Vazonun içindeki
Kır çiçeklerine
Gelmedi bahar
Anıl Engin
Şub 23
Bir merdiven aralığına açmış tezgâhını.
Üzerinde oturduğu koltuk kimbilir, şimdi emekli olmuş hangi müdürün? Dizinin ucunda bisiklet pompası. Karşısında bir tahta “oturak”. Artık gelecek bir müşteri için midir, yoksa eski bir dostu, arkadaşı için mi?
Gerçi o müşteriler de pek kalmadı ya…
Dostu gelse de nelerden konuşurlar?
Mutlaka eski bayramlardan, bayram yerlerinden mi?
Merdivenin dibinde bir naylon leğende simsiyah bir su kalıntısı.
Rengi de, kokusu da yıllardır sanki hiç değişmemiş…
Bütün hayatı, yaşadıklarının özeti bu suyun aynasında.
Camları dökülmüş bir kapı.
Neden evi olmasın?
Artık o eski bayramlar da kalmadı, bayram yerleri de.
Şimdi bilgisayarın bin bir oyunu arasından çıkıp da kim, hangi çocuk bisiklete gönül düşürecek? Binse de kim, hangi çocuk patlayan lastiğini, yamulan cantını onartmak için getirecek?
– Sen kaç yıldır beklemektesin o kapı aralığında usta?
Kaç yaşında elinin nasırı, gözlerinin ışığı, merdiven aralığında pas tutmuş anıların?
O çocuklar bilgisayarlara binip gittiler usta. Şimdi kimse yüz düşürmüyor ne bisiklete, ne velesbite…
Ne demişti adı güzel Behçet Necatigil:
“Ben oraya koymuştum, almışlar
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar”
Bu, elbette şair sözü usta. Yoksa seni, sana gösterecek aynaya ne gerek var?
Ayna senin gülen gözlerinin bebeğinin ışığında.
Karşındaki duvara astığın askerlik fotoğraflarında
Geceyle gündüz arasına sıkıştırdığın saatlerin dinmeyen sesinde.
Yalnızlıkla hüzün arasına sıkıştırdığın günlerin ak beyaz aydınlığında, gecelerin serin seherinde…
Adını bağışlamanı istemiyorum usta.
Sen, elindeki işini bitirmeye çalış, ben çocukluğumun bisikletiyle düşerim anıların yoluna. Kuruş hesabıyla kaç tur atmıştım o top sahası çevresinde?
Freni tutmaz, üstelik kiralık bir bisikletle…
Dükkânından bisikletin far ışığı, tekerlek sesi, suyun sureti, rüzgârın kanadı, gecenin ve gündüzün bereketi eksik olmasın usta. Yüzünden sevinçli bayram yerlerinin serin seheri…
Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda / Ümit Yayıncılık / 1994
Şub 23
Gitmek geçse aklımdan
Hemen yorum
Nereye, nasıl, ne zaman?
oysa ben vazgeçtim.
Uyu yorum
Demek geçse aklımdan git
Git mi yorum
Kime, nerde, ne zaman?
Oysa ben haddim mi?
Uyu yorum
Ne gitmek gelir aklımdan
Ne de git demek
Eli kolu bağlı ben, ağzı dili bağlı
Yaşa yorum
Sevin emi yorum
Şub 23
Bu şiiri Vehdan Abla’m için yazmıştım. Kış bitmedi, bahar gelmedi ve o gitti!
avuçlarımda yaktığım bu buruşmuş kağıt benim kaderimdir
kurşun kalemle yazdım dumanı ondan karadır kaşları çatık yağmur!
hep susturulmuş on dörtlük ölü gelinler vardı sesimde duydunuz duymadınız
sizinle dağı aşmaya nefesim yetmedi
siz gidin bensiz
dağın diğer eteğinde beklerim
eteğimde yabani vişne dalları
gittiğiniz kumsaldan çakıl taşları toplayın benim için
duvar kenarlarındaki kimsesiz çiçeklere basmayın
onların gözüne benzer benim gözlerim
bahar ne zaman gelecek saçlarım söylerdi
ama bu kış belki hiç bitmeyecek
bahar belki de hiç gelmeyecek
bunu gelincikler bilir
sarhoş rüzgarda salınan o kırılgan öfke
bir daha geldiğimde soframız için kır çiçekleri toplayacağım
şiir ezberleyemedim senin için
seni ve beni yaktım
küllerimizi kalbimin denizine serptim
şimdi gitmeliyim
bir avuç çakıl taşı bir de yol kenarındaki çiçeklerden alarak…
Şub 23
Hilmi diyor ki yeminler
Bana çeşmeleri hatırlatır
Tabut kalın ciltli bir kitaptır
Senin de çocukluğun bir ceviz tabut muydu
Usulca bırakılan denize?
Hilmi diyor ki ben
Ucuz hüzünler kiralardım
Alyanak bir kulakcıdan
Gök binlerce mavi şapkadır
Senin de şapkan mavi miydi
O günlerde?
Hilmi diyor ki annem
Çiçek işlemeli bir lambaydı
Karartma gecelerinde
Sen de denizleri anlıyor muydun
Yatağa girmeden?
Hilmi Yavuz
Şub 23
Hamid Mosaddık Yazdı:
bana güldün ancak bilmiyordun
ben nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştım
bahçıvan peşimden hızla koştu benim
elmayı senin elinde gördü
hışımla baktı bana
ısırılmış elma elinden düştü yere
ve sen gittin ancak hâlâ
yıllardır benim kulağımda usulca
senin adımlarının hışırtısı canımı acıtır
ve ben düşünürüm hep
neden bizim küçük bahçemizde elma yoktu, neden!
ben sana güldüm
çünkü biliyordum
sen nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştın
babam peşinden hızla koştu senin
ve sen bilmiyordun komşu bahçenin bahçıvanı
benim yaşlı babamdı
ben sana güldüm
istedim ki gülüşümle senin aşkına karşılık vermiş olayım
ancak senin gözlerindeki hüzün
ellerimi titretti benim
ısırılmış elma elimden düştü yere
yüreğim git dedi, git!
çünkü senin acı gözyaşların aklımda kalsın istemedim
ve ben gittim ve hâlâ
yıllardır zihnimde benim usulca
senin hayretin ve ağlamaklı halin tekrarlanarak
canımı acıtır
ve ben düşünürüm hep
ne olurdu bizim küçük bahçemizde elma olmasaydı!
Çeviren: Haşim Hüsrevşahi
Şub 23
Dokunmaya kıyamıyorum sana çimen sana gelincik sana mine çiçekleri sana sümbül
Haşim Hüsrevşahi
Şub 23
suyu bulandırmayalım
aşağılarda bir güvercin su içiyor
ya da hoş uzak bir köşede bir sığırcık kanat yıkıyor
ya da köyde bir testi doluyor
suyu bulandırmayalım
belki bu akan su gidiyor ayağına bir kavağın
yıkasın diye bir kalbin kederin
belki bir dervişin eli
kurumuş ekmeğini suya banmıştır
güzel bir kadın su kenarına gelmiştir
suyu bulandırmayalım
güzel yüz ikiye katlanmış!
ne içimli bir su
ne kadar duru akıyor!
yukarı insanı ne keyifler sürüyor
ineklerinin sütü hep bol olsun, çeşmeleri kaynasın hep!
görmedim köylerini
çardakları altında kuşkusuz tanrının ayak izleri var
orda mehtap kelamı boyunca aydınlatıyor
yukarı köyde kuşkusuz örme duvarlar kısadır
insanları şakayık hangi çiçektir biliyor
kuşkusuz mavi mavidir orada
köylüler biliyor hangi gonca açıyor
nasıl bir köy olmalıdır
bağ yolları hep musiki ile dolu olsun
su başındaki o insanlar anlıyorlar suyu
bulandırmıyorlar onu biz de
suyu bulandırmayalım
Şub 23
Ayaklar, çeşit çeşit kunduralar içinde.
Ayaklar, yarı çıplak, paçavralar içinde.
Ayaklar, odalarda, bir çift yavru güvercin.
Tutup avuca almak, okşayıp öpmek için.
Çocuk ayacıkları, o başkalık, tombulluk,
Henüz yere değmemiş, daha pespembe, yumuk.
Yolculuk nasıl geçti?.. Ne oldu? Ne de çabuk?
Teneşirde ayaklar, mosmor, taş gibi soğuk.
Ziya Osman Saba
Şub 23
Gümüş bir dumanla kapandı her yer;
Yer ve gök bu akşam yayla dumanı;
Sürüler, çimenler, sarı çiçekler,
Beyaz kar, yeşil çam yayla dumanı!
Ben de duman olsam senin yerine,
Dağılsam dağların şu mahşerine;
Güzelin saçına ve gözlerine
Ben girsem, ben dolsam yayla dumanı!
Beni içerine aldın dağ gibi,
Doldun gözlerime bir rüya gibi;
Bende güneş gibi, yüce dağ gibi
İçinde kaybolsam yayla dumanı!
Ömer Bedrettin Uşaklı