Sabret gönlüm fırtınaya vakit var
Biz her çağda kızılderili
Bir her yerde hep yerdeyiz
Toprağa mahkum edildi gözlerimiz
Kaybolunur dahi ekin gövermez hırıltılı sesimiz
Bir fırtına bekledik başlangıcımız olsun
Derimiz mevsimlerle akan oluk oluk kan
İlkbahar gelsin ısınsın ellerimizde
Sonbaharda sıcaklığını yansıtarak essin
rüzgar
Ergen dalgalanmalarımızda vursun
yüzümüzü
hayat
Heyhat! Kış geldi kirpi kesildi saçlarımız
karanlığa
Hani dedik hani ya bir yaz günü güneş
Söz verdik!
– Kimsiniz
Biz bir kaplan gibi masum
tırnaklarını kemirmiş kabullenmiş
kızılderili
– Vahşi
Ölüm ateş ve kül haliyle acımasız
cihangir ve kocaman
öğrendik vahşiliğimizi kitaplardan
Şub 23
Eksik Ömrüm (II)
Güneş gecenin kuyusunu kazarken,
Düşünü yağmura batırıp dilek tutmuş annem
Ondanmış gözlerimin ela oluşu…
Kuru sıkı ağlayışımla vurduğum annem
ellerini yüzüme dikip
ayağında sallıyor kundağıma iliklediği ömrünü
Göz çukurlarına alın terini biriktiren babam
Günden önce ağaran saçlarını düzeltip
bir yanı göçük yüreğini
dedemden yadigar türküyle ovalıyor
geçiyor içinin ağrısı
Ekmeğine emeğini sürüp
düşüyor yola
Aklında günışığı saçlı annem…
Gözleri güneşi küstüren annem
Ses tellerine asıyor taze gülüşünü
Kurutup çeyizine koyacak ömrü sürmeli kızının
Yanına da katlanmış bir parça hüzün
Hayattan artırabildiği kadar umut
nazar değmeyecek kadar da gökyüzü…
Ben
gözlerim kandil
ellerim çiçek
Yüzümde denize aç martı merakı
Uğur böceklerini kovalarken bahçede
Annem kollarımı, babam ayaklarımı sündürüyor
Sıkıca sarılıyorum hayatın bacaklarına…
sonra
masalların kısırlaştırıldığı bir vakit!
Gecenin içine gece düşüyor
Ölüyorum karanlıktan…
Annem yüzüme çarpıp çıkıyor hayatı
Babam hiç dönmüyor gittiği türküden.
büyüyorum içimde dünya kadar kimsesiz çocukla…
Şub 23
Fayda Sızım
Elimde olmadan yitirdiklerim var elimde
Bu melankoliye alışamadım daha
Bu kaçıncı isyanım say(a)madım
Hep en karanlık yağmurlarda suladım sevinçlerimi
Düşlerimde bile hüzünlerimi besledim
Kendime bile faydasızım
Ne cennet dedikleri huzur yurdu mümessili
Ne şeytana müttefik oldum hazin sayfalarda
Hazanla beslendim ve ayrılık şiirleri besteledim kâğıdımın gölgesinde
Elimdeyken elleri ellerimi tutanların
Ben verdiğim sözleri tutmamaya yeminli bir âdem oldum
En yorgun yerinde gecelerin
Kokularını yitirmiş güller desteledim destimde
Korkularını yitirmiş birde
Sahipsiz karanlılarda
Şöylelemesine simsiyah
Gözlerini bekledim sevdaların
Nöbetler tuttum
Zar ettim istikbale…
Sükûtu tuttum nabzımda
Elimde; elimde olmadan yitirilmişler
Ve elimde olarak elde etmediklerim
Bildiklerimi bildiğimi bilmeye başladığımda
Mefluç oldu bilmediklerim…
Fayda sızım
Ateş sarısı saman kâğıtlarına sarılmış sarmalanmış
Mehtaplı bir haziran gecesinde yakılmış
Yalnızlıklar tuttum dünyaya yetecek kadar
Faydam sızım anladım işi artık ey yar
Elimde; elimde olmadan yitirdiklerim
Evvel, evvel olalı böyle bir ah görmedi
Faydamı buldum amma sızım hala dinmedi
Keşfedilmiş günahların günah sayılmadığı anlardan tanırım ben kendimi
Eskimiş hikâyeler bilirdim bir parça duygusal
Gerçekler sıfırdı öğütler yüzde
Çizgi karakterlerle karakterize edilmiş
Bir parça ağır abi vardı bende
Ama faydam sızım
Ve bulsam da faydamı dinmedi sızım
Nurullah Gümüştaş
Şub 23
Güle Şiirler
Ben ne zaman bir kelebek görsem
Seni anımsarım
İncecik bir kelebek
Düşlerime konup konup kalkan
Ufalanmış bir hüzün tozuna
Bulanmış kanatları
Ben ne zaman bir gülüş duysam
Sana uyanırım
Sakar karanlığıma gündüzün
Aydınlanır duygumun her katı
Seni görürüm
Ben nezaman bir gül koklasam
Elindeki gül daha çok gül olur
Dolarsın gözlerime
Toz pembe bir düş gibi
Ben ne zaman bir çift göz görsem
Hüzne uyumuş tembel kış suları
Suyunu taşırmayan bir havuz
Güzün gri kanatlarıyla örttüğü
Seni anımsarım
Ben ne zaman bir çift el görsem
Bileğinde ters takılmış altın saat
Altınla kaplanır sevincim
Ve ben özlemlerimin renkli uçurtmalarını
Sana uçururum…
Sedat Umran
Şub 23
Rüyalar
Şub 23
Başım
Tutup saçlarından başımı
İbret pazarlarında gezdireceğim,
Boyun eğmiştir, ümit etmiştir…diye
Bu gafil başı teşhir edeceğim!
Dimdik duramadığı için kulların karşısında
Allah bu sırıtkan baştan utanacaktır!
Yüz karası olmakta devam etmemesi için
Başım taşlar altında parçalanacaktır.
Gafleti resmediyor sırıttıkça başım
İyi temennilerle bakıyor şuna, buna
Eminim selamlamak için aramaktadır:
Seyircileri içinde bir aşina!
Tutup saçlarından bu sırıtkan başı,
Kaldırımlar üstünde gezdireceğim:
Boyun eğmiştir, ümit etmiştir…diye
Bu zelil başı teşhir edeceğim!
Şub 23
Yattığım Kaya
Bu akşam o kadar durgun ki sular
Gömül benim gibi kedere diyor.
İçimde maziden kalma duygular
Ağla geri gelmez günlere diyor.
Ey gönül, gidenden ümidini kes!
Kaçan bir hayale benziyor herkes,
Sanki kulağıma gaipten bir ses
Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
Enginden engine koşarken rüzgar,
Bende bir yolculuk heyecanı var…
Yattığım kayaya çarpan dalgalar
Çıkıver bir sonsuz sefere diyor.
Necip Fazıl Kısakürek
Şub 23
Bu Yağmur
Bu yağmur… bu yağmur… bu kıldan ince
Nefesten yumuşak yağan bu yağmur…
Bu yağmur… bu yağmur… bir gün dinince.
Aynalar yüzümü tanımaz olur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik
Tenimde acısız yatan bir bıçak
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik
Dayandıkça çisil çisil yağacak.
Bu yağmur delilik vehminden üstün;
Karanlık kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün
Sulardan, seslerden ve gecelerden.
Necip Fazıl Kısakürek
Şub 23
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim.
Niye yazıyorum ki bunları.
İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi farkedince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.
Gelecektim. Ama daha bir kötü hatıram olsun istemedim. Ona böyle yazdım. Merhametle bakarak gülümsedim. Görünüşü acımayı da zorlaştırıyor insana…
Cahit Zarifoğlu – Yaşamak
Şub 23
Saçlarda Bir Yarımküre
Bırak da uzun, uzun, uzun zaman içime çekeyim saçlarının kokusunu, bir kaynağın sularına yüzünü daldıran bir susuz adam gibi yüzümü daldırayım içlerine, kokulu bir mendil gibi elimle sallayayım onları, sallayayım da anılar silkelensin havada.
Saçlarında bütün gördüklerimi, bütün duyduklarımı, bütün işittiklerimi bir bilseydin! Başka insanların ruhu ezgiler üzerinde nasıl dolaşırsa, benim ruhum da koku üzerinde öyle dolaşır.
Yelkenlerle, serenlerle dolu bütün bir düş var saçlarında; meltemi beni güzelim iklimlere, uzayın daha mavi, daha derin olduğu, havanın meyvelerle, yapraklarla, insan derisiyle kokulandığı iklimlere götüren büyük denizler var saçlarında.
Saçlarının okyanusunda, içli türkülerle, her ulustan, güçlü insanlarla, sonsuz sıcaklığın yangelip yattığı, uçsuz bucaksız bir gök üzerinde ince ve karışık yapıları oymalar gibi beliren, biçim biçim gemilerle kaynaşan bir liman görüyorum.
Saçlarının okşamalarında, güzel bir geminin kamarasında, bir divan üstünde geçmiş, çiçek saksılarıyla serinlik verici testiler arasında limanın fark edilmez yalpasıyla ığralanmış uzun saatlerin bezginliğini yeniden buluyorum.
Saçlarının kızgın ocağında, afyonla, şekerle karışmış tütün kokusunu çekiyorum içime; saçlarının gecesinde, sıcak ülke göklerinin sonsuzluğunu parıldar görüyorum; saçlarının ince ince tüylü kıyılarında, katranın, miskin, hindistan cevizi yağının birbirine karışmış kokularıyla sarhoş oluyorum.
Bırak da uzun uzun ısırayım ağır, kara örgülerini. Ele avuca sığmaz, ferman dinlemez saçlarını dişlediğim zaman, anıları yer gibi oluyorum.
Çev: Tahsin Yücel









