Aklımla kalbim arasına sıkışmış bir şeyler var

Aklımla kalbim arasına sıkışmış bir şeyler var,
Belki bir grup hücremsi
Kabul görmeden türemeye hevesli.
Bir tür ur olsa gerek.
İyi huylu mu diyorum.
‘yok yok’ diyorsun, ‘huyu iyi olsa böyle hastalıklı düşünceler saçmazdı
Ve de kalbini gereğinden fazla attırmazdı.’

Fesleğenler aldım saksı saksı.
Elim içlerinde dolaşıyor akşamdan sabaha.
Ellerim… Ellerim hep fesleğen koksun istiyorum.
Aslında ben çok korkuyorum,
Ya kokun hiç gitmezse elimden…

Uyku bağımlısıydım bir zaman.
Sonra sen geldin.
Şimdi bağımlılığım uykusuzluğa.
Acaba seni artık sevmediğim için mi,
Tüm olumsuzluklar bir arada?

Ramazan diyorlar, sabahtan akşama aç duruyorlar.
E görüyorum, gün boyu aşkla doyuyorlar, ne anladım öyle oruçtan…

Biraz üzülsem her şey yoluna girecek sanki.
Biraz da rüzgâr esse keşke… Ben hazırım uçmaya.
Ben hazırım da… Yanlış uçağa mı bindim acaba?
Havalanmak yerine bir okyanus dibinde
Bulmayalım kendimizi, bu yaz gecesi.
Evet, evet, birazcık üzülsem her şey düzelecek sanki.
Saklandım ama sobelenmeye hazırım,
Hadi bulsan ya beni.

Bak şimdi! Zorlama! Hadi gitsene!
Gelme gözümün içine içine,
Git!
Yoksa ben tutamam kendimi
‘nasılsın’ diye sorarım, maazallah.
İnan ki sorarım, kaybol hadi.

Mavi Kuş

aklimla+kalbim+arasinda Aklımla kalbim arasına sıkışmış bir şeyler var

Aslı Gibidir

aslı’ya, bir.. bir yol ağzında

.
üç gün geçti yıllardır yok gibi
bir sesti oysa, günün solgun ışığından bir kesit
sessizliğe bürünmüş bir ölü dalga, kerem gibidir
anı olur, bahar gelir, kül olur yana yana
çağlanın çıktığı gündü diyelim
uzunca bir ayrılıktan sonra

basit şeyler için ödenmiş bedeller
kalbimdeki iyilikler
misal bir kitabı verdik matbaaya
başka bir kitap başladı yeniden

üç gün geçti hep o varmış gibi
şişli’deydik; ama sanki viyana’da bir akşam
bira bahçeleri, isli yanık köprüler
duvarlarına melek resimleri çizilmiş yapılar
bulmuştum teninde, hanımefendi sokaklar

ayrılık, aramızda saçları liseli bir kızın
ay ışığında geceleri varmış, veda öpücükleri
balkona çıkıp barış manço’dan şarkılar söylermiş
ne yapsam da ebrusunda gül işleri, gülümseyişleri

üç gün geçti yüzüme düşen bir yaprak rengi
ölenlerin telefonlarını saklıyorum, pardon söylemem
bir gülün açarken hatırladıkları düşüyor aklıma
fakat işte sinemalar, iş hanlarının tarihi, biralar
yeniden aşık olunur, bu ne demek, her şey güzel
sonra yine parmaklar, saçlar, başrolde kim
yani ipini kendi çeken bu hayal, pardon hayat
bana fazlaca dokunuyordu sevgilim

ayrılık aramızda yaz günleriymiş tenha
buruşuk ama tertemiz çamaşırlar
tokalara takılı kalmış saç telleri
çekilmemiş ağrılı bir diş, kıyıyı nakışlayan yosun
bitlis’te bir askerin tren düdükleri
şimdiye dek düzelttiğim, dizdiğim bütün kelimeler
ne diyeyim ki; bu aşk, bu hüzün, bu keder

basit şeyler için ödenmiş bedeller
kalbimdeki iyilikler

şimdi bir kitabı verdik matbaaya
başka bir kitap başladı yeniden
üç gün oldu bir düş gibiymiş zaman, iyiyim
biliyorum bir ağaç aslı gibidir, benzemez hüzne
bir dal, asılı kalır da sessizliğe ölmez kimse
bir pencere aslı gibidir yani, açılır uzak bir iskeleye
yakın dursan biraz daha, kendini, hayatı sevdirsen

üç gün geçti, üç yıl geçti sanki içimden

Onur Caymaz

asli+gibidir Aslı Gibidir

Beni Bu Havalar Mahvetti

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.

Orhan Veli

beni+bu+havalar+mahvetti Beni Bu Havalar Mahvetti

Giderayak

Handan,hamamdan geçtik
Gün ışığındaki hissemize razıydık
Saadetinden geçtik
Ümidine razıydık
Hiçbirini bulamadık
Kendimize hüzünler icadettik
Avunamadık
Yoksa biz…
Biz bu dünyadan değil miydik?

Orhan Veli

giderayak Giderayak

“36 yaşında, en verimli çağında ölen Orhan Veli, özgeçmişini, şiirine içselleşmiş olan humour’uyla şöyle özetlemiştir: ‘1914’te doğdum.1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya,10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rıfat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım.17 yaşında bara gittim.18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok aşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim’.”

Sevginin Adları

Ey insanlar, kulağım âşık oldu diri birine
Gözden önce kulak âşık oldu, bakın şu işe.

Senden başkasına olan sevgim bakışla doğuyor
Ancak senin sevgindir ki konuşmayla doğuyor

Arzum yalnız kalmaktır onunla onu elde etmek için
Arzum onun bakmasıdır gözlerimin içine derin derin.

Varlığım sevgilimin peşinde tükendi gitti
Gözlerim ona bakamaz oldu

Bir gün ona bakacak olsa gözlerim
Kurbanı olur ölürüm o huri güzelin

Onu görünce birden bire
Takıldım o güzel gözlerine

Sabaha kadar bütün gecem büyülü geçti
âşık oldum birden, mecnuna döndüm seher vakti

Ah! ihtiyattan doğan sakıncalar!
Keşke tedbirim koruyabilse beni

Kaza ve kaderin hükmünden
Oysa tam tersine aşk deryasına düşürüyor beni
Ey Tanrım, kim bu güzel varlık? Aşkıyla yaktı beni

Bu utangaç gürelin güzelliği
Ey güzelliği ceylan güzelliği olan sevgili

Aşk şarabıyla gideriyorsun susuzluğumu
Dik dik baksan ya da şefkatli gözlerle ne çıkar

İnsanın aklını başından alıyorsun sen
Karanlık içinde parlayan bir yıldızsın sen

Senin aşkından dağılıyor kara bulutlar
Nefesi benziyor misk kokusuna

Ki dağıtıyor çok tatlı çok hoş bir koku
Sanki o bir kuşluk güneşi
Sanki o parlıyor gökte gümüş rengi ay gibi

Aydınlanınca hava o görünüyor ilk kez
Agoran şafakta sabah ışığı oluyor sanki o

Onu kaybeder kararınca hava
O güzelin kara saçlarına benzeyen karanlıkta

Ey sen karanlık gecede parlayan ay
Gel yanıma, yak bütün varlığımı, aydınlat gönlümü

Işıklarla doldur gözlerimi ki seni göreyim
Çünkü bana kalan yalnızca gözlerimdir benim

Duyduğum aşk cazibesinin gerçek temeli
Sesini duyuşumdan ileri geliyor yüreklendiriyor beni.

Kulağım âşık gözüm âşık
Bakışlar ve duyuşlar arasındaki aşk ne kadar farklı

Kulağım âşık oldu sevgilimin sözlerine
Gözüm âşık oldu sevgilimin gözlerine

Gelirse sevgili bir gün, göz görür âşık olur
Doyamaz sevgiliye bakmaya bakışıyla mutlu olur

Kulak dinler mest olur gelirse sevgili bir gün güzellik suretinde
Başka şey duymaz Zeyneb’e âşık olur

Tuhaf ama Zeynep’te bir oldu
işitme ve görme duyusu.

Muhyittin İbn-i Arabi / İlahi aşk

sevginin_adlari Sevginin Adları

Hoh’ladığım camda

Hoh’ladığım camda
ne kadar kalır;
yazılı adım?

İhsan Üren

haiku Hoh'ladığım camda

ne kadar yakınsın?

Denize yağan yağmur
uzakta: sen
ne kadar yakınsın?

Matsuo Basho

denize+yagan+yagmur ne kadar yakınsın?

üzgün kuşlar

Selvinin ucundan
Deniz’e batan Güneş-
üzgün kuşlar

Matsuo Basho

uzgun+kuslar üzgün kuşlar

Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey

Niye ölmemeli öyleyse
Yaşamak mutlu bir devinimse.

Ölüsünü bekliyor Ruhi Bey
Bir yanda Ruhi Bey bir yanda ölü
Ve görmemek ister gibi ölüyü
Oturmuş bir iskemleye.

Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini.

Getirdiler beni sayrılar evine bir sabah
Asansörle yukarı çıkardılar
Tertemiz bir yatağa yatırdılar – ben böyle istedim böyle oldu –
Oda numaran 283’dü aklımda doğru kaldıysa
Pencereden tepeler görünüyordu, bulutlar ve birtakım kuşlarla devinen tepeler
Yakınımdan geçiyordu bazı kuşlar da
Beyaz bir saat asılıydı duvarda. Duvarın her yerinden
Bembeyaz saatler asılıydı
Ve her şey o kadar beyazdı ki, ayrıntılar
Yılların eklem yerlerini gösteriyordu sanki
Ve bütün eklem yerlerinde koskocaman bir ölü
Ruhi Beyin ölüsü
Hepsi de ur gibi beni
Sarmıştı ur gibi Ruhi Beyi
O gün sigara içtim akşama kadar
– İkinci gün aldılar sigaramı –
Ve saatler biraz sarardı
Sarardı bütün ayrıntılar.

Ve otuz sekizin altına düşmedi ateşim
Yataktan kalkamadım
O gece uyuyamadım sabaha kadar
Koridorlarda ayak sesleri, bağrışmalar
Kapı gıcırtıları ve acayip sesler

Bilmem böylece kaça çıktı beklediğim ölüler.

Üçüncü gün kan şişeleri, tüpler, serumlar
Doktorlar, hastabakıcılar
Aralıksız girip çıkmalar
Gidip gelmeler
Tepelerden pencereye akan kuşlar
Pencereye sıvanan kuşlar
Ve benim mutluluğumun altında
Kararıp yitti bütün ayrıntılar
Bir daha görünmedi
Ve artık hiç görünmeyen
Şişeler, tüpler, serumlar.

Ve o gün ilk defa ölüsünü gördü Ruhi Bey
Soğumuşgövdesini gördü
Donuk gözlerini, durmuş kalbini
Gördü neye benzerse bir ölü.

– Ben Ruhi Bey nasılım
– Mutlusunuz Ruhi Bey.

Yarın gazetelerde çıkacak ilanlarım
Ruhi Bey öldü
Bu ölüm töreninde mutlaka bulunacağım
Bir daha görmek için ölümü
Çelenkler yığılacak avluya
Ki benim sayısız ölülerime
Yaldızlı yapraklarını kıpırdatarak bakacaklar
Sevgiyle
Ve babam elinde gümüş kırbacıyla
Bir başına bir ölü
Annem bir limon görüntüsünün önünde giyinmiş ölümlüğünü
Ölüler halinde duracak onlar da
Dışımdaki ölüler, içimdeki ölüler
Bir alaşım halinde, donuk güneşin altında
Ve benim mutluluğumun altında
Akıp gidecek bütün kötülükler
Ölümün armaları gibi
Akıp gidecekler en sonunda

Niye ölmemeli öyleyse
Yaşamak mutlu bir devinimse.

Koro

(Çiçek sergicisi, meyhane garsonu, meyhane patronu, kürk tamircisi Yorgo,
Hayrünnisa, genelev kadını, otel katibi, cenaze kaldırıcısı Adem, akordeoncu
kadın, emekli postacı, vb.)

Çelenklerimizle geldik, yoktunuz
Ara sokaklarda, pasajlarda aradık, yoktunuz
Meyhanelere baktık, otellere sorduk, yoktunuz
Nerdesiniz, Ruhi Bey?

Ruhi Bey

O kadar bekledim ki, geliyorum
Ölümümü bekledim, geliyorum
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Bekledim geliyorum.

Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey
Ölümü gömdüm, geliyorum
Bir sonbahar günüydü, geliyorum
Güneşler buz gibiydi, geliyorum
Ve bütün kötülükler
Ölümün armaları gibiydi
Size anlatırım, geliyorum.

Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
Havuzun kırık taşlarını – siz bilmezsiniz –
Limonluğu ve kırmızı konağı – siz bilmezsiniz –
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi – siz bilmezsiniz –
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz –
Gömdüm ben, geliyorum.

Koro

İyi biliriz sizi biz, iyi biliriz
Nerdesiniz Ruhi Bey.

Ruhi Bey

Gömdüm hepsini, geliyorum
Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.

Koro

Peki ya sonuç, Ruhi Bey, ya sonuç
Biz sizi tanımaz mıyız
Siz ne yaparsınız bundan sonra, biz ne yaparız
Bir bütünün parçalarıyız, bir bütünün parçalarıyız.

Ruhi Bey

Sonuç mu dediniz, ne dediniz, ne dediniz
Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum
Ben yalnız ölülerimi gömdüm, geliyorum.

Koro

Doğrusu anlamıyoruz Ruhi Bey
Her insan biraz ölüdür
Biz ki bir bütünün parçalarıyız, biliriz
Her insan biraz ölüdür.

Ruhi Bey

İnsan yaşıyorken özgürdür
Yaklaştım iyice, geliyorum.

Koro

Her insan biraz ölüdür
Biz de biraz ölüyüz.

Ruhi Bey

Ölüler ki bir gün gömülür
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler
İnsan yaşıyorken özgürdür
İnsan
yaşıyorken
özgürdür.

Edip Cansever / Ben Ruhi Bey Nasılım. (1976)

dusluyor+olumunu+ruhi+bey Düşlüyor Ölümünü Ruhi Bey

İçimizdeki Şeytan

Böyle bir seyin üzerinde uzun uzun durmamın sebebi, olayların içindeki şiirin bana görüntülerden daha çok dokunması, savaşı daha iyi anlatmasıdır.
*
Marthe’ye duyduğum aşkla, Rene’ye, anne ve babama, kardeşlerime duyduğum sevgi azalıyordu.
*
…onu bir daha göremeyeceğimi zannederek, artık onu düşünmemeye çalıştım, tam da bu yüzden, ondan baskasını düşünemedim.
*
Babam ve kardeşlerim sıkılmışlardı, ama umurumda değil ki! Mutluluk bencildir.
*
Yolun yavaş yavaş bittiğini ve hiçbir şey olmadığını acı acı görüyordum.
*
Nişanlısını o kadar çabuk unutmuştum ki, on beş dakikalık bir yürüyüşten sonra, bu odada onunla birlikte bir başka erkeğin yatacağını hatırlatsalar, şaşar kalırdım.
*
Bu ateş ve onun da benim gibi bir tarafı yanana kadar diğer tarafına dönmemesini görmek hoşuma gitmişti.
*
İki elini boynuma dolaşmıştı; bir deniz kazasında bile bir şeye bu kadar sıkı tutunamazdı.
*
    Ama daha beteri oldu. Babam susuyordu; sonra, hiç sinirlenmeden, hatta her zamankinden daha yumuşak bir sesle bana sordu:
   “Peki şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?”
   Gözlerimden akmayan gözyaşlarım, tıpkı bir arı kovanı gibi kafamın içinde uğuldadı. Bur irade karşısında, güçsüz olmama rağmen direnebilirdim. Ama böyle bir yumuşaklık karşısında, sadece boyun eğebilirdim.
   “Bana neyi emredersen onu.”
   “Hayır, bana yine yalan söyleme. Her zaman istediğin şeyleri yapmakta özgür bıraktım seni; aynı şekilde devam et. Sanki bunun için beni pişman etmek gibi bir niyetin var.”
*
İkimizde susuyorduk. Bunu mutluluğun bir kanıtı olarak görüyordum.
*
Kendimi Marthe’ye o kadar yakın hissediyordum ki, aynı anda aynı şeyleri düşündüğümüzden emin olduğum için, onunla konuşmak saçma geliyordu, çünkü bu tıpkı yalnızken yüksek sesle konuşmak gibi.
*
Öfke gözyaşlarım, keder gözyaşlarımla karışıyordu. Tuzağa düşen bir kurdun öfkesi, ona tuzak kadar çok acı verir.
*
İlk öpücüğün tadı, tıpkı ilk defa yenen bir meyvenin yanılttığı gibi yanıltmıştı. En büyük keyifleri yeniliklerde değil, alışkanlıklarımızda buluruz. Birkaç dakika sonra Martha’nın dudaklarına alıştım, kendimi onlardan ayıramıyordum.
*
O kadar gözüm dönüyordu ki, teninin görünen noktalarını ısırıp, annesinin bir sevgilisi olduğunu düşünmesini istiyordum.
*
Seven, her zaman sevmeyenin canını sıkar.
*
Aşkım bana ne kadar tam görünürse görünsün, daha sadece ilk çağlarını yaşıyordu. En ufak engel karşısında sarsılıyordu.
*
    Aşkı ve aşık olmayı insanın omuzlarındaki bir yük olarak değerlendiren Rene, Marthe’ye olan tutkum yüzünden benimle alay ediyordu. Bu laflarına katlanamadığım için, nankörlük ederek. Marthe’ye olan duygularımın aslında gerçek olmadığını söyledim. Son zamanlarda bana karşı zayıflamış olan hayranlığı, o anda birden arttı.
*
   Hiçbir şey insanı aşk gibi saramaz. Aslında tembel değilizdir, çünkü bizi tembelleştiren aşktır. Aşk, tek gerçek saptırıcısının çalışmak olduğunu, belli belirsiz sezer. Hatta onu rakip olarak kabul eder. Oysa ki o hiçbir rakibe katlanamaz. Ama aşk faydalı bir tembelliktir, tıpkı ara sıra yağan bereketli yağmur gibi.
*
Kabul etmek gerekir ki eğer kalbin, aklın bilmediği sebepleri varsa, bu kalbimizin aklımızdan daha mantıklı olmasındandır.
*
Dün bu çocuğu iten ben, bugün onu sevmeye başlıyordum ve bu sevgiyi Marthe’ye olan sevgimden çalıyordum….Ne yazık! Marthe artık sevgilim değil, bir anneydi.
*
Svea’yı bir meyveyi arzuladığım gibi arzuluyordum, bir sevgili bunu kıskanmazdı.
*
Artık arkadaşlarım bile aklıma gelmiyordu; hatta onlardan uzak duruyordum, bizi yolumuzdan döndürmeye çalışarak yardımcı olduklarını sanıyorlardı.
*
İçimden, kendimi yine haklı çıkarmaya çalışıyordum. Marthe mırıldandı: “Onunla mutlu olmaktansa seninle mutsuz olmayı tercih ederim.” İşte bu hiç anlamı olmayan ve insanın söylemeye utandığı sevgi sözcükleri, sevgilinin ağzından çıktığı anda bizi sarhoş eder. Marthe’nin söylediklerini anlar gibi oldum. Fakat tam olarak ne demeye çalışmıştı. Sevmediğimiz biriyle mutlu olabilir miydik ki?
*
Felaket asla kabullenilmez. İnsana sadece mutluluk bir hak gibi görünür. Bu ayrılığa hiç isyan etmeden boyun eğerken cesaret gösteremiyordum.
*
Bir gün, öğlen vakti, kardeşlerim okuldan bağır çağıra gelirken, Marthe’nin öldüğünü duyuruyorlardı.

    Yıldırım bir insanı o kadar ani öldürür ki, acı çekmez bile. Ama bu yakınındakiler için acıklı bir görüntüdür. Ben bir şey hissetmezken, babamın rengi attı….Babam ağladığı için, ben de hıçkırıyordum. Annem bana sarıldı. Gözleri kupkuruydu, soğuk, sevecen bir sesle, sanki kızamık olmuşum gibi beni avutmaya çalışıyordu.
*
İçimizdeki Şeytan / Raymond Radiguet

Çeviren: Ceylan Özçapkın / Alakarga Yayınları

raymond+radiguet+le+diable+au+corps İçimizdeki Şeytan