Hoh’ladığım camda

Hoh’ladığım camda
ne kadar kalır;
yazılı adım?

İhsan Üren

haiku Hoh'ladığım camda

ne kadar yakınsın?

Denize yağan yağmur
uzakta: sen
ne kadar yakınsın?

Matsuo Basho

denize+yagan+yagmur ne kadar yakınsın?

üzgün kuşlar

Selvinin ucundan
Deniz’e batan Güneş-
üzgün kuşlar

Matsuo Basho

uzgun+kuslar üzgün kuşlar

Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey

Niye ölmemeli öyleyse
Yaşamak mutlu bir devinimse.

Ölüsünü bekliyor Ruhi Bey
Bir yanda Ruhi Bey bir yanda ölü
Ve görmemek ister gibi ölüyü
Oturmuş bir iskemleye.

Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini.

Getirdiler beni sayrılar evine bir sabah
Asansörle yukarı çıkardılar
Tertemiz bir yatağa yatırdılar – ben böyle istedim böyle oldu –
Oda numaran 283’dü aklımda doğru kaldıysa
Pencereden tepeler görünüyordu, bulutlar ve birtakım kuşlarla devinen tepeler
Yakınımdan geçiyordu bazı kuşlar da
Beyaz bir saat asılıydı duvarda. Duvarın her yerinden
Bembeyaz saatler asılıydı
Ve her şey o kadar beyazdı ki, ayrıntılar
Yılların eklem yerlerini gösteriyordu sanki
Ve bütün eklem yerlerinde koskocaman bir ölü
Ruhi Beyin ölüsü
Hepsi de ur gibi beni
Sarmıştı ur gibi Ruhi Beyi
O gün sigara içtim akşama kadar
– İkinci gün aldılar sigaramı –
Ve saatler biraz sarardı
Sarardı bütün ayrıntılar.

Ve otuz sekizin altına düşmedi ateşim
Yataktan kalkamadım
O gece uyuyamadım sabaha kadar
Koridorlarda ayak sesleri, bağrışmalar
Kapı gıcırtıları ve acayip sesler

Bilmem böylece kaça çıktı beklediğim ölüler.

Üçüncü gün kan şişeleri, tüpler, serumlar
Doktorlar, hastabakıcılar
Aralıksız girip çıkmalar
Gidip gelmeler
Tepelerden pencereye akan kuşlar
Pencereye sıvanan kuşlar
Ve benim mutluluğumun altında
Kararıp yitti bütün ayrıntılar
Bir daha görünmedi
Ve artık hiç görünmeyen
Şişeler, tüpler, serumlar.

Ve o gün ilk defa ölüsünü gördü Ruhi Bey
Soğumuşgövdesini gördü
Donuk gözlerini, durmuş kalbini
Gördü neye benzerse bir ölü.

– Ben Ruhi Bey nasılım
– Mutlusunuz Ruhi Bey.

Yarın gazetelerde çıkacak ilanlarım
Ruhi Bey öldü
Bu ölüm töreninde mutlaka bulunacağım
Bir daha görmek için ölümü
Çelenkler yığılacak avluya
Ki benim sayısız ölülerime
Yaldızlı yapraklarını kıpırdatarak bakacaklar
Sevgiyle
Ve babam elinde gümüş kırbacıyla
Bir başına bir ölü
Annem bir limon görüntüsünün önünde giyinmiş ölümlüğünü
Ölüler halinde duracak onlar da
Dışımdaki ölüler, içimdeki ölüler
Bir alaşım halinde, donuk güneşin altında
Ve benim mutluluğumun altında
Akıp gidecek bütün kötülükler
Ölümün armaları gibi
Akıp gidecekler en sonunda

Niye ölmemeli öyleyse
Yaşamak mutlu bir devinimse.

Koro

(Çiçek sergicisi, meyhane garsonu, meyhane patronu, kürk tamircisi Yorgo,
Hayrünnisa, genelev kadını, otel katibi, cenaze kaldırıcısı Adem, akordeoncu
kadın, emekli postacı, vb.)

Çelenklerimizle geldik, yoktunuz
Ara sokaklarda, pasajlarda aradık, yoktunuz
Meyhanelere baktık, otellere sorduk, yoktunuz
Nerdesiniz, Ruhi Bey?

Ruhi Bey

O kadar bekledim ki, geliyorum
Ölümümü bekledim, geliyorum
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Bekledim geliyorum.

Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.

Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını – siz bilmezsiniz –
Limonluğu ve kırmızı konağı – siz bilmezsiniz –
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi – siz bilmezsiniz –
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz –
Gömdüm ben, geliyorum.

Koro

İyi biliriz sizi biz, iyi biliriz
Nerdesiniz Ruhi Bey.

Ruhi Bey

Gömdüm hepsini, geliyorum
Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.

Koro

Peki ya sonuç, Ruhi Bey, ya sonuç
Biz sizi tanımaz mıyız
Siz ne yaparsınız bundan sonra, biz ne yaparız
Bir bütünün parçalarıyız, bir bütünün parçalarıyız.

Ruhi Bey

Sonuç mu dediniz, ne dediniz, ne dediniz
Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum
Ben yalnız ölülerimi gömdüm, geliyorum.

Koro

Doğrusu anlamıyoruz Ruhi Bey
Her insan biraz ölüdür
Biz ki bir bütünün parçalarıyız, biliriz
Her insan biraz ölüdür.

Ruhi Bey

İnsan yaşıyorken özgürdür
Yaklaştım iyice, geliyorum.

Koro

Her insan biraz ölüdür
Biz de biraz ölüyüz.

Ruhi Bey

Ölüler ki bir gün gömülür
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
İnsan yaşıyorken özgürdür
İnsan
yaşıyorken
özgürdür.

Edip Cansever / Ben Ruhi Bey Nasılım. (1976)

dusluyor+olumunu+ruhi+bey Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey

İçimizdeki Şeytan

Böyle bir seyin üzerinde uzun uzun durmamın sebebi, olayların içindeki şiirin bana görüntülerden daha çok dokunması, savaşı daha iyi anlatmasıdır.
*
Marthe’ye duyduğum aşkla, Rene’ye, anne ve babama, kardeşlerime duyduğum sevgi azalıyordu.
*
…onu bir daha göremeyeceğimi zannederek, artık onu düşünmemeye çalıştım, tam da bu yüzden, ondan baskasını düşünemedim.
*
Babam ve kardeşlerim sıkılmışlardı, ama umurumda değil ki! Mutluluk bencildir.
*
Yolun yavaş yavaş bittiğini ve hiçbir şey olmadığını acı acı görüyordum.
*
Nişanlısını o kadar çabuk unutmuştum ki, on beş dakikalık bir yürüyüşten sonra, bu odada onunla birlikte bir başka erkeğin yatacağını hatırlatsalar, şaşar kalırdım.
*
Bu ateş ve onun da benim gibi bir tarafı yanana kadar diğer tarafına dönmemesini görmek hoşuma gitmişti.
*
İki elini boynuma dolaşmıştı; bir deniz kazasında bile bir şeye bu kadar sıkı tutunamazdı.
*
    Ama daha beteri oldu. Babam susuyordu; sonra, hiç sinirlenmeden, hatta her zamankinden daha yumuşak bir sesle bana sordu:
   “Peki şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?”
   Gözlerimden akmayan gözyaşlarım, tıpkı bir arı kovanı gibi kafamın içinde uğuldadı. Bur irade karşısında, güçsüz olmama rağmen direnebilirdim. Ama böyle bir yumuşaklık karşısında, sadece boyun eğebilirdim.
   “Bana neyi emredersen onu.”
   “Hayır, bana yine yalan söyleme. Her zaman istediğin şeyleri yapmakta özgür bıraktım seni; aynı şekilde devam et. Sanki bunun için beni pişman etmek gibi bir niyetin var.”
*
İkimizde susuyorduk. Bunu mutluluğun bir kanıtı olarak görüyordum.
*
Kendimi Marthe’ye o kadar yakın hissediyordum ki, aynı anda aynı şeyleri düşündüğümüzden emin olduğum için, onunla konuşmak saçma geliyordu, çünkü bu tıpkı yalnızken yüksek sesle konuşmak gibi.
*
Öfke gözyaşlarım, keder gözyaşlarımla karışıyordu. Tuzağa düşen bir kurdun öfkesi, ona tuzak kadar çok acı verir.
*
İlk öpücüğün tadı, tıpkı ilk defa yenen bir meyvenin yanılttığı gibi yanıltmıştı. En büyük keyifleri yeniliklerde değil, alışkanlıklarımızda buluruz. Birkaç dakika sonra Martha’nın dudaklarına alıştım, kendimi onlardan ayıramıyordum.
*
O kadar gözüm dönüyordu ki, teninin görünen noktalarını ısırıp, annesinin bir sevgilisi olduğunu düşünmesini istiyordum.
*
Seven, her zaman sevmeyenin canını sıkar.
*
Aşkım bana ne kadar tam görünürse görünsün, daha sadece ilk çağlarını yaşıyordu. En ufak engel karşısında sarsılıyordu.
*
    Aşkı ve aşık olmayı insanın omuzlarındaki bir yük olarak değerlendiren Rene, Marthe’ye olan tutkum yüzünden benimle alay ediyordu. Bu laflarına katlanamadığım için, nankörlük ederek. Marthe’ye olan duygularımın aslında gerçek olmadığını söyledim. Son zamanlarda bana karşı zayıflamış olan hayranlığı, o anda birden arttı.
*
   Hiçbir şey insanı aşk gibi saramaz. Aslında tembel değilizdir, çünkü bizi tembelleştiren aşktır. Aşk, tek gerçek saptırıcısının çalışmak olduğunu, belli belirsiz sezer. Hatta onu rakip olarak kabul eder. Oysa ki o hiçbir rakibe katlanamaz. Ama aşk faydalı bir tembelliktir, tıpkı ara sıra yağan bereketli yağmur gibi.
*
Kabul etmek gerekir ki eğer kalbin, aklın bilmediği sebepleri varsa, bu kalbimizin aklımızdan daha mantıklı olmasındandır.
*
Dün bu çocuğu iten ben, bugün onu sevmeye başlıyordum ve bu sevgiyi Marthe’ye olan sevgimden çalıyordum….Ne yazık! Marthe artık sevgilim değil, bir anneydi.
*
Svea’yı bir meyveyi arzuladığım gibi arzuluyordum, bir sevgili bunu kıskanmazdı.
*
Artık arkadaşlarım bile aklıma gelmiyordu; hatta onlardan uzak duruyordum, bizi yolumuzdan döndürmeye çalışarak yardımcı olduklarını sanıyorlardı.
*
İçimden, kendimi yine haklı çıkarmaya çalışıyordum. Marthe mırıldandı: “Onunla mutlu olmaktansa seninle mutsuz olmayı tercih ederim.” İşte bu hiç anlamı olmayan ve insanın söylemeye utandığı sevgi sözcükleri, sevgilinin ağzından çıktığı anda bizi sarhoş eder. Marthe’nin söylediklerini anlar gibi oldum. Fakat tam olarak ne demeye çalışmıştı. Sevmediğimiz biriyle mutlu olabilir miydik ki?
*
Felaket asla kabullenilmez. İnsana sadece mutluluk bir hak gibi görünür. Bu ayrılığa hiç isyan etmeden boyun eğerken cesaret gösteremiyordum.
*
Bir gün, öğlen vakti, kardeşlerim okuldan bağır çağıra gelirken, Marthe’nin öldüğünü duyuruyorlardı.

    Yıldırım bir insanı o kadar ani öldürür ki, acı çekmez bile. Ama bu yakınındakiler için acıklı bir görüntüdür. Ben bir şey hissetmezken, babamın rengi attı….Babam ağladığı için, ben de hıçkırıyordum. Annem bana sarıldı. Gözleri kupkuruydu, soğuk, sevecen bir sesle, sanki kızamık olmuşum gibi beni avutmaya çalışıyordu.
*
İçimizdeki Şeytan / Raymond Radiguet

Çeviren: Ceylan Özçapkın / Alakarga Yayınları

raymond+radiguet+le+diable+au+corps İçimizdeki Şeytan

Bir Ki Deneme

zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi.

pır pır diye ses çıkardı yürürken yüreğimden
denizleri sulardım tozmasın diye deniz
sporu çok severdim çiçeğe yem vermeyi
kuşlara binerdim ve kaçardım basından
bak buraya yazıyorum diye milyar kelimeyi
ziyan eden de bendim hem de hiç sıkılmadan.

güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş
keşke biraz ölmesem.

İbrahim Tenekeci

zar+tutuyorsun Bir Ki Deneme

Söyle Bana, Çıplak mıdır Gül

Söyle bana, çıplak mıdır gül,
ya da başka giysisi mi yoktur?

Niçin saklar ağaçlar acaba
köklerinin görkemini?

İşiten var mıdır ki
suçlu bir arabanın vicdan azabını?

Yağmur altındaki bir trenden daha hüzünlü
başka bir şey bulunur mu ki dünyada?

Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy

ciplak+midir+gul Söyle Bana, Çıplak mıdır Gül

Kim Çalışır Toprakta Daha Çok

Kim çalışır toprakta daha çok
insan mı yoksa mısırın güneşi mi?

Kim sever toprağı daha fazla
çam ağacı mı yoksa gelincik mi?

Hangisini yeğlemeli
orkideleri mi yoksa buğdayı mı?

Niçin bunca görkem çiçeğe
ve sadece lekeli altın buğdaya?

Yasal bir şekilde mi gelir
yoksa kaçak bir mevsim midir güz?

Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy

pablo+neruda Kim Çalışır Toprakta Daha Çok

Büyük Sevinç

(XX)
Peşinde seğirttiğim gölge, henüz benim değil

*

Ne kitaplar beni ağulasın diye yazdım,
Ne de zambak peşinde koşan;
Acemi çaylaklar için!
Ayı ve suyu dileyen
Basit kişiler için yazdım:
Düzen isteyen, ekmek ve şarap isteyen
Alet ve gitara isteyen
Basit halklar için
Halk için yazdım,
Şiirimi köylü gözleriyle okuyamayan.
Yaşantımı zehir zıkkım eden hava
Ve bir satır, kulaklarına ulaşacak bir gün:
İşte o zaman,
Başını kaldıracak basit emekçi
Ve taşlarla dövüşen madenci gülümseyecek
Alnını kaldıracak kürek işçisi
Ve şahane balığın pırıltısını daha iyi görecek
Balıkçı;
Ve elleri tutuşacak
Ve biraz yıkanınca
Kokulu sabunlar içindeki çarkçı
Bakakalacaklar şiirlerime
“Belki bir arkadaştı” diyecekler

*

Başka taç istemem,
Bu bana yeter!

*

Çıkınca fabrika ve madenlerden,
Şiirim toprağa karışsın istiyorum
Zulüm gören insanın zaferine, havaya.
Ve genç bir delikanlı,
Ağır ağır ve madenlerle ördüğüm yaşamı
Açınlasın diyorum
Köşe bucak saçılan bir kutu gibi.
Doldursun ruhunu içine
Ellesin fırtınalara.
Benim de şen olsun yüreğim
Boralı yüceliklerde.

Pablo Neruda

buyuk+sevinc Büyük Sevinç

şiirler

ey ezilmişlik!
bir gün ben de ulaşacağım kapılarına.
yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım.
aşkın şiirini ve memuriyetini kuracağım
ve elbette bitecek zamanla edebiyat tarihi
sevdanın ve alkolün kahramanlığı er mektupları
gurbetin yüreğimi dağlayan diktatörlüğü.

sevgilim acemi bir karanfil gibi açıyor
her sabah şehrin yanaklarında
bense her gece sıkıntıdan ve yeminden
elbiseler biçiyorum, namussuz ve onurlu sevdalar
dağları dağları da deliyor yalnızlık

ışıdım yoksulluğa, perişanlığa.
uykusuz kamyonlar çizdim gecenin alnına
devşirme köyler, puslu kasabalarda dolaştım.
kaç yıl
umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim
yorgunluğu
sokakların dilber ellerinden öptüm
saçlarını okşadım dağların
ve kuşlar bile uğramazken karanlığıma
şimdi hey desem şehri saçaklarından sarsıyor yalnızlığım

eğil yüzüme sevgilim, çöz iplerini
o uslanmaz hayvanlığımı utandır, bırakılmışlığımı çınla
çünkü doymuyorum abazanlığıma pazar
mecmuaları, şahane çirkinliğim ve hülyalarımla
ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık.

Refik Durbaş

sarabi+sev+tutunu+incitme şiirler