Gözyaşı tufanıyla taşıp gidiyor ovalar.
“Nereye bu göç?” diye sesleniyorum kuşlara.
Bakıp bakıp arada açan geçen güneşlere,
Karım bana soruyor: ” Sana ne oldu? Neyin Var?”
“Hiç” diye susuyorum. Ama bir hoşum, avara.
Ahmet Muhip Dıranas
Şub 23
Şub 23
Geceye heves et gündüz gözüyle
çarşıya var tüccarda kelime çoktur
al kurtar kölelikten gönlün yettiğince
kelimeyi azad et; şiir bir kafes,
şiirle tükeneceğine boşlukla beslensin,
kelime olacağına kuş olsun hatta
bülbül olacağına karga, ve gecenin
lacivert sayfalarını uçuşuyla doldursun
geceye heves et, şiirden kurtulsun!
Yola heves et önce kaderini sal yola
ve gittiğin yeri unutmadan yolculuğu
sakın anlatma, hâl böyle: çok yol alan
menzili unutmalı! Adını da alma yanına
gözlerini de, ama geride de bırakma onları,
unut, yalnızca yürektir göze alan her şeyi,
sen kalabalıksın de onlara seni götüremem,
ve yolu asla onu bilen birine sorma
yitirirsin yanlışını, kaderini yitirir gibi,
kaderini gölgeye bırakanı yol duyar,
yola heves edeni ayrılıklar uğurlar!
Boşluğa heves et, boşluk senden büyüktür
toprak anımsar, deniz siler, boşluksa bekler
rüzgâr açıp ruhunu uzaklığa saranı
sen de bekle, insan uzaklığı kadardır
ve insanın ancak uzaklığı kadar şiiri vardır
aşk bazen şiiri bekler olmak için,
şiire düşerse nihayet bir kitapla kapanır
şiirle aşkla kapanmaz boşluk büyür daha da
boşluğa heves et ama ondan iyilik umma
şiire heves etme, aşk yalnız yürür
ve yalnız geçilen gece şiire çıkar…
…
Eski, yorgun, kırık olsa da kalbiniz,
o şimdi içinizdeki kimsesiz
kalbinizi yanınıza alın şeyhim
gece yalnız geçilmez!”
Haydar Ergülen
Şub 23
Ne kadar güzeldi, kirazların Türkçesi
Ekmek ören kadınlar, bahçenin sesi-
Giderken görürdük kimi kızları
Ellerinde baharın şaşkın dalları!
Bir gül düşün, gönülsüz açan
Olan her şeyi solduran zaman;
Çocuklardan önce yatan babalar
Gelmiş ve kalmış o yorgunluklar…
Artık durmadan kırk yaşındayım
Cebimden çıkmıyor dünyanın eli,
Nereye dokunsam eskiyor hemen
Günler günleri örtmüyor şimdi.
Kimsenin gücüne gitmesin diye
Ezberledim yolları, sulardan önce-
Bir kusur aradım, yalnızlığıma;
Ağaçlar gövdesinden tanınır, baba.
Böyle tanıdım o şairleri
Gündüzün uzaması, boyuma kadar-
Çınlasın adım, sözün kulaklarında
Ziyan olmasın güzel havalar.
Üzerinde göz var diyorlar bana.
İbrahim Tenekeci
Şub 23
Şub 23
sözün belleği yok
kopardığı dalları bahçesine taşırken
unutuyor az önce terk ettiği ormanı
kaybolduğu patikalarda döküp saçıyor
özündeki anlamı
-geri dönülmez artık
korkmayalım kuşlardan-
yolun belleği yok
eksiliyor dil yolunda
yürekte döllenen dirim
her şiirin bir ölüm oluşu
belki de bundan
-merhumu nasıl bilmezdiniz
az mı su içmişti pınarınızdan-
ölümün belleği yok
adak değil
sözcüklerin üzerine diktiğim
titrek alevli mumlar
sarhoş geceye
günün yolunu gösteriyorlar
-gecenin teni ipekse
gününki kılıçtan-
kimsenin haberi yok
parmak izi tutmayan tek şey insan teniymiş
yalan!
tenimin denizinde hâlâ yakamoz
bana balıkları sevdiren adam…
Özlem Çiçek
Şub 23
uyandım ki masamda duruyor kırmızı güller
onları kim koydu kırık dökük dizelerin,
solgun harflerin arasına?
harabeye çeviriyor gönlümü
bitti desem de bitmiyor bendeki aşk hüznü..
eskiden ne çok inanırdım
güllerin mucizelerine, geyiklerin bütün bir
yeryüzünü dolaşıp buğu içinde döndüğüne
karlı kış gecelerine
aşk bitti desem de hüznü kalıyor
yılkıya bırakılmış bir at hüznü
bir serçe ölüsünün hüznü
içimdeki sıkıntısı, tortusu..
uyandım ki bu bendeki hüzne karşı
dışarıda kiraz ağaçları çiçekleniyor
Ahmet Ada
Şub 23
Anılar geliyor bazen ister istemez akla;
Burnumdadır kokusu cumbalı evimizin
Taş sektiriyorduk büyük bir mutlulukla
Çalkantısız yüzünde dupduru bir denizin.
Metal paralar sektiren biri vardı aramızda;
Bir testere ağzı olurdu onu görünce sular.
Yaylanıp parayı çalımla savurunca,
Kanardı denizin sırtına açılan yaralar.
Tadarak güzelliğini Türkçenin kana kana,
Taşlarımız sözcükler oldu şimdi irili ufaklı.
Söz sektiriyoruz artık kimimiz imgeden yana.
Kimimiz kılavuz etmiş kendine aklı.
Denizde para sektirenler ortalardadır hâlâ;
Ben diyorum henüz erken, vakit gelmedi daha.
Metin Altıok
Şub 23
Niye bilmiyorum ama seni düşününce hep gözlerim doluyor. Sende de öyle oluyor mu tontonum? İlerde bir gün okul, iş, evlilik bi şekilde senden ayrı olacağımı bilmek nasıl bir hüzün bilemezsin. Ben büyüyorum baba. kucağına alıp sevemeyeceğin kadar büyüyorum git gide. Ne kadar korkunç değil mi? Sen git gide benim oranı buranı sıkarak sevemeyeceğim kadar yaşlanıyorsun. Seni sımsıkı basarak sarılmaya kıyamayacağım kadar yaşlanıyorsun git gide. Babaammm seniii nasıl çok nasıl delice nasıl kıyamayarak seviyorum bir bilsen. En değerlimsin sen benim grı saçlım. Seni çok seviyorum. İyi geceler.
Şub 23
İki türlü acı var, biri güncelden doğar
Acıdır günbegün kararan gazete haberleri;
İnsanı çözümsüzlüğün acziyle boğar.
İçine kanatır sessizce umurlu yürekleri.
Bu acı her zaman umut taşır yedeğinde.
Tutunur var gücüyle zamanın akışına.
İkincisi nakıştır duygunun gergefinde,
Kök salmış özümüzün karmaşık kumaşına.
İnsanın önüne geçilmez o kavrama isteği,
Acıya dönüşür doğanın dipsiz giziyle.
Hem odur hem de değil bir kuşun teleği,
İşleviyle çakışan kusursuz biçimiyle.
Hiçbir şeyi tam anlayamaz bilinç dediğin;
Acıyla tümlenir ancak türsel eksikliğin.
Metin Altıok