Kalp, çölde rüzgarın içini dışına dışını içine çevirip durduğu ağaca takılmış bir tüy misalidir.

Resulullah (sav)’a birlikte demirci Ebu Seyf radıyallahu anh’ın yanına girdik. O, Resulullah (sav)’ın oğlu İbrahim’in süt babası idi. Aleyhissalatu vesselam oğlunu aldı, öptü ve kokladı. Daha sonra yanına tekrar girdik, İbrahim can çekişiyordu. Bu manzara karşısında Aleyhissalatu vesselam’ın gözlerinden yaş boşandı. Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh: “Sen de mi (ağlıyorsun) ey Allah’ın Resulü?” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Ey İbnu Avf! Bu merhamettir!” buyurdu ve ağlamasına devam etti. Sonra şöyle söyledi: “Gözümüz yaş döker, kalbimiz hüzün çeker, fakat Rabbimizi razı etmeyecek söz sarfetmeyiz. Ey İbrahim! Senin ayrılmandan bizler üzgünüz!”
(Kayıt No.: 5423)

Resulullah (sav)`ın alinden birisi vefat etmişti. Kadınlar, arkasından ağlamak üzere toplandılar. Hz. Ömer (ra) onları bundan men etmek ve geri çevirmek üzere kalktı. Aleyhissalatu vesselam müdahele edip: “Ey Ömer! Bırak onları, çünkü göz ağlayıcıdır, kalp ızdıraba maruzdur, (izdırabın yaşandığı) zaman yakındır!” buyurdular.
(K. Sitte HadisNo : 5426)

“Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarfetmeyenlere can yakıcı bir azabı müjdele” ayeti nazil olduğu zaman biz, Hz. Peygamberle bir seferde bulunuyorduk. Ashabından bazısı: “Ayet altın ve gümüş hakkında indi, hangi malın daha hayırlı olduğunu keşke bilseydik?” dedi. Resulullah (sav) şu cevabı verdi: “Sahip olunan şeylerin en efdali: Zikreden bir dil, şükreden bir kalb, kocasının imanına yardımcı olan saliha bir zevcedir.” (K. Sitte HadisNo:647)

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.” (C.Sağir-6146)

“Mü’minin kalbi tatlıdır tatlılığı da sever.” (C.Sağir-6147)

“Adem oğlunun kalpleri kışın yumuşar, çünkü Allah (c.c) Adem (a.s) mı çamurdan yarattı, çünkü kışın kar çamuru yumuşatır.” (C.Sağir-6149)

“Kalp hükümdardır,onun birtakım askerleri vardır. Hükümdar düzgün olunca askerler de düzgün olur, bozuk olunca askerler de bozuk olur.” (C.Sağir-6191)

“Şüphesiz Adem oğlunun kalbi serçe kuşu gibidir, günde yedi defa döner, çevrilir durur.” (C.Sağir-2342)

“Adem oğlunun kalbi her bir vadide bir şubedir, çeşittir. Kim kalbini her bir şeye uydurursa onu hangi vadide helak edeceği Allah’ın umurunda bile olmaz. Kim de tevekkül ederse Allah onun şubelerinin hepsine yeter.” (C.Sağir-2343)

“Şüphesiz ki  Ademoğllarının kalplerinin tamamı Rahman olan Allah’ın kudret parmakları arasında tekbir kalp gibidir, kul nereye çevrilmeyi istiyorsa Allah’ta onu oraya istediği gibi çevirir..” (C.Sağir-2344)

“Kalbe nur girince genişler, rahatlar. Bunun alameti nedir Ya Rasulullah dediler? Dedi ki; Ahiret’e yöneliş, aldatma yurdundan (Dünya) uzaklaşma, ölüm gelmeden ölüm için hazırlık.” (Tirmizi)

“Şanı yüce olan Allah suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (C.Sağir-1832)

“Şüphesiz ki beden de bir parça vardır; o düzgün olursa bedenin tamamı düzgün olur, bozuk olursa bedenin tamamı bozuk olur. Dikkat ediniz ki o kalptir.” (C.Sağir-3856 )

“Kulun imanı istikamet bulmaz, ta ki kalbi doğrulmadıkça; Kalbi istikamet bulmaz, ta ki dili doğrulmadıkça.” (Ahmet .b. Hanbel- Müsned-C.3 S.198)

“Adem oğlunun kalbi tencereden daha çok değişkendir. Tencere kaynarken suyun toplandığı gibi.” (C.Sağir-7300)

“Kalbin misali; çöldeki bir tüy gibidir. Rüzgar onun içini dışına, dışını içine çevirir durur.” (C.Sağir-8135)

“Dört şey şakiliktendir. Göz katılığı (ağlayamamak), Kalp katılığı, hırs, uzun emel.” (C.Sağir-921)

“Dünya’da züht sahibi olmak, kalbi ve bedeni rahatlatır. Dünya‘ya rağbet ise kalbi ve bedeni yorar.” (C.Sağir-4594)

Resulullah (sav) namazda şu duayı okumamızı öğretiyordu: “Allahım! Senden işte (dinde) sebat etmeyi, doğruluğa da azmetmeyi istiyorum. Keza nimetine şükretmeyi, sana güzel ibadette bulunmayı taleb ediyor, doğruyu konuşan bir dil, eğriliklerden uzak bir kalb diliyorum. Allah`ım, senin bildiğin her çeşit şerden sana sığınıyorum, bilmekte olduğun bütün hayırları senden istiyorum, bildiğin günahlarımdan sana istiğfar ediyorum.”
(K. Sitte HadisNo : 1847)

“Saflarınızı düzeltiniz, kalpleriniz ayrı düşmesin.” (C.Sağir-4729)

“Alçak gönüllü olmayı tavsiye ediyorum Alçakgönüllülük kalp amelidir.” (C.Sağir-5517)

“İlim iki kısımdır; Kalp ilmi ki; faydalı olan budur. Dil ilmi olan ki; ademoğlunun aleyhine kullanılacak ilimdir.” (C.Sağir-5717)

“Kalp hükümdardır, hükümdar düzgün olunca tebası da düzgün olur, bozuk olunca tebası da bozuk olur.” (C.Sağir-5752)

“Şarkı ve türkü, suyun baklayı büyütüp yeşerttiği gibi kalpte münafıklığı büyütür.” (C.Sağir-5809)

“Vera sahibi ol ki;insanların en abidi olasın. Kanaat sahibi ol ki; insanların en çok şükredeni olasın. Kendi nefsin için istediğini insanlar için de iste ki; mü’min olasın. Sana komşu olana komşuluğu güzel yap ki; Müslüman olasın. Gülmeni az yap, gülmenin çoğu kalbi öldürür.” (C.Sağir-6422)

“Körlüğün en şerlisi kalp körlüğüdür.” (C.Sağir-9689)

“Kalb kalb diye isimlendirildi, çünkü döndüğünden. Kalp, çölde rüzgarın içini dışına dışını içine çevirip durduğu ağaca takılmış bir tüy misalidir.” (C.Sağir-2595)

“İslam açıkça yaptığımız amellerdir,imanın yeri ise kalptir.” (C.Sağir-3060)

“Saffan.b. Muattal’a dokunmayın, onun dili pis kalbi temizdir.” (C.Sağir-4224)

“Kırallara sövme ile kalbinizi meşgul etmeyin. Onların ıslahı için dua etmek sureti ile Allahu teala’ya yakınlık arayınız.” (C.Sağir-9805)

“Kul bir hata işlediği zaman kalbine simsiyah bir nokta konur. Eğer günahtan kendini çeker, tevbe ve istiğfar ederse kalbi cilalanır, etmezse ta ki kalbini kaplayıncaya kadar nokta artırılır .” (C.Sağir-2070 , Tirmizi-tefsir 83 ,İ.Mace-tevhit 29 )

“Allahu teala buyurdu ki; Ben öyle mahluklar yarattım ki dilleri baldan tatlı, kalpleri kaktüsten daha acıdır.”

“Allahım korkmayan kalpten, faydasız ilimden, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” (C.Sağir-1490)

“Allahım; Kalbimi nurlu kıl, lisanımı nurlu kıl, bakışımı nurlu kıl, işitmemi nurlu kıl..” (C.Sağir-1513)

“Allahım kalbimi nifaktan, amelimi riyadan, dilimi yalandan, gözümü hain bakmaktan koru. Şüphesiz ki sen gözlerin hain bakışlarını ve göğüslerde gizlenenleri bilirsin.” (C.Sağir-1529)

“Şüphesiz ki kıyamet günü kulların Allah’a en uzak olanı kalbi katı olan kişidir.”

Resulullah (sav)`ı işittim. Demişti ki: “Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece ikiayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir.” Bu rivayette Huzeyfe (ra) der ki: “(Ey Ömer!) Seninle o fitne arasında kapalı bir kapı vardır kırılması yakındır!” Hz. Ömer atıldı: “Ey babasız kalasıca! O kırılacak mı? Keşke açılsaydı. Böylece tekrar (kapatılarak eski normal hale) dönülürdü!” Huzeyfe der ki: “Ben ona bu kapı ile öldürülecek veya ölecek bir şahsın kinaye edildiğini bildiren bir hadis söyledim. Mugalata (ve efsane anlatıp boş laf) etmedim.” Ravi der ki: “Sa`d İbnu Tarık`a (hadiste geçen) “esvedü mürbad” tabiri ne demektir?” diye sordum. “Siyah üzerine şiddetli beyazlıktır” dedi. Ben tekrar “el-kuzu meçhıyy” nedir?” dedim. “Tepetaklak (ters çevrilmiş) testi!” diye cevap verdi.” (K. Sitte HadisNo:4767)

Safiyye (ra) buyurdu ki: “Hz. Peygamber (sav) i’tikafta iken ziyaret maksadıyla geceleyin yanına uğradım. Bir müddet konuştuk. Sonra geri dönmek üzere kalktım. Uğurlamak üzere de o kalktı. Kapıya kadar gelmişti ki, Ensar’dan iki kişi oradan geçiyordu. Hz. Peygamber (sav)’i görünce hızlandılar. Resulullah (sav): “Ağır olun dedi, şu yanımdaki Huyey’in kızı Safiyye’dir.” Onlar “Subhanallah, dediler bu da ne demek ey Allah’ın Resulü” Hz. Peygamber (sav): “Şeytan, insana, damarlardaki kan gibi nüfuz eder. Ben, onun kalplerinize bir kötülük atmasından korkarım” buyurdu.”
(Kayıt No.: 103)

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Müsafaha edin ki, kalblerdeki kin gitsin, hediyeleşin ki birbirinize sevgi doğsun ve aradaki düşmanlık bitsin.”
(Kayıt No.: 3393)

Resulullah (sav) (bir gün), Hasan İbnu Ali (ra)’yi öpmüş idi. Bu sırada yanında bulunan Akra’ İbnu Habis, (sanki bunu tuhaf karşıladı ve:) “Benim on tane çocuğum var. Fakat onlardan hiçbirini öpmedim” dedi, Resulullah (sav) ona bakıp: “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyurdu. [Rezin ilave etti: “(Resulullah (sav) şunu da söyledi:) “Allah siz(in kalbiniz)den merhameti çıkardı ise ben ne yapabilirim?”]
(Kayıt No.: 1981)

Resulullah (sav) şu duayı okurlardı: “Allah’ım, huşu duymaz bir kalbten sana sığınırım, dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım, doymak bilmeyen bir nefisten, faydası olmayan bir ilimden, bu dört şeyden sana sığınırım.”
(Kayıt No.: 1876)

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Allah’a duayı, size icabet edeceğinden emin olarak yapın. Şunu bilin ki Allah celle şanuhu (bu inançla olmayan ve) gafletle (başka meşguliyetlerle) oyalanan kalbin duasını kabul etmez.”
(Kayıt No.: 1771)

Resulullah (sav) ölmek üzere olan bir gencin yanına girmişti. Hemen sordu: “Kendini nasıl buluyorsun?” “Ey Allah’ın Resulü, Allah’tan ümidim var, ancak günahlarımdan korkuyorum” diye cevap verdi. Resulullah (sav) da şu açıklamayı yaptı: “Bu durumda olan bir kulun kalbinde (ümit ve korku) birleşti mi Allah o kulun ümid ettiği şeyi mutlak verir ve korktuğu şeyden de onu emin kılar.”
(Kayıt No.: 1679)

Resulullah (sav) buyurdular ki: “Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler; Adil imam, Allah’a ibadet içinde yetişen genç, tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: “Ben Allah’tan korkarım” de(yip icabet etmey)en kimse, sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse, Allah’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.”
(Kayıt No.: 4679)

kalp+r%C3%BCzgar%C4%B1n+%C3%B6nundeki+t%C3%BCy+gibidir Kalp, çölde rüzgarın içini dışına dışını içine çevirip durduğu ağaca takılmış bir tüy misalidir.

Kışa Giderken

İndirin perdeleri, indirin perdeleri…
Sonbahar ağaçlarda ağlarken yaprak yaprak.
Hışıldayan bu altın yağmuruna dalarak,
Dinleyin içerimde serinleyen kederi.

Çekin, önüme çekin şu yerdeki minderi,
Sükûn, beyaz bir gömlek gibi ürpersin bırak.
Çın çın çınlarken uzak, çok uzak bir çıngırak,
Ah, indirin camlara bembeyaz perdeleri.

Sonbahar, ölen günle basamakta duruyor,
Saniyeler kafese bir el gibi vuruyor,
İsterse hemen yarın evim örtülsün karla.

Ferah veren bir rüzgâr olacak ıstırabım,
Şimdiden kilitlendi her fırtınaya kapım.
Senin belinde sarkan bir gümüş anahtarla…

Ziya Osman Saba

ziya+osman+saba+(2) Kışa Giderken

Her Akşam ki Yolumda

Her akşam ki yoluma koyulmuş gidiyorum.
Her akşamdan vücudum bu akşam daha yorgun.
Öyle istiyorum ki bu akşam biraz sükûn,
Bir cami eşiğine yatıversem diyorum

-Rabbim, şuracıkta sen bari gözlerimi yum!
Sen, bana en son kalan, ben senin en son kulun;
Bu akşam, artık seni anmayan İstanbulun
Bomboş bir camiinde uyumak istiyorum.

Sonsuz sessizliğini dinlemek istiyorum.
Bilirim ki taşlığın bir döşek kadar ılık,
Sana az daha yakın yaşamak için artık,
Rabbim, ben yalnız zeytin ve ekmek istiyorum.

Ziya Osman Saba

ziya+osman+saba Her Akşam ki Yolumda

Güney Hastalığı

Ben dostum vaktiyle bir güney şehrine gittim,
Yanımda – sevince öyledir! – dünyanın en güzel kızı vardı,
Ama neyleyim ki içimde yine o garip sızı vardı,
Sonunda, o güzel günlerimi berbat ettim.

Eylüldü dostum, aylar içinden Eylüldü,
Ateşi düşmüştü artık hummalı kalbimin,
İyileşmiştim dostum, sonra o akşam üstlerinin
Her saati bir altın yaprak olup döküldü.

Uzanmıştım boylu boyunca güney düşüncesine,
Bilirsin aşk havaları insanı sarhoş eder,
Bir şarkı tutturur insan, ezberler gider,
Gariptir, inanır böylece, vurulur kendi nağmesine.

Ben de akıp gidiyordum gökyüzü üstünden,
Bir Güney denizi, bir güney güneşi ki, bilemezsin,
Yalnız olamazsın elbette, orada yalnız olamazsın,
Biz de içiyorduk sarhoş oluyorduk aynı kadehten.

Hâlâ nasıl özlerim bilir misin, bir akşamı her akşam,
Antalya deyince bir portakal düşer,
Ah, bilemezsin hâlâ, o hatıra güneşler,
Yalnızlığının karlı vadisinde dinlenen adam.

Orada güneyde eski bir şehir görmüştün dostum,
Yıkık tiyatrosu kalmıştı, yüzyıllardan yüzyıllara,
Bu şenlik yerinden denize baktıktan sonra,
Demiştim ki: “Ey yitik şehir, sana benziyorum!”

Bilgelik sanacaksın, dinleyince sözlerimi,
Bu şehrin eski haline benzer geçen aşklarımız,
Sonra yıkık duvarlarımızla kalakalırız yapayalnız,
Bu şehirden umduğumuzu alır götürür bir gemi.

Ve oynadığımız, şenlendirdiğimiz o coşkun alan,
Bakakalır, otlar arasından melil mahzun,
Sonra dağlardan bir hava iner gelir, uzun uzun,
Eylül rüzgârını yeniden kokladığımız zaman.

Ah, güney deyince bir yaprak kopar içimden,
Denizlere mi gider bilinmez, bilinmez bir yere gider.
“Gönül şen değil”, feryadınca âhü vah eder,
Toplanmış nice türküler gider peşinden.

Bir ağacı uyur görürseler, uyandırmasınlar,
Güneyde kalmış böyle güzel ağaçlar vardır,
Duldasında bir an dinlendiğimiz o ağaçlardır,
– Herşeyi o ağaçlar bilir dostum, o ağaçlar bilir! –
Biz yaprak misali olduk artık, bize birşey sormasınlar.

Arif Damar

siirantolojim Güney Hastalığı

Bu Şiir 30 Mısralık Bir Sevda Şiiridir

Çok sıcak bir günde
Misafirliğe gittik.
Uykudan kalktı, yanımıza geldi:
Sıcaktı her yeri.
Açık pencereden rüzgâr geliyordu
Ağır bir öğle faslı çalıyordu radyoda.
Çok konuşmadık, yalnız bakıştık.
Geçen yazdan daha sevimliydi.

Taramıştı saçlarını,
Kahverengi elbisesi vardı.
Şöyle bir bakışta vücuduna,
Altüst ediverdi dünyamı.

Biraz da bahçede oturduk,
Çocuklar geldi hep beraber.
Dalıyordu arada bir,
Konuşmuyordu,
Halbuki geçmiş günleri hiç açmadık.

İnsan yaşlandıkça anlıyor
Hayatının en güzel günlerini
Kadınlar öyle kolay anlaşılmıyor.
Farkına varmıyor insan yaşadığının.

En sıcak günlerinde Mayısın
Sessiz sedasız sevişiverdik.
Parklarda, duvar diplerinde,
Caddelerde akşamüstleri,
Gençliğimizin en iyi günlerini yaşadık.

Biraz sonra çay pişirdi
Kalktı çiçek topladı,
Akşamüstü eve dönüşümüzde
Hava daha sıcaktı.

Edip Cansever
-İkindi Üstü-

edip+cansever Bu Şiir 30 Mısralık Bir Sevda Şiiridir

Dilek

Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi
Bu bahar gününde, dertliyi, ümitsizi
Terfi etmiş memur, sınıf geçmiş öğrenci
Kadını, erkeği, yaşlısı, genci,
Bir bayram sevinciyle, kol kola sokaklarda
Sevgililer, baş başa, muratlarına ermiş
Çocuklar el ele, bir halka oluvermiş
Görmek isterdim camlardan, odalarda oturmuş
Radyoyu açmış, küçük sofra kurmuş
Yol, meydan, dere, tepe, dağ, bayır, kır
Vapurlar limanlarda yola çıkmaya hazır
Gazinolar, plajlar, sinemalar açık
Her dilden bir şarkı, her dudakta bir ıslık
Ne yoksul âhı, ne dul hıçkırığı, ne hasta iniltisi
Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi.

(1954)

Ziya Osman Saba

ziya+osman+saba Dilek

iki ateş arası

bir şey söyle, yorgunluğumu alsın
eski sevgiler ışıldayan bir şey
gülüştüğümüz günlerin aydınlığı vursun yine
yine uzun yazların geniş öğlelerinden
kuş sesleri gelsin
gölgelere sığınalım
o rüzgâr bulsun bizi
salınan dallar eğilsin
su sevinci çarpsın yüzümüze

özledim, çok özledim
toprağa uzanıp sırtüstü
göğün derinliğine dalmayı
kuşlar ve bulutlarla komşu
coşkudan kıpır kıpır kanım
özledim, çok özledim
şimdi örselenmiş o tertemiz duyguları
içten insan yüzlerini

o günler öyle duruyor mu orda
ömrümüzün gizli tarihinde
nereye koştuk, nereye vardık böyle
içimizde örümcek ağları
zakkum acısı dilimizde
yanık ormanlar yıkılmış şehirler gibiyiz
en küçük belirti yok, nabzımız durmuş
topla soluğunu gençliğimizin, üfle
“hayat öpücüğü” kıvamında
bir şey söyle

Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları/Bilgi Yayınevi

huseyin+yurttas iki ateş arası

Ağır

ilkin onun çocuk gözlerine baktım
yıldızlı bir gök dağlara doğru iniyor
tembel tembel soluyan deniz sakin
karanlıkta beraber yürüdük akşam vakti

titrek bir mum ışığı kadar mahzun
yarısı kapalı bir pencereden geliyor bir türkü
kenara çekilip biraz durduk
eskiden o türküden daha mahzunduk
nasıl çatlarsa dal uçları arzuyla
öyle istekle geçiyor bulutlar
kurumuş ağaç kabukları yaşadım diyor
birden başlıyor ıslak sabahlarıyla günlerimiz
dudaklarımız söğüt yaprakları kadar memnun

geceleyin bir çoban ateşinde dünyamız
yanmaya başlıyor kurumuş otlarıyla
ağlamayı unutuyoruz nar çiçekleriyle beraber
soluk soluğa geçen günlerden haber yok
haber yok denizin kıyısında ay ışığından
baudelaire’le birlikte sakin ol diyoruz kedere
bir düşse gözyaşlarımız sabrın kara taşına
tekrar gün ışığına uzanır yapraklarımız

nasıl yaşarsa bir nilüfer çiçeği sessiz
tenha dağ yamacında öyle duruyor kulübemiz
gözlerimizden atmışız düşmanca yaşları
dimdik ayakta duruyoruz biraz mahzun
insansız kıyıların uzağından geçiyor
karanlıktan bir parça koparan rüzgar
bir kuş kanat çırpsa camlara vuracak
bilirim çiçeğe duracak yamaçta ağaçlar

bir cigara yakıp dalacağım biraz
aynen senin dudaklarını söyler kalbim
hep böyle uzaktan bakmayacağız mutluluğa
dans edeceğiz asfaltında şehirlerimin

Ömer Faruk Toprak

%C3%96mer+Faruk+Toprak Ağır

yalnız kalan kadın ağıdı

korkunun gölgesiyle iner akşamlar
isli lambalar yanar usulca
kimsesiz kalan kadın
karanlığın soluğunu yüzünde duya duya
bir fısıltı gibi geçer odadan odaya
yağmurun sesi inince
gözyaşları da boşanır ipince
içi sıra konuştuğundan belli
söylenmedik sevgiler kalmış

kurşun geçirmez bir yalnızlık edinmiş
sinesinde sıcak sakladığı
hayra yorulacak düşler
bakraçlarda balkıyan su aydınlığı
çocuklar çekiştirir eteklerinden
ocakta gizli masallar söyleyen ateş
kış kurusu ağaçlarda karamsar kuşlar
yalanlara sığınmış güleğen yüzü
söylenmedik acılar kalmış

en sapa anılar birden önünde
aynaların hüznü bu, derin karanlığın
saçlarını ne zaman çözmüş, anımsamıyor
anımsamıyor son gülüşün kırsak kahkahasını
her şey örtülü
bilinmez bir zamana bırakılmış
günün ağarması bile;
söylenmedik sevinçler kalmış

yanında kimse yok uyandığında
düş dağınıklığıyla karışmış her şey
çıkıp giden kimdi
yatakta unutup sıcaklığını
bir söz olup odaları dolaşan
ılık görüntü, sonsuz yanılsama
söylenmedik sanrılar kalmış

bir şarapneldir dağıtan bütün hayatı
hiç çökmez tozu o büyük bozgunun
delik deşiktir sevda, kırgındır yürek
böyle isteksiz yaşamak sanki daha bir uzun
mevsim güze döndüyse ne gam
ömür denilen ağır yük çekilecek
yeter ki toprak soğumasın
söylenmedik daha neler kalmış

Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları
Bilgi Yay. İlk ve son baskı mayıs 1996

siir+antolojisi yalnız kalan kadın ağıdı

Kapı Ağzı

adam gibi çek
bacaklarını değil yüzünü
kaşının altındaki tazecik yarığı çek
kaşından taşıma… şu parlak kırmızıyı
korkulukta gevşeyen parmakları
kırılan tırnakları çek
flaşı kapat
kız, ay çatlatan ondört

şimdi anladın mı
bazı sokaklar niçin gözetlenmez
bazı kalın enseler, eşkaller seçilmesin diye
yaz bunu
geçmesin diye bazı plakalar kayıtlara
bazı büyük siyah camlı arabalar
büyük ve siyah camlı kalabilsin diye

onu bir kedi yavrusu gibi attılar
nasıl attılar!
       oy küçüğüm
kucağımız buz gibiydi
yaka paça onu kucağıma fırlattılar
alnı burnumda saçları omzumda
d  a  ğ  ı  l  d  ı
dayan ha dayan
güneşe az vardı

hadi yaz!
duymuyorsun dimi beni
duyma yaz
rabbim bana bir el!bağırdım
rabbim bana bir el! avaz avaz
tir tir titrerken kucağımda buz gibi
küçücüğüm ter ter titrerken
etine sinen ne varsa
koyu kara acı
sinmeyen ne varsa içine: yabancı
içinde dinmeyen ne varsa hepsini
nasıl pis bir kokuydu o- hepsini…
yaz!
kaydıkça merdivende sıyrılan etek
çorabını çamurla parçalayan diz
elinin tersi ağzını bir tür bulamazken
ve o lanet telefon bir türlü
    aç ulan şu telefonu… aç… aççç…
açılmazken
anne nerdesinken
baba nedenken
renk renk sim kanatlı kelebekler-miş
bana değil sadece ona
yüzüne on yaş büyük kadınlığı
tuz olup aktı yüzünden
rabbim bana bir el!
yaz!

sokak meşrebince yürüdü
cenabet topuklar
bitirim ruganlar
çulsuz sporlar
uzak telsizler yalandan kolaçan
kolunda bidünya mor
mor bir dünya büyüdü kolunda
delik deşik
tek yalvaran yadigar bir cevşendi boynunda
dayan ha dayan

hadi yaz!
elmadağ ayaz
hiçbir şey olmadı burada
alçak kaldırımlar gecenin son naraları
yüksek minareler sabahın ilk ezanları
burada kıyamet kopmadı
ben bile yıkılmadım kendime
belki örtmek için anne kokusu?
azıcık anne kokusu he?
kolunda bidünya mor
bir dünya küçülürken büyüyen göz bebeklerinde
çantana baksana
      yanında azıcık anne kokusu var mı?


Dilek Kartal
yan%C4%B1nda+az%C4%B1c%C4%B1k+anne+kokusu+var+m%C4%B1 Kapı Ağzı