Alem, gam hikayeni anlatmasıyla bir efsane

Alem, gam hikayeni anlatmasıyla bir efsane,

Gözüm, yüzünün yansımasıyla bir güzeller evi!
Zincir gibi zülfünün ümidiyle senin,
Nice aşıklar var, hepsi bir deli!
Dudağından bir nükte, bir şeker parçası!
Küpünden bir damla, bir kadeh!
Senin güneş yüzünün aydınlığı karşısında,
Feleğin güneşi sanki küçük bir kelebek!
Neden kapatıyorsun yüzünü benden ey nazlı,
Yoksa bu miskin bir yabancıdan da mı değersiz?!
Senin yerin değil bu gönül, ancak ne yapayım,
Dünyada benim tek bu viranem var işte.
Devlet ve talih dostumuz olsaydı bizim,
Kendi vatanımızda yaşardık biz.
Feleğin çarkı dönseydi bizim arzumuzca,
Başkalarının şehrinde ne işimiz olurdu bizim.
Yazık bu zamanda bir tek dost yok,
İnsanlar içinde hiç sevindiren yok,
Bu zamanda gamsız olan,
Ya insan değil, ya bu dünyayla bağı yok.
Alçağız toprak gibi, yücelik işte bu,
Sarhoşuz aşk ile, akıllılık işte bu,
Bütün bu dertlerle adını anmayız dermanın,
Doğrusu, gerçek dertlilik işte bu.
Ne oturuyorsun Efzel, dostlar gitti,
Yaya kaldın sen, atlılar gitti,
Bahçede kim kaldı karga ve çaylak dışında,
Gümüş tenliler, güzel yüzlüler gitti.
Bilmediğin kadehi, ey gönül yudumlama,
Yaptığın kötülükleri unutma,
Ecel aslanı pusuda, dikkat et,
Aslan ormanında tavşan uykusuna dalma.
Yüz şehrin, yüz vilayetin valisi de olsan,
Usta sanatkar da, yetenekli de olsan,
Gerçek aşık da, dosdoğru zahit de olsan,
Birkaç gün geçer, sen de hikaye olursun.
Açılır sana gerçeğin kapıları,
Bağlanma hep bu geçici dünyaya;
Yok olacak bu dünya, öteki dünya sonsuz,
Yokluk kötü, sonsuzluk iyi, o zaman iyiye dön.
Adalet, doğruluk, şefkat ve cömertliğinle,
Kurtar bu kulunu ve işini kolaylaştır onun.
Hak etmedi bu kulun, bu sıkıntıları, bu acıları,
Bu sıkıntılarda boğulan bu garip de hak etmedi.

Baba Efzel
Birkac+gun+gecer+sen+de+hikaye+olursun Alem, gam hikayeni anlatmasıyla bir efsane

Yolcu

Haberin var gönül yaramdan sanki ey yolcu,
Yükselen her inilti sinenden bir kıvılcım saçıyor.

Yoksa geçti duvarın üzerinden bu ateşim de,
Döküldü mü gönül eteklerine bir yolcunun?

Yoksa haber mi aldın yalnızlık gamımdan da,
Ağıt yakarsın gam ortağım gibi gece yarısı?

Yoksa aşk gülşeninden mi geldin ey sarhoş bülbül,
Yok böyle can yakan inilti hiçbir insanda?

Benim ahımdan eğer böyle perişan olduysan,
Neden yok dilberimde bu ahtan bir eser?

Söyle gönlünü kaptırmış gece yolcusu neden yok huzurun?
Kimin yolunda böyle siperlerdesin gece yarısı?

Sen ey güzel sesli kuş tutsaksın benim gibi,
Ağlıyorsun, yorgunsun, perişansın bak kolun kanadın yok.

Geçiyor senin de gecen feryad ve figanla,
Sen de arzusundasın, ötsün diye bülbülün.

Doldurdun sırları içine de yoksa ondan mı böyle feryadın
Ondan mı haykırırsın gamını her köşede her mecliste?

Yavaş geç biraz nolur, ey gece yolcusu bu mahalleden
Merhemi çünkü nağmelerin bir ciğer yarasının

Gecenin sessizliğinde, kendi karanlığında ve yalnızlık çölünde
Rahat tut gönlünü korkma hiç tehlikeden

Duvar ve kapı değil yolda gördüğün her şey
Ne gören gözler var bak duvarlar arkasında

Yoldaşın bir gönül var bak burda söyler aynı nağmeyi
Sade feryat, inilti yok ki başka hüneri

Anlat seni hikayemi gamımın bu iniltili nağmelerinle
Menzilinden geçersen sen eğer sevgilinin

Sor ona: “ey uykulara dalan, bu gece yarısı kim
Hatırlayarak seni kapatmış uykunun yollarını yaşlı gözlerle”?

Sor: “Ey uykulara dalan, öldürdü beni gam, anla Allah aşkına
Yok senin aşkından başka benim bir günahım”

Pervin-i Bamdad

Yok+senin+ask%C4%B1ndan+ba%C5%9Fka+benim+bir+gunahim Yolcu

Hangi El İle?

Seviyorum onu…
Tohumun ışığı sevdiği gibi
Tarlanın rüzgarı sevdiği gibi
Kayığın dalgayı sevdiği gibi
Kuşun yüksekleri sevdiği gibi
Seviyorum onu…
Aşk ne ile
Ebedileştirilebilir?
Hangi öpücükle, hangi dudakla?
Ne zaman, Hangi gecede?
Yok olup giden ben gibi…
Günler gibi…
Mevsimler gibi…
Yuvalar gibi…
Evlerin damındaki karlar gibi…
O da sonunda
Gölgeler arasında toz olacaktır
Eski bir fotoğraf gibi
Yırtılıp kaybolacaktır
Hangi el ile
Aşk ebedileştirilebilir?
Hangi elle?

Furuğ Ferruhzad,
Çeviri: Nimet Yıldırım

prof+dr+nimet+yildirim Hangi El İle?

Bitişik Nizam

odalarda bunca eşya
tanrım nasıl da yoruyorlar evleri
yer kalmadı oturup göz göze gelmeye
hatta yalnızlığı bile

sözgelimi sandalyenin arkasında yorgun bir ova
tozdan yapılmış biblolar
yüz yıldır bakıyorlar oraya

sırtımı deliyor bir alçı kedinin köşeli gözleri
oradan süzüle küçüle bir fil kafilesi
iniyor konsolun üzerindeki tahta dağlara
beni bir kireç kuyusundan baş aşağı sarkıtarak
iniyor uzun geçmişime terli bir mızrak

evlerde bunca eşya
tanrım
kalbime saldığın çıkrık
orda bir şey bulmasın senden başka

Atakan Yavuz

atakan+yavuz+bitisik+nizam Bitişik Nizam


Birini sevsem dimek lâzım gelür nâ-çâr şi’r

Kim bakardı kalbi sâfi olmasa âyîneye
Sûrete gelmezdi ger olmasa ma’nîdâr şi’r

Şi’re tevbe nice olur çâr-ebrû dilberün
Birini sevsem dimek lâzım gelür nâ-çâr şi’r
Çekdüğüm derdi bilürdi nâlemi gûş eylese
Halüme vâkıf olurdı okusa dildâr şi’r
Şi’ri cihânsûzımı hayli beğendi habîb
Söyledeni gör beğüm söyleyeni ko dedi
Üsküplü İshâk Çelebi

birini+sevsem+dimek+lazum+gelir Birini sevsem dimek lâzım gelür nâ-çâr şi’r

ahmet ağbi

ahmet ağbi, işe rakı karışınca uyuyor yollar, sohbetler
bir mektup, hasretlik sözler,
yanında promosyonu yalvar yakar
sesimiz de uzuyor ne olacak bu hâlimiz diye başlayıp
uzayan zafer günlerimiz git git yaklaşmıyor

ne zaman yeneceğiz,
ne zaman göğe duracak başımız bilmem…
ahmet ağbi, zaman kavramı silinen bir resim gibi buğulu camlarda
yaptığımız resimler gözyaşına bata çıka hayatın albümünde.

içelim Ahmet ağbi,
hayat bize gülmedi,
Yılmaz Güney’in filmleri gibiyiz…
işimize rakı karışsın, madem zafer şarkımız yok,
ıslığımız var yine de…
bir mızıka sesi, saçak altlarına çekilen yalnızlığımıza apolet …

ah yıkılsın omuzların yıldızı,
üniformalı bakış, postalın sesi,
yine de sen kesme sakalını,
iki karış önce yürü benden, ağbisin ya…
ah uzayacaksa sohbetler rakının gölgesinde uzasın…

Rahmi Emeç

oyle+sarhos+olsam+ki ahmet ağbi

Küskünlük

Git…git ona doğru, umurumda değil
Sen güneşsin…o yeryüzü…ben gökyüzü
Onun üzerine doğ, çünkü ben konmuşum
Naz ile yıldızların omuzuna
Beni perdelerin arkasına çeken sen
Nasıl anlamadın sırlarımı?
Bedeninden vazgeçtim senin, çünkü dünyada
Benim isteğimin amacı bir ten değildi
Koştuysam sana doğru böyle
Aşka aşığım, senin visâline değil
Işıksız gecelerimin karanlığında
Senin hayalinden daha güzeldir aşkın hayali
Onun yanında oturduğun şu an
Sen, şarap ve ona kavuşma devleti!
Gitti geçmiş ve eskidi o efsane
Bir senin bedenin ve bir de onun yok olmayan aşkı kaldı.

Furuğ Ferruhzad

Çeviri: Nimet Yıldırım

kuskunluk Küskünlük

Söylenmemiş Şiir

Bir şiir var gönlümde,
Kelimeler, arzu, iniltiyle dolu olmayan bir şiir.
Ateş kesilmiş bir şiir.
Eriten beni, yakan bir şiir

Bir şiir var gönlümde;
Sevdiğim ama söyleyemediğim bir şiir,

Söylemek istediğim ama söylemek istemediğim bir şiir,
Bakışlar gibi kalıplara sığmayan bir şiir,
Sessizlik gibi dudaklarda tıkanıp kalmış bir şiir,
Hayatın sevdası ve ölümün korkusu bir şiir,
Feryat, korku ve çığlık dolu bir şiir,
Gurur gibi yüksek, serkeş bir şiir,
Alev ateş bir şiir!

Bir şiir var gönlümde,
Kelimeler, arzu, iniltiyle dolu olmayan bir şiir.
Ateş kesilmiş bir şiir.
Eriten beni, yakan bir şiir
Kin, intikam ve kükreyiş dolu bir şiir.
Kulaklarına kimsenin tanıdık gelmeyen bir şiir.
Hiçbir isme bağlılığı kabullenmeyen bir şiir.

Bir şiir var gönlümde;
Sevdiğim ama söyleyemediğim bir şiir,
Şimdilerin bir şiiri,
Geçmişin bir şiiri.

Nâdir-i Nâdirpûr
Çeviri: Nimet Yıldırım

soylenmemis+siir Söylenmemiş Şiir

Yalnızlık Kayzer’den Daha Güçlüdür

Yalnızlık Kayzer’den daha güçlüdür
Ve Roma’dan daha uğultulu

Yastığa gömebilir misin onu?
Duvara asabilir misin?
Bir âyin elbisesi
Ya da bir geyik postu gibi?

Ruhundan sızarak senin
ve belkemiğinden
Odanı dolduracak
belki de dünyanı
Ve üstüne çıkaracak
tekneni, dalgaların

Yalnızlık…
Bitişik yataktaki hasta:
Başının altında elleri
Ve gözleri tavanda – sabaha kadar
Alçak sesle
Tanrı’yla konuşuyor
Ve bazen de seninle.

Cahit Koytak

yalnizlik Yalnızlık Kayzer'den Daha Güçlüdür

Neyi Ki Çok İstersen

Neyi ki çok istersen
Verir sınamak için
Neyi ki çok istersen

Nice dertlerden sonra
Yurduna dönenlerin – yıkık
Omuzları gibi
Şu alçalan tepeleri

Ve onları akşamın kırbacıyla
Yaralayan – şu umursuz
Göğü bile

Koyar sınamak için
Küçülte küçülte
Bir çiğ damlası gibi
İstersen avucuna

Olanca ağırlığıyla onu
Kaldırabilirsen eğer
Şiirin ince parmaklarıyla
Ya da sabrıyla – Ömür boyu
Tutulmuş bir çığlığın

Ve koyabilirsen eğer
Bir seher vakti onu
Tanrı aşkıyla ürperten
Bir gülün dudağına

Cahit Koytak

neyi+cok+istersen Neyi Ki Çok İstersen