Tastamam Yorulmak

Tek başıma yorulmak istemiyorum,
sen de benimle yorul istiyorum.

Nasıl yorulmaz insan
sonbaharda şehirlere
düşen o külden;
artık yanmak istemeyen şeyden,
giysilerde birikip
yürekleri soldurarak
yavaş yavaş düşenden?

Yoruldum hırçın denizden
gizemli topraktan yoruldum.
Yoruldum tavuklardan:
Hiç bilmeyiz ne düşünürler
ve hiç önem vermeden
kuru gözlerle bakarlar bize.

Yorulmaya çağırıyorum seni de
bir sürü şeyden ve bir kerede;
berbat aperatiflerden
ve iyi eğitimden.

Yorulalım Fransa’ya gitmemekten,
yorulalım en azından
bir iki gününden haftanın:
Masadaki tabaklar gibi
hep aynıdır adları
ve bizi uyandırırlar, niye?
Hiç keyifsiz uyuturlar yine.

Hadi, itiraf edelim artık
hiç anlaşamadık biz
sineklere ve develere
benzeyen bu günlerle.

Bir kaç heykel gördüm,
muktedirler için,
gayretkeş eşekler için dikilmiş.
Öylece duruyorlar, hiç hareketsiz,
ellerinde kılıçları
altlarında hüzünlü atları.
Anıtlardan yoruldum.
Daha dayanamam bu kadar taşa.

Eğer böyle hareketsizlerle
doldurmayı sürdürürsek dünyayı
nasıl yaşayacak yaşayanlar?

Hatırlamaktan yoruldum.

İstiyorum ki insan doğduğunda
çıplak çiçekler solusun,
taze toprak, saf ateş solusun;
herkesin soluduğunu değil.
Rahat bırakın yeni doğanları!

Yaşamaları için yer bırakın!
Onlar için düşünmeyin her şeyi,
aynı kitabı okumayın onlara
bırakın kendileri bulsun aydınlığı,
bırakın isim koysunlar öpmelerine.

Sen de benimle yorul istiyorum,
iyi yapılmış her şeyden.
Bizi yaşlandıran her şeyden.

Başkalarını bıktırmak için
hazırlanan şeylerden.

Yorulalım öldürenden
ve ölmek istemeyenden.

Pablo Neruda

 
neruda-house Tastamam Yorulmak

Gençler Şairlikte İvecenlik Etmeyin

Gençler, şairlikte ivecenlik etmeyin n’olur
daha uzun bir süre kalın şairler eşiğinde
yaşamda şair olmak masallardakine benzemez çünkü
şiir, yalnız yenilmeler demektir inanın

belki sonunda sizi de gerçekten güller karşılayacak
ama uzun zaman sağınız solunuz dolacak dikenlerle
Acele etmeyiniz üne. Daha uzun süre genç kalın
bir gün gençliğinizi yitirdiniz mi o zaman şiir doğacak
kendiliğinden.

İzzet Sarayliç

Gen%C3%A7ler,+%C5%9Fairlikte+acele+etmeyin Gençler Şairlikte İvecenlik Etmeyin

Gereksiz Kaçış

Ürkmüş karaca, zalim mızraktan
O hoş bağrını, delip de geçmiş,
Mızrak ucuyla, vah, zehirlenmiş,
Kaçışı boşa, çevik avcıdan.

Su arayışı boşa, ve narin
Bedeni kanlı yana seğirmiş
Düştü şimdi vah, çırpındı, çökmüş
Bir böğürtü acıklı, dinleyin.

Kalbe isabet ediyor, oktur
Ölümden kaçmak boşa, dönmede
ruh bin parçaya, ne aguludur;

Güç kazanıyor zehir, soğuktur
kan, ve nihayet kalbe gitmede
kederli ömrüm, böyle son bulur.

Juan Melendez Valdes

signe-vilstrup-11snpm739-247467-475-596 Gereksiz Kaçış

Kim Şairdir

şair dizeler yazan biridir
ve dizeler yazmayan biri

zincirleri kıran biridir şair
ve kendini zincire vuran biri

inanan biridir şair
ve bir türlü inanmayan biri

yalan söylemiş biridir şair
ve kendisine yalan söylenmiş biri

düşmeye yatkın biridir şair
ve ayağa kalkabilen biri

çekip gitmeye çalışan biridir şair
ve bir türlü gidemeyen biri

Tadeuz Rozewicz

Çeviren: Cevat Çapan
kim+sairdir Kim Şairdir

Yüreğin Dört Yandan

Yüreğin dört yandan
apaçıktı
ama bir türlü giremedim içine.
Denedim
en darını
en geçilmezini geçitlerin
Oysa genişti
sana uzanan yol.
Yüksek merdiven elimde
aşılmaz duvarlar
düşleyerek
çitsiz bekçisizdi
sereserpe gönül bahçen
Sıkıca kapalı bir
kapı aradım
yüreğine,
ama yoktu,
içtendi öylesine..
Nerden girilirdi?
Nerden çıkılırdı?
Hep bekledim boyle
olmayan sınırların kalkmasını
boş yere.

Pedro Salinas

pedro+salinas Yüreğin Dört Yandan


İmkânsız

Kelimeler bilirim, çiçeklerin soluğunu andırır solukları,
Öylesine yumuşak, ve bir bunaltı okunur beyazlığında.
Ama hiçbiri senin kadar yumuşak ve ince olamaz,
İMKÂNSIZ, ne de senin kadar hüzünlü ve solgun ..

Seni bilmeden önce de, sende bir kadife misâli
Çözülüp silinen sesleri duyup sevdim:
Karanlıkta mezarlar dikilirdi karşıma
Ve ötede, bir boşluktaki ellerin beyazlık hali …

Ama ancak, bir unutuluş tehdidiyle dalgalanan beyaz
Krizantemleri görünce seçtim ayırdım şüpheye yer
kalmaksızın,

Ne denli kalıcı bir koku saçar bu İM, bu KÂN,
Ve ne denli kalıcıdır kokusu bu SIZ’ın ..

Bir gün kelimeler de tıpkı çiçekler gibi
Bunaltıcı bir beyazlık içinde dökülecek olursa,
Bilirim, göz yaşlarıyla sulanacaktır her biri,
Ama sevdiğim içlerinden sadece bir tanesi ve
İMKÂNSIZ olacaktır.

İnnokenti Annenski
Kelimeler+bilirim,+%C3%A7i%C3%A7eklerin+solu%C4%9Funu+and%C4%B1r%C4%B1r İmkânsız

Biz Kadınlar

Biz kadınlar ne kadar yakınız kara toprağa
Kuğu kuşundan sorarız, ne umar bahardan?
Kucaklarız çam ağacı kütüklerini
Fal açarız güneş battığı sırada.
Birini sevdim, epey oluyor inanmıyordu hiçbir şeye.
Soğuk bir günde geldi, içi boş gözlerle
Ağır bir günde gitti, alnında unutuş.
Çocuğum yaşamazsa bilin ki ondandır.

Edith Södergran

biz+kad%C4%B1nlar Biz Kadınlar


Babalar Issız Ağlar

Babalar ıssız ağlar
Çekerler arabayı yol kenarına
Bir ağacın altında bazan
En ücra köşesinde bir parkın.

Dik durulacaksa durulur,
Başları usulca okşanır hatta çocukların
Maziye ısmarlanır kardan adam
Kahkahalar atılır, iyidir her şey, çok iyidir
Camdandır gözleri, usulca buğulanır.
Babalar ıssız ağlar
Hep aşkdır bir yanları
Bir yanları hep yar
Ağrıyan, gül kanayan
Sırtlarını yaslayınca dağ olur o kadınlar.

Söylenecekse söz söylenir
Acı da olsa, kirlenmeden elleri çocuğun
Sonra, taş da olsa erimeyen kelimeler
Oturur elbette içcebine babanın.

Babalar ıssız ağlar
Ansızın devrilen koca çınarlar.

Süleyman Çelik
Babalar+%C4%B1ss%C4%B1z+aglar Babalar Issız Ağlar

Yokluğun Aynaları

Belki salt yağmurdandı
bu aynalar
ya da salt sessizlikten
yahut gözyaşından, en azından.
Ama hep taştandı ona yansıyanlar.
Ve kana bulanmıştı
deliliği ya da
tanrıları andıran bir şeyle
zamanın ve mekanın o rutin tıkırtısı.

1
Teşekkürler
gidene, gidecek olana.
Teşekkürler
gelene, gelecek olana.
Teşekkürler
sessizliğe gömülüp
bir daha hiç ama hiç
dönmeyecek olana.

9
Başka özgürlük yok
hepsi buradaki kadar
ama işte ağlıyor o da
her duyduğunda anahtarların
kilitlerde dönen kahkahasını.

11
Bir zaman ki
tarihsiz.
Bir mekan ki
adressiz.
Ama illa ki sen, ah kadın,
aydınlatır gibi yaralayan
ve bir türkü gibi kanayan.
Git başımdan!
Hiçbir şey yok burada
yokluktan başka.

12
İşte böyle,
zindan zamandır;
ilk günü duvara kazırsın,
ardından gelen ayları belleğine,
ama yıllar birike birike
siren çalmaktan bitkin
istasyondan umudu kesmiş
uzun bir trene dönünce
başka bir şeyi denersin:
Unutmayı.

16
Güneş yok burada.
Kendimi çıplak hissediyorum
gölgesiz
ve de kadınsız.
Kendimi çıplak hissediyorum
kendimsiz.

18
Ah
Nasıl görebilirim kendimi
Sürekli kendimle beraberken?
Nasıl tanırım kendimi.
Sakın hayır deme aynalara!
Aynalar,
benim üzerine yazdıklarım bile
yalnızca sayıca çoğaltabilirler insanı
ya da tek bir hale indirgerler.
Ben değilim o yansıyan.
Nasıl ben olayım hem,
bir halim yok ki benim.

29
Burada,
ve orada,
duvarda
kalbimde
gecede ve rüzgarda
kapılarda, buluşmalarda ve kaldırımlarda
korkuda, umutsuzlukta ve hiçlikte
gözlerin var hep.
Karanlık kadar derin
felaket kadar kara
sessizlik kadar felaket
inilti kadar sessizler
ve hiçbir şey yok
öncesinde ve sonrasında onların
düşen şiarlardan başka.
Bir de Allah ve ben varız
komşu hücrelerde yatarız.

35
Hayır,
Tanrı değil
ama bir kadın,
buğday ve harnup renginde
bir kadın,
kahve ile süt arasında
sükutla sohbet arasında yani,
sabahları
gülü öğretti bana,
ve fırtınayı öğretti
gece iyice inmeden daha.

Faraj Bayraktar

1-Teknoloji-G%25C3%25BCzin-Tezel1 Yokluğun Aynaları

Nazlı Bu: Dostum. Reelden

biz çok yalnızız be nazlı
çok yalnız ve çok üzgünüz. çok
tamamlanamaz bir yerimizden eksildik
ne aylık esemes paketleri, ne kotalarıyla sınırsız internet
gittikçe daha çok, daha daha çok
kendi duvarının duvarcısı biz
seviyor, sövüyor, bağırıyoruz: uluorta
25 saniyede bir durum durum kusuyoruz kendimizi
kimse yok. duvarımızın dibinde
gözümüzden büyük yaş döküyoruz
Allah’tan, çok ve büyük şairlerimiz var
yoksa biz gerçekten yalnızız
çok yalnız ve çok üzgünüz. çok.
izleri benzeşiyor parmaklarımızın
dokunmak yok dokunmatik ekranlar var
yok artık bir kadının yüzünü ezberlemek
ya da kaybolmak bir adamın avuçlarında
taşın pürüzsüzlüğü dikenin yırtıcılığı aynı
aslına bakarsan taş bile yok
yalnız ayaklarına kelimeler bağlayıp kuyusuna atlayanlar
baba aziz’deki osman gibi: Âh mine’l-aşkı ve hâlâtihî
Ahraka kalbî bi-harârâtihî
ama ne numaralar hafıza kartlarımızda 
ararlarsa cevap vermemek üzere 
zavallı bir nispet çocukça bir kıskandırma
oysa biz
sesini bile duymadığımız yüzler 
yüzünü bile bilmediğimiz sesler
aypi’sini bilip adını bile bilmediğimiz profiller arasında
nazlıcım biz… 
bugün o kızla buluştum. blogdan
yüzü hiç instagramındaki gibi değildi
sıkılmış oradan da gidecekmiş 
yeni bir hesap açmış da tivittırda
ayrılınca iskeleye yürüdüm. kalabalıktı.
sonra vapura. kalabalık.
beni anlıyor musun sahi ? 
bir yüzüme bak! beni dinliyor musun?
biz çok yalnızız diyorum sana 
e yeter ama nazlı! 
kuyruğunu yüzüme sürmeyi keser misin !
Dilek Kartal

blogger-image--689812672 Nazlı Bu: Dostum. Reelden