Mektup

I

Vapurun dümen yerinde çaldığım ıslık

Yağmurlu güvertedeki türküm
Sana yaklaşmaya vesiledir
Yoksa canım, seni unutmak için değil.
Senden sonra ancak anlaşılır
İnsanoğluna öğretilen yalanlar.
Senden sonra anlaşılır ancak
Boşluğu herşeyin.
Seninle beraberdir dolu kadehler
Şaraplar seninle aziz
Cigaralar seninle tüter
Ocaklar seninle yanar
Yemekler seninle yenir.

II

Senden bahis açılmadıkça susmak isterim
Senden bahis açılmaya vesiledir.
Kınalıada, vapur, deniz, yunus
Şimdiye kadar neden gökyüzü değildi
Niye böyle oldu
Neden kitapları severdim?
Bu şehirde ikimiz birden nefes alıyoruz
Yoksa neye yarardı bu garip şehir?
Burada senin doğduğun bana malumdur
Yoksa sever miydim minareleri
Süleymaniye’yi?
Sen gavur olduğun halde.

Sait Faik Abasıyanık

pasam+efendim Mektup

Şimdi Sevişme Vakti

Çıplak heykeller yapmalıyım
Çırılçıplak heykeller
Nefis rüyalarınız için.
Ey önünden geçen ak sakallı kasketli
Yırtık mintanından adaleleri gözüken
Dilenci.
Sana önce
Şiirlerin tadını
Aşkların tadını
Kitaplardan tattırmalıyım
Resimlerden duyurmalıyım. Resimlerden.

Şu oğlan çocuğuna bak.
Fırça sallıyor
Kokmuş manifaturacının ayağına
Dörtyüzbin tekliğinden
On kuruş verecek.

Seni satmam çocuğum
Dörtyüzbin tekliğe.
Ne güzel kaşların var
Ne güzel bileklerin
Hele ne ellerin var, ne ellerin.

Söylemeliyim.
Yok
Yok… meydanlarda bağırmalıyım
Bu küçük
Güllerin buram buram tüttüğü
Anadolu şehri kahvesinde
Kiraz mevsiminin
Sevişme vakti olduğunu.

Resimler seyrettirmeli, şiirler okutturmalıyım.
Baygınlık getiren şiirler.
Kiraz mevsimi, kiraz
Küfelerle dolu pazar.
Zambaklar geçiriyor bir kadın
Bir kadın bir bakraç yoğurt götürüyor.
Sallıyor boyacı çocuğu fırçasını.
Belediye kahvesinde hâlâ o eski, o yalancı
O biçimsiz Bizans şarkısı.

Sana nasıl bulsam, nasıl bilsem
Nasıl etsem nasıl yapsam da
Meydanlarda bağırsam?
Sokak başlarında sazımı çalsam
Anlatsam şu kiraz mevsiminin
Para kazanmak mevsimi değil
Sevişme vakti olduğunu.

Bir kere duyursam hele güzelliğini, tadını
Sonra oturup hüngür hüngür ağlasam
Boş geçirdiğim, bağırmadığım sustuğum günlere.
Mezarımda bu güzel, uzun kaşlı boyacı çocuğun
Oğlu bir şiir okusa
Karacaoğlan’dan
Orhan Veli’den
Yunus’tan, Yunus’tan…

Sait Faik Abasıyanık

simdi+sevisme+vakti Şimdi Sevişme Vakti

Özdemir Asaf’tan

Ne derseniz deyin, Heykellerin saçı yoktur.

Dünüyle ünlü insanlar bugün gün yüzü görmezler.

Her seven sevilenin boy aynasıdır. Sevmek sevilenin o aynaya bakmasıdır.

Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.

Damla biraz daha küçük veya büyük olamayacağı gibi ben de biraz daha şöyle biraz daha böyle olamam.

Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler .

Bir sevgiyi anlamak, bir yaşam harcamaktır… Harcayacaksın!

Bugüne en uzak gün, dün.

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.

Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.

Yokuşun başında bir düşman vardı.

Onu vurmaya gittim ve kendimle vuruştum.

Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.

Ben ölseydim, o belki ağlardı. Ama o ağlasaydı, ben ölürdüm.

Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır.

Gerçek değer; gelmesi boşluk dolduran değil gitmesi boşluk yaratan.

Seni bulmaktan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.

Seni bir yaşam bitirmek değil de, Sana hep hep yeniden başlamak isterim.

Yolun geleceğini çizdim, geçmiş gibi.

Solan renkleri boyamakta o boyasız boyacı.

Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.

Bir kez geçer, bir insan bir karşı’ya, Ondan sonra artık her-şey karşı’dır.

Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.

Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
Sersem. Beni seni beklerken ölmem ki… Beklersem.

Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu!..

Gelmemen büyük yalnızlığımı doldurdu…

Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu.

Keşke sen ben olsan; seni sevmenin ne kadar zor olduğunu anlasan, Keşke ben sen olsam; bu kadar sevilmenin tadını çıkarsam..
Benim söylemek için çırpındığım gecelerde SİZ YOKTUNUZ…

Geleceğim, bekle dedi, gitti..Ben beklemedim, o da gelmedi.Ölüm gibi bir şey oldu..Ama kimse ölmedi.

Yaşamak için bırakılmış bir yön baktım, yoktu:
Ben direnmek için elimden gelin yaptım.

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri,
Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.

Yanına kadar koştuktan sonra, bir adım daha atamayacaksan eğer; oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.

Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu.Bir gün bir yerde randevulaştık.Ben gitmedim.O da gelmedi.

Sana gitme demeyeceğim; ama gitme Lavinia…

Biraz sonra, sonra olacaktır.

Bilmiyorum ne vardı saçlarında…
Rüzgar mı delice eserdi,
Gözlerim mi öyle görürdü yoksa…
Saçlarının her hali hoşuma giderdi!

Özdemir Asaf

ozdemir+asaf Özdemir Asaf'tan

Merdivenlerde

Ben o onursuz basamakları inerken
sen kapıdan giriyordun; ilk kez
yüzünü gördüm bir an, sen de beni.
Saklandım hemen görmeyesin diye,
aceleyle geçtin yüzünü gizleyerek
O bayağı eve girdin süzülürcesine
ama bulmamış olmalısın hedonizmi sen de benim gibi.

Sana verebilirdim oysa aradığın aşkı;
bunu yorgun ve kuşkulu gözlerin söylüyordu,
aradığım aşkı verebilirdin bana.
Hissetti ve aradı birbirini bedenlerimiz
anladı bunu kanımız ve tenimiz
Ama ikimiz de saklandık, tedirgin.

Konstantinos Kavafis

merdivenlerde Merdivenlerde

Artık Gidiyorum

Artık gidiyorum,
Beni uğurlayan kardeşlerim,
Hepinize eğilerek ayrılıyorum.
Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum,
Uzun zaman komşuluk ettik ama
verebildiğimden çok aldım.
Şimdi gün ağardı,
karanlık köşemi aydınlatan lamba söndü,
Bir davet geldi ve ben yol için hazırım.
Bu ayrılık gününde bana bol şans dileyin
arkadaşlarım,
Beraberimde ne götüreceğimi sormayın.
Seyahatime boş eller
ve ümid eden bir kalple çıkıyorum…

Rabindranath Tagore
Çeviri: Bülent Ecevit

iste+gidiyorum Artık Gidiyorum

Sonsuz Üç

Dünyada iki erkek var
Her zaman karşıma çıkan
Biri sevdiğim adam
Ötekisi beni seven.

Birisi karanlık gecelerimin
Düşlerinde bile can evimdedir
Öbürü kalbimin önünde bekler
Bekler durur ama açılmaz kapı.

Birinin sadece soluğu yeter
Beni mutluluğa ulaştırmaya
Öteki ömrünü bağışlar bana
Kalkıp geri vermem bir saatini.

Birisi kanımın sıcaklığında
Aşkın öz türküleriyle yaşar
Öbürü can sıkıcı günlerim içinde
Umutsuz koşar.

Her kadın bu ikili yaşamı tadar
Sevilenle seven arasında
Ama bir kez tek kişi olur o iki insan
Yalnız bir kez her yüzyılda !

Tove Ditlevsen

sonsuz+uc Sonsuz Üç

Yalnızlık

Bazen,
evin bir köşesinde kendi başına takılan,
ayağına küçük gelen bir çift terliktir yokluk.
Gözüne çarpar bir an, düşünürsün..
Düşünmekten öteye geçer, alır masanın üzerine koyarsın.
Tozlarını ıslak bezle alırken, ilgisizliğin için özür dilersin.
Kahve fincanının tam önüne koyarsın, kahveni içmek için elini uzatmalarının ve fincanı tutmanın periyodlarında bakarsın onlara.
Sonra konuşmaya başlarsınız ibraz ettiği yoklukla, farkında olmadan.
Sorarsın, cevap beklersin, susar..
Sorarsın, cevap beklersin, susar..
Sorarsın, susar,
sorarsın, susarsın..
Oysa en basitten başlamışsındır sorularına,
basitlik içeriyordur en zor soruların.
Sinirlerin bozulmaya başlar bir süre sonra,
çünkü kahve içilmeyecek kadar kötü değildir.
İkramı red, sinir bozucu olabilir bu gibi ortamlarda, bilinmelidir.

Kızdığını anlar.
Sorar, cevap vermezsin.
Sorar, cevap vermezsin.
Sorar, susarsın..
Bir çift terliği kaale mi alacaksın ?

Düşsel

blogger-image--1595884976 Yalnızlık

Sevmekten

bu gece gözlerinin göğünden
şiirime yıldız yağıyor
kâğıtların beyaz sessizliğinde
kıvılcım ekiyor pençelerim

sıtmalı, divane şiirim
arzuların yarığından mahcup
yeniden yakıyor vücudunu onun
ateşlerin ebedi susuzluğu

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü

karanlıktan sakınmak niye
gece elmas damlalarıyla doludur
geceden geriye kalansa
sarhoş eden leylak kokusudur

ah, bırak kaybolayım sende
benden iz sürerek bulamasın artık kimse izimi
yakıcı ruhun ve nemli ahın
şarkımın gövdesinde essin dursun

ah bırak bu açık pencerenden
rüyaların ipkeleri üzerinde uyuyarak
ışıltılı bir kanatla uçayım
dünyanın hisarlarından geçeyim

hayattan ne istiyorum biliyorsun
ben sen olayım, sen, tepeden tırnağa sen
bin defa gelmek mümkün olsa dünyaya
her defasında sen, her defasında sen

bir denizdir bende saklı olan
ne zaman güç bulacağım saklamaya kendimi
keşke sana bu korkulu tufanı
anlatacak gücüm olsaydı

öyle doluyum ki seninle
çöllerde koşmak
dağa taşa vurmak başımı
gövdemi dalgalara atmak istiyorum

öyle doluyum ki seninle
kendimden döküleceğim toz gibi
bastığın yere baş koyacağım usulca
uçarı gölgene asılıp kalacağım

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü

Furuğ Ferruhzad

Çeviri : Makbule Aras

blogger-image--729609720 Sevmekten

Oyuncak Bebek

Evet, daha fazla
daha fazla sessiz kalınabilir,
ölülerin donuk ve sönük bakışlarıyla
uzun saatler, bir sigaranın dumanına,
renksiz bir çiçeğe, bardağın şekline, halıya,
düş çizgisine, ve bir duvara bakılabilir.

Perdeyi bir kenara iterek görebilirsin sokaktaki hızlı yağan yağmuru;
renkli uçurtmalarıyla duran çocuğu,
ve köhnemiş at arabasının
büyük gürültüsüyle sokağı terk edişini,
ama, olduğun yerde
perdenin kenarında, hem kör, hem sağır
kalabilirsin de.
Bağırabilirsin, yapay, yabancı bir sesle:
‘Seni seviyorum’.

Bir erkeğin kollarında hoş bir kadın olarak
iri, tok memelerinle bir deri safra gibi yayılabilirsin;
veya bir sarhoşun, delinin, serserinin yatağında
aşkı kirletebilirsin.
Bütün sırları küçümseyerek, bir bulmacayı
boş yanıtlarla çözerek sevinebilirsin,
boş yanıt, evet BEŞ veya altı.

Bir ömür, boynu bükük
türbe önünde diz çökerek
tanrıyı görebilirsin meçhul bir mezarda,
küçük bir sikke ile imana gelip
cami avlularında yıpranabilirsin, dua okuyan
yaşlı adam gibi.

Artı, eksi ve çarpma işleminde hep aynı kalabilirsin,
tıpkı sıfır gibi.
Su gibi kendi çukurunda kuruyabilirsin de.

Gülünç vesikalık siyah-beyaz fotoğraf gibi
sandığında gizleyebilirsin güzel bir anını.
Çarmıha gerilmiş, yenilmiş bir mahkûmun
resmini, boş kalmış bir günün çerçevesine
koyabilirsin, veya
camdan gözlerle
dünyaya bakabilirsin,
oyuncak bebekler gibi.
işe yaramaz ellere dokunduğunda,
Boş yere bağırabilirsin :
‘AH ÇOK MUTLUYUM’

Furuğ Ferruhzad
Çeviri : Cavit Mukaddes

blogger-image--1033427516 Oyuncak Bebek
Kurulmuş Bebek
Bunlardan önce, ah, evet
Bunlardan önce sessiz kalınabilirdi
Saatler boyunca
Ölülerin bakışı gibi sabit bir bakışla
Dalınıp kalınabilirdi bir sigaranın dumanında
Dalınıp kalınabilirdi bir fincanın şeklinde
Halıdaki renksiz bir çiçekte
Duvardaki belli belirsiz bir çizgide
Kuru el ayalarıyla
Perde bir tarafa çekilebilirdi ve görülebilirdi
Sokaktaki yağmurun hızla yağdığı
Renkli, küçük uçurtmasıyla bir çocuğun
Ayakta durduğu, bir kemerin altında
Eski bir at arabasının boş meydanı
Aceleyle, hayhuylar arasında terk ettiği
Devamlı aynı yerde kalınabilirdi
Perdenin yanında, ama kör, ama sağır
Bağırılabilirdi
Gayet yabancı bir sesle, gayet yabancı bir sesle
Seni seviyorum
Güçlü bir adamın kollarında
Güzel ve sağlam bir nesne olunabilirdi
Deriden yapılmış sofra gibi bir vücutla
Sert ve iri göğüslerle
Bir sarhoşun, bir delinin, bir berduşun yatağında
Bir aşkın temizliği kirletilebilirdi
Zekâyla aşağılanabilirdi
Hayret verici tüm bulmacalar
Sadece bulmaca çözülebilirdi
Sadece saçma bir cevap bulunarak hoşnut olunabilirdi
Saçma bir cevap, evet, beş veya altı harflik
Bir ömür oturulabilirdi
Öne düşmüş bir başla
Soğuk bir mezarın ayakucunda
Meçhul bir Tanrı görülebilirdi
Zayıf bir inanç birkaç kuruşla bulunabilirdi
Mescidin odaları çürütülebilirdi
Ziyaretname okuyan yaşlı adamın yaptığı gibi
Sıfır misali; toplamadaki, çarpmadaki, çıkarmadaki
Sonuç daima aynı olunabilirdi
Gözlerim kahrının kozasında
Yıpranmış bir ayakkabının renksiz tokası sanılabilirdi
Su gibi kendinin derinliklerinde kurutulabilirdi
Bir anın güzelliği, utançla
Şipşak çekilmiş gülünç bir siyah beyaz bir fotoğraf gibi
Sandığın diplerinde saklanabilirdi
Bir günün boş kalmış çerçevesinde
Bir mahkûm veya bir mağlubun ya da bir idamlığın resmi asılabilirdi
Posterlerle duvardaki çatlaklar kapatılabilirdi
Daha uyduruk resimler katılabilirdi
Böylece kurulmuş bebekler olunabilirdi
Kendi dünyalarının camdan gözleriyle görebilirlerdi
Bezden bir kutuda
Saman doldurulmuş bir bedenle
Senelerce danteller ve pullarla iç içe uyunabilirdi
Her bir elin anlamsız sıkışıyla
Sebepsiz bağırılabilir ve denebilirdi
Ah, çok memnun oldum.
Furuğ Ferruhzad
Çev: Hatice Gülcan Topkaya
Yeniden Doğuştan

Gereksinimin Yenilgisi

bir ateşti ve söndü
yürek senin bağlarından kurtulunca
bir bağdı ve koptu
üzüncün tılsımlı camı kırılınca

sarılayım diye sana geldim
oysa gördüm yapraksız bir dalsın
umudumun gözünde sen
ölümün gülümsemesisin

ah ne denli tatlıdır
mezarının başında senin, ey gereksinimli aşk
dans etmek
ah ne tatlıdır
ey yakan ölümcül öpüş,
senden vazgeçmek

ah ne denli tatlıdır
senden kopup başkasına varmak
kapıyı yürek üzüncüne kapamak
cennet burdadır
yemin olsun tanrıya, bulut gölgesi ve ekin kıyısı burdadır

sen hiç düşünme en iyisi
beni ve harlanan acımı
ben acıdan yakınmam
ben yalazdan yanmam

Furuğ Ferruhzad

blogger-image--1396615042 Gereksinimin Yenilgisi