Seviyorum

İnsanoğlu aşkı doğduğunda getirir
Ama iş güç,
Para pul,
Ve buna benzer bir sürü şey
Kurutur gönlünüzün verimli toprağını.
Yüreğin üstünde beden giysisi vardır,
Bedenin üstünde de gömlek.
Ama iş bu kadarla kalmaz.
Adamın biri,
Bir salak-
Bu gömleğe kol kapağı takmış,
Göğüs kısmını da kolalamıştır.
İnsanoğlu yaşlandıkça fikir değiştirir
Kadın süslenir
Müller jimnastiğine başlar erkek.
Ama çok geç.
Deri kırışıklarla dolmuştur.
Aşk çiçeği açar,
açar,
Ve solar.

Vladimir Mayakovski
Çeviri: Bertan Onaran

ask+cicegi+acar+ve+solar Seviyorum

Saray Köftesi

Cebinde parası yok ama yoksul değil
İleri görüşleri var okumuşluğu yok
Canı hürriyet çekmiş saray köftesi yiyor
Koca bir konağın iç odasında
Bin dokuz yüz beşte istanbul’u düşünüyor

Bin dokuz yüz beşte istanbul’da
Bir semai kahvesinde şiir okunuyor.
Siz de okuyun o şiir güzel
Efendim kim demiş üftageganında muhabbet yok

Bin dokuz elli üçte istanbul’da
Evin küçük beyi saray köftesi yiyor
Siz de yiyin iç odalara çekilin de
İçinize hüzün akıtın iyimser olun biraz
Para pul düşünmeyin sakın
Kötü işler gelmesin aklınıza
Kılığı yok mu bir adamın yoksul demeyin
Ot mu yiyor ekmek mi görmezlikten geleceksiniz

Bakın bakın bakın
Döşeklere yaz kokuları sinmiş
Bilir bilmez ötüşleri var toprağın içinizde
Kim demiş tabiatta düzen var diye
Aç bir kedi duvara sürtünüyor onu da görün
Atın kendinizi çalgıların çağanların içine
Uygarlığı insan işlerini bilginler düşünsün

Ardarda betikler yazsınlar size ne
Böyle yaşıyacaksınız işte söz yok
Ölümsüz bir çiçek sofranızda
Yaz güneşi pembeden kırmızıya kırmızıdan pembeye
Kapılar pencereler tabiatla oynaşacak

Bu düzen size insanlığınızı unutturacak

Edip Cansever

Cebinde+paras%C4%B1+yok+ama+yoksul+de%C4%9Fil Saray Köftesi

Tereddüt

Sarâhaten acaba söylesem darılmaz mı?
Darılmak âdeti bilmem ki çapkının nazı mı?
Desem ki: “Ben seni…” yok, dinlemez ki, hiddet eder.
Niçin? Bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?
Desem ki: “Ben seni pek…” ya kızar konuşmazsa?..
Derim: “Bu çektiğim insaf edin, eğer azsa?..
Desem ki: “Ben seni pek çok…” hayır, kızar, bilirim.
Tereddüdüm acaba hiddetinden az mı elîm
Desem ki: “”Ben seni pek çok…” sakın gücenme emi;
Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi.

O. Seyfi Orhon

tereddut Tereddüt

Bıçak

bendim şehre duyulmamış öyküler anlatan
nereye gittiğini bilmeden bindim gemiye
soğuktu, ıslaktı, karanlıktı gözlerimi kapadım
uyuduğum yalnızlığımmış
trenlerde tabut taşıma tarifesinin olduğunu
öğrendiğim gün yalnız kaldım
oturup bir evin kiremitlerine
yıldırım bekledim
fazladan boş bir sayfaydım kitaplarda

ne zaman kuracağımı bilmediğim bir düşe inandım
boyum yetişmiyor çivilere
çivi dedim de
bilmiyorum hala yüzümdeki yaranın adını
körsen renkler giyme derdi annem
“gülüşünü zedeler”
bildim mat bir yalnızlıktı benimkisi
siz ne kadar severseniz o kadardım
koparıldım; katlanıp bir cepte saklandım

yalansız ama yanlış bir cümleydim boş sayfalara rastlayan
kaç kere karalandım saymadım
korkardım fotoğraflardan
olsam olsam siyah beyaz bir ömürdüm
hangi sabahçı kahvesiydi
uyudum mu hiç yüzümü masalara gömüp
sahi hiç söylememiş miydim adını
zaman acıkır; biri ölür Helen
söyledim işte; öylesine bir cümleydim, okunmadan yırtıldım

yüzümün yarısı göz izi yarısı kara
ben diye başlayan şiirler yalnızlık diye bitiyor
kimi sevsem aynı çakıl taşı büyüyor içimde
ilk kez bir kadının ağzından duydum adımı
sessiz fısıltıları öper gibi söyledi
sığamadım kendime, öp ve küçült beni
göz ucumda toplanıyor yaşam
hüzne yakışan bir mevsimden ekledim sesime bu sarıyı
eskidim, eksildim, sarardım beni cebinde unuttun Helen

acemi bir sihirbazdım, çalışsam çabalasam
belki düşünüzden bir ipek çıkarırdım
bana fısıldayan akıl; çözemedim kum saatinin sırrını
şimdi çöl, gövdendeki çatlaktan sızıyor içime
okuma bilmeyen kitaplık bekçisi kadar yakışıyorum yaşama
cepte taşınan bıçak kadar sıcağım
arada bir el açıp kapıyor paslanan ağzımı
sessizce korkuyorum çünkü her bıçağın bir ölümü var Helen

boş bir sayfaydım kitaplarda unutulan
sustuğum yalnızlığımdı

Abdullah Eraslan

abdullah+eraslan Bıçak

İncelik

her insanın yalnız olduğunu anladım
ömrümden geçerek geldim uzun bir yolu
sokak lambasının ışığından baktım dünyaya
sonra, aklımdan geçirdim seni usulca
depremler geçti içimden, çığlar
ve boynunun inceldiği yer, susma
bana kendini öğret

sevdiğim şehirlere benzettim seni
biraz yalnızlık aldım gecenden
adını söyleyerek avundum
olmadık zamanlarda
düşürdüm gözlerimi yollara
ahh taşımaz artık bu yürek
ben dediğim bu gövdeyi

usulcacık ve boynunun en ince yeri işte
çiy düşecek içimdeki boşluğa
ellerine ve bileklerine bakacağım
ellerin yüzümdeyken bakacağım
ve ellerin dokunurken tenime
sesin de dokunacak, susma
içimdeki yağmuru öp gözlerinden

önce dudaklarınla,
sonra boynunun incelen yeriyle, bileklerinle
biraz daha incelsin parmakların
çiy düşsün üstümüze, tek tek yıldızlar
iki yakalı iki şehir kadar hüzünlü
ahh biliyorum bazı aşklar acıdan
bazıları ayrılıktan yapılır

ağaçlar kuşlar sokaklar şehir,
sevdiğim şehirde bu şehirde yaşıyor artık
ve hep bir incelik taşıyorum içimde
yüreğinden yüreğime eklediğim ince çizgiyi
susarsak derinleşir içimizdeki boşluk
biraz daha sessizlik alırız herkesten, susma
biraz daha tenhalaşırız

aşkın biz haliyiz işte
aşksın kısacası
bir de “ben”, yalnızlığın öteki adı yani
konuştukça incelsin bileklerin
parmakların içime dökülsün
ahh biz iki sevdaya benziyoruz
farkında olmadan çok seven

Abdullah Eraslan 

proxy?url=http%3A%2F%2F4.bp.blogspot.com%2F-T3Z59Ac78ro%2FUxoVKtL9d2I%2FAAAAAAAAnds%2FTvxWVKmnMho%2Fs1600%2Fask%25C4%25B1n%2Bbiz%2Bhali İncelik

Sevgiyi Boyutlandırmak

Göl kıyısında gölü esenlemekle başladık
Öpüştük bir
Ölü suda maviyi uyandırdık.

Sözü geçersiz kılan bir uçuk sevgilenmede
Suskunluğu
Yeni oylumlarla uyandırdık.

Kars kaşarı kalçaların ve verimcil göğüslerinle
En kara soğuklara karşı bile
Tandırdık.

Tüm yasakları şöyle en özünden yaşayıp
Seninle
Günahı uyandırdık.

Bir yaygı gibi yaydığım o gül güzelliğinde
Seviştik
Sevgiyi boyutlandırdık

Tahsin Saraç

tahsin+sarac Sevgiyi Boyutlandırmak

Yıldırım yemiş bir çınar gibiyim

Yıldırım yemiş bir çınar

Gibiyim
Sevginde.
Çölde bir ehramdır artık
Acın
Yüreğimde
Tahsin Saraç

yildirim+dusmu%C5%9F+cinar+gibiyim Yıldırım yemiş bir çınar gibiyim

An ve Anlam!

aşkla tanımlar kişi kendini
ipini çeker sonra darağacında
mezarında kükrer yeniden
kül kalıntıları sorgular tinden

ateş kuşu
şiir tanrısı ve
magmada son bulur serüven

harf aldatmaz bir tek!
yontar sesini çığlığın bilirim
ışıltısını saklar sözün hamurunda çünkü dil

kristal nidalarda
kesif bir hüzün kuşanır narin kırılmalar
bıçak ezgilerde nihayetlenir çıkmaz sokaklar
yorgun sahafların
gürgen kokulu eskimiş raflarında veya

aşka yarılır sözün mücerret tohumu
geç kalmış bir bahar gecesinde
zifir gibi!
iblisini karşılar insan
bir yüz düşer ansızın yüzüne
çehresinde yırtılır beklenen tan

o an ki ışık yüklüdür
ve yaşam

aşktan anlamlanan!

Naime Erlaçin
siir An ve Anlam!

Tehlikenin Yönü

baktığında görebileceğin bir şey değilim ben
en çok sevdiğin yanım hep tuzak sana

tanrının çarkına çomak soktum ben
öykülerimi çaldılar diye
günahsa bu günah
bir çocuk nasıl kandırılır
daha kayıtlara alınmış tek bir sevişmesi bile yoksa
kendini dolu dizgin inandırabileceği bir yalanı

bu kenti yazıyordum seni fark ettim
tehlikenin yönü değişti o gün bu gündür
kimse bilmiyor susma şiddetinin neye mal olacağını

başka acılara dönüyor mevsim
baştan sona sis çöküyor içinden geçtiğim zamana
bir büyü bilsem hayata geçireceğim tereddütsüz

şimdi düşlerimde büyüttüğüm bütün çocukları geceye salıyorum
sana birkaç emanet..

bana aslı olan bir şeyler desene, birşey bu yüzyılı yaşanabilir kılacak

tehlikenin yönü değişti kaç zamandır
bütün ihtimal hesaplarında sadece bir tek gerçek var payıma düşen.

Seyit Pelitli
Seyit+Pelitli Tehlikenin Yönü

Fotoğraf

meydanlar parklar alanlar heykeller
saatin hızına aldırmadan iniyor akşam
usul usul yürüyorsun
o baş aşağı denize inen sokakta
dilinde kilitlenmiş ıslık ellerin ceplerinde
bir şehir ötekine karışıyor sessizce

çocukluğum geçiyor aklımdan
serin gölgeler akşam üstleri uçurtmalar saklambaçlar
anımsa son oyunda bu yana bulunamadığını

işte ulaştın sokağın sonuna
geçtiğin sokağın adını bilmesen de olur
susmak biraz da ölüme dipnottur belki
“hiç” koymuştun içindeki boşluğun adını
bırak damla damla dökülsün bileklerinden
32 yıldır içinde biriktirdiğin zaman
bekleme son dizenin söylenmesini

mutlaka biri var aklında
bak
gene silik çıktın fotoğrafında

Abdullah Eraslan

silik-fotograf Fotoğraf