i Ekrem’in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm

Var mıdır dünyaya gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepsi yalan
Ölümü dünyada hakikat gördüm

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm

Aşık Veysel

dunyada_tukenmez_murad_varimis Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş

Gizemli Gül

Gül gibidir ruhum, ve dikenidir bedendeki şehvet
Bahar Allah’ın rahmeti, gazabı ise soğuk kış
Tomurcukları iyi ameller, dikenleri bedenin ayıbı
Faziletle süslenir o, ve cennette huzur bulur.
Vakit eriştiğinde, bahar vasıl olduğunda,
Allah’ın gülü olacaktır, tek seçilmiş olan.

Angelus Silesius

baba_yorgun-evlat Gizemli Gül

İbrahimin Yıldızları Yakaladığı Gece

İbrahim’in yıldızları ilk gördüğü geceyi hatırlar mısın?
Satürn’e bağırdı: ‘Sen benim Rabbimsin!’
Öyle mutluydu ki! Seher Yıldızını gördüğünde

Ona bağırdı, ‘ Sen benim Rabbimsin’ Ve onlar batıp gittiğinde
Öylece parçalandı. Dostlar! O bize benzer:
Batıp giden yıldızları bir ilahlaştıran da biz değil miyiz?

Vefasız yıldızların vefalı yoldaşlarıyız
Porsuk gibi birer toprak kazıcıyız; arka pençelerimizin gerisinde
Uçan kiri hissetmeye aşığız

Ve kimse bizi toprağın güzel olmadığına
İkna edemez. Porsuk ruhumuzdur bunu böyle düşünen.
Hayatımızın geri kalanını ıslak tarlalarda

Çamurlu ayakkabılarla yürüyerek geçirmeye hazırız.
Yılanın krallığındaki sürgünlere benzeriz.
Aşağıdan geceye bakıp soğan tarlalarında öylece dururuz.

Robert Bly
Çeviren: Fatma Zehra

ibrahimin_yildizlari_cagirdigi_gece İbrahimin Yıldızları Yakaladığı Gece

Şükrü Erbaş ve Bir Şiirin Oluş Yapılış Yazılış Süreci

Beni şiire genellikle bir küçük ayrıntı, herkesin geçip gittiği silik bir görüntü götürür.Kalabalık içine sıkışmış bir sessizlik, doğayı çın çın inleten bir yalnızlık, bir gözyaşı kurusu, tedirgin parmaklar, kekeleyen bir ses, bir hançer gibi eğri alın çizgileri, düğüm düğüm kirpikler, düştüğü yeri oyan bakışlar, vazgeçişin menevişlediği bir yüz, kimsenin duymadığı bir iç çekiş.… Her biri onlarca öykü anlatan bu ince ayrıntılardan giderim,gitmeye çalışırım insanın evrensel gerçeğine; toplumun ‘hali pür melaline’.

Kısacık bir şiirle örneklemeye çalışayım bir şiirin gelişimini. Halka halka büyüyüp duran bir dalgınlık, bir resim çizmeye başlıyor içime, gözlerime: ‘Karın kapattığı yollarda / Yalnızca serçelerin ayak izleri / Bir tek pencere görünmüyor ufukta.’ Üç dizelik, Japon haikularını andıran bir doğa resmi. çağrışım alanını, kar, serçeler ve pencerenin sağladığı, doğanın yalnızlığından insanin yalnızlığına ilmekler attığını düşündüğüm bir resim. Bu dizelerle geziyorum bir-iki gün. Sonra birden ‘serçelerin ayak izleri’nin yetersiz ya da zayıf kaldığını görüyorum. Kolay bir söyleyiş. Kuşlar karlı düzlüklerde konacak bir ağaç yada yol kenarı için çırpınıp dururlar. ‘Ayak izleri’, bu çırpınışı vermiyor. Hemen dize değişiyor: ‘Yalnızca serçelerin kanat izleri’‘Pencere’ ile bir ev sıcağına, bir arayışa dolaylı bir gönderme var; ama yetersiz. Bu boşluğun, bu yalnızlığın insanda yarattığı nasıl bir duygudur? Bir ya da birkaç dize gerekli. Resmi tamamlayacak son bir fırça darbesi. bulduğum hiç bir dize yatıştırmıyor. Üç dize bir-iki ay beynimi kemirip duruyor. Nasıl bulamam, insanin bu resim karşısında neler hissedebileceğini? Kızmaya başlıyorum kendime. Bu resme hakkını verecek tek bir bitiş dizesi…. Bir gün ışıyıveriyor yüreğim. Tabii, bir ‘hiçlik duygusu’ olur bu ancak. Yalnızca ‘hiçlik duygusu’ da değil, ‘serçelerin kanat izleri’ndeki çırpınışa koşut,umutsuzluğa dönüşen bir yalnızlığın işaretini verecek bir hiçlik duygusu; ‘Gittike ağırlaşan’ bir hiçlik duygusu olmalı bu. Ve şiir sanırım 3 ay sonra seklini alıyor, ÇIRPINIŞ adıyla.…

Karın kapattığı yollarda
Yalnızca serçelerin kanat izleri
Bir tek pencere görünmüyor ufukta…

Gittikçe ağırlaşıyor hiçlik duygusu…
bir_siirin_yazilis_sureci Şükrü Erbaş ve Bir Şiirin Oluş Yapılış Yazılış Süreci
Bütün Hatıralar Islaktır / Sıddık Akbayır / Ferfir Yayınları s.221

Akşam ve Kandil

mevsimidir,
kendi hüznüme döndüm…

akşam annemle aramda
bir süs
gibi dururdu;
saatler rikkatle vururdu;
özensiz
bir eşya kuraklığı
dağılmış bahçemize;
ve her şey kandil…

hangi ağacın yapraklarını
siyah kadifeyle örttün Ölüm?
hangi Söz’ü bana verdin
de benden geri aldın,
ey Dil?

Birden mevsimler selsebil
Aktılar; görünmemekti dileğim;
Siyah kadife sızdırıyor,
Işıkta yağlanıyor gül,
Odamda kirli meleğim…

Annem kandili siliyor:
‘mendil,
mendil nereder?’

akşam, annemle aramda bir süs!

Hilmi Yavuz
aksam_ve_kandil Akşam ve Kandil

Lethe

şiir, şiirin kurdudur

işte zümrüt ve sürüngen
bir dize
gidiyor;-gidişi
öteki şiire doğru’dur

şiirdir seni saran sur
kalbim, usul bir düden
ve sanki bir büyüden
artakalandı ve aktıydı
yazları söylete söylete

lethe! yeşil bellek!
sen de unuttundu yurdunu
ve birdenbire
kendi suyunu terk eden
bir ırmak gibi aktındı
şiirden şiire

Hilmi Yavuz

lethe Lethe

Kahverengi Peni

FISILDADIM ‘Çok gencim, ‘diye
Sonra da, ‘Yaşlıyım’ diye, ‘oldukça’;
Aşk olasılığım var mı bilmek için
Bir Peni fırlattım havaya.
‘Git ve sev, git ve sev, genç adam,
Eğer gençse ve güzelse kadın.’
Ah Peni, ah kahverengi Peni,
Düğümlendim düğümüne saçının.

Çetrefil bir şeydir ah aşk,
Yoktur içindekileri bilecek kadar
Yeterli bilgelikte kimse,
Ta ki uzağa gidinceye yıldızlar
Karanlık yüzü ayı yiyinceye dek
Aşkı tefekkür edeceklerinden.
Ah Peni, kahverengi Peni,
Başlayamaz kişi aşka pek erken.

William Butler Yeats
Çeviri: Osman Tuğlu

cetrefil_bir_seydir_ask Kahverengi Peni

Bir İçki Şarkısı

Ağzımızdan dökeriz kadehi
Aşk ise girer gözlerimizden;
Yaşamın bilinecek gerçeği
Yalnız bu, yaşlanmadan, ölmeden.
Ağzıma götürüyorum kadehi,
Sana bakıp iç çekiyorum ben.

William Butler Yeats

Çeviri: Osman Tuğlu
sana_bakip_ic_cekiyorum Bir İçki Şarkısı

Şevkız ki dem-i bülbül-i şeydâdâ nihânız

Şevkız ki dem-i bülbül-i şeydâdâ nihânız
Hûnuz ki dil-i gonce-i hamrâda nihânız

Biz cism-i nizâr üzre döküp dâne-i eşki
Çün rîşte-i cân gevher-i ma’nâda nihânız

Olsak n’ola bî-nâm ü nişân şöhre-i âlem
Biz dil gibi bir turfa mu’ammâda nihânız

Mahrem yine her hâlimize bâd-ı sabâdır
Dâim şiken-i zülf-i dil-ârâda nihânız

Hem gül gibi rengînî-i ma’nâ île zâhir
Hem neş’e gibi hâlet-i sahbâda nihânız

Geh hâme gibi şekve-tırâz-ı gam-ı aşkız
Geh nâle gibi hâme-i şekvâda nihânız

Ettik o kadar ref’-i taayyün ki Neşâtî
Âyîne-i pür-tâb-i mücellâda nihânız

Neşâtî

ay%C3%AEne-i_pur_tab-i+mucell%C3%A2ada_nihaniz Şevkız ki dem-i bülbül-i şeydâdâ nihânız