Otel Odası

Bir otel odasının karanlık köşesinde
Fırtınanın sesini andırıyor nefesim,
Kulağımda saatin hüzünlü tiktakları
Karşımda ise beni parçalayan bir resim!

Tavanın bakışları gözlerime takılmış
Beni tehdit ediyor zalim yalnızlığıyla
Çilekeş kitaplarım konuşmuyorlar artık
İçimde gizli bir ses hükmediyor ki “ağla”
Donuk bir çeşme gibi sâkin kırık sandalye
Sanki hasta bir nağme elimdeki defterim
Bin bir anıyla dolmuş boşalmış küçük dolap
Hayatından usanmış kirli elbiselerim…
Bunalmaktan çürümüş zeytin çekirdekleri
Kuru oduna dönmüş masamdaki ekmekler…
Ulu… Yüce Tanrıya her akşam söylediğim
Boğazımda birikmiş yarım kalmış dilekler…
Gene kederle yüklü örümcekli duvarlar
Her gün aynı ızdırap her gün aynı yaşantı
Gene geceye gebe çabuk biten sabahlar
Gene her şey kapkara, gene her şey kaskatı!..

İlhami Çiçek
icimde+gizli+bir+ses+h%C3%BCkmediyor+ki+agla Otel Odası

Anılar

sonrasız bir sürgünü yaşar anılar
artık varolmayan evlerde
anılar ki genç ölümlerin artığı
her an anımsanmaya duyarlı
hep unutulmaya hazır
sorulsa yadsıyacaktır

anılar mı
yok ki benim anılarım
bir başkası yaşamış bu yerlerde
bu adam unutkan mı ne
kuşlar yüreğine işler aldırmaz
kuşlar ki bilirkişileri umudun
aşkın ve erincin simgeleri
adam yitiyor boşluktan

İlhami Çiçek
ku%C5%9Flar+ki+bilirki%C5%9Fileri+umudun Anılar

Oyun

“Bu son olsun” diyor kumral olanı. Saçlarını bir kere daha (alışkanlık işte) önden avuçlayarak, bir
iyice gerip alnının derisini yineliyor. “Bu son olsun!”

“Ne yani” diyor esmer olan, “bundan böyle hiç mi oynamayacaksın?” Ses yok. Öbürü kendini oyuna
iyice kaptırmış gibi yaparak, inandırıcı olmadığını bile bile yanıtlamıyor esmeri. Şimdi her iki eliyle
oyun tahtasının köşelerini tutmuş. Gözleri taşlarda. Herhangi bir hesap yapmadan rasgele tarıyor
tahtanın yüzeyini. Ve işte unuttu saçlarını avuçlamayı, birden içinde oyunun. Önce at. Sonra piyon ve
fil. İyi bir oyuncunun yüzde yüz düşeceği bir tuzak bu. İyi bir oyuncunun, çünkü rastlantıya yer
vermez iyi oyuncu, kaçınılmazlıkla tanıştır. Hani sıradan bir oyuncu bu sırayı altüst edebilirdi. Atın
gerçek karşılığını oynamaz da, ilgisiz bir taş kımıldatırdı. Böylece önce at, sonra piyon ve fil tasarısının
sonu olurdu bu. Doğrusu sonuç değişmezdi ama bunun ne önemi var. Şu matematiksel kesinlikteki
şiiri darmadağın ettikten sonra. İşte bu yüzden sıradan oyuncularla oynamıyor Kumral. Matlar ya da
patlar ilgilendirmiyor onu. Yeni düzenler yakalamak tüm tutkusu.
– Konuşsana!
– Efendim.
– Ne demek “bu son olsun”
– Ha! Evet. Seninle bir ilgisi yok.
– Ne yani kendi kendine mi konuşuyorsun?
– Olamaz mı? Belki kafamda bir karşılığı vardır.
– Bilmem. Tuhafsın da. İstersen bırakalım.
– Neyi?
– Oyunu.
– Ha! Evet.
Kalkıyorlar.


İlhami Çiçek

 
ilhami-cicek-mezari Oyun

Pablo Neruda’dan Çeviriler Yaparken

Biliyor musun Pablo,
bazen ağlıyorum şiirlerini çevirirken.
Ağlatıyorsun beni sonsuz imgelerinle.
O geniş şiir galaksinde
bir zerre gibi hissediyorum kendimi.
Yılmıyorum ama,
dolanıp duruyorum şiirlerinin çevresinde.

Şiir evreninin güneşisin sen Pablo.
Işığının dokunduğu her yer
dönüşür şiire.

Betimlediğin Amazon gibi
coşkunlaştırıyor yüreğimi bazen dizelerin.
En çok o haklı öfkeni anlıyorum senin.
Şiirlerinde gümbürdeyen talebini,
halk için, barış için, insan için…
Senin haklı öfken, bizim haklı öfkemizdir.
Anlıyorum ve anlatmaya çalışıyorum Pablo.

Sığınıyorum şiirlerine Pablo,
çocuğun sığındığı gibi babasına.
Biliyor musun Pablo,
babam yok benim. Babam sensin Pablo,
ve her gece uyumadan önce
ninni gibi şiirler söylüyorsun bana,
şiirlerinle dalıyorum uykuya.

Teşekkürler Pablo Baba.
Hamurumu şiirle yoğurduğun için.

İsmail Haydar Aksoy
21 Haziran 2006
Kopenhag – Danimarka.

pablo+neruda+Napoles++1951+-+Fulvia+Trombadori Pablo Neruda’dan Çeviriler Yaparken

Pars

Aydınlık bir ölüm arayıp durur
İçimde alevden pençeli bir pars
Gündüzün sesiyle göğsü kudurur.
Geceler onunçün kevserden bir tas
Durmadan arıyor yüreği üzgün,
Sesinden dağlara kaçan gazalı.
Durmadan rüzgârla koşuyor ölgün,
Gözleri dumanlı, kalbi yaralı.
Bir mavi kuş olur, düşer sulara,
İpekten kanadı okşar engini
kalbinden akşama açılan yara,
Geceyle yükselir, aşar bendini.
Boşluğu seyreder bakışı durgun
Ve uçar ruhunun çılgın azabı;
Dökülür kalbine mavi bir sükûn,
Durulur gözünün dönen girdabı…

Baki Süha Ediboğlu

Baki+S%C3%BCha+Edibo%C4%9Flu+siiri Pars

Karanlıkta Geçen Gemiler

Bir deniz gecesinde unuttuğun şarkıyı
Kıyı kıyı topluyor hafızan
Masmavi göğün altında
Yıldız mahşeri
Dalga dalga açılan
Bulut bulut toplanan

Davut peygamberin olmalı
Şu duyduğun mezamir
Şu beyaz çıplak
Ölümü unutturan kadın
Aşkı bölüştüğümüz sofrada
Zeliha olmalı

Ben sevdiğim kitapları bitirdim
Her satırda seni görerek
Her yıldız bir şarkı söyledi
Her şarkıdan bir kalp ağrısı kaldı
Karanlıkta geçen gemiler gibi

Baki Süha Edipoğlu

olumu+unutturan+kadin Karanlıkta Geçen Gemiler

Seni Anmakla Artıyorum

korkak değilim umutsuz değilim bundan böyle
değiştirdim sana yaraşmayan günlerimi verdiklerinle

sana yaraşmayan ne varsa bir bir çıkarıp attım
yeller esiyor şimdi o büyük karanlığımın yerinde

geldin kutsal bildiklerimi yeniden tanımladın
ülkemi bir bakışta bağladın güzelliğine

en varılmaz yerlere vardırdın ellerimi
en gizli denizleri açtın gemilerime

sensin artık adı bir dönülmezliği çağıran
kelimeleri ölümsüz kılan şiire

Kemal Özer
seni+anmakla+artiyorum Seni Anmakla Artıyorum

Yan Yana İki Ülke Gibiyiz Seninle

Yan yana iki ülke gibiyiz seninle,
ayın önünden geçen bulut
önce seni karanlıkta bırakır sonra beni
senden bana eser, yerine göre,
yerine göre benden sana
şakaklarımızı serinleten rüzgâr.

İki kıyı gibiyiz karşılıklı,
hem ayırır bizi hem bağlar birbirimize
aramızda akan ırmak.
İki tarih sayfası gibiyiz art arda
birinde başlayan cümlenin sonu
ötekinde düğümlenir ancak.

Geldiği vakit hasat günleri
iki ayrı ağızda aynı anda
beliren bir gülümseme gibiyiz seninle
ve iki ter damlası gibiyiz alnında
elbirliği ile üretilip
kardeşçe bölüşülen bir dünyanın.

Kemal Özer
Yan+yana+iki+%C3%BClke+gibiyiz+seninle Yan Yana İki Ülke Gibiyiz Seninle

Bana Bulaşmasın

Yağmur çiseliyor ya
bana bulaşmasın der gibi
çekinerek bakıyor penceredeki saksı

kente uzak, kırlara yabancı

Kemal Özer
penceredeki+saksi Bana Bulaşmasın

Birikime İnanmak

Dalgayı haber veren yakamoz
kimin gözüne çarpar kıyıda?
Çiçeğe durduğunu kim ayırt eder
tepeden tırnağa giyinmeden ağaç?
Kimin dikkatini çeker küçücük bir bulut
güneşi kapatmadan önce?

Kemal Özer

kemal+ozer Birikime İnanmak