Bir Komşu Kızı İçin

Güneşin korkusuyla, gizlendim elbisemin ardına.
Can sıkıcı baharda, üşençle kalkıp giyindim.

Nadide bir mücevher bulmak kolaydır.
İyi bir adam bulmak neredeyse imkansız.

Yastıkta gizliden dökülmüş gözyaşları,
Açılan çiçekte kırılmış bir kalp.

Eğer Sung Yü’nün gözüne ilişebilseydim,
Ne derdim olurdu ki, bitişik evdeki delikanlıyla?

Yu Hsuan Chi
Çeviri: Ayten Mutlu

bir+komsu+kizi+icin Bir Komşu Kızı İçin

Güz Temizliği

Yürek evimi
Derlerim topladım dikkatlice;
Gereksiz ve
Kullanılmaktan yorgun düşen
pılı pırtıyı attım,
def ettim başımdan
uzamın tazeliğini
kapatan ıvırzıvırı-
kompleksli kaprislerimi,
çağcıl elde edişlerimi,
günlük kibrimin anlamsızlığını…

Sonra sözcük sözcük
Topladım simanı bir cümlede.
Ve noktayı koymadan önce
Yüreğimi işittim:
“Bir yastıkta kocayalım.”

Bojana Apostolova
Çeviren : Kadriye Cesur

bir+yastikta+kocayalim Güz Temizliği

Bulut

Ortalık karardı, serinledi birden,
güneşle benim aramdan geçti kocaman bulut.
Süratle ilerliyor, yakında dokunacaktır sana
Gölgenin öteki ucu.
Ne yapıyorsun şu anda? Yarın ne yapacaksın?
Bulutlar gibi eriyip gidiyor günler.
Alnım omzuna dayalı olarak ihtiyarlayacağım
sanıyordum oysa ben.
Düşlerime girersin belki huzur içinde
uyuyabilirim iri vücudunun yanında senin.
Senin gülümseyen ruhunun yanında-huzur içinde.
Gülümseyerek söylüyorum bunu.
Burası geniş ve sakin, yaşamını değiştirmiyor
kimse.
Bulut
geçip gidecek.
İleride yaklaşan geceden başka bir şeycik yok.

Ekaterina Yosifova

art+nude+teens Bulut

Kaktüs Kadın

Fırlatıyor iğnelerini kaktüs kadın
Sarınca bir erkek kokusu tuz çölünü
Baldıranlar akıyor memelerinden
Kıl damarlarında yeşil zencar

Bakışı bir ısırganlar gecesi
Sesinin sabahında okunmamış kitaplar
Bir erkekçik kuşu yiyor
Bacağındaki kısırböceğini

Fırlatıyor iğnelerini kaktüs kadın

Günleri
Yaşam süsü verilmiş bir intihar

Erdal Alova

kaktus+kadin Kaktüs Kadın

Elektrik

Tam zamanında çalan telefon
artık eskisi gibi devam edemezsin yarım kalan cümlene
harfler, ses dalgaları, tinsel-çekim.

Habersiz bir buluşma hazırlığıydı ömrümce Yazdığın her şey.

Ben gördüğüm bir düşten kurtarıp dünyaya getirmişim birbirimizi
bir kaderi büyütmüştüm her rastlantının büyüsünde.

Kendi kendimizle sevişmekten bizi yorgun düşüren Yazı
elektrik, hava kirliliği, sis ve İSKİ skandalı
istesek de istemesek de. Elektrik, elektrik, elektrik.

Korkarım bu şiir planladığın gibi bitmeyecek Memet.
Korkarım kader diye bir şey var rastlantıyla Yazılan
İstemesem de kader diye bir şey var

ve elektrik. İklim gibi biri Moira
nereye bağlanabilir ki bir oturma-izniyle ya da nereye ayrılır
yıkılan Yerüşalim’den başka…

Hem artık ben yıkılamıyorum bile, biliyormusun?

Artık sormuyorum bak, ne demeye gelir Yazmak, ne demeye aşk
düşkırıklığı, yalnızlıklar ya da intikam.
Hep üç şey var-Birincisi: geleceği hatırlamak
Öteki: tanımak ilk kez gördüğün birini. Derken: elektrik.

Elektrik. Gerisi şiir, Yazılan.

[Hem hiçbir şiire yaramaz kendi Yazgısından korkan insana.]

Mehmet Yaşın

elektrik Elektrik


Irmak Su Ateş

uyandım, hüzündü… saçlarımı taradım, yoktun…
gitsindi diyemedim. hüzündü, geceye takılmıştı
biriktim dipsiz kuyulara ağladım.

gitme, ateşime su ver. yitirilecek bir an bile
yok… aşılacak tepe, yürünecek çöl… sararmış
bir yaprak yalnızlığı var içimde. çaresizim,
sarsılıp köpürmesi de ne bu göğün, saldırması
camlara. korkuyorum. yaşam zaten yanlış. ıslak
ve yakıcı. üstelik dünyanın lavları da kirli
akıyor damlarıma. yüzümde tutuklanmış bir
gün. yüzüm karanlık, paramparça

beni duy, anla, neden bu diş ağrısı sonsuz
öfke… kimseler bilsin istemiyorum. gizlediğim
mevsimi. kanayan sesimi uçurumda. gözlerimde
uçsuz bucaksız ırmaklar yıkanıyor. bu, son
fırtına mı bilmiyorum. hangi dağ başı. geçit
yok. ellerim seni arıyor. ellerin bitimsiz.
ayrılığın vedası mı onlar? direniyorum.
yaklaştıkça ırmağına kendime çıkıyor gittiğim
yollar.

gitme. bana bir şey söyle
kimsenin bilmediği bir söz, bir giz…

gitme.
gitmek, biraz da kendini tüketmektir.
yenilmektir, boşluğu görmeden korkuya.

Betül Tarıman

irmak+su+ates Irmak Su Ateş

Ölünceye Kadar Senin

Söz mü? Ne sözü?
Bir aşk anını sonuna kadar yaşayabilmek içindi
fısıldanan her şey
ve daha önce başkasına verilmiş bir sözü bozmaktı
sevişirken sana verilen sözler.

Gitme!.. İnan bana…Bu defa söz!..
(Sa.23.58,Jazz Club_İstanpolis, 31.03.93)

Sen domuz ve rakılı Şavat-yemeğimsin benim.
Havranın güvenlik-kapısında (tam kaybettim derken)
yeniden ibraz etti’im kimlik, kayıt no.su,kippa
ve sebepsiz yere tekrarlayıp durduğum bar-mitza.Senn
ulusal parkta boğulduğum göl.
Üstü açık şiir-kahramanım,kırmızı gül,o büğülü kuğu
bir bayrak& Kitap kılığında –
Sennn egemenlik bayramını kutlayan marşl. Yrb.org.sesi.
Sadece senin devletine uyruk olmayı buyuruyorsun
aşka. Abeni ihanetle suçladığın (hiç ama hiç iplemeden)
çekip gitmek için yağmurluğ’nu giydiğin şu anda bile
hayatıma sahiplik ediyorsun sennn
aslında. Ölünceye kadar senin (vatan)haininim ne’d’olsa.

Sağol, daha fazla içmeyim yoksa gene sarhoş olurum sana.
Giderken kendi hesabını öde lütfen.
                                                    Jazz Club/31.3.1993

                                                    İstanpolis
Mehmet Yaşın

sevisirken+sana+verilen+s%C3%B6zler Ölünceye Kadar Senin

Bir Çiçek Sergicisi Der ki

Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi
Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi
Ellerim kirli miydi
Neydi
Çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti
Bilmem ki
Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur
Her zaman hatırlarım
Sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur
Bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili
Karım göğsüme takmıştı. Şimdi ben çok yaşlıyım
Şimdi ben nedense çok yaşlıyım
Herkesi ayrı ayrı tanımam
Ruhi Bey’i İçerenköy’den tanırım
İçerenköy’ü iyi bilirim de ondan
Kaç yıl önceydi, şimdi unuttum
Babasını da tanırım
Kaç yıl önceydi, bilemem
Üryani eriği gibi gözleri vardı
Çizmeleri, kamçısı
Ruhi Bey, benden çiçek alırdı
O zamanlar sokak sokak dolaşırdım
Çiçek alanları iyi bilirdim
Ruhi Bey de çiçek alırdı
Nedense benden alırdı. Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım
Kuşkonmazları sevmem, kullanmam
Çiçeklerin aralıklarına bakarım
Sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım
Bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü
Boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düştü
Düşünce öldü
Bir ölülük sindi ellerime
Bir ölülük bana sindi
Ona sergimde her zaman bir yer ayırırım
Kimseler bilmez
Ben işte gizli gizli onu sularım
Karanlık bir karanfilliği
Yoklukta bir karanfilliği
O gün bugündür bütün çiçekler
Karanfildir benim için.

Bir gün de bir demet karanfilim yandı
Bir demet karanfilin penceresi, kapısı
Nedense yandı
Önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi
Takındı kırmızılarını sonra
Süslendi
Bir boşluk edindi orda kendine
Hemen oracıkta bir boşluk
Açtı şemsiyesini ve gitti.

Ben şimdi oğlumun yanında kalırım
Onun kırmızı yapraklardan yapılmış
Bir zamandışılığı vardır
Beni anlamaz
Anlamaz, niye anlasın
Anlaşılmak! -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz

Ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım
Beni oraya gömecekler
Ruhi Bey cenazeme gelecek
Ama hangi Ruhi Bey
Doğrusu biraz şaşırdım
İçerenköy’deki Ruhi Bey gelmez
Osadece karanfil satın alır
Ölümü pek beğenmez
Şimdiki Ruhi Bey ölümedaha yatkındır
Yaşamaya da
Ölümle yaşam arasında bunalır bunalır
Ben bu kadarını anlarım
O gelir beni kaldırır
Bir karanfil kalabalığına arrtık katılır
Geçen gün gördüm
Acımayı unuttum
Sevinmeyi unuttum
Ben her şeyi artık unutuyorum
Ama ogeçerken ne yalan söyleyeyim şuramda birağrı duydum
Ağrı da değildi belki, hani, nasıl
Gövdemi yeniden buldum
Acılar acılara eklenince ağırlaşıyor
Gövdem de ağırlaşıyor
Ruhi Beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz
Şu üstümdeki boşluk kadar
Bir demet
Yok artık pek konuşmuyoruz
Benim sözlerim eskidi
Onunki de eskidi
Zaten kelimeler sonludur
Öyledeğil mi
Donuk donuk bakışıyoruz
Ben ölüme iyice yakın
O yaşamaktan uzak
Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz
Karanfiller ölürken
Karanfillerden bir deniz.

 
Edip Cansever
cicekci-Mehmet-Emin-Kaya-1 Bir Çiçek Sergicisi Der ki

Tehlikeli Oyunlar’dan

“Batılılar, kendilerini tutmasını bildikleri için büyük başarılara ulaştılar, değil mi? Ölsen bir yudum su vermezler.”

“Başkalarını mühim bulmayanlar, bir gün kendilerini de mühim bulmayanlarla karşılaşacaklardır, fakat bu hakikat, oların mühim bulmamış olduklarının mühim olduğu manasına da gelmez…”
“Albayım sakindi, ‘Her şeyin birden unutulmasına çok ihtiyacımız var’ diyordu.”

“Beni hep durduruyorsunuz albayım. Bir gün beni kimse durduramayacak. Ve kendimi rezil etmeme izin verilmedikçe, ben de el alemi rezil etmeye devam edeceğim. Ve herkes kaybedecek bu yüzden.”
“Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda, ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde bırakmasaydım. Kendimden de kaçıyorum gibi beylik bir ifadenin içine düşmeseydim. Bu mektubu çok karışık hisler içinde yazıyorum gibi basmakalıp sözlere başvurmak zorunda kalmasaydım. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım. Sana diyebilseydim ki, durum çok ciddi Bilge, aklını başına topla. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslına bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar. Şimdi her satırı, bu satırı da neden yazdım? diyerek öfkeyle bir öncekine ekliyorum.”

“Bir türlü sonuna gidemiyorduk rüyalarımızın. Korkuyorduk. Korkuyordum. Hayallerinde bile korkar mı insan?”
“Kadınlarla oynanmaz; hemen canları sıkılır. bir kere, rollerini ezberlemezler; sonra, ‘sen gerçekten oynamak istiyor musun canım?’ diyerek insanın aklını karıştırırlar. Her oyunu bir tartışma konusu yaparlar; akılları yatmadan rollerini katiyen oynamazlar. Biz onları kafamızdaki oyunlara uydurmağa çalışırken onlar – kafaları olmadığı için – bizi hayata uydurmağa çalışırlar. Oysa bizim hayatla görülecek hesabımız vardır.”

“Önce kelimeler vardı, biliyorsunuz. Bütün bu virgüller, ünlemler sonradan gelmedir. Ha-ha.”
“Bir zamanlar seni sevmiştim. Ve sevgiyi senin suretinde yaratmıştım.”

“Kant, elli iki yaşına kadar sabretmişti: Ben sabredemediğim için, onun yazdığı bir kelimeyi bile anlamıyordum.”
“Sert köşelere çarpmaktan yorulan aklımın durgun ve sürekli bir aşk içinde, ancak seninle birlikte dinleneceğini biliyorum.”

“Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Ben, Hikmet IV zamanında -yani Hikmet I olduğum sıralarda- bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. Sonunda, kendi oyunumu, bütün bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamaya karar verdim. İnsanlarımız, aynı piyesi yıllardır aynı biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben, bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın -daha doğrusu, akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak, bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum.”
“Gerçekten anlamıyordum. Nasıl ağlıyorlardı, hiçbir şey anlamadıkları halde? Şimdi ben de, söylediklerimi anlamasalar bile bana ağlamalarını istiyorum.”

“Kelimeler albayım, bazı anlamlara gelmiyor.”
“Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor, anlıyor musun? Bütün hayatımca bu cam kırıklarını beyin zarımın üzerinde taşımak Ve onları oynatmadan son derece hesaplı düşünmek zorundayım.”

“darüttalim musikinin ahşap tavanlı köhne odalarında
geçerken çocukluğum
münasebetsiz sözler ve muaşeretsiz gürültülerdi duyduğum
müderrislerin tedrisinde mülayim ve mutatantan
bir mezahat vardı
müteselselsel muaaaakırıplar vücudumu muttasıl
mükerrem sıkardı
ey valide-yi muhabbet-i merhum-u biçare-yi mukadder-i
vefat- birenk!
takey bu hergele-yi mülevves-i münasebetsiz-i
biar pezevenk?
gitti valide-yi muhterem
sinesi zaifti: verem
dedi hükümet tabibi
demek kaybettim habibi
mersiye-yi elem yazdı hikmet bir
mersiyeyi yaz eyledi bilatebdir
mücadele-yi nizam-ı içtimaiyeden izzet-i ikbal ile sarfı
nazar ettim
aşka gömüldüm gittim
zira tarz-ı selefe tekaddüm ettim, bir başka lisan tekellüm
ettim

hikmet-i hudayım itibarım yok
şan ve şöhrete intizarım yok
valide sizlere ömür
kahramanlar ve valideler bir kere ölür.”
“Ben ve benim gibi kabuslarından başka kaybedecek bir şeyleri olmayan ruh proletaryası, bu dünyadaki yerini ancak büyük oyunun içinde bulabilir…”

“Oyunlar… gerçeğin en güzel yorumlarıdır. Bizim gerçek dediğimiz şey de, bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.”
“İnsandan sarhoş oldum, diye düşündü. Çoktandır bu kadar insan içmemiştim. İnsanın hayal bile edemeyeceği büyük bir oyunun sarhoşluğu içindeyim.”

“Herkes birden oturacak sofraya, mutfak köleliğine son verilmeden hürriyet yemeği yenmeyecek.”
“‘Uzan şu divana da sözlerimi dinle,’ dedi Hüsamettin bey. İnsanları tanımıyorsun Hikmet oğlum.’ Hikmet uzandığı yerde, gözleri kapalı, albayın sözünü kesti: ‘Daha önce hiç karşılaşmadım da bu ülkede, ondan albayım. Siz arada bana gösterseniz…”

“Onu değerlendirmek, aslında ona ihanetti. Bütün mesele onun yanında olabilmek, onunla birlikte nazariyesini savunabilmekti. Değerlendirmek! Ne kadar boş bir söz. Değerlendirmek, kaçmaktır; değerlendirmek, yalnız bırakmaktır. Yaşantısının ağırlığına dayanamayan birini, yaşarken öldürmektir.”
“…İkimiz de bu dünyanın insanı değildik. İyi kötü bir şeyler yapmağa çalıştık. Ben suçluyum: Sevgi’den farklı olduğumu gizledim. Gene de bizi yargılayanlara karşıyım. ne yazık, sonunda haklı çıktılar. onlara göstermeliydim. fakat anlatması çok zor: benim becerebileceğim bir iş değil. neler söyleyeceklerini duyar gibi oluyorum; duymak istemiyorum. bir fırsat daha kaçırdık. sevgi, kendisini ve olanları hiç anlayamayacak. ben bir şeyler yapabilseydim. başım ağrıyor, yorgunum. boşu boşu denecek, boşu boşuna. işte buna dayanamıyorum.”

“Bazı şeyler konuşulmaz oysa.”
“Emellerimiz gibi ıstıraplarımızı da saklamayı bilmeliydik…”

“Küçük zamanlar birikti, büyük şeyleri ezip geçti.”
“Azgelişmişülke göndeririz; yardım gönderirler. Zelzele, toprak kayması, sel felaketi göndeririz; çadır ve heyet gönderirler. Asker göndeririz; teşekkürler gönderirler. Binzorluklayetiştirdiğimizdeğerler göndeririz; dışülkelerdeçalışanyabancılaristatistiği gönderirler. Gerçekinsanlarımızı göndeririz; bizeordanmektup gönderirler.”

“Düşünceler insanın canını acıtmıyor; biraz sersemletiyor o kadar. Şiddet, süreklilik insanı yıkıyor.”
“Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum. Bu nedenle, sevgili Bilge, mutlak bir yalnızlığa mahkum edildim. (İnsanların kendilerini korumak için sonsuz düzenleri var. Durup dururken insanlara saldırdım ve onların korunma içgüdülerini geliştirdim.)”

“‘Bir insanın, iyi kötü, ortaya bir eser koyması ne kadar zor, ne kadar takdire şayan bir gayrettir bilemezsin.’
‘Ben ne koyuyorum ortaya albayım?’ diye çekinerek sordu Hikmet.
‘Kendini koyuyorsun evladım; daha ne koyacaksın…’”
“Bir yaşantıyı tam bitirmeli. Hiçbir iz kalmamalı ondan. Yeni yaşantılar için. Yeni yaşantılar için. Bunu önceden bilseydim, yaşantı milyoneri olmuştum.”

“‘Üç yanı denizlerle çevrili olan ülkemizin…’
‘İki buçuk yanıdır, oğlum Salim.’
Salim iki numara traşlı kocaman başını kaldırdı: ‘O ne demek oluyor Hikmet amca?’
‘Güney sınırlarının yarısı karadır da ondan.’
‘Yapma Hikmet amca, öğretmen kızar böyle şeylere.’
‘Kızmaz oğlum, gerçeklere kızılmaz.’”
“Aynı ırmağa bir kere daha girmeğe geldim. Yorgun ve hazırlıklıyım. İnsan aşağılık bir hayvan olduğu için, kendimi korumak için geldim.”

“Herkes işini beceriyor. Herkes zor zamanlarında istemediklerini görmüyor. Ben boş yere kendimi ele veriyorum.”
“İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!”

“…bir kadının yumuşaklığına ve senkimsegibideğilsinciliğine ihtiyacı vardı. İyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu.”
“Fakat yaralı aklım, henüz gidecek bir ülke bulamadığı için bana dönüyor şimdilik.”

“Bazı insanlar bazı şeyleri hayatlarıyla değil, ölümleriyle ortaya koymak durumundadır. Bu bir çeşit alınyazısıdır.”
“Kolay zaferlerden başım dönmüştü.”


“İnsan bir kadını severse, ona her şeyi sorar ya. Milyonlarca insan bu işi yanlış öğrenmiştir.”
“Hikmetlere artık ne Sevgiler, ne de Bilgeler kabahat bulabilirler.”

“Kişiliği korumak için, bazen yaşamamak gerekiyor.”
“Bizlere uygun görülen kadere her yerde karşı çıkmalıyız.”

“Enver Paşa da bizim Hamletimiz, öyle mi?”
“Gözleriniz çok ses çıkarıyor albayım.”

“…albaylarım, yarım kalmış generallerim…”
“İyi niyetle iyi eserler verilmeyeceğini nereden hatırlatmıştı.”

“Kapıcı, kötü hayalleri içeri bırakma; biz burada çok sıkışık durumdayız.”
“Dünya bu susuşu dinlemez.”

“Bir soruya tutunalım hiç olmazsa.”
“Neden beni görünce gülüyor? İnsanlardaki zavallılığı, önce çocuklar seziyor galiba.”

“Serbest kadınların herkese açık oyunları vardır.”
“Biz köylüleri çok severiz; şehre gelirlerse onlardan kapıcı ve amele yaparız.”

“Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.”
“Yalnızlığımızın ve hor görülmüşlüğümüzün bütün şiddetiyle, hepinizi yerden yere vuracağız.”

“Bütün romantik oyunlarda olduğu gibi, şiddeti haklı gösteren bir serüvenimiz yaşanacak: Şiddeti düşünerek başlayacağız ve şiddetle bitireceğiz.”
“Başarısızlığın yarattığı öfke yüzünden hayallerimin düzeni bozuluyordu.”

“Bu düzmece oyun sona ermeli… kendi benliğimizi bulmalıyız. Yol verip, yakarmaktan vazgeçmeliyiz. Rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız, gerçekleri rüya yapmalıyız. Çelişiksiz, dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. Sözümüzün eri olmalıyız: Kırılacak kafaları kırmalıyız. Bize acınmadığı için acımamalıyız.”
“Sen anlamazsın tabii; anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.

“Küçük oyunlar istemiyorum, albayım.”
OĞUZ ATAY
“Tehlikeli Oyunlar”
* * *
*Ek
“Hikmet herkes namına herkesin yaşantısını öldüresiye sıkıcı buluyor. Onların yaşamadığı sıkıntıyı, sanki onlar adına hikmet duyuyor. Bu nedenle bitiremiyor belki yaşantılarını; sonuna kadar yaşayamıyor. Belki de değil. Belki bir yaşantıyı sonuna kadar sürekli izlemenin bitirmenin, bir çeşit ölüm demek olduğunu hissediyor. Yarım yaşantılar sürdürerek, bütün ölümlerden kaçıyor.”


9157331-lg Tehlikeli Oyunlar'dan

Dumrul söze karıştı: “Eskiden yaşamış bir insan gibi bahsediyorsun kendinden. Sanki geçmişin malı gibi konuşuyorsun.” “Çünkü ben geçmiş, modası geçmiş biriyim. Burada kendimi temsilen bulunuyorum.”

suya düşen kir

ölüm replikleri sahne ötesi
yaşam oyununun perdesi zaman
kırlangıç yağmurları öğütür mevsim
“it ürür, yürür kervan”

zehir zıkkım, cadı iksiri kanar dudağım
uykulu gözlerim gök mavi safir
onur öykülere sürgün
hak, hukuk hakir

karanlığıma sarmaş dolaş düşse de iki damla çiy
süt beyaza öykünür masallarım

masumiyet sokağında buğu tüter suçluluk
saldırgan iştaha sunulur bikir
devasa anıtlara kazınsa da saygınlık
öz benlik fakir

saklı sarnıcında ruh yaralar ruh
kendi ekseninde ikiyüzlü dostluk
insan insana kir

çığlıklarım su yüzüne düşen kan
duygu havanında dövülür ezgi
dilimde es.kir
nemrut çarmıhlara asılır la
bir majör bemol yaratır hükümran
binlerce minör diyez fa.kir

ciğerler dolusu çoğullanır çirkef
hangi sabun temizler karayı
ucube kalem izlerini hangi peş.kir
aymaz ağızlarda yalanla çiğnense de yakamoz
suskun su bakir

soluk soluğa talan
kusmuk kusmuğa zikir
alın yüz arası körlük
algısız fi.kir
kir… kir…

suskuma aldanmasın akbaba
güle, bülbüle inat
anka kanatlarımda taşıyorum aşkı, kafdağı’ma
kafdağı’m yalnız değil…

nuriye zeybek

91948c5202258d356192c3134866f251 suya düşen kir