İnci idi
Uçurtmanın adı
İpi kopmuş
Bir
Uçurtma gibi
Bir çocuğu
Nokta
Benim
Uçurtmam
Bir gün
Unuttu ipini
Kopardı gitti
Bilmediğim bir yere
Özdemir Asaf
Şub 23
Şub 23
Hayy, dar! Bu ten bana zar!
Kuşlar uçar… Uçmak ki tayy!
Gül ise dirimdir. Zamir, der
şaire her daim; hayy, dar!
Dil, şer şebeke, aşikar! Vehm
ettikçe, mayi endişe, varlığa
sızar. Sayy ki, boşa çaba, boşa
tebessümlerdeki o ince ayar.
Leyl akar. Hani serin bahçeler,
çılgın, sere serpe, hani köpük
köpük leylaklar? Anladım, şehre
kabul edilmek’ çin, herkes önce
öteki’nde uyuyan çocuğa kıyar!
Şeffaf örüntü. Bulutsu bağ, eksik
tay. İnsan riyâ, madde kâr. Ruhsa
zaman içre hep kırık bir fay!
Muhayyile, o işlek hızar! Fısıl-
dar: Nerde şimdi sözlerdeki eski
vakar? An gelir, sükût da insanı
yorar…
Şair! Ya git o çocuğu uyar, ya gel
beni bu tahammül mülkünden kurtar!
Vural Bahadır Bayrıl
Şub 23
Bilemiyorum yıllardır neredeyim?
Hergün yediğim ekmek, susayıp içtiğim su,
Kolundan tutup gitmek istediğim kadın,
Yaşamak kaygısı, gök hasreti, ölüm korkusu,
Ve Rabbim senin adın!
Yıllar var ki içindeyim hayatın.
Anıyorum gençliğimi, özlüyorum çocukluğumu,
Fakat bilemiyorum yarını.
Bilemiyorum Rabbim, maksadını, kararını.
Hepimiz işte dünyadayız,
Yataktaki hastamız, topraktakı ölümüz;
Neyiz, ne olacağız?
Birşey bilmiyorum… Nefes almaktayım yalnız.
Rabbim! beni yaratmışsın,
İnsan şeklinde görünüyorum,
Terlerim yazın, üşürüm kışın,
Düşünüyorum, düşünüyorum…
Şub 23
muzaffer buyrukçu’ya
kaç yıldır akarım bilmem pazar yerini
dinle ak bakışlı bir çeşme söylüyor
– kaç yıldır akarım bilmem pazar yerini
koparsınlar beni koparsınlar beni
dinle banaz’da küçük bir kız çocuk söylüyor
– koparsınlar beni koparsınlar beni
gün gelir anılar da değiştirir sözcükleri
dinle babanın eski bir resmi söylüyor
– gün gelir anılar da değiştirir sözcüklerini
bir kez olsun tatsaydınız kara mermeri
dinle kan söylüyor sevda söylüyor
– bir kez olsun tatsaydınız kara mermeri
çözerdiniz bilişmenin al köpüklü dilini
dinle balgam söylüyor safra söylüyor
– çözerdiniz bilişmenin al köpüklü dilini
üstümde üçbin yaprak yüzbin ipekböceği
dinle toprağa batık bir ören söylüyor
– üstümde üçbin yaprak yüzbin ipekböceği
susuzluk birşey değil keban’ım delindi
dinle gündoğusundan bir ozan söylüyor
– susuzluk birşey değil keban’ım delindi
çeşme, küçük kız, ozan ve öbürleri
dinle hepsi de aynı şeyi söylüyor
– çeşme, küçük kız, ozan ve öbürleri
Cemal Süreya
Şub 23
Tenin cam tapınağı. Arzu kör__
elirse, tekrarlanmaz kalpte,
çocukluğun o beyaz sabahları.
Kariâ! Kimdim ben, sen değilsem?
Ey yırtıcı hazzın müphem kaynağı.
Kelimelerin, bazen üstünü hafifçe
araladığı.
Hafızanın manyetik alanı. O tahrip
kâr cazibe. Meğer doğruymuş, insanın
Oteki’ne gittikçe, hep kendine
vardığı.
Vakte bakıyorum. Zaman’ın dilden
önceki sükûnetine. Zelzele! Kayıyor
avuçlarımdan hızla, ömrün sırça
yaprağı.
Şair! İnsandaki arka bahçe. Sendin
bil, varoluşun dalgın zambağı.
Şub 23
Şub 23
Taşında otlar biten şu sokakta yürümek.
Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden.
Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı.
Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden.
Kalbe aşina bütün rastladıklarım,
Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi!
Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar,
Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi
Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım,
Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi.
Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden:
Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi
Şub 23
5
İşte ben hep böyle garip mahzun,
Bir şey beklermişcesine yaşıyorum.
Bazan öyle günlerim oluyor ki, Elâgözlüm,
Ne oldu, nasıl bitti şaşıyorum..
Bazı bilmem, gün nasıl başladığında,
Kayıp kayıp gidiyor dünya bıkkın bakışlarımdan.
Yaşıyorum, yaşıyorum da bitmiyor,
Bir tutam sakız oluyor ağzımda zaman..
Yaşamak ne kadar çekilmez gelse de arasıra,
Bu görmek, bu sevmek, bu aziz sıcaklık tende.
Bu bir nimet, bu bir nimet, Elâgözlüm,
Bu yaşamak bir şiir, harikulâde.
Sen ki, saçından tırnağına kadar
Bir hürriyete bedelsin,
Bu ılık saçlar, bu gözler; fakat her şeyden önce
Yaşadığın için güzelsin..
İşte böyle yeşil bulutlar misali senelerce,
Oradan oraya elinde kaderin.
Kimbilir kaç kere üstünden geçtim,
Şarkılar söyledim karşısında
Bir gün bana mezar olacak yerin..
Gerçi şimdi çağımız değilse de Elâgözlüm,
Bu bir kötü tecelli ki, nasıl diyeyim.
Bir gün bir kara gölge görürsen gözlerimde
Akşamsa beni uyut..
…….
Bir nefis sabahsa eğer, ölümü
Ellerin ellerimde bekliyeyim…
Şub 23
Kurudum da kadid oldum kumlarda
Bir sefer bekleye bekleye her gün ben.
Enginlerden bir rüzgâr esmez mi serin serin
Pul pul ürperişler geçer içimden.
Bir gün atlayıveresim gelir şu kıyılardan
Işıl ışıl yeşil yeşil sulara.
Al başını çek git, der deli gönül
Verip kendini bir büyük rüzgâra!
Ta yanıbaşında durup da böyle
Hasretini çektiğin şeylere hasret gitmek!
Hem tut o sular için halkol, hayat ol,
Hem tut sonra o sulara hasret çek!
Biraz dalacak olsam ta içimden bir şeyin
Çıkıp dolaştığını duyuyorum denizde.
Ama öyle bitirmiş ki kum beni
Ardından bir türlü gidemiyorum işte.
Bazen ayak sesleri duyarım dört yanımda,
Bakarım, masmavi, levent bir umut.
Bakarım, sülün gibi serene sarılmış
Püfür püfür bir bulut.
Başımı, bordamı dövsün dalgalar,
Tuzlar tahtalarımı kemirsin istiyorum.
Çek beni fırtına, çek beni deniz!
Bırak beni sahil, bırak beni kum!
İnsaniyetinize sığınıyorum!
Şub 23
Çocuk ders çalışıyor görünüşte
Sayfaları yavaş yavaş çeviriyor
Çocuk deniz çalışıyor gerçekte
Gözlerini ufuklara dikiyor
Durup durup adını anıyor
Aşkın sözlüğünü ezberlemekte
Bütün nöbetçilerle yarışıyor
Gözleriyle gelişini beklemekte.
Biz şimdi aşk öğrenelim
İnsan dersi sonra da öğreniyor
Yüzyıllık kitaplarda bilgi kendi malımız
Haritadan şehirler kaçmıyor ya
Sevinmek yaşarlığa dokunmaktır
Atlı gibi dört nala içimizden gidiyor
Bazen her şey yanılmakta bile
Sevişmek gene en az yanılmaktır.
