İlk Oruç

bir yudumda içilir akşam ezanı
sezer yolunu bir dua iç denizlerde:
‘kabul et lütfen ilk oruçlar hatrına’
bir yudumda içilir akşam ezanı

hilal göründü, kara göründü, kurtulduk
ilk orucuyla süsleniyor kızım aynada
bir ümmet anlaşıyor ışık hızıyla
hilal göründü, kara göründü, kurtulduk

ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi
bu marşla aksın e-beş trafiği
eve erken gelen babanın yuva yapar yüzüne

ekmek sıcak, Allah güzel, sen iyi

Ahmet Murat

ahmet+murat İlk Oruç

Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.
Edip Cansever
yercekimli+karanfil Yerçekimli Karanfil

Beyhude Ömrüm

Pembe-beyaz şeftali çiçekleri, süt köpüğü gibi kabarmış erik, kayısı, vişne, kiraz çiçekleri; sarışın kızılcık çiçekleri yağıyor üstüme, serpiliyor gökten. 
Aman Allahım, ne güzel, ne güzel. 
Yağsın durmadan, yağsın ve örtsün üstümü bu çiçek kokuları, nerdeyim ben?
Gözlerimde yaş, dilimde dua.
Öldüm ve bir bahçeye gömüldüm.
 
Beyhude Ömrüm / Mustafa Kutlu
Mustafa-Kutlu-Genclik Beyhude Ömrüm

Zende-Rud’u Geçerken

Şirin. Emzirir ve büyütür
çığa benzer bir dağı.

Şirin. Okur örtünür
dağdan kopan bir çığlığı.

Hüsnü hat bahçelerinde
periler sesli düşünür,
kazmayı vurduğun yerde
iki tâlik harf öpüşür.

Aşk dediğin alelade
şikeste bir minyatür,
nedense su küresinde
sana matah görünür.

Sahi kimler var belleğinde
zülfü siyahın haricinde
ki bencileyin bir imla çırağı
ismine ayağ üşürür.

Sustur ve çöllere sür
şu mağrur ırmağı. Ferhad

Kem bahtını aynalara nakşetsen de
ölüm senin eğninde
mengü süte dönüşür.

Hüseyin Ferhad

ferhad Zende-Rud’u Geçerken

Metafizik

Seni bir kilise avlusunda dilenmeliyim artık.
haçlara gerilmiş avuçlarımda bir suskun çan.
-Ben değil miyim şu yıkıntıların üzerine uzanan
saçlarım darmadağınık.

Seni bir tapınağın avlusunda dilenmeliyim artık.
çıplak ayaklarına sürmeliyim o ilençli yüzümü..
-Ben değil miyim kemirip duran madde’ye verilmiş tek sözümü
aklım darmadağınık.

Seni bir cami avlusunda dilenmeliyim artık.
kirli bir mendil gibi sermeliyim yüreğimi önünde.
-Ne var içimi kanatan bu ezan seslerinde
mihrabım darmadağınık.

Hüseyin Ferhad

seni+bir+cami+avlusunda+dilenmeliyim Metafizik

İki Şey, Pas ve Gam

Kime özendim de çekildim
kendi içime, şu ücra kente
çekildim ve tersine çevirdim
o murahhas defteri.
                     Seninki dahil
unuttum ezberimdeki yüzleri,
adına Yalnızlık denilen bir fikri
özenle emziriyorum işte

İki şey, pas ve gam üst üste!

Kime imrendim de çekildim
kendi içime, şu ücra kente,
kopardığımı sanıyormuşum meğer
o malûm zinciri.
                     İşte Kalbim
nasıl da bencil ve cimri
nasıl da kalbimle birlikte
tatlandırıyor kursağındaki zehri

Yol var mıdır Ölüm’den öte?
                     -Vardır elbette!

Hüseyin Ferhad

iki+sey+pas+ve+gam İki Şey, Pas ve Gam

‘Batıda Kan Var’

Sabret gönlüm fırtınaya vakit var
Biz her çağda kızılderili
Bir her yerde hep yerdeyiz
Toprağa mahkum edildi gözlerimiz
Kaybolunur dahi ekin gövermez hırıltılı sesimiz

Bir fırtına bekledik başlangıcımız olsun
Derimiz mevsimlerle akan oluk oluk kan
   İlkbahar gelsin ısınsın ellerimizde
   Sonbaharda sıcaklığını yansıtarak essin
                                                     rüzgar
   Ergen dalgalanmalarımızda vursun 
                                         yüzümüzü 
                                                hayat

   Heyhat! Kış geldi kirpi kesildi saçlarımız 
                                                 karanlığa 
   Hani dedik hani ya bir yaz günü güneş 
   Söz verdik!

– Kimsiniz 

   Biz bir kaplan gibi masum
   tırnaklarını kemirmiş kabullenmiş
   kızılderili

– Vahşi

   Ölüm ateş ve kül haliyle acımasız
   cihangir ve kocaman
   öğrendik vahşiliğimizi kitaplardan



Hüseyin Atlansoy

biz+her+cagda+kizilderili 'Batıda Kan Var'


Eksik Ömrüm (II)

Güneş gecenin kuyusunu kazarken,
Düşünü yağmura batırıp dilek tutmuş annem
Ondanmış gözlerimin ela oluşu…

Kuru sıkı ağlayışımla vurduğum annem
ellerini yüzüme dikip
ayağında sallıyor kundağıma iliklediği ömrünü

Göz çukurlarına alın terini biriktiren babam
Günden önce ağaran saçlarını düzeltip
bir yanı göçük yüreğini
dedemden yadigar türküyle ovalıyor
geçiyor içinin ağrısı
Ekmeğine emeğini sürüp
düşüyor yola
Aklında günışığı saçlı annem…

Gözleri güneşi küstüren annem
Ses tellerine asıyor taze gülüşünü
Kurutup çeyizine koyacak ömrü sürmeli kızının
Yanına da katlanmış bir parça hüzün
Hayattan artırabildiği kadar umut
nazar değmeyecek kadar da gökyüzü…

Ben
gözlerim kandil
ellerim çiçek
Yüzümde denize aç martı merakı
Uğur böceklerini kovalarken bahçede
Annem kollarımı, babam ayaklarımı sündürüyor
Sıkıca sarılıyorum hayatın bacaklarına…

sonra
masalların kısırlaştırıldığı bir vakit!
Gecenin içine gece düşüyor
Ölüyorum karanlıktan…
Annem yüzüme çarpıp çıkıyor hayatı
Babam hiç dönmüyor gittiği türküden.

büyüyorum içimde dünya kadar kimsesiz çocukla…

EzHer

ezher+(2) Eksik Ömrüm (II)

Fayda Sızım

Elimde olmadan yitirdiklerim var elimde
Bu melankoliye alışamadım daha
Bu kaçıncı isyanım say(a)madım
Hep en karanlık yağmurlarda suladım sevinçlerimi
Düşlerimde bile hüzünlerimi besledim
Kendime bile faydasızım
Ne cennet dedikleri huzur yurdu mümessili
Ne şeytana müttefik oldum hazin sayfalarda
Hazanla beslendim ve ayrılık şiirleri besteledim kâğıdımın gölgesinde
Elimdeyken elleri ellerimi tutanların
Ben verdiğim sözleri tutmamaya yeminli bir âdem oldum
En yorgun yerinde gecelerin
Kokularını yitirmiş güller desteledim destimde
Korkularını yitirmiş birde
Sahipsiz karanlılarda
Şöylelemesine simsiyah
Gözlerini bekledim sevdaların
Nöbetler tuttum
Zar ettim istikbale…

Sükûtu tuttum nabzımda
Elimde; elimde olmadan yitirilmişler
Ve elimde olarak elde etmediklerim
Bildiklerimi bildiğimi bilmeye başladığımda
Mefluç oldu bilmediklerim…

Fayda sızım
Ateş sarısı saman kâğıtlarına sarılmış sarmalanmış
Mehtaplı bir haziran gecesinde yakılmış
Yalnızlıklar tuttum dünyaya yetecek kadar
Faydam sızım anladım işi artık ey yar

Elimde; elimde olmadan yitirdiklerim
Evvel, evvel olalı böyle bir ah görmedi
Faydamı buldum amma sızım hala dinmedi
Keşfedilmiş günahların günah sayılmadığı anlardan tanırım ben kendimi
Eskimiş hikâyeler bilirdim bir parça duygusal
Gerçekler sıfırdı öğütler yüzde
Çizgi karakterlerle karakterize edilmiş
Bir parça ağır abi vardı bende
Ama faydam sızım
Ve bulsam da faydamı dinmedi sızım

Nurullah Gümüştaş

fayda+sizim Fayda Sızım

Güle Şiirler

Ben ne zaman bir kelebek görsem
Seni anımsarım
İncecik bir kelebek
Düşlerime konup konup kalkan
Ufalanmış bir hüzün tozuna
Bulanmış kanatları
Ben ne zaman bir gülüş duysam
Sana uyanırım
Sakar karanlığıma gündüzün
Aydınlanır duygumun her katı
Seni görürüm
Ben nezaman bir gül koklasam
Elindeki gül daha çok gül olur
Dolarsın gözlerime
Toz pembe bir düş gibi
Ben ne zaman bir çift göz görsem
Hüzne uyumuş tembel kış suları
Suyunu taşırmayan bir havuz
Güzün gri kanatlarıyla örttüğü
Seni anımsarım
Ben ne zaman bir çift el görsem
Bileğinde ters takılmış altın saat
Altınla kaplanır sevincim
Ve ben özlemlerimin renkli uçurtmalarını
Sana uçururum…

Sedat Umran

gule+siirler Güle Şiirler