günahlarına kefaret

İnsanın sevdiklerini uyurken seyretmekten, saçlarını öpmekten, açılmışsa şayet üstünü örtmekten mahrum olması, doğrusunu Allah bilir, günahlarına kefaret sayılsa yeridir.

İbrahim Paşalı

gunahlarina+keffaret günahlarına kefaret

Sensizliği Yitirdim

Birbirine benzemesin diye
En nadide cümleleri getirdim
Senden eksilmesin diye
Aşklarımı bitirdim.
Sensiz olmaz diye
Sensizliği yitirdim.

Beni arayanlar seni bulur
Hayat kaynağım, bengisu
Ufalanır geceler sen olur
Ufukta aşklar kurmuş pusu

Senin hatırına felekler
Ayak uçlarına basar geceleri
Gökyüzünde kelebekler
Senin için döker heceleri
Seni seviyoruz
Ben, yıldızlar ve niceleri..

Abdullah Kibritçi

+%C3%A7ok_yaln%C2%A6-z%C2%A6-m,_mutsuzum_G+%C3%82r+-nd+-%C2%A6%C5%9F+-m_gibi_de%C2%A6 Sensizliği Yitirdim

Küçük

büyük cam kapı

yutuyor… yutuyor 
büyük insanları

kıyamete kadar aç.

küçücük işlerime dönüyorum ben 

oğlumun ateşi, yastıktaki leke 
tarhananın kokusu, yavru kediler 
gibi şeylere

size iyi günler! iyi günler size! 

sabah-ı şerifin hayrolsun ama 
diyorum kendime
her sabah güneş
yeniden yerinden 
çok şükür geldiğinde

hayrolsun hayr 

sakın bu sefer 
kelebekleri öldürme! 
bulabilirsen 
apartman eşiğinde 
bir çukurda kuyuda 
boşlukta kaybolmuş 
bir çıkrığın sesinde

vadinin tepesinden bakıyor büyük 

adamlar
vadinin tepesinden tıslıyor kapı 
kalıcıyıs bisss! çivini al da git
çak yüreğine

kanaviçem küçük
renklerim küçük
bir kelebek büyütüyorum ben, pervane

Fatma Şengil Süzer
k%C3%BC%C3%A7%C3%BCc%C3%BCk+i%C5%9Flerime+d%C3%B6n%C3%BCyorum+ben Küçük

Sen Bensiz Orda

Kim anlatacak sana akşamları
dışarıda nasıl geçti günüm,
Cağaloğlu pazarında nasıl atlatılıyorum,
kimlere rastladım yolda, neler konuştum,
kim anlatacak sana?
Arada bir kim tutup sıkacak o minik pembe burnunu senin,
o bembeyaz çileli saçlarını kim okşayacak geceleri?
Kim şakalaşacak seninle sabah kahvaltısında,
seni kim ağlatacak şiir okurken?

Hele bir süre daha
bensiz baksın dursun
acı aydınlık yüzün
orda karanlıklara.

A. Kadir

(İbrahim Abdülkadir Meriçboyu)

Sen+Bensiz+Orda Sen Bensiz Orda

Sessiz

herşey eninde sonunda sessizdir
bir günün kırılganlığından
kalan ve tekrar tekrar kırılan
müteellim bir insan sesinin başlattığı
ağlamanın kırı
sessizdir

dalda
yalnız ve dağılmış bir elma
yalnız ve yapraklar örtmüyor onu
gelen akşama
geçen akşamın içlenmeleri dadanmış
bu kahır sessizdir

içinin çıngarlarından yonttuğun
asi bir atbaşı gibi rüyalarının ucunda
umudun
sessizdir

filistinde akşamüstleri
sessizlik bir file somun gibi

İlhami Çiçek

ilhami+cicek+siirleri Sessiz

Toprak

Evlerle aramız açılıyor 

Çünkü savaşlardan biridir evlerimizden kaçanlar 



Evler boyun boyuna gelmenin habercileri 

Çocukları çok yaşatan serçe ağartan damlar 
Göğün yanaklarından sarkan gündüzleri 
İndirirler saçaklarından akıtarak bahçelere 


Bahçeler ki evlerinde olanların 

Topraktan gelen ağaçlara 
Tutundukları ve gizli çekmeceler açtıkları 
Ve içine geleceğinden emin anılar 
Nur topu ceviz yaprakları 
İlk sevgili yaprakları 
İlk şiir sıcaklarını koydukları 


Bir hacim altın şeklinde 

Her an açılan Kitabın üstünde 
Işık ve ışıklardan camını giyinmiş 
Bal rengi bir lamba 


Beni doğuran peygambere yaslanmış 

Geçmiş canları sergilemiş göğsüne 
Hepsine hatimden bir mucize ayırmış 
Armağan salmış iç süslerine 


Babam canımı çökertiyor 

Hep aynı tarlanın önünde

Aynı topraktan kalkıp 
Türbesini yontuyor içime 


Oysa sessizce girerdim çiçeklerin içine 

Küçük kız gitti sancılandınız mı 
Evler ve dereler daha derine 


Güneşe kan durup dururken sıçradı 

Korsan deri değiştirdi 
Ben can değiştim toprağa basarken 
Ellerim yırtık saçlarımda 
Tatlı suları geçerken 
Denizde sallanırdı başları 
Korsan bir ev tutkununun içinde 
Evi zorlanan midyenin içinde 
Topraktan da ötede denizin kadersiz gecesinde 
Keçelenen 
Ve rastlantı basan çatısız yüzleri 


Evlerde tartılmış ve ağır bulunmuş 

Fırlatılmış ve geceyle karşılanmış toprak 
Geçti biçiminden 
Sen nerde şehirleri gezdiren nehir 
Gece bir an bulup çınar ağacından 
Güneşe dökülen 
Evlerin dışında gezdiren beni 


Yer yere abandı sırtıma bir ev yaslandı 

Ki sımsıkı el tutan kader tutan 
Ve sokaklar ki anneler şöleninde 
Bebelerce fıskiyeli etekler

Cahit Zarifoğlu

Evlerle+aram%C4%B1z+a%C3%A7%C4%B1l%C4%B1yor+%C3%87%C3%BCnk%C3%BC+sava%C5%9Flardan+biridir Toprak

Resimde

çökük bir kapı
bir at kapaklanması resimde
sağnak da var – bir adam
sürekli ıslanıyor
gece

bir resim neyse odur
bir at
bir kere kapaklanmışsa
kapaklanmış bir attır o

İlhami Çiçek

bir+kere+kapaklanm%C4%B1%C5%9Fsa+kapaklanm%C4%B1%C5%9F+bir+att%C4%B1r+o Resimde

Düş Gören Atın Şiiri

I
Dağ yürür bir yerinde
çıkar üstüne dağın
bu çelik çağında
ata iyi binin

Kalbinde bir gül bu atın
Ceyhan sızar gibi gözlerinden
düş gören at
bellidir gözlerinden

Ses yüklediler
varacağı üs Kudüs
titretir güney yeli
bir dal buğdayı

Alın bu atı denize atın
geçer denizden de
bakıyor özenle
sayfalarına kitabın

İnsan saçı yelesi
yürüyen bir fabrika
tüylerinde oyun
roman şiir

(Temmuz 1975)

II

Boynunda kan torbası
geçer balkonlardan
koşuşuruz pencerelere
şimdi başka balkonlarda

Sözleri uzun
kolay mı anlaşılması
düşer burnundan
bir kaç kurşun

Ayaklarında nal
kırmızı
şaraba batmış
silindir şapka

Yapışır kızlar
cidarlarına
duruyor bürolarda
her görevli atın üstünde

Lik lik gidiyor
ne yaman
serperek ardından
dizeleri

(Ağustos 1975)

III

Büyür yumak
gözlerim açıksa
uzayda ayaklarım
gülyağına bulandı

Az da olsa
duyarım
acısını
toprağın

Yapsanız daha
büyük bomba
sığar kalbime
gömersiniz ölülerinizi

Başımı sallarım
ya giderken
bir Kudüsteyim
bir İstanbul’da

Avrupa
şey gibi
eskir de
gülerim

Soluğum bekler
gece pastanede
düşünen
gerillayı

Bir gün konuşacağıma
tanık
tutuyorum
ayı

Sırtıma
alarak
Asyayı
Afrikayı

Nuri Pakdil
D%C3%BCs+G%C3%B6ren+At%C4%B1n+siiri Düş Gören Atın Şiiri

Hesaplanmadan Öldü

1

Onlardı uzak yerler seçtiler
ve sayesiz ilahları
Kalın ovalar kuşları yaklaşan ağaçlar
ve taşlaşan boğulu kalan nağra
bir sarnıç kemeri eğrisinde
dünden bugüne seyirten
telaşşız sular seçti padişah buyurdu kervansaraylar
hudutta kraliçe ağızları serhatte yagız duşlar
ipe saldıran yığınlar çün osmanlı kanları
melekmeşen at yangınları
ülkeyi kol gezen projektör bakışlar
hayvanlar bile altında rahat uyuyan
ve elgizin göğsünde kışlık bahçeleri
ağırlaşan bir çiçekte
sultan sıcaklığına çarpıp
ummana sıçrayan çekirgeler
aşk donanmış bir havada
şahadet getiren sedir ağaçları gemilerin
el çırpan iskele ve sancakları
-Üzülmek fethedilmiştir kışladan haber
tevrattan sakıncalı sözler sakınmak gereken göz
gerek kanatılan gelinler
davulun orta yerinden bir baş soğan
katlayıp ince ağızlarında çingen
içlerin boşalan surlarına zurna

Toplanan şimdilik sürgüne eklenen
değerli çocuklar
arkalarında büyük rüzgarlı anne etekleri
ucuna takılan yaşmak çeşitleri
mavi çok renkli tülbentler
iri gözyaşı boncukları
içine kainatlar sıkışan
caminin yürek konmamış kayalıklarında
durmadan her lahza yeniden arınan
henüz bir böceklik yer açılan

elleri aynı kumaytan
içlerinde bir haremi tavşan
açık duran kapılarının arkasında
çocuklar baştan sona kadınlara düğmeli
bu bir an yüzümü hayvanlara dikip
çamurlu
-Ey babilin yorumaz artıkları

dışımda açıkça bir tazı koşuyor
ölümlerde yorulup
bir güle kapanan
gelincikte bekleşen

2

sonunda ak tavşan ölüme benzeyince
koşup bir ölümün önüne titremeler içinde
diz çöken adamlar beynime atıldılar
ağırlıkları safra taşları yanlarında
bellerine kancalı tırpanları

saçaktan akan buz parçaları
ona birazda ben katılacaktım
çünkü herhangibir hazırlık yapmışlardı
taş duvarın dibindeydik ölümünden
ses çıkmasın beni kapıyorlardı bedenleriyle
alnımı bana bıraksınlar
hiç yalnızlık korkutmayan alnımı

karnımdaki boşluklara
saçlarım uzasın kirlensin ellerim ayaklarıma
ama onların vakti yoktu onlar için
ve onlar için çocuk duvara kadar
gidip gelecekti salıncak ceviz dalında
ve komşunun ölüm çocukları
güçlükle göğüslerine tutunan nefesleri
Öldürmeye alışmaları karar kılışları
Toprağı karıştırıp şaşkınlıkla içlerine giriyorum onların
Ansızın bir kravat bazen bir kaç sene deniz
renkli horozlar ve karanlık doğan yarasa
sık sık anne tekrarı
ve kalbinde allah yazan çocuk
kızlar hızlanan gelinler
erkeklerde insan uğultuları
çocuklar ki mutlaka kutupta bırakılan
ve dönülen bayrak

Beni buruyorlar renklerin gidip gelişleriyle
içinde kanlı zincirler elden ele
yıldız süzerken kadınların karınlarında doğururken
dilleri terleri damaklarıyla ısırdıkları pamuklar
ağızdan ağıza
ve meydanlara
cılk çıkan yığılan çocuklar

bağıran balık
suyu zorlayan midye
üzerimizden akan gemi karınları
– Çocuk kanlarla sarsıldı
öğrenciliğim korkunç öğretmenlerim

sızı olduğum kızlar
onların şehvetime dokunup kalışları
anı
akıllı bir öğrencinin alayındayım
kanımı ve kamalarını arıyorlar
aceleyle elleriyle cepleriyle
bedenime kanımı yapışık olarak
ya da kumaşa emdirerek
akıtacak olan
ve bedenimi arayan korkumu
açıklıyorlar önüme

(korkumu ölümümle ağzıma kilitlemişim)

İnsanlar salıncak altlarında solur
-Güneş hep aynı artist çocuktu
Nilüfer ipi çok ince parmaklarıyla
dağlara göklere en yakın elmacık kemikleriyle tutmuş
yüzüme gülerek severek

3

Şimdi yağmur birikiyor kubbelerin içine
ak yürek baraj büyüyor
yarış su pirinç ve içinde canlı çevrilen insanın
çiçekle döşenen başı

Balıkçı tezgahları
Kayıkçı tezgahları
Ekmek tezgahları

yağmur alınlara doğruldu
secdeye durdu süslendi ölümle sözleşen
ateşli hastalar gibi

Cahit Zarifoğlu
Hesaplanmadan+%C3%96ld%C3%BC Hesaplanmadan Öldü

İşaret Çocukları

Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
Geçerdi babam
Başında yağmur halkaları

Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
Daha ilk güzelliğinde
Alnını iki dağın arasına germiş
Bir devin göğsüne benzer
Göğsünden dualar geçermiş

Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
Cami avlularına açılan
Havuz sularına kapılan çocuklar
Görmeden güneşin bütün renklerini
Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
Ocaktan akan kaynar yemekleri
Neenelerinin koyduğu avuç taslarına

Başı ve yüreği şahbaz
Kaleleri ağırlayan kadınların
Süslerini kemerlerini
Başlarını ağırlaştıran
Ağır siyah şelale saçlarını
Tutunca gençleştirdi erkekler

Sonra insan o ki denizde
Küçük ve büyük nehirde
Bedeni ıslatan afsunlu suda
Önce niyet sonnra yıkanırdı

Zaman dert getirdi sulara
İçinde eski balıkların yattığı kayalar
Savaşan insanların elinde
İnce yontulup taşındı balta mızrak şeklinde

Anam kanları kuruyan
Kavga ayıran bir kargı elinde
Kara ocağın taşlarına
İşaret koydu çocuklarını
Belinde gezdiren babamın
Beyaz yazılarla kazandığı adları

Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
Unutup genç gelen günleri
Zamanın sürerken çektiği günleri
Çetin bilmecelerle
Sürdü atını şehirlere

Yün ören at güden kadınlar
Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
Küçük pencereli karanlık dar odalarda
Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
Uzağa çekilip giden
Ayazda donan gülmeler içinde
Ormanlarda süt emziren anne
Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu

Hep kaçarmış şehirlerin
Demir dağlarına
Uyunca toprak beşiğimde
Sahipsiz kalan
Ellerimden kayan aydınlık günlerim

Cahit Zarifoğlu
isaret+koydu+cocuklar%C4%B1n%C4%B1 İşaret Çocukları