İncelik

her insanın yalnız olduğunu anladım
ömrümden geçerek geldim uzun bir yolu
sokak lambasının ışığından baktım dünyaya
sonra, aklımdan geçirdim seni usulca
depremler geçti içimden, çığlar
ve boynunun inceldiği yer, susma
bana kendini öğret

sevdiğim şehirlere benzettim seni
biraz yalnızlık aldım gecenden
adını söyleyerek avundum
olmadık zamanlarda
düşürdüm gözlerimi yollara
ahh taşımaz artık bu yürek
ben dediğim bu gövdeyi

usulcacık ve boynunun en ince yeri işte
çiy düşecek içimdeki boşluğa
ellerine ve bileklerine bakacağım
ellerin yüzümdeyken bakacağım
ve ellerin dokunurken tenime
sesin de dokunacak, susma
içimdeki yağmuru öp gözlerinden

önce dudaklarınla,
sonra boynunun incelen yeriyle, bileklerinle
biraz daha incelsin parmakların
çiy düşsün üstümüze, tek tek yıldızlar
iki yakalı iki şehir kadar hüzünlü
ahh biliyorum bazı aşklar acıdan
bazıları ayrılıktan yapılır

ağaçlar kuşlar sokaklar şehir,
sevdiğim şehirde bu şehirde yaşıyor artık
ve hep bir incelik taşıyorum içimde
yüreğinden yüreğime eklediğim ince çizgiyi
susarsak derinleşir içimizdeki boşluk
biraz daha sessizlik alırız herkesten, susma
biraz daha tenhalaşırız

aşkın biz haliyiz işte
aşksın kısacası
bir de “ben”, yalnızlığın öteki adı yani
konuştukça incelsin bileklerin
parmakların içime dökülsün
ahh biz iki sevdaya benziyoruz
farkında olmadan çok seven

Abdullah Eraslan 

proxy?url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-T3Z59Ac78ro%2FUxoVKtL9d2I%2FAAAAAAAAnds%2FTvxWVKmnMho%2Fs1600%2Fask%25C4%25B1n%2Bbiz%2Bhali İncelik

Sevgiyi Boyutlandırmak

Göl kıyısında gölü esenlemekle başladık
Öpüştük bir
Ölü suda maviyi uyandırdık.

Sözü geçersiz kılan bir uçuk sevgilenmede
Suskunluğu
Yeni oylumlarla uyandırdık.

Kars kaşarı kalçaların ve verimcil göğüslerinle
En kara soğuklara karşı bile
Tandırdık.

Tüm yasakları şöyle en özünden yaşayıp
Seninle
Günahı uyandırdık.

Bir yaygı gibi yaydığım o gül güzelliğinde
Seviştik
Sevgiyi boyutlandırdık

Tahsin Saraç

tahsin+sarac Sevgiyi Boyutlandırmak

Yıldırım yemiş bir çınar gibiyim

Yıldırım yemiş bir çınar

Gibiyim
Sevginde.
Çölde bir ehramdır artık
Acın
Yüreğimde
Tahsin Saraç

yildirim+dusmu%C5%9F+cinar+gibiyim Yıldırım yemiş bir çınar gibiyim

An ve Anlam!

aşkla tanımlar kişi kendini
ipini çeker sonra darağacında
mezarında kükrer yeniden
kül kalıntıları sorgular tinden

ateş kuşu
şiir tanrısı ve
magmada son bulur serüven

harf aldatmaz bir tek!
yontar sesini çığlığın bilirim
ışıltısını saklar sözün hamurunda çünkü dil

kristal nidalarda
kesif bir hüzün kuşanır narin kırılmalar
bıçak ezgilerde nihayetlenir çıkmaz sokaklar
yorgun sahafların
gürgen kokulu eskimiş raflarında veya

aşka yarılır sözün mücerret tohumu
geç kalmış bir bahar gecesinde
zifir gibi!
iblisini karşılar insan
bir yüz düşer ansızın yüzüne
çehresinde yırtılır beklenen tan

o an ki ışık yüklüdür
ve yaşam

aşktan anlamlanan!

Naime Erlaçin
siir An ve Anlam!

Tehlikenin Yönü

baktığında görebileceğin bir şey değilim ben
en çok sevdiğin yanım hep tuzak sana

tanrının çarkına çomak soktum ben
öykülerimi çaldılar diye
günahsa bu günah
bir çocuk nasıl kandırılır
daha kayıtlara alınmış tek bir sevişmesi bile yoksa
kendini dolu dizgin inandırabileceği bir yalanı

bu kenti yazıyordum seni fark ettim
tehlikenin yönü değişti o gün bu gündür
kimse bilmiyor susma şiddetinin neye mal olacağını

başka acılara dönüyor mevsim
baştan sona sis çöküyor içinden geçtiğim zamana
bir büyü bilsem hayata geçireceğim tereddütsüz

şimdi düşlerimde büyüttüğüm bütün çocukları geceye salıyorum
sana birkaç emanet..

bana aslı olan bir şeyler desene, birşey bu yüzyılı yaşanabilir kılacak

tehlikenin yönü değişti kaç zamandır
bütün ihtimal hesaplarında sadece bir tek gerçek var payıma düşen.

Seyit Pelitli
Seyit+Pelitli Tehlikenin Yönü

Fotoğraf

meydanlar parklar alanlar heykeller
saatin hızına aldırmadan iniyor akşam
usul usul yürüyorsun
o baş aşağı denize inen sokakta
dilinde kilitlenmiş ıslık ellerin ceplerinde
bir şehir ötekine karışıyor sessizce

çocukluğum geçiyor aklımdan
serin gölgeler akşam üstleri uçurtmalar saklambaçlar
anımsa son oyunda bu yana bulunamadığını

işte ulaştın sokağın sonuna
geçtiğin sokağın adını bilmesen de olur
susmak biraz da ölüme dipnottur belki
“hiç” koymuştun içindeki boşluğun adını
bırak damla damla dökülsün bileklerinden
32 yıldır içinde biriktirdiğin zaman
bekleme son dizenin söylenmesini

mutlaka biri var aklında
bak
gene silik çıktın fotoğrafında

Abdullah Eraslan

silik-fotograf Fotoğraf

Şiir

bir nakıştır şiir
insanı kurmak yeniden
ilmekleyip işleyiş sözcüklerin aşında….

bir çiğ tanesi şiir
nazlı bir umutlanış
bebeklerde büyür yalnızlığın gözyaşında…

tomurcuğa dönüşür
ilkyazın ta başında
ve hüzünlü bir bitiş dizeler savaşında…

erguvan bahçelerde
veya bir çöl yazında
çekingen bir serzeniş aşık`ın omuz başında….

son nefesi şairin
hazin bir veda ediş
sonsuza gülümseyiş bir musalla taşında….

Naime Erlaçin

siir Şiir

Salihat-ı Nisvandan Saffet Hanımefendi’ye

Hatırlarım bir akşam bir yokuşa durmuştum;
İri atlarımız macardı, dantellerimiz alman…

Ne Göksu’da bülbül dinlemek ne Abdülhak Şinasi Bey…
Ipılık bir sevgi geçerdi ara sıra içimden o zaman.

Siz ne zaman öldünüz Allah aşkına; yani ne zaman?
Kirli karlar bile erimemişti; haber yoktu nisandan!

Rüştü paşaydı, ‘Deli Rüştü’ye çıkmıştı adı Osmanlı ordusunda.
O zaman Hamit’ti padişah, kocaman bıyıkları kocaman…

O günlerde her şey akıp giderdi biz de şaşardık;
Hürriyet meşrutiyet otuz bir mart falan filan…

Gemiler de öyle, boğazdan aşağı boğazan yukarı…
Bıyıklarını burardı, umursamazdı paşa kocam o zaman.

Rüştü Paşa’ydı, sakallıydı belki, sadece sakallıydı;
Ki sakallar geçmişinde her halde bir orman!..

Bir oğul, bir kız, iki gelin, bir damat, İsviçre Lozan…
Nasıl ağladığımı ben bilirim bir yangının ardından!

Uykularım bölünüyor, artık şu konağı bekliyorum.
Söyle ey muhabbet kuşunun tüyü, söyle, ölüm ne zaman?

Hep bir şeylere baktım, bir şeyleri korudum, kızdım…
Kızgındı; haremi vardı; sakallıydı Rüştü Paşa o zaman.

Hatırlarım, bir akşam bir yokuşa durmuştum.
İri atlarımız macardı, dantellerimiz alman…

Bahriye nazırı Tevfik Paşa, mütarekeler falan…
Dünya nasıl çekilirdi ayaklarımın altından!

Annemin sonsuz giysileri, bir telaşı bileyen tramvay….
Ben ne güzel çocuktum yalnızlıkların ardından!

Yeniköy’de bir yalı, Fatih’te evler, ayışıklı bir zaman…
Rüştü Paşa’ydı adı, Yıldız’da ve Dömeke’de kahraman…

Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam!
Aldım anlayamadım; öldüm anlayamadım almadığım bir akşam…

Daha önce hiç ölmedim temmuzum ve incilerimle!
Göksu’yu ışıklarla teşrif ettiğimiz akşam…

Ne zaman gülüm solar, ne zaman deniz, ne zaman akşam?
Ne zaman gemilerdi, ne zamandı paşa kocam?!

Artık başucum dinlendirir bir şamdanın süsünü…
Söyle ey Göksu akşamı, Hafız Burhan, ölüm ne zaman?..

Mevlutlar okunur, dalgalar kalır bir geminin ardından;
Öldüm ben, Saffet Hanımefendi, salihat-ı nisvandan!..

Turgut Uyar

gulunun+soldugu+aksm Salihat-ı Nisvandan Saffet Hanımefendi'ye

Islak Çeltiklere

benim bir sevincim var yüzün artık akşam
bir çocuğun gülüşünü görüyorum nereye baksam

kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok
ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam

bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz
doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam

ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan
silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla

ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok
bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam

sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil
bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam

Turgut Uyar
celtik Islak Çeltiklere

Bir Ülke Olabilir Sevda

Kaç cemre düştü yüreğine şimdiye kadar,
kaç unutulmuş nisan var
vişne sürgünü kollarında?

Dağılıyor uyku kokusu gövdenin
dilim meme uçlarına
dokunduğu zaman;
ateşten sapı üzerinde dönüyor ayçiçeği,
bir güneş doğuyor
bacaklarının arasında.

Kollarımla sarıyorum, örtüyorum seni,
günler ve geceler uzuyor
ve savurmaya hazırlanıyor gövden gövdemi.

Özdemir İnce

Bir+ulke+olabilir+Sevda Bir Ülke Olabilir Sevda