Kaçak Yaşamak

güz gelse yağmur yağsa yorgun olsak
özlesek uykuları yatakları yalnızca
bir anne gibi bizi oralara götürsen
hiç bir şey düşünmeden uyusak

biz çocuklar gibiyiz içli ürkek başıboş
yoruluruz günlerin gürültüsü içinde
bizi dizine yatırıp masallar söylesen
hiç büyümesek korkmasak belki de döğüşmesek
yaşama kavgasında

1962

Eray Canberk / Kuytu Sular

kacak_yasamak_ Kaçak Yaşamak

Yenidoğan

1

Mektupsuz koma beni.
Bir daha, bir daha yaz adını mektubun sonuna.
Bana güler yüzünü gönder.
Yenidoğan’ı anlat.

2

Günün hangi saatte battığını görememiştik,
tepelerin arasındaydık çünkü,
sen evlere bakıyordun,
yüzündeki o çocuksu cesareti inceliyordum ben.

Evler dağları sırtlanmıştı
korumak için kendilerini çaresizlikten,
ocaklar yeryüzünün çamurunu yakıyordu.

Klarnetçiler, matbaa işçileri, bakkal karıları dolaşıyordu
günün battığı saatten sonra sokaklarda.

3

Saçlarının her teli bir dinamit fitilidir
yokuşları çıkıp yorgunluğa bıraktığın an gövdeni.

4

Mektupsuz koma beni,
denizi deniz yapan sensin,
ormanı orman yapan sensin,
sensin tezgâhta kan dokuyan,
gözlerinde serçeler yanan,
bir aşktan bir dünya kuran sensin.

Samanyoluna karışır gün ortasında attığın çığlık,
hafta sonlarında yaktığın ağıt,
tabutların ardında yürüdüğün yol,
koparıp yüzüne attığın başak.

Mektupsuz koma beni,
yılların sana öğrettiğini sen bana öğret,
parmaklarının gölgesini gönder.

5

Sevgilim, sevgili dostum,
yaşamayı pekiştiren bir çelik çivi olacak
Yenidoğan’ın acısındaki maya.

Sen o mayadaki umudu gördün.

Yaslar donanmış babaların pencere önlerinde
çocuklarına saksı sulattıklarını gördün.

Damarlarını fabrikalarda bırakan kızların
nişanlılarında yeni bir yürek bulduklarını gördün.

Nasırların yanıbaşında tarlalar gördün.

Kopan derilerin altında gökyüzü gördün.

Gördün her şeyi,
topladın her şeyi,
acına renk katıldı çeyiz sandığında.

Gülüne dipdiri bir sap takıldı.

6

Mektupsuz koma beni.
Aşkını uzun uzun anlat, utanma anlatmaktan,
senin elin benim elimi tutsun,
birlikte sıçratsın ayaklarımız
Yenidoğan’ın çamurunu,
aynı duvar halısına işlensin ceylanlarımız.

Dostum benim, yokuşlu yolum, düzgün ovam,
günün hangi saatte battığını görememiştik seninle,
tepelerin arasındaydık çünkü,
üstümüze keder çiseliyordu çünkü,
saçak altlarına sığınıyordu çocuklar,
her evin eşiğinde sessizlik vardı.

O sessizliğin marşını öğret bana,
gizli bir pınar gibi toprak altında akan
ama bütün kıtaları dolaşan marşı.

Ülkü Tamer
belim_agriyor Yenidoğan
Ülkü Tamer’in yazdığı ‘Yenidoğan’ şiirinde ben üç yıl yaşadım:
Haydar Ergülen
Şiir Adımlı Bir Yolcu Haydar Ergülen / Sıddık Akbayır / Ferfir Yayınları

İnsanlar II

Her zaman, fakat bilhassa
Beni sevmediğini
Anladığım zamanlarda
Görmek isterim seni de
Annemin kucağından
Seyrettiğim insanlar gibi
küçüklüğümde…

Orhan Veli
 

annemin_kucagindan_seyrettigim_insanlar_gibi İnsanlar II

Bütün O Aşkları Yazdı Da Ne Oldu

Bütün o aşkları yazdı da ne oldu 

Gülleri çocukları denizleri tuttu da elinden 
Hep bir ceviz yaprağı gibi belirdi ince yüzü 
Bırakılmış gemilerin su kesimlerinden
Hilmi Yavuz
Bakış Kuşu, 1969
ne_kadar_gitsem_o_kadar_uzak Bütün O Aşkları Yazdı Da Ne Oldu

‘İkinci adresi’, Ankara, Bodrum değil, The Marmara’dır. Özellikle, yaz ikindilerinde Taksim’in akışan kalabalığını, kimi zaman ‘bir nehrin dalgınlığı’yla kimi zaman Orhan Veli’nin ‘İstanbul’un orta yeri sinema’ dizesinin şaşkınlığıyla seyreder. Gözlerinde, ufka çok bakmışların derinliği vardır. O derinlikte, şiirden yapılmış bir geçmiş okunur. İşte, o anlarda, anlaşılmayan bazı şiirler, her şeyden çok anlaşılır; ‘bütün o aşkları yazdı da ne oldu’ diyen bir adam, bir anda, karşısındakini bilmediği kokuların cennetine emanet edebilir.

Ne Kadar Gitsem Hilmi Yavuz O Kadar Uzak / Sıddık Akbayır / Ferfir Yayınları

Hastane Ciddi Bir Yerdir

Hastane, ciddi bir yerdir. Az önce söylendiği üzere, ölümü geciktirmeğe çalışanların yeridir orası. Sellemehüsselam girilmez. Girmenin haracını vermek gerekir; bu haracın hemen hemen tümü yüz suyudur. Ama, yüz suyunun da çeşitleri vardır. Hastane, ölümünü geciktirmeğe çalışanların, daha doğrusu yazgısının kendisine haksızlık ettiğini düşünüp, bu yazgının ancak değiştirilmek, en azından el katılmakla gerçek yazgı olarak gerçekleşeceğine inananların umut bağladığı, tıp adı verilen gizli dinin, hekimleri, hemşireleri, hastabakıcıları, laboratuvarları, gizemsel bir gizlilik içinde korunan karanlık ya da yarıkaranlık odaları, aygıtları, işçileriyle, sözün kısası, irili ufaklı kulları, rahipleriyle yürütüldüğü yerdir.

Bilge Karasu

hastane_ciddi_bir_yerdir Hastane Ciddi Bir Yerdir

Tutunamayan (Disconnectus Erectus)

Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. Yalnız pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. Dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (Bu arada sık sık düşer.) Tüyleri yok denecek kadar azdır. Gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. Bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez.

Genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. Ya da terkedilmiş yuvalarda yaşarlar. Belirli bir aile düzenleri yoktur. Doğumdan sonra ana, baba ve yavruları ayrı yerlere giderler. Toplu olarak yasamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. Belirli beslenme düzenleri de yoktur. Başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. Kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeği unuturlar. Bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (Bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez.) 
İçgüdüleri tam gelişmemiştir. Kendilerini korumayı bilmezler. Fakat – gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. Şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. Bununla birlikte hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlenmiştir. (Aynı bilginler, kavgacı tutunamayanların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler.) 
Din kitapları, bu hayvanları yemeği yasaklamışsa da, gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. Tutunamayanları avlamak çok kolaydır. Anlayışlı bakışlarla süzerseniz, hemen yaklaşırlar size. Ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. İnsanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, Belediye Sağlık Müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. Yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. Fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntıdan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. 
Hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun sure uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. Fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. Ayrıca birkaç sirkte halkın karsısına çıkartılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (Halk gişelere saldırarak parasını geri istemiştir.) 
Filden sonra, din duygusu en kuvvetli olan hayvan olarak bilinir. Öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. Fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır. 
Başları daima öne eğik gezindikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. Onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi de denemişlerdir. Fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uymamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. Beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir turlu gitmeyi bilmemektedirler. Evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (Bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir.) 
Şehirlere yakın yerlerde yasadıkları için, onları şehrin içinde, çitle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta oturarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.

Oğuz Atay

tutunamayan Tutunamayan (Disconnectus Erectus)

Geçen Şey

Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız,
Ve minnacık bir “hane”:
Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
Anısız, uykusuz,
Kokar nane.

Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
Bir bakıma her şey “mestane”.
Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
Aşk ile kuşlar süzülür,
Değisir gökler şahane.

Farkında değil gönül,
Sanki hepten divane;
İçimizden, dışımızdan
Geçer vakit
Zalim, zalimane !

Fazıl Hüsnü Dağlarca

anisiz Geçen Şey

Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş

Dünyada tükenmez murad var imiş
Ne alanı gördüm ne murad gördüm
Meşakkatin adın Murad koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne tad gördüm

Ölüm var dünyada yok imiş murad
Günbegün artıyor türlü meşakkat
Kalmamış dünyada ehl-i kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm

Nusveran-ı Adil nerede tahtı
Süleyman mührünü kimse bıraktı
Resul-i Ekrem’in kanunu haktı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm

Var mıdır dünyaya gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepsi yalan
Ölümü dünyada hakikat gördüm

Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm

Aşık Veysel

dunyada_tukenmez_murad_varimis Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş

Gizemli Gül

Gül gibidir ruhum, ve dikenidir bedendeki şehvet
Bahar Allah’ın rahmeti, gazabı ise soğuk kış
Tomurcukları iyi ameller, dikenleri bedenin ayıbı
Faziletle süslenir o, ve cennette huzur bulur.
Vakit eriştiğinde, bahar vasıl olduğunda,
Allah’ın gülü olacaktır, tek seçilmiş olan.

Angelus Silesius

baba_yorgun-evlat Gizemli Gül

İbrahimin Yıldızları Yakaladığı Gece

İbrahim’in yıldızları ilk gördüğü geceyi hatırlar mısın?
Satürn’e bağırdı: ‘Sen benim Rabbimsin!’
Öyle mutluydu ki! Seher Yıldızını gördüğünde

Ona bağırdı, ‘ Sen benim Rabbimsin’ Ve onlar batıp gittiğinde
Öylece parçalandı. Dostlar! O bize benzer:
Batıp giden yıldızları bir ilahlaştıran da biz değil miyiz?

Vefasız yıldızların vefalı yoldaşlarıyız
Porsuk gibi birer toprak kazıcıyız; arka pençelerimizin gerisinde
Uçan kiri hissetmeye aşığız

Ve kimse bizi toprağın güzel olmadığına
İkna edemez. Porsuk ruhumuzdur bunu böyle düşünen.
Hayatımızın geri kalanını ıslak tarlalarda

Çamurlu ayakkabılarla yürüyerek geçirmeye hazırız.
Yılanın krallığındaki sürgünlere benzeriz.
Aşağıdan geceye bakıp soğan tarlalarında öylece dururuz.

Robert Bly
Çeviren: Fatma Zehra

ibrahimin_yildizlari_cagirdigi_gece İbrahimin Yıldızları Yakaladığı Gece