Aşkım, ben ölürsem sen ölmezsen,
Aşkım, sen ölürsen ben ölmezsem,
Sakın yüz vermeyelim acıya,
Hiçbir şey yaşamımızdan büyük değil.
Şub 23
Aşk
Şub 23
Aşk
Bunca gün, ah, bunca gün
görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın,
nasıl öderim, neyle öderim?
Uyandı kana susamış
ilkbaharı koruların,
çıkıyor tilkiler inlerinden
çiylerini içiyor yılanlar,
ve ben gidiyorum seninle yapraklarda
çamlar ve sessizlik arasında,
sorarak kendime nasıl, ne zaman
ödeyeceğim diye şu bahtımı
Bütün gördüklerim içinde
yalnız sensin hep görmek istediğim
dokunduğum her şey içinde
senin tenindir hep dokunmak istediğim:
seviyorum senin portakal kahkahanı
hoşlanıyorum uykudaki görüntünden
Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim
bilmiyorum nasıl sever başkaları
eskiden nasıl severlerdi,
yaşıyorum, bakarak, severek seni,
aşk tabiatımdır benim
Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.
Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.
Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel
üzgün, müthiş,
bayraklarda donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz.
Pablo Neruda
Şub 23
Nedamet
Şub 23
Öldükten Sonra
Şub 23
Rüştü`den Gelen Mektup
– Oktay Rifat’a-
Önce bütün şairlere selam
Sonra şunu söylemek isterim
Ölüm hiç te güzel değil
Ne sabah var ne akşam
Sokakların ellerinden öperim
Bana yaşamasını öğretmişlerdi
Dost olsun düşman olsun
İnsanlara iyi günler dilerim
Söyle sarı saçlı daktiloya
Ben yokum artık
Vefasız dostlara hatırlat
Kimseye kalmaz o dünya
Nasıl unuturum güzeldi yaşamak
Fakat hakkı varmış Oktay`ın
“Hatıralar da dal istiyor”
“Kuşlar gibi konacak”
Muzaffer Tayyip Uslu
Şub 23
Şarabın Sözleri
Herkes ışığını alsın gelsin!
Bende melek selsebil!
Ruhumuz sütlüdür, taşarız şarabımızdan!
Bana güneşinizi üfleyin, üşüyorum yokluğunuzdan!
Her veda utanır kendisinden!
Haz biter, mana ölür, sıkılırız derdimizden!
İşte dimağ, işte tenha, sanki her şey kurudu!
Ateş sustu, iştah sonsuz, bıktım anlaşılmaktan!
Akşam güneşini bırakır duvarda!
Arz patlar, her şey rüya olur!
Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı!
Mahur bir korkuydu yüzümüz, yükümüz fazlaydı!
Akşamın tadını kaçırdılar, cümlemiz vesileyiz varoluşa!
Aşk hepimizi uçurur, hayat hepimizde başka!
Hadi gelin, gül kapılarını kıralım bülbül bile olamayalım!
Var mısınız yanmaya, işte ben gidiyorum, kubbedeki sonsuza!
Merak buyurdunuz söylüyorum:
Hayalden başka neyiz ki biz!
Bakın bırakıyorum sizi de boşluğa!
Engin Turgut
Şub 23
Ah Geçkin Senin Düşün Bile
Tam da göveriyordum ki ah düşüverdim
Dalım sarkıp bırakıverdi toprağa
Sır saklamayı neredeyse öğrecektim
Dönüverdi herşey aşikara
Hay huyla böyle deneyerek ömrü
Renklerin dilini, şairin hikmetini
Çözüverecektim az daha
Nereden çıktı bu esinti ki
Keder yollarımı kesti yayıla yayıla
Bağ bıçaklarını bileyecektim
Nerden bilecektim ah ahlat ağaçlarını
Toprak keseklerini
Çorak çatlağını
Üfleyip söndürüvercektim
Geliverdi karanlık ortalığa ve lambaya
Ah bir bebek sesi
Çığıldamadan daha
Kesilmeden süt
Ve plastik meme
Büyüyüverdi
Ensesinde hayat, ücret ve geçim
Ve rüya
Nereden bilecektim
Öğrendiğimde hayata dair herşeyi
Ölümün gülümsemesi
Yansıyıverecekti penceremden
Ah kaçıverecektm
Kaçıverecektim
Dizlerimde biraz derman olsa
Kaçıverecektim
Şu vadiden, tepelerden aşağılara
Zıplayıvererek penceremden
İlhami Atmaca
Şub 23
Rapunzel
Saçlarını çöz geceye karşı
Adını inat koy bahçende açan gülün
Yağmuru kırdık rapunzel
Biz bir bebeği öldürdük
Unuttum çıbanlar başverdi tenimde
Saçları yok muydu maksatlı kızların
Süzülürdü gözlerin değince gözlerime
Sana minnettar dilsizler
Seni masallardan çıkardım
Ve yaşadım bir günahı seninle
Çıplak ayaklarını gizle gözlerden
Yağmurun dokunduğu her yerini
Sesini koru günah kelimelerden
Yanında meleklernden bir ordu
Saçlarını çöz geceye karşı
Cadılar çıkmadan yerlerinden
İnancın sancağını diktim her kapısız kuleye
Adını yazdığım her sayfayı yoldum defterden
Lakin rapunzel saçların korudu güzelliğini
Dilin yağmurla sustu
Gözlerin suçlu… tanınmaz
Masum mahpusları korudu
Kapımı zorluyor dilenci orduları
Gazete küpürlerinde buna rastlanmıyor
Para desteleri rapunzel, güzel kızların
Kararan alınlarını süslüyor
Öpmüyorum artık yüzünü çocukların
Kirli elleri yakalarımda bundan ötürü
Dinle rapunzel
Güneşi suratsızlara bıraktık
Dilin gücü kalmadı
Yağmur sularıyla ıslattık
Sana öldüm diye ağlamak geçiyor içimden
Bekar odalarında yalnız bir ölü
Gözlerim arsız seni görmemekten
Odamda ifritler dolanıyor
Kulaklarımda terkeden sevgililerin sözü
Beni sokak ortalarında bırakıyor
Kendimi unuttum uzaktan duyunca ağlayışını
Şarkını sürdür rapunzel geceye karşı
Saçlarını sarkıt sen bağımsız kollarına erkeklerin
Güzel bir ölüm beğenerek kendime
Güllere, leylaklara aldırmadan ölüyorum
Yalnız duyunca rapunzel ağladığını
Kendime lanet ederek, lanet ederek yiğitliğime
İnceliğime yükleniyorum
Yağan yağmurlar durur rapunzel
Baharda kar yağar sen küsersen
Karıncalar aç kalır sen gidersen gizlice
Ve biter bir ömür
Sana unutmanın ağırlığını anlatmıştım
Ağı bir balığın nasıl kırdığını özgürlük için
O engin denizde bir gün
Anlatmıştım her insan gibi öldüğünü
Dinle rapunzel
Sararak dilini parmaklarına
Ufkun ötesine sessizce geçtiğini
Benden saklayamazsın
Açsan da birgün kapını başkalarına
Beni hiçbir zaman unutamazsın
Sana öldüğümü anlatamam
Cılızlaşan alevimin yavaşca söndüğünü
Ve kalbimin hergün büyüdüğünü hasretinle
Sana uzak kalmak aşka uzak kalmak demektir
Duy artık, duy rapunzel çığlıklarımı
Boğazlanan bir martınınkini andıran
Bu bir aşk şarkısıdır ve adı sevilmemektir.
Geçmedi sancısı savurduğun okların göğsümde
Yağmur her düştüğü yeri yakıyor
İnan rapunzel dilinde açan her çiçek
Beni hiçliğin kucağına acımasız atıyor
Artık yaşamaya kurulu bir kukla gibi
Kulenin dibinde dönmeyeceğim
Ve inansam da senin daima beni sevdiğine
İsmini bir daha hiç seslenmeyeceğim
Yine bir melek olarak sarkıt saçlarını
Yahut kulende kal, insan ol biraz.
Şub 23
Gece Onu Beklerken
ben onu beklerken gece, gömüldü içime
şiir buğusuyla puslandı kalbim
aydınlığı getirde melekler pencereme
ben onu beklerken gece, kuş sesleriyle süslenince
sokaklar bir nehir gibi aktı kalbime
olup bitenleri farketmediler
ben onu beklerken gece, tinerci bir çocuk
sığında koynuna kalbinin
melekler şefkatle ayışığını örttüler üstlerine
ben onu beklerken gece, bir sinsi yağmur
zehir gibi karanlık
ve cinler kayarak geçti ötelere
ben onu beklerken gece, o uykunun
derinliğinde küçük bir çocuk
gülümsedi masal düşleriyle
İlhami Atmaca
Şub 23
Belki Afrika Menekşelerinin Kokusunu Duymuşum
Kim ki sabahın bakirliğine tanık olur
Ve gümüş bedenini yıkar saf suyunda
Serçelerin cik ciklerini toplar ve özenle süsler
Yüzünü sevgilisinin
Elbette birşeyler gizlidir yüreğinin derinliklerinde
Ve elbette o şey öksüzdür.
Belki uyku ellememiştir ona
Korunmuştur şeytanın sakallarını sürtünüşünden
Hırsızlama bir güne başlamamıştır
Gün kutsaldır
Geçmiştir çömezlik demlerini
Yetkin bir dileyiştir görkemli aynaların arkasında kalan
Sırrın ve ifşaanın kendisidir
Bütün erdemleri adına peygamberlerin
Ve kitabın.
Gülecektir, lakin kuşlarını ürküterek gidenlerin
Bedenlerinin ağusu kalmıştır avuçlarında
Öyleyse erdemlerini ve kibrini serpmelidir tapınaklara
Ve aylaklara seslenmelidir:
-metelik verilmeyecektir avuntularınıza
kalan neyse kanın ve kemiğin
ve kederin yangısına.
Uyanık bir dokunuş olarak ayasına
Kadem basar gövdesini dişleyerek
Ve atar lükslerini
Kalan sevdadır uğra gibi dökülür eteklerine
Sevdadır buğusunu kalbine bastırarak uyur
Gülecektir, lakin kuşlarını ürküterek gidenlerin
Bedenlerinin ağusu kalmıştır avuçlarında.
İlhami Atmaca









