Orda
…… bir ökseotu
der uyuyamıyorum
neden gecikti gece
Şub 23
Varsın her şey sonraya kalsın
Sonraya, en sonraya
Sözgelimi iki bin altı yüz kırk bir mil.
Bir papatya ne kadar uzağı görebilirse
O kadar yakın kalplerimiz birbirine
Ölü bir denizi bile bir tartışmaya çevirdik
Kayaları taş devrine göre ölçtük biçtik
Kalemlerimizi kesilmiş çiçek sapları gibi attık
Kapıları açarken birbirimize ağladık
(Ne kadar da çok severmişiz birbirimizi
Sahi ne kadar da çok severmişiz
Yıllarca ,yüzyıllarca öpüştük
Sigaralar tuttuk ,içkilerin en iyisini sunduk
İstersen bu gece burada kal ,dedik
Sağlığımızı sorduk, bir sürü ilaç adları saydık
Sık sık görüşelim, olmaz mı dedik
İyi bildiğimiz ne varsa yaptık,ayrıldık
Ortada
Her zamanki gibi bir karanfil kaldı.)
Köşedeki tütüncü silaha çevirdi sigaralarını
Ödemesi çok güç sigaralara
Manav yarı anlamlı güldü biz geçerken
Eriklerden,çileklerden,o canım kirazlardan bile utanmadan
Hani o çocukluk küpesi olan kirazlardan
Hani rengi içimize göre değişen: mor,mavi,pembe ,sarı
İlk defa merhaba dedi bir balıkçı
Çırparaktan elindeki suyu ölgün bizlere
Sigarası dudağında:merhaba!
Ya peki biz ne dedik,ne dedik
Yoldaki bir taşı şöyle bir kenara koyduk
Yakamıza rastgele bir çiçek iliştirdik
Su satılan dükkanlara baktık ,yüzümüz cam cam ışıdı
Ve leylak kokuları gibi kendi kokumuza uzandık
Köşeyi döndük, bütün köşeleri hızla döndük
Su birikintilerinin ağaçlandığı eski bir sokağın tarihinde
Şöyle yazdı:
Her şey sonraya kaldı.
Ey ayaklarımızın dibindeki yoksul gül
Gölgesi yüreklerimizin
Öfkemiz sevgiye benziyor şimdi,sevgimiz öfkeye
Ve tartışmaya çevirdiğimiz deniz ölüler bırakıyor
Çıplak ölüler
Birbirine kenetlenmiş ölüler halinde.
Bir otobüse biniyoruz ,sahiden biniyor muyuz
Söyle ,nerde “Göğe bakma durakları”, nerde
Birinin elinde gazete ve süt
Gazete mi, evet gazete
Bütün manşetler tutsaklığı ve yenilgiyi çağrıştırıyor
Paramızı veriyoruz ,üstünü alıyoruz,bozuk paralar
Cebimizde nikel
Cebimizde sarılmış ölüler halinde.
Her şey bir hızlı adım olmamaya
Ama gün gibi taptaze bir umut gözlerimizde
Saatlerimize bakıyoruz hiç yoktan
Çok uzaklara bakmaktır,diyoruz, durmadan saate bakmak
Yemyeşil bir su takılıyor akrebe ,bir çavlan
Yüzü akide gibi parlayan bir gün takılıyor yelkovana
Anılardan anılardan çoktan vazgeçtik
Yaşadığımız bugün nasıl
Güzelliğimiz hangi güzellik.
Biliyor muyuz, hayır, bilmiyoruz da
Acılarımızdan bir yaz kurduk onarıyoruz
Belki bir hazırlık bu başka yazlara
Yakın yazlara, uzak yazlara
ÇÜNKÜ HER ŞEY ESKİYE KALDI,ANILAR BİLE
HER ŞEY, AMA HER ŞEY ESKİYE KALDI
VAKİT YOK BİR DAHA YEMYEŞİL EYLÜL TRAMVAYLARINA.
Şub 23
dağınık düşünceler gibi
içimde cıvıldaşan kuşlar
ne incinmişim senden
ne gücenikliğim var
gidiyorum yazık, hoşça kal.
elimdeki kırılmış yaydan
ah, işte aldığım o karardan
ok gibi fırlıyor hasret
hedef tahtasına gurbetin
aldırma dönüp bakmadığıma ardıma
dönsem küle döneceğim elbet
dönmesem külli kül
senden uzak her yer taşra
senden uzak her yer gurbet
bükme boynunu beni bekle
hayat anne bırakmazsa elimi
dönüp geleceğim mutlaka
göğsümde taşıyarak
sensiz geçmiş günlerin isini.
dağınık düşünceler gibi
içimde cıvıldaşan kuşlar
nereye uçar ah, nereye uçar!
Cem Savran
Şub 23
Bu sabah erken çıktım sokağa
Turnaların sesiyle birlikte
Uğurladım sevdiklerimi
Daha ışımamıştı gökyüzü çok vardı sabaha
Yetiştiremiyoruz eğitim çalışmalarımız aksıyor
Elbet düzelecek yavaş yavaş düzelecek
Uyku girmiyor gözlerime
Daha kapatmadım gözlerimi
Bilmem kaç kez yargılayacağım kendimi
Daha çok var sabaha.
Yaşının duyarlığını taşımakta kardeşim
Her kararında taşkın öfkeli
İvecen davranmak güzel şeydir de
Paha biçilmez alışkanlıklara varmak lâzım.
Kardeşim hep ivecen her kararında ivecen
Yetiştiremiyoruz eğitim çalışmalarımız aksıyor
Biraz daha ustalaşıyor biçimleniyoruz.
Ah şu telâşımız elimiz dolaşıyor
Elimizi çabuk tutamıyoruz
Akıyor akıyor da durulamıyoruz.
On altı on yedi yaşlarında tutkun
Bir sevdayla parmaklarımız terleye terleye
Kalemde aşkta çok çok susamışça
Okuyoruz dinleniyoruz dünyayı anlama anlatma
Arada bir sokakta gezinmeye taşan dalgınlığımız
Ah şu eğitim çalışmalarımız aksıyor geç kalıyoruz.
Hemen hemen her gün gizli konuştuklarımız
Gizli konuşacaklarımız
İlk yeminlerimiz, çok güçlüyüz
Terlemeye varan sıkıntılar
Sevmeye öpmeye sıcak parmaklarını tutmaya
Uzanan kollarımız
Devrilen saraylar çarlıktan yıkacaklarımız
Sıcacık parmaklarını tutan parmaklarımız
Ah ne kadar da ihmâlkarız.
Eğitim çalışmalarımız aksıyor
daha mühim bir şey olamaz
En cesur kararlarla biten konuşmalarımız.
Sümbülenmiş meşelerin
baharı çağrışını duyuyoruz kalbimizde
Ne kavramlara takılıyor kafamız
ne aksayan yemek öğünlerine
Doyulmayan tek şey var
İşte şimdi onu düşünüyor hepimiz
ben onu düşünüyorum
Yetiştiremiyoruz
Sevdiğimin kalbi üzerine elimi serip
Dinlediğimden bu yana
Aksıyor
Hep onu tartışıyoruz eğitim çalışmalarımız
Aksıyor.
Turnaların sesiyle uyandım geceden
Daha ışımamıştı gökyüzü çok vardı sabaha
Git gel yapıyorum, düşünüyorum, tartıyorum
Sorumsuzuz bence biraz cahilliğimizden geliyor
Dağıtmayalım kendimizi elbet toparlanacağız.
Emin adımlarla şu yanımdan geçen delikanlı
Grev yönlendiren işçilerden
Hayli zor bilek bükmek sokakta
Bükülmemek, kazanmak grevi
İğneyurdusu açık verirsen
Kapatır kaldırmamacasına seni kapatır
Kaybederiz grevi.
Irmağın üzeri sisten böyle sabah serin terlemezsin
Erken çıkarılır bu balıklar sabah erken
Sudaki gibi canlı pörsümemiş
Hep hep kafamda aksayan eğitim çalışmalarımız
Şu sol yanımda duranlar …
Ne gökyüzünü severler ne denizi
Toprak bile gülmez yüzlerine
Bir gün elbet halkım def’edecek
Elbet yok olup gidecekler.
Çok acemiyiz çok aceleciyiz sabırla inatla sabırla
Geçmeliyiz bu yoldan bu yola yürümeliyiz
Eğitim çalışmasına çağırmalıyım onu
Sevdiklerim erken dönmeli erken
Yine geceleri ekmekle silahla yıldızlara dönmeli
Milyonlara yıldızlarla gülmeliyiz
Eğitim çalışmalarımız aksıyor
Sevdiklerim erken dönmeli erken.
Hasan Varol
Şub 23
Hâlâ kalbimin içinde derin yankılı
beyaz bir türküdür
durmadan kar yağdığı günler,
ürpermelerinde soluduğum,
pamuklarına büründüğüm
beyaz bir türkü.
Ne günlerdi o günler, ey tanrım,
bembeyaz karların yağdığı o günler!
Şendik çocuklar gibi,
yollar açılıp daldığımız gün enginlere.
Kar yağıyordu lapa lapa.
Biz iki ak görüntü.
Yollardaki izlerimizi siliyordu düşen kar
ve tüm sırlarımızı toprağa gömüyordu.
Ve sen, ve sen, en büyük çılgınlığım benim,
bir şiirdin sen,
bir kocaman şiir,
yüreğimin derinliklerinde çarpan,
ve kamçılayan uyuşuk duyguları.
Bir şiirdin sen,
bir kocaman şiir.
Ne günlerdi o günler, ey tanrım,
bembeyaz karların yağdığı o günler!
Pek az konuştuktu o gün, sevgilim,
ama nasıl da duyduktu
tüm çarpıntısını yaşamın.
Bir türküydü sanki yaşam,
bereketli, dolgun ve tutkulu,
bizi umutlara, ulaşılmaz armağanlara boğan
bembeyaz bir türkü.
Ne günlerdi o günler, ey tanrım,
bembeyaz karların yağdığı o günler!
Şendim o gün çocuklar gibi,
hayatı kucaklar, beklerdim aşkını senin,
doruklara tırmanır, içerdim düşlerimi.
Henüz kana boyanmamıştı o ak yollar,
seni düşünür, yaşamak isterdim aşkımı sonuna kadar.
Ah bir geri gelseler, ey tanrım,
bembeyaz karların yağdığı o günler
ah bir geri gelseler!
Fatva Tukan
(Çev: A. Kadir – Süleyman Salom)
Şub 23
Dostum benim, dostum benim,
Hastayım, ama çok hastayım.
Bilmiyorum nerden kaptım bu ağrıyı.
Rüzgâr mı bu ıslık çalan
Göğünde çıplak, ıssız tarlanın,
Yoksa çiseler gibi eylülde bir ormana
Serpilen beynime alkol mü?
Başım çırpıyor kulaklarımı
Kanatçıkları gibi bir kuşun.
Boynumun üzerinde ayaklarını
Gücü yok göstermeye uzaklardan.
Kara adam
Kara, kara
Kara adam
Yerleşiyor yatağımın kenarına
Kara adam
Uyku vermiyor gece boyunca.
Kara adam
Murdar bir kitapta gezdiriyor parmağını
Ve yüzüme mırıldanıyor burnundan
Ölünün başucunda bir rahip gibi
Bildiriyor bana yaşamını
Bir düzenbazın, sefihin,
Acıyı ve dehşeti yığıyor ruhuma
Kara adam,
Kara, kara!
“Kulak ver, dinle – diyor,
Solumayla mırıldanıyor yüzüme –
Olağanüstü düşünceler ve
Planlarla dolu kitap.
En ağulu türden
Yağmacıların ve şarlatanların
Ülkesinde yaşadı
Bu adam.
Bu ülke aralık ayında
Kar şeytanca arı düşer
Ve neşeli çıkrıkları
İşletir fırtınası.
Bu adam bir macerasever,
Ama pek yüksek
Ve seçkin markası.
İnce o, sevecen,
Ve üstelik şair,
Çok az da olsa
Çevik, atılgan gücü,
Kırkını geçkin bir kadını
Alımsız bir kız sayar
Ve sevgilisi.
Mutluluk – der –
Usun ve ellerin uzluğudur.
Çirkin ruhlar bütün
Biçilmiştir bahtıkaralara.
Zararı yok
Varsın sayısız acı
Doğursun kırık
Ve yalan davranışları.
Fırtınalarda, tipilerde,
Buzlu ayazında günlük yaşamın,
En ağır kayıplarda
Ve sana hüzün çöktüğü zaman
Görünmek arı ve gülümser,
En yüksek sanattır dünyada.”
Kara adam
Yüzümde bakışlarını donduruyor.
Ve uçuk bir mavilikte
Kısıyor gözlerini
Hatırlamak istiyor sanki
Bir hırsız ve düzenbaz olduğumu,
Acımasız ve yüzsüz
Soyup soğana çevirmişim birilerini.
Dostum benim, dostum benim,
Hastayım, ama çok hastayım.
Bilmiyorum nerden kaptım bu ağrıyı,
Rüzgâr mı bu ıslık çalan
Göğsümde çıplak, ıssız tarlanın,
Yoksa çiseler gibi eylülde bir ormana
Serpilen beynime alkol mü.
Gece ayaz
Rahat durgunluğunda kavşak.
Önünde yalnızım pencereciğin,
Ne bir konuk, ne bir dost bekliyorum.
İşliyor ovanın yüzeyine
Serpiştiren yumuşacık kireç,
Ve ağaçlar, gelmişler dört taraftan
Bekleşen atlılar gibi bahçemize.
Bir yerlerde ağlıyor
Uğursuz gece kuşu
Avluda ağaç atlılar
Ekiyorlar toynak seslerini.
Ve işte bu kara adam
Yerleşiyor benim koltuğuma,
Hafiften kaldırıyor silindir şapkasını
Ve özensizce ayırıyor redingotunu.
“Kulak ver, dinle! –
Homurdanıyor, dikiyor bakışlarını,
Eğiliyor gövdesiyle
Hırıldıyor daha yakından.
Ben görmedim hiçbir zaman
Hergeleler arasında
Böyle aşırı ve sersemce
Acı çeken birini uykusuzluktan.
Diyelim, ah ben yanıldım!
Bugün ayışığı var ne olsa.
Daha ne gerekiyor bu dünyaya
Sarhoş bir titreme sarmış iliklerini?
Gizlice apansız anaç ve semiz
Kalçalarıyla salınıp gelse o kadın,
Okur muydun sen
Süzgün ve mahmur liriklerini?
Ah, şair milletini seviyorum,
Seviyorum bu tuhaf topluluğu.
Onlarda gönlüme yakın
Bir öyküyü buluyorum daima,
Uzun saçlı, umacı yüzüyle
Sivilceli bir kursiyer kızın
Evrenden söz etmesi gibi dökerek
Kan döker gibi cinsel bir bitkinliği.
Bilmiyorum, hatırlamıyorum,
Kasabalardan birinde,
Belki Kaluga’da,
Ve belki, Ryazan’da belki,
Yaşıyordu yoksul
Bir köy evinde
Sarı saçlı
Mavi gözlü bir çocuk…
İşte büyüdü o çocuk,
Ve üstelik şair,
Çok az da olsa
Çevik, atılgan gücü,
Kırkını geçkin bir kadını
Alımsız bir kız sayar
Ve sevgilisi.”
Kara adam!
Sen iğrenç bir konuksun.
Uzun süredir yaygın
Bu ünün senin.
Çıktım çileden, cinlerim başımda,
Yüzünün ortasında uçtu bastonum
Burnunun tam köküne…
Şub 23
Sevgilinin elleri bir çift kuğu,
Saçlarımın altınında yüzüyor.
Bu dünyada her insanoğlu
Kendi aşk şarkısını söylüyor.
Bir zamanlar uzaklarda ben de söylerdim
Ve aynı şarkı şimdi dilimde,
Bu yüzden soluklanıyor derin,
Yumuşacık söz, ince esrikliğiyle.
Bütün sevgiyi akıtırsa ruhun pınarı
Yürek olur bir külçe altın,
Ancak şimdi ısıtmıyor şarkıları
Ayışığı, sıcaklığıyla Tahran’ın.
Bilmem, nasıl geçeyim yaşam yolunu,
Kül mü olayım okşayışlarında Şahanenin,
Yoksa yaşlılığın eşiğinde bir gün ruhumu
Gereyim mi anısıyla şarkılı yiğitliğin.
Herkesin bir kendi yürüyüşü var
Kimi göze, kimi kulağa iyidir.
Bir İranlı besteliyorsa kötü şarkılar,
Demek asla Şirazlı değildir.
Bu şarkılar içinse benden söz açınca,
Şöyle deyin, duysun her insanoğlu:
Daha ince ve güzel şarkı söylerdi ama,
Kıydı ona bir çift kuğu.
Sergey Yesenin
Çeviri: Azer Yaran
Şub 23
Islak süpürgesiyle yağmur süpürür
Döküntüsünü kırlarda söğütlerin.
Tükür yaprakları rüzgâr, öbek öbek tükür!
Ben de senin gibi bir serseriyim.
Tembel yürüyüşlü mandalar gibi
Sık ve mavi ormanlarda ağaçların da
Gömüp dizlerine dek gövdelerini
Böğürmeğe koyulmasını isterim.
Rusya, ormanlar ülkesi Rusya’m benim!
Ben seni çığırmış olan tek ozan,
Nanelerle rezedelerle besledim
O hayvanî hüznü şiirlerimden taşan.
Çoktan solup gitti başımdaki çalılık çoktan,
Şarkıların zindanında işte çürümekteyim.
Gönül sürgününde değirmen taşını mısraların
Döndür babam döndürmeğe mahkûm edildim.
Ama sen gene korkma tükür deli rüzgâr
Yapraklarla ört üstünü çimenlerin.
Bak bana hâlâ “şair” diyorlar
Oysa ben de senin gibi bir serseriyim.
Şub 23
Ağzı çirkin bir kadın
Yalnızlığında bile
Gülmeye utanıyor
Bu da bir acıdır.
Gecesiz sabahlara
-Uykular öksüzü-
Bir çocuk uyanıyor
Bu da bir acıdır.
Bir adımı diğerinden
Kısa düşüyor, bir topal
Hızla yanından koştular
Bu da bir acıdır.
Esrik gülüşleri tufan
Gözleri bayram
Dağıldılar çok sürmeden
Bu da bir acıdır.
Çocuklarda bir telaş
Her akşam kapılarda
-Bize ne getirdin baba?
Bu da bir acıdır.
Nice dik yürüse de
Eğildi dar geçitlerde
Uzun boyları kırık
Bu da bir acıdır.
Büyük kentlerde biri
Belli ki yer garibi
Dili sorar gözleri lâl
Bu da bir acıdır.
İnce iri, uzak yakın
Günlerimiz acıların
Çaprazında birer tutsak
Bu da bir acıdır.