Bir Ki Deneme

zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi.

pır pır diye ses çıkardı yürürken yüreğimden
denizleri sulardım tozmasın diye deniz
sporu çok severdim çiçeğe yem vermeyi
kuşlara binerdim ve kaçardım basından
bak buraya yazıyorum diye milyar kelimeyi
ziyan eden de bendim hem de hiç sıkılmadan.

güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş
keşke biraz ölmesem.

İbrahim Tenekeci

zar+tutuyorsun Bir Ki Deneme

Söyle Bana, Çıplak mıdır Gül

Söyle bana, çıplak mıdır gül,
ya da başka giysisi mi yoktur?

Niçin saklar ağaçlar acaba
köklerinin görkemini?

İşiten var mıdır ki
suçlu bir arabanın vicdan azabını?

Yağmur altındaki bir trenden daha hüzünlü
başka bir şey bulunur mu ki dünyada?

Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy

ciplak+midir+gul Söyle Bana, Çıplak mıdır Gül

Kim Çalışır Toprakta Daha Çok

Kim çalışır toprakta daha çok
insan mı yoksa mısırın güneşi mi?

Kim sever toprağı daha fazla
çam ağacı mı yoksa gelincik mi?

Hangisini yeğlemeli
orkideleri mi yoksa buğdayı mı?

Niçin bunca görkem çiçeğe
ve sadece lekeli altın buğdaya?

Yasal bir şekilde mi gelir
yoksa kaçak bir mevsim midir güz?

Pablo Neruda
Çeviren: İsmail Aksoy

pablo+neruda Kim Çalışır Toprakta Daha Çok

Büyük Sevinç

(XX)
Peşinde seğirttiğim gölge, henüz benim değil

*

Ne kitaplar beni ağulasın diye yazdım,
Ne de zambak peşinde koşan;
Acemi çaylaklar için!
Ayı ve suyu dileyen
Basit kişiler için yazdım:
Düzen isteyen, ekmek ve şarap isteyen
Alet ve gitara isteyen
Basit halklar için
Halk için yazdım,
Şiirimi köylü gözleriyle okuyamayan.
Yaşantımı zehir zıkkım eden hava
Ve bir satır, kulaklarına ulaşacak bir gün:
İşte o zaman,
Başını kaldıracak basit emekçi
Ve taşlarla dövüşen madenci gülümseyecek
Alnını kaldıracak kürek işçisi
Ve şahane balığın pırıltısını daha iyi görecek
Balıkçı;
Ve elleri tutuşacak
Ve biraz yıkanınca
Kokulu sabunlar içindeki çarkçı
Bakakalacaklar şiirlerime
“Belki bir arkadaştı” diyecekler

*

Başka taç istemem,
Bu bana yeter!

*

Çıkınca fabrika ve madenlerden,
Şiirim toprağa karışsın istiyorum
Zulüm gören insanın zaferine, havaya.
Ve genç bir delikanlı,
Ağır ağır ve madenlerle ördüğüm yaşamı
Açınlasın diyorum
Köşe bucak saçılan bir kutu gibi.
Doldursun ruhunu içine
Ellesin fırtınalara.
Benim de şen olsun yüreğim
Boralı yüceliklerde.

Pablo Neruda

buyuk+sevinc Büyük Sevinç

şiirler

ey ezilmişlik!
bir gün ben de ulaşacağım kapılarına.
yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım.
aşkın şiirini ve memuriyetini kuracağım
ve elbette bitecek zamanla edebiyat tarihi
sevdanın ve alkolün kahramanlığı er mektupları
gurbetin yüreğimi dağlayan diktatörlüğü.

sevgilim acemi bir karanfil gibi açıyor
her sabah şehrin yanaklarında
bense her gece sıkıntıdan ve yeminden
elbiseler biçiyorum, namussuz ve onurlu sevdalar
dağları dağları da deliyor yalnızlık

ışıdım yoksulluğa, perişanlığa.
uykusuz kamyonlar çizdim gecenin alnına
devşirme köyler, puslu kasabalarda dolaştım.
kaç yıl
umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim
yorgunluğu
sokakların dilber ellerinden öptüm
saçlarını okşadım dağların
ve kuşlar bile uğramazken karanlığıma
şimdi hey desem şehri saçaklarından sarsıyor yalnızlığım

eğil yüzüme sevgilim, çöz iplerini
o uslanmaz hayvanlığımı utandır, bırakılmışlığımı çınla
çünkü doymuyorum abazanlığıma pazar
mecmuaları, şahane çirkinliğim ve hülyalarımla
ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık.

Refik Durbaş

sarabi+sev+tutunu+incitme şiirler

Güz Erken Geldi

Güz erken geldi,sen gelmedin
gelecektin,ben sigarayı bırakacaktım
nikotin bantları yerine
yağmuru akıtacaktım damarlarıma
Bir de intiharını ihtiyarlığımın
Gençliğimin geçmiş baharlarını bir de…

Çocuklar körebe oynamak için yağmurla
gülüşleriyle donatacaklardı sokakları
kanatları gümüşten bir serçe
çocukların körebesi olacaktı

Ben uçurtması olacaktım serçelerin

Memelerinin billurdan gökkuşağı
gecelerimi kuşatacaktı
alnından öpecektim karanlığın
senin uzundan da uzun çığlığından
kirpiklerinin karasına sinmiş
kokundan ve korkundan bir de…

Ah! sana dokunmanın yangını
zemheride buza kesmiş sular misali
sana yorganı olmanın sevdanın
yak ucundan saçının en ince teline
öpmenin,öpüşmenin,koklaşmanın
dudaklarıyla öpecektim seni

Rüzgarın kollarıyla saracaktım
bedenime dar gelen bedenini…

Sen gelmedin,güz erken geldi
gölgem pencere önlerinden
ara sokaklarına düştü karasevdanın

Kalbim hüzün ve kedere…

Gelişini bekliyorum şimdi
gidişini özlediğim gibi…

Kara kuytusunda sevişmenin
şehvetiyle emziresin diye beni
kara urganıyla boğasın diye beni
kara karanlığında unutasın diye beni

Güz erken geldi,sen gelmedin.

Refik Durbaş

guz+erken+geldi Güz Erken Geldi

Birlikte Yalnızlıklar

Varlığın bir saldırma değilse yorulursun ölmekten
yaşamak dediğin anlamlı bir sıkıntı
ve yıkılmak elbette bir çocuk hırpalanınca

Hep alıngandır ağzındaki şarkılar
bir sabah yaz gümbürtüyle biter, böyle başlar uzaklık
söylenerek anlamaya başlarsın her sağanağı.

Şımarık kiraz ayı, yanında ipek bulundurur
sesin uzun olsun. Yoksa duygular kırışır
bir pusu gibi kurarlar seni.

Soyunuksun hayata. Gelmek gibi gidersin
aşk içinde biriktirirler seni. Aşk!
Yepyeni bir kalkışma. Kendini bu sıtmaya bağışla
buluşturan gökyüzünden.

Eteklerin şehla ama sen derinsin sevgilim
son yağmurda kuşlarını hızlandır.
Aşkla soğutulmuş gecelerdesin,
suya iniyor aklındaki geyikler
yaran durmadan açılıyor
ve oldukça gürültülü kapital

Bir elmadasın, çekirdeğin daha içerde.

Veysel Çolak

birlikte+yalnizliklar Birlikte Yalnızlıklar

Giz

Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
yüzünüz gibi değişe değişe maskeler edinen
eskiler edinirken bir Akdeniz günlüğü
suya yazıldığı için sönen ateşten sevgililer…
Kanım bitti, ayrıldım kendimden. Buluştum
nedense korku ve merak, birdenbire karanlık.
Ayrıldım kendimden, anladım tenin verdiği sözü
sonra uzaklıklar ve gökyüzü
mağaralar, yukarı Fırat kolu
kaos ve delta…
Vuruldum, bütün şairlerde ihaneti gördüm
büyük yalanı. Bildim her günün sıkılmak olduğunu
bildim bir ölüm unutmadı doğacak olanı.
Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
eskittiniz birbirinize sürte sürte beni
bölündüm, kimse bilmiyor o kocaman yalnızlıkta
dili kesiktim, bir azınlıktım kendime

Veysel Çolak

giz Giz

Terleten Kelimeler

Kalabalık bir aşk bu, ortasından bir halk geçiyor
başlatarak kentleri alacakaranlıktan. Ama konumuz gökyüzü
eski bir uygarlık gibi insan. Çağ denilen morg zamanı.
Şimdi bu uykudan ayrılsam; yaşatan yanılgılar
küflü bir tarih, anıları yoran fotoğrafın arabı
duygusal kaçak tütün. Buluşur acılar değişiriz
yanlışımız aşk, konumuz bir kaçağın korkusu
oturur bir yangının dibine, terli sözcükler düşünürüz.

Kalabalık bir aşk bu, ortasından bir halk geçiyor
Yanağı karanfil bir annemi sevmiştim küçükken
alanlar kucakladı onun yerine, çocuklara büyüdük
hep öğrenciydik. Lisede şiir defteri, fakültede slogan
ölümle selamlaşırdık caddelere çıkarak.
Bütün camlarda akan kanın buğusu, özlemin koyu gölgesi

şimdi yalnız bir güvercin annem, daha çok bir kemençe sesi
Yanılgımız aşk, bir halkın yüzünden siliniyor
hızlanıyor hayat, savruluyoruz, dağılıyor yeryüzü.

Denizdeki son yunus da ölüyor. Çalılıkta bir iki serçe
öksürerek ötüyor. Tüccar, işçilere bir günü kırdırıyor
kovalıyor beni yaşadıklarım, o bahar yorgunluğu
bulduğum anlamsızlık, arkadaşlarımın keskin yanılgıları.

Yanlışımız aşk, tam ortasından bir halk geçiyor.

Veysel Çolak

yetersiz+kelimeler Terleten Kelimeler


İki farklı GÜLE GÜLE hikayesi..

KADIN:
“O gün, son kez görmeye gittim O’nu.. Son kez, çünkü ; artık daha fazlasına gücüm kalmamıştı.. O’nun, o aslında herşeyin farkında olup ,bilmezden gelen tavrı ,bütün cesaretimi ve gücümü emiyordu adeta..
O geceyi düşünüyordum.. Adına” gurur” dedikleri o aptal kalkanı, ayaklarımın altında eze eze karşısında dikilişimi.. Ağlamamak için var gücümle çenemi sıkarak, dişlerimin arasından dudaklarımı parçalarcasına sızan ” seni seviyorum” cümlesini..
Bu cümleyi bekliyormuşcasına, kayıtsızca bakıyordu yüzüme.. O’nu öldürebilirdim. Yemin ederim.. Bu kadar umursamaz durabildiği için, O’nu gözümü kırpmadan öldürebilirdim..
Ayağa kalktı, yavaşça yanıma yaklaştı.. Gözlerimi kapattım.. Yüzüme değecek bir dokunuş yada nefes için neler feda etmezdim.. Ama , hayır… Buz gibi, inişi çıkışı olmayan bir sesle;”kafan karışık senin, geç oldu hem, hadi seni eve bırakayım” dedi sadece..
Utanmamıştım.. Hayır, hissettiğim şeyin adı utanmak değildi.. O’nun karşısında soyunmaktan, zaaflarımla çırılçıplak kalmaktan hiç utanmamıştım.. Hissettiğim şey ; Belki öfke.. Yada, Çaresizliğin verdiği saldırganlık ..Nefret ediyordum O’ndan..
Tek kelime etmeden çıktım evden.. Arkamda ne bir ses, ne bir seslenen..
Bir daha aramadım.. O da aramadı.. Zaten , ben aramadıkça , O beni asla aramazdı..

Aylar sonra yeniden karşımdaydı..Gözlerinde ne bir şaşkınlık, ne sitem, ne özlem.. Hiç bir şey.. Sadece koca bir boşluk.. Arkasına düşüp paramparça olduğum koca bir boşluk sadece..
“Gidiyorum” dedim.. ” Bir teklif aldım.. Yurtdışından.. Sanırım buralardan biraz uzaklaşmak iyi gelecek bana..”
Dinliyordu.. Yani , sanırım dinliyordu.. Öylesine tepkisizdi ki.. Her zamanki gibi.. ” İlk etapta 2 yıl.. Herşey yolunda giderse belki de geri dönmem.. sonuçta benin burada tutan bir sebep yok nasılsa..”
– Hayırlısı..
Bu kadar işte.. “Hayırlısı..” Lanet olası bir “gitme” kelimesi ile yeniden doğabilecekken, “hayırlısı” ile bir kuyuya yuvarlanıyordum..

Bir an göz göze gelebilmek için yüzüne baktım…. Bir şeyler görebilirim, kuyunun dibini boylamadan tutunabilecek bir şey yakalarım umuduyla son bir hamle.. Nafileydi.. Gözleri yoktu.. Bana bakmıyordu bile.. Düştüm.. Paramparça oldum üstelik..
El sıkıştık..
Arkamı dönüp çıkarken, kendimce cezalandırdım O’nu.. “Seni seviyorum”umu kendime saklayıp, “Allahaısmarladık” dedim sadece..
Bunun bir avuntu olduğunu ve Onun için hir birşey ifade etmediğimi bir kez daha ilan eden son cümlesi , buz gibi, uzak ve soğuk , iki küçük kelimeydi..

GÜLE GÜLE…”

ADAM:
“Geleceğini hiç tahmin etmiyordum.. Kapı açılıp ta, Onu karşımda görünce.. Neyse ki masanın üzerinde, toparlanması gereken kağıtlar vardı.. Ellerimdeki telaşı farketmemesini umuyordum.. Farketmedi.. Neden ,bilmiyorum ama , nefesim daralıyordu..
O geceden sonra ilk görüşümdü O’nu..
O gece.. Karşımda küçük bir kız çocuğu gibi titreyişi..
Neden böyleydim ben?Ne hissediyordum O’na karşı? Birşey hissediyor muydum onu bile bilmiyorum.. Bu direncin sebebi hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu.. Ama olmasını
istediğim buydu.. Yada belki olması gerektiğine inandığım… Off.. Hiç birşey bilmiyordum.. Kendi , içimde tek başınalığıma o kadar alışmıştım ki; onu bozacak en ufak bir ayak sesine dahi tahammülüm yoktu..
O ise, bütün inadıyla asla kıramayacağı bir kapıyı yumrukluyordu..Ellerinden sızan kanı görüyordum..Hiç birşey yapmadan, tek kelime etmeden öylece seyrediyordum.. Belki de birşey yapmak istemiyordum.. Ne o kapıyı açtım, ne kapıdan kovdum.. Sadece seyrettim, ellerini parçalayışını.. Kendimden nefret ediyordum.. Onun zaaflarını mı kullanıyordum yoksa?
O gece “kal” desem olabilecekleri biliyordum.. Teslimdi.. Bu teslimiyetten emin olmanın verdiği bir boşvermişlik miydi acaba? “Kal ” demedim Ona..

Neydi? Neyimdi? Hiç düşünmedim.. Sormadım kendime.. Bir defa bile kulak vermedim kalbimin sesine.. Kalbi dinlemek tehlikelidir.. Acıtır insanı.. Bunu tecrübe etmesem de, inandığım doğru buydu.. Belki de bir kalbim bile yoktu benim..
Gitti.. Öylece kala kaldım odanın ortasında.. Boğazıma takılma ihtimali olan yumruktan korkup ,yutkunmadım bile.. Hislerim bir anda yok olmuş gibiydi.. Kaskatı kesilmiştim..
Hiç aramadım Onu.. Aramazdım zaten..Aramamalısın diye fısıldayan bir iç sesim bile yoktu..
Büsbütün silinmek üzereydi aklımdan.. Taa ki o gün..
Yeniden karşımdaydı işte..Güçlü kadın rolü oynayan , küçük, küçücük kız çocuğu (m).
“Gidiyorum” dedi.. Ve peşinden bir sürü başka şeyler.. Kulaklarım uğulduyordu.. Hiç birşey duymuyordum artık.. Kulaklarımdan beynime aynı anda binlerce darbe vuran tek bir kelime tarafından yutuluyordum: “Gidiyorum..”
Bu halimi hiç sevmemiştim….Korkuyordum.. Kontrolümü kaybetmekten korkuyordum ..
“Hayırlısı” dedim sadece.. Kuru , kupkuru bir “hayırlısı”.. Kalbimden geçenin ne olduğunu bile bilmiyorum.. Dinlememeliydim onu..
Bakışlarındaki öfke miydi? Yoksa acı mı?
Ne olduğunu anlamak için bakacak olsam beni görecekti.. Beni gördüğünde, gözlerimde görmesi muhtemel şey.. Yok .. Bu ölmek demekti.. Bakmadım gözlerine..
El sıkıştık.. Avuçlarım daha önce bu kadar acı çekmiş miydi?

Arkasını dönüp gitti..Fısıltı halinde odaya bıraktığı “Allahaısmarladık” cümlesine,neden bilmiyorum ama sanki ruhsuz bir “güle güle ” ile cevap vermeliydim.. Yapmam gerekeni, gerektiği gibi yapmıştım işte..

GÜLE GÜLE…

………………

(Dış/Dündüz/Adam-Kadın)

Kadın, gözlerindeki sağanağa yakalanmamak ve yakalatmamak için koşarak iner merdivenlerden.. Adamın içinde, kendi kendisine bile adını sormaktan kaçacağı isimsiz bir boşluk kalır..

Dilek Kartal
iki+farkli+gule+gule+hikayesi İki farklı GÜLE GÜLE hikayesi..