Tutuşmak Üzere Yeniden

Sızıyor sessizce kendi derinine
Çıkışını bulamayan sular.
İnsan aynı türküyü aynı içtenlikle
Söyleyemiyor ki uzun zaman
Böyle karşılıksız yankısız
Değişiyor usul usul eski duygular.

Biliyor musun kalbim artık
Bir kuş gibi çırpınarak pencere önlerinde
Titrek kanatlarıyla umudun
Düşmüyor bekleyişin hayal camlarına
Gelmene yakın saatlerde.

Hayat dolduruyor hey boşluğu kendince
Bir başka başlangıçla
Tutuşmak üzere yeniden
Pembe üflemeleriyle bir ince soluğun

Soğuyor acılar bile..

Şükrü Erbaş

soguyor+acilar+bile Tutuşmak Üzere Yeniden

Boğaziçi’nde Sonbahar Düştü

Sonbaharların
Sarı, ılık bulutlu güneşi
Ve nemli gülümseyişi,
Bahçelerde, sahillerde,
Puslu, sisli tepelerde,
Yakıcı olmayan ışınlarıyla
İçimizi ürpertirken;
Boğaziçi’nde dökülen
Savrulan yapraklar,
Yollar-kaldırımlar boyunca,
Hışırtılı kuruluğunca,
Birbirine kenetlenirken
Ve sessizce öpüşürken;
Yılların ötesinden
Seni anımsadım;
Vapurlar gözlerden uzaklaşırken,
Akşamları iskeleler tenhalaşırken
Geçmiş anıları kucakladım…

Sonbaharlarda
Bulduğum-yitirdiğim;
Çılgınca sevdiğim-sevildiğim,
Gözlerinin derinliklerindeki
Filiziliklerinde eridiğim,
En güzel renkli düşleri
Yakaladığım-paylaştığım
Sihirli Boğaziçi’ni,
Nasıl unutabilirim ki?

Ağaçlardan-dallardan
Etrafa saçılan,
Adımlarımızı kuşatan
Ezilmiş yaprakların eşliğinde,
Sabahların uykulu sessizliğinde
Yeniden dünya’ya gelmişçesine
Bu cennet kıyıları dolaştım;
Tüm üzüntülerden arındım.

Maviliklerin-griliklerin
Derinliğinde-esintisinde,
Beylerbeyi’nin rıhtımında yakaladım
Çatanaların-motorların,
Çığlık çığlığa balıkçıların
Ruhumda yankılanan
Özlem duyduğum gürültüsünü;
Güneş batarken kıskandım
Rengârenk bulutların
Karşı kıyıları uyandıran,
Ve yüreğimi dağlayan öpüşünü.

Necdet Evliyagil

Necdet+Evliyagil Boğaziçi'nde Sonbahar Düştü

Sana Bunca Yangından

geceler kör ve sağır/ses vermeyen bir kuyu
haklı kılar uykuyu ve uyuşturucuyu

ağzındır çiçek açan erguvan gökte
yeşertir bir aşkı ve küçücük bambuyu

anka’ya işmar eder zümrüt ve yakut
çıldırtmak için serkeş bir kuyumcuyu

bu yüzden kana boyar aklının saçağında
tüneyen tahta kuşlar bütün ortadoğu’yu

ne kadar içsen de kandırmaz artık seni
yaranı azdıran o bengisuyu

yürek bir mermi gibi sürülür yalnızlığa
mutlandırırsın tetiği ve namluyu

sendin ve büyüten de hep sen olacaksın
göğsünde akrep diye sakladığın korkuyu

ahmet necdet ne kaldı sana bunca yangından
kendine dert ettin de aşk denen kuruntuyu

Ahmet Necdet

ne+kald%C4%B1+sana+bunca+yang%C4%B1ndan Sana Bunca Yangından

Sır

içimin Babil Kulesi yıkıldı
sır kapılarından geçtik
alacakaranlığın şehirleriydi
gölgelerin yıldızı ışıktı, aşktı, yaşamdı

keşke en büyük savaş
rahmini öperek vedalaşıp teninle
-ganimeti süt, sevgi, kucak ve şefkat-
bilinmezliğin dünyasından nefes almak olsaydı anne

ailem dedim o sararmış resimden baktım geçmişe
ikiniz yan yanasınız, kucağınızda kırılgan çocukluğum
babam genç bir gülüşle süslemiş yüzünü
sen, ciddi duruşla bezgin bakış arasında med cezir
bölünen evlilik, çatlayan evren, sızan sır

sönmüş dünyaların sözlerini kutsadı zaman
seslerimiz öpüştü, sislerimiz karıştı birbirine
gözlerimin ünlü hüznü geri çekildi
soyunduk yıldırımlardan, suya yazıldı öfke

içdenizlerinde yüzme çocuk
hayallerin boğulur dedim de kendime
dile geldi eski bir soru
gelincikler büyüyünce gelin mi olur anne?

Aslı Durak

gelincikler+buyuyunce+gelin+olur+mu Sır

Hiç

Gözyaşı tufanıyla taşıp gidiyor ovalar.
“Nereye bu göç?” diye sesleniyorum kuşlara.
Bakıp bakıp arada açan geçen güneşlere,
Karım bana soruyor: ” Sana ne oldu? Neyin Var?”
“Hiç” diye susuyorum. Ama bir hoşum, avara.

Ahmet Muhip Dıranas

hic Hiç

Her Gidenden Bir Gülümseme Kalır

zaman siler acıları
kinin biley taşı kırılır

hüzün birikir elbet
ıssız sular şiire karışır

yıllanmış bir ömürdür közden küle dönüşen
ateş söner kül savrulur

kış bir kardelene yenik düşer
gök, uçan kuşun kanadına

sen ey kalbim, titremez misin
uzak bir hatıra gelip dayanınca kapılarına?

Aslı Durak

asli+durak Her Gidenden Bir Gülümseme Kalır

Gece Yalnız Geçilmez

Geceye heves et gündüz gözüyle
çarşıya var tüccarda kelime çoktur
al kurtar kölelikten gönlün yettiğince
kelimeyi azad et; şiir bir kafes,
şiirle tükeneceğine boşlukla beslensin,
kelime olacağına kuş olsun hatta
bülbül olacağına karga, ve gecenin
lacivert sayfalarını uçuşuyla doldursun
geceye heves et, şiirden kurtulsun!

Yola heves et önce kaderini sal yola
ve gittiğin yeri unutmadan yolculuğu
sakın anlatma, hâl böyle: çok yol alan
menzili unutmalı! Adını da alma yanına
gözlerini de, ama geride de bırakma onları,
unut, yalnızca yürektir göze alan her şeyi,
sen kalabalıksın de onlara seni götüremem,
ve yolu asla onu bilen birine sorma
yitirirsin yanlışını, kaderini yitirir gibi,
kaderini gölgeye bırakanı yol duyar,
yola heves edeni ayrılıklar uğurlar!

Boşluğa heves et, boşluk senden büyüktür
toprak anımsar, deniz siler, boşluksa bekler
rüzgâr açıp ruhunu uzaklığa saranı
sen de bekle, insan uzaklığı kadardır
ve insanın ancak uzaklığı kadar şiiri vardır
aşk bazen şiiri bekler olmak için,
şiire düşerse nihayet bir kitapla kapanır
şiirle aşkla kapanmaz boşluk büyür daha da
boşluğa heves et ama ondan iyilik umma
şiire heves etme, aşk yalnız yürür
ve yalnız geçilen gece şiire çıkar…

Eski, yorgun, kırık olsa da kalbiniz,
o şimdi içinizdeki kimsesiz
kalbinizi yanınıza alın şeyhim
gece yalnız geçilmez!”

Haydar Ergülen

gece+siire+cikar Gece Yalnız Geçilmez

Kapalı Mekân

Ne kadar güzeldi, kirazların Türkçesi
Ekmek ören kadınlar, bahçenin sesi-
Giderken görürdük kimi kızları
Ellerinde baharın şaşkın dalları!

Bir gül düşün, gönülsüz açan
Olan her şeyi solduran zaman;
Çocuklardan önce yatan babalar
Gelmiş ve kalmış o yorgunluklar…

Artık durmadan kırk yaşındayım
Cebimden çıkmıyor dünyanın eli,
Nereye dokunsam eskiyor hemen
Günler günleri örtmüyor şimdi.

Kimsenin gücüne gitmesin diye
Ezberledim yolları, sulardan önce-
Bir kusur aradım, yalnızlığıma;
Ağaçlar gövdesinden tanınır, baba.

Böyle tanıdım o şairleri
Gündüzün uzaması, boyuma kadar-
Çınlasın adım, sözün kulaklarında
Ziyan olmasın güzel havalar.

Üzerinde göz var diyorlar bana.

İbrahim Tenekeci

uzerimde+goz+var+diyorlar Kapalı Mekân

Üzüm

sıyrıldık yaz aşklarından
Eylül’e döndü yüzün
puslu, hüzünlü, ıslak
Eylül’ün hüneri hasat
ve şaraba dönme umudu üzümün

Aslı Durak

zeynepnazan Üzüm

Bellek

sözün belleği yok

kopardığı dalları bahçesine taşırken
unutuyor az önce terk ettiği ormanı
kaybolduğu patikalarda döküp saçıyor
özündeki anlamı

-geri dönülmez artık
korkmayalım kuşlardan-

yolun belleği yok

eksiliyor dil yolunda
yürekte döllenen dirim
her şiirin bir ölüm oluşu
belki de bundan

-merhumu nasıl bilmezdiniz
az mı su içmişti pınarınızdan-

ölümün belleği yok

adak değil
sözcüklerin üzerine diktiğim
titrek alevli mumlar
sarhoş geceye
günün yolunu gösteriyorlar

-gecenin teni ipekse
gününki kılıçtan-

kimsenin haberi yok

parmak izi tutmayan tek şey insan teniymiş
yalan!
tenimin denizinde hâlâ yakamoz
bana balıkları sevdiren adam…

Özlem Çiçek

martilari+sevdiren+adam Bellek