Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır

Gerçekten bir şey oluyor burada. Gizemli bir şey.
Bir denizaltı kadar görkemli ve garip.
Gri bir günde camlardan yağmuru seyretmek.
Saydam yusufçuklar yavaşça uzaklaşıyor ve beni
sana getiriyorlar topaz tapınaklarda.
Sen bir güneş tanrısı gibi gülümsüyorsun.
Biliyor musun kaç yıl tek başınaydım ben
karmaşanın içinde. Bir türlü tutunamıyordum işte.
Bir tek senin yanında yürümüştüm ben
topaz bir günde ve suya yakın.
Geceleri üstümü örterdin. Sonra konuşmazdın hiç.
Uzun süre konuşmazdık. Gözlerinde kaybolurdum.
Bu suskunluk anlaşılır bir şeydi. Deniz
ve karanlık yerlerden geçen bir nehrin sessizliği gibi…

Biliyor musun bir şey oluyor burada. Garip bir şey.
Bulanık bir suda yokoluş gibi.
Gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor
ve beni kendime getiriyorlar yavaşça
beyaz odalarda…

Unutuşum başka bir sendi. Ben ölüyordum Tropiko.
Unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum.
Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralarda vardır çünkü…
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır… limon kokulu…
herşeye rağmen… yağmur kalan kadınlar vardır…

Ben iyiyim şimdi. Sen nasılsın?

Lale Müldür

yagmur-kokulu-kadinlar-768x1024 Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır

İşte Bunlar Aşktır

Aslında aşk yok… Ya da var. Kim tanımlayabilmiş, kim doğrusunu bulmuş?..

Görmüş geçirmiş, epeyce yaşamış kişiler diyorlar ki, insanın yaşamına bir sürü kişi girer; hatta belki aynı anda iki-üç kişi birden vardır. Ama bunca kişi arasında birkaçı için farklı duygular taşırsınız. Ötekiler sıradandır, birkaç kişi farklıdır, işte bu aşktır. Peki, öyle olsun ama neden bu birkaç kişi farklı? Bunun yanıtı yok. Çevrenizde karşı cinsten pek çok kişi vardır; hoşturlar, yakışıklıdırlar, size karşı çok iyidirler, ama belki de siz en az hoş olanına, size en az iyi davrananına ilgi duyarsınız. Sevişmek ve öpüşmek yani dokunmak bile, onunla farklıdır. Neden? Fizikten mi kimyadan mı? Ben bilemiyorum nedenini, bir bilen olduğunu da hiç sanmıyorum. Nasıl anlayacağız peki âşık olduğumuzu, hangisinin “farklı” olduğunu?

Şöyle:

* Yanınızdaki kişi horluyorsa, kaçıp gitmek veya onu tekmeleyip yumruklamak, gırtlağını sıkmayı istemek gibi duygular yerme, hafifçe dokunup öperek onu uyandırıyorsanız, bu aşktır.

* Aşık olduğunuz kişinin bir başkasıyla daha birlikte olduğunu öğrendiğinizde, hemen onu terketmek yerine ne yapalım, bundan böyle poligam yaşayacağız demek ki diye düşünmüşseniz, bu aşktır.

* Yemek yapmaktan nefret ettiğiniz halde, sevdiği bir yemeği hiç sıkılmadan pişiriyorsanız, bu aşktır.

* Ondan telefon beklerken yapmanız gereken işe konsantre olamıyor, bir kitaptaki cümleyi üç-dört kez okuyor, evden çıkamıyorsanız, bu aşktır.

* Seviştikten sonra hemen kalkıp giyinip eve gitmeyi ya da onun kendi evine gitmesini istemiyor da birlikte uyumayı istiyorsanız, bu aşktır.

* Gitmeyi çok arzuladığınız bir konser ya da bir eğlenceden, o istemiyor diye vazgeçiyorsanız, bu aşktır.

* Akşamı nasıl geçireceğinizi düşünürken, önceliği ona bırakıyor, ancak o olmadığında başka şeyler yapıyorsanız, bu aşktir.

* Uzun zamandır unuttuğunuz bir duyguyu, örneğin özlem duygusunu, yeniden anımsamıssanız, bu aşktır.

* En sevdiğiniz tatlıdan, yarısını değilse bile bir kaşık da ona verebiliyorsanız, bu aşktır.

* Onunla birlikteyken, işkembe çorbasını sarmısaksız içiyorsanız, bu aşktır.

* O, aşırı durumda nezle, öksürük ve gripken, geceyi onunla birlikte geçirmeyi başarabiliyorsanız, bu aşktir.

* Orgazm olamadığınız zamanlarda sinirlenmiyor, ona sarılıp uyumaktan da o ölçüde keyif alıyorsanız, bu aşktır.

* O asık suratlı, yorgun, sıkıntı içinde, hiç konuşmadan, gülmeden, sizinle ilgilenmeden oturduğu halde, siz de onun yanında uslu uslu oturup, o geceki partiyi kaçırdığınız için ah vah etmiyorsanız, bu aşktır.

* Tek eşlilikten hoşlanmadığınız, poligamiyi savunduğunuz halde birdenbire tek eşli oluvermişseniz, bu aşktir.

* Burnunda çıkan koca kırmızı sivilcenin onun güzelliğini bozmadığını düşünüyor, hatta arada bir uzanıp o sivilceyi öpüyorsanız, bu aşktır.

* Bir sevişme sırasında canınızı acıtınca, içinizden okkalı bir küfür savurmuyor, o can acısı sonucunda bedeninizde oluşan morluklara sevgiyle, arzuyla bakıyorsanız, bu aşktır.

* Yurt dışı gezilerinizde elinizde kalan son para ile kendinize parfüm alacak yerde, ona after-shave alıyorsanız, bu aşktır.

Duygu Asena
iste+bunlar+asktir İşte Bunlar Aşktır

Bugün İyi Uyanamadım Sevgilim

Bugün iyi değilim sevgilim,
İyi uyanamadım bu sabah,
Ağlarken buldum kendimi, yalnız ve hissiz…
Neye neden ağladım bilmiyorum dün gece
Ama bugün iyi değilim sevgilim
Sana uyanamadım bu sabah,
Garip bir heyecan var içimde,
Tuhaf bir titreme ellerimde,
Ellerim acıyor, gözlerim de…
Ben yine senin sesini duymayı bekleyeceğim, hep o aynı hevesle,
Bir su sesi arayacağım evde, uyanman için yine o ses çıkaran terliklerimi giyeceğim,
Uyanmana kıyamayacağım sonra, kapının önünden geçerken adımlarımı susturacağım…
Birazdan uyanacaksın,
Kapıyı açıp beni camın önünde bulacaksın
Ne düşünüyorum, neden düşünüyorum hiç anlayamadan
Öylece bakacaksın…
Yutkunacağım yine, hissiz bir günaydın dilimde,
Zar zor kalkacağım ayağa,
Dünya dönüyor oysa,
Her yer karanlık!
Bir bardak çay için bütün kutuyu boşaltacağım yine demliğe,
Ve belki de asla öğrenemeyeceğim yemeği pişirmeyi kısık ateşte,
Sofrayı kuracağım usul usul,
Kırarcasına tabakları raftan alacağım,
Sesi duyacaksın, “yine mutfakta sen varsın” diyeceksin,
Camlar açık olacak, bir karanfil sigarası kokusu olacak evde,
Boğulacaksın!
Bu anlaşılmaz halim, seni yoran bu suskunluğumdan boğulacaksın,
Gülümsemeye çalışacağım,
İçimde hiçbir sahtekarlık olmadan ama dudaklarımı da açmadan güleceğim,
Yine düşüneceksin, sabah sabah ne oldu diyeceksin,
Sofraya oturacağız, ben gelmeden asla kahvaltına başlamayacaksın,
Çayını dolduracağım, usulca karşına oturacağım,
Sen asla benim an be an seni izlediğimi anlayamayacaksın,
Huzur bulacağım sende… Yine!
Ama rüya bu ya işte, iyi uyanamadım bu sabaha sevgilim,
İyi de olamayacağım…
Her sabah herkese gülerek günaydın diyen kadın bu sefer ben olamayacağım…
Konuşmadan ya da anlamsız sözlerle çatal bıçak sesine karışacak kalbimin atışı,
Duyamayacaksın… Yine!
Zaman geçecek, saate bakacağız,
Hazırlanma vakti gelecek,
Birbirimizi görmeden tesadüfen seçtiğimiz aynı renkleri giyeceğiz,
Aynada kendime bakacağım,
Saçımdan, duruşumdan rahatsız olacağım,
Güleceğiz biraz bu halimize…
Belki biraz daha iyi olacağım,
Sabah hali diyeceksin,
Ben, hiç böyle uyanmazdım eskiden diyeceğim,
Karışacak aklım, kalbim aksayacak,
İyi olmaya çalışacağım…
Anahtarlar, camlar, elektrikler…
İçinde yaşanmışlık olan bir evde ne varsa her şeyi kontrol edeceğiz,
Mutlaka bir yerde bir hata yapmış olacağım,
Sen arkamdan ya bir camı ya da bir musluğu kapatacaksın,
Bu dalgınlığım, bu umarsızlığım beni o an yine senden habersiz kahredecek,
İnsanlar girecek günümüzün içine, aramıza, sözümüze,
Biz asla seninle yalnız kalamayacağız…
Kaldığımızda da asla “beni” anlayamayacağız…
Ve gece olduğunda ben bu sabahın tekrarlanmaması için dua edeceğim,
Sen Tanrı ile aramda konuştuklarımı asla duyamayacaksın,
O da beni anlayamayacak…
Sana da anlatamayacak…
Aramızda kalacak!
Gözlerimi kapadığımda nefesini duymaya çalışacağım,
Zamanın akması için yalvaracağım,
Her gece tekrarlanan bir yalnızlığın sabaha asla sağ çıkmayacağını anlatamayacağım sana!
Beni suçlayacaksın, seni hiç hesaba katmadan…
Ve belki de ben yine iyi uyanamayacağım yarın sabaha…
Ve sen yine anlamayacaksın!

Çisel Onat

bugun+iyi+uyanamadim+sevgilim Bugün İyi Uyanamadım Sevgilim

Aşk Bazen de Bir Kıyamama Hâlidir

– Biz, başımıza aşkın taşının düştüğünü bir mevsim geçtikten sonra fark ettik… Bir gün evi düzenlerken fark ettim. Bir de baktım ki, benden çok Yaman’ın eşyaları var… Küçük küçük poşetlerle sızmıştı… Aşk bir sızma halidir.

– Bizim Yaman’la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı… O, kalbini insanlara açarken de, onlara güvenirken de çok hızlıydı ve kırılması da doğal olarak aynı hızla olabiliyordu. Aktörlerin kalbi camdandır…

Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden ‘biz’ olabilme halidir… İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz…
– Ee bazen de sıkılırdık, hele üç beş aydır bir aradaysak birbirimizin gözüne bakardık, önce kim gidecek diye, böyle nefes molaları da verirdik… döndüğümüzde yepyeni bir enerji ve hasret bekliyor olurdu bizi… aşk bazen de bir kıyamama hâlidir…
– Böyle, bir şölen gibi, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor insana… Bu ateşle yanma hâli, o kadar derinden, için için yanıyor ki, dönüp bir başka ölümlüyü yakmaya içi elvermiyor insanın…
– Yaman’la her günümüz Sevgililer Günü’ydü… Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adamı daha analar doğurmamıştır… Biz birçok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, ne bileyim çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz’ı turlardık…
– Bugün eksik olan ne? Bu topraklarda aşk ve mutluluk kutsanmaz, ayrılık ve acı kutsanmıştır… Birlikteliklerdeki tutku kutsanmaz da, ayrılıktaki tutku kutsanır hep… Yaralarıyla mutlu olmaya daha yatkın bir kültüre aitiz biz..
– Öyle kadınlar ve erkekler tanıyorum… Risk almıyorlar… Aşk emniyetli bir şey değildir… Emniyetli olan sevgidir… Aşk ehlileşmez… Sakinleşemez… Öyle olursa akraba olursunuz…

Meral Okay
ask+kiyamama+halidir Aşk Bazen de Bir Kıyamama Hâlidir

Yaşam (ki) 15-21

15.
Yaşamına güçlülük verecek tek şey,
güç eksikliği duyman olacak
– ancak bunu duyarsan; yaşama güçsüzlüğü çekersen
güçlülük arayışına girebilirsin; onu da – belki –
elde edebilirsin – ama edemeyebilirsin de…

Yaşam hep ya daha yüksek güce yönelmiştir,
ya da daha derine batışa…

Yaşamın,
ya yükselme,
ya da batma
olacak.

16.
Yaşamının inişleri çıkışları olacak gerçi
(bir gün öyle, bir gün böyle…);
ama göreceksin ki, yaşayacağın temel oluşum,
düşüş olacak: yeteneklerinin daralması;
yapabileceklerinin azalması; yaşama yürürüşünün
tık-nefes kalması – yaşam yolunun kısalması…

Yaşarken, sürekli, düştüğünü göreceksin-
çeşitli yüksekliklerden çeşitli derinliklere…

Yaşamın, düşüşün olacak.

Ama bu demek değildir ki yaşamın boşunaydı; önce
yükselip sonra düşerek, bir hiç oldu: Zaten, bu
yüksekliklere çıkıp, bu derinliklere düşmen, senin
yaşamının getirdiği zorunluktu – sen, sen olarak,
ancak ve zorunlu olarak, o yüksekliklere çıkıp,
ancak ve zorunlu olarak, o derinliklere düşebilen
olacaktın – oldun da, oluyorsun da,
daha da olacaksın.

Yaşamın, zaten, buydu;
bu olacak
– sen zaten, busun;
bu olacaksın.

O yükseklikler ne denli yüksek,o derinlikler ne denli derin olmuşsa, olacaksa,
yaşamın da o denli yüksek; o denli derin olmuş
– olacak- demektir.

Yaşamın, yüksekliklerin ile derinliklerin arasında
gidip
gelecek.

Yaşamın,
yüksek ve derin
olacak.

18.
Yaşamını birşey beklemeden yaşayacaksın.

Ne çok şey beklediğini biliyorsun;
gene, bekleyeceksin onları (elinde değil bu);
ama beklentilerinin ne ifade ettiklerini,
ne anlama geldiklerini – beklediğin, beklediklerin de,
birgün tutup gelirlerse, onların da
ne ifade edeceklerini, ne anlama geleceklerini-
bilerek yaşayacaksın.

Ne beklediğini bilerek – ama, beklemeden – yaşayacaksın: en çok beklediğinin de, gelse bile birgün,
hiçbirzaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini
bilerek…

Yaşamın bir bekleme olacak – ama,
beklemeden yaşayacaksın.

19.
Yaşamın, beklediğinin gelmemesi – ki, işte:
senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen olacak.

20.
Yaşamın yalnızca anlaşılamaz, bilinemez olmakla
kalmayacak, yer yer, yaşanamaz hâle de gelecek:-

Garip çelişkili yönelmelerinle, kendini öyle durumlara
sokacaksın ki, içinden çıkılamaz bile değil, daha, içine
girilemez bile olacaklar.

Yaşamdan ne istediğini bilememekle de
kalmayacaksın — bakacaksın ki,
ne olduğunu bilmediğin şeyler istemişsin;
istediğinin ne olduğunu bilmedende,
ne olduğunu bilmediğin şeyler yapmışsın.

Çelişkili eylemlerinle hem kendini hem de ilişkide
olduğun kişileri öyle durumlara sokmuş olacaksın ki,
sen de onlar da, ne yapılabileceğini bilemediğiniz
durumlarda kalacaksınız.

Anlaşılamaz, bilinemez, giderek, yaşanamaz bir yaşam
yaşayacaksın — bunu, üstelik, ötekilere de yaşatacaksın.

Yaşam yaşanamaz olacak–
senin için de, ötekiler için de…

Yaşamı, yaşayamayacaksın-ız.

21.
Yaşamında en zor işin, kendi yolunu yürümek olacak
– ve, ilişkin olan, önem ve değer verdiğin kişilere, bunu anlatmak; Yaşamının, yaşadığın kadarıyla,
yalnızca senin yaşamın olduğunu; aynı şeyin
onlar için de geçerli olduğunu; ilişkide olmanın da,
bu temel gerekliği engellemediğini,
engellememesi
gerektiğini…

Ama, anlatamayacaksın ki…
– Çünkü, daha kendin bile gereğince
anlamamış olacaksın bunu…

Oruç Aruoba
yasam+ki+15-21 Yaşam (ki) 15-21

Yaşam (ki) 22-25

22.
Ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın:
duygusal olarak “unutulmaz bir an” denen
yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak,
tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka kişiyle
birlikte, herşey yaşadığında ( bir sevinç, bir acı…)
– o zaman gerçekten yaşarsın.

Ama bu “an”ları son derece seyrek yaşarsın
( kimi insanlar – çoğunluk? – bunları hiç yaşamaz
belki) : son derece de kısa… Gene de, bunların sağladığı
anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan
çölünü yeşertmeye yetecek.

23.
Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar,
bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak: uzaklardan gelip
geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar
– o kadar…

Orman bütün sessizliğiyle, yine yalnız,
duracak orada.

24.
Yaşamında, yürüyüp yürüyüp, bir an durunca,
çevrene bakıp göreceksin ki, yürüyüşüne şu ya da bu
noktada katılmış, bir süre seninle birlikte yürümüş
kişilerden hiç biri yok yanında:-

Sen, bir an, “Buradayım” demek için durunca,
onlar, artıki “orada” olacaklar — “Buradayım artık ” bile demeyecekler sana, “orada” larından seslenerek…

“Burada”nda kimse bulunmayacak
– “orada”nda kimse seslenmeyecek sana…

25.
Yaşamında iki temel değer bulacaksın:
sevgi ve dostluk. Bazen, bunlardan biri
ötekinden daha değerli gelecek sana;
zaman olacak, öteki öbüründen; kimi zaman da
ikisinden hangisini daha değerli sayman gerektiği
belirsiz hâle gelecek; ama, kimi zaman da,
ikisi birden, eşit bir değersizlik düzeyine inecekler,
gözünde.

Ama, bu sevgin ile şu dostluğun o hâle düştüler diye,
yaşamın temel değerlerinin kendilerini
yadsımayacaksın: o zamanlarda, içindeki buruk acıyla,
onlara olan saygını koruyacaksın– ki, bu da,
işte üçüncü temel değerin
olacak.

Oruç Aruoba
yasam+ki Yaşam (ki) 22-25

Yaşam (ki) 26-30

26.
Yaşamında değişiklikler yapman yıllar sürecek–
çünkü, yaşamında değişiklik yapman, yaşamında
ilişkide olduğun, önem verdiğin, sevdiğin, saydığın
kişilerde değişiklik yapmak zorunda kalman olacak:
Onlara verdiğin önemde, sevgide, saygıda değişiklik
yapman — sonra da, onları bırakman,
onlardan ayrılman, kopman

Ama bu hep böyle sürüp gidecek:
yaşamda değişiklik yaratacak ‘karar’larda,
gelip ya da gidip bir kişiye dayanmayan bir gerekçe,
geçerli olamaz.

–Yaşam, hep gelip, kişilere — bir kişiden gelip
bir başka kişiye– bağlanandır; işte, sonra da ondan
– onlardan– ayrılıp kopup
giden…

27.
Yaşamında, genel çizgilerinde,
üç tür ‘şey’le karşılaşacaksın:-
1. Gelip geçmiş şeyler
2. Gelip geçmemiş şeyler
3. Gelmeyip geçmiş şeyler

Bütün ‘şey’lerin, geçmiş ya da geçmemiş,
ya da hiç gelmemiş olacak.

(Dördüncü durumla –’mantık’ sırası içinde
sonuncu olması gereken ‘şeylerle — ise,
hiç karşılaşamayacaksın:-

4. Gelmeyip geçmemiş şeyler…)

28.
Yaşamında, şunları da yaşayabileceksin:-
1) Birisini, ona söyleyecek birşey bulamadığın için
aramak…
2) Birisini onu artık görmeyeceğini söylemek için
beklemek…
3) Birisini, onu görmemeye dayanamadığın için
terketmek…

Neler yaşamayacaksın ki!…

29.
Yaşamında şu bile olabilecek:-
Kendi bağımsızlaşma sürecin içindeki eylemlerinle,
bir başka kişinin bağımlılık koşullarını
kurabileceksin — bunu ‘istemeden’
yaptığını da tam olarak söyleyemeyeceksin,
kendi kendine bile; o kişiye ise… – işte, ona
söyleyebileceğin herhangi birşey,
gene aynı sonuca varacak!

Bu bile olabilecek…

30.
Yaşamında, sevdiklerin
– ve, seni sevdiklerini söyleyenler–
senin özlediğin ön-düşüncesiz, hazırlıksız,
kendiliğinden, geldiği-gibi birlikteliğe hazır olsalardı,
girebilselerdi, mesele olmazdı ki — ama değiller…

Hiç bulamayacaksın bir sevdiğini böyle
– hiçbir sevdiğin de böyle olmayacak.

Hatalı olan, ya senin beklentin–
ya da –
çek kuyruğunu!…

Oruç Aruoba
yasam+ki+oruc+aruoba Yaşam (ki) 26-30

Yaşam (ki) 31-40

31.
Yaşarken, başkalarının yaşadıklarını gördüklerin,
senin yaşamına teğet geçen şeyler olacak:
senin yaşadıkların da, başkalarının yaşadıklarına
dik gelen… Öyle ki,
başkaları hep geçecek,
sen gelirken.

Gelip geçici olacak yaşamın
– başkalarının yaşamları da (senin için) geçip gelici;
ama sonradan, tabiî, yine,
gelip geçici…

Başkalarına dik gelenler senden teğet geçecek
– ve tersi: başkalarına teğet gelenler,
sana dik…

32.
Yaşamında, en çok yakınlaşma isteği duyacağın kişiler,
senden uzaklaşma gereksinimini en çok duyan kişiler olacaklar.

33.
Yaşamda kimse paylaşmayacak — paylaşamayacak–
senin tutkularını: onları, hep, yaşayıp yaşayıp,
unutacaksın.

Yalnız, yaşayacaksın:
yalnız yaşayacaksın…

34.
Yaşam hep, birlikte yapılabileceklerin hayallerinin,
yalnız kalmaların kayalarında parçalanışının sürecidir –bazı kişiler için böyledir bu, en azından;
belki sen de onlardan birisin…

Yaşam hep, birliktelik umutları — vermeyecek–
umduracak sana — sonra, onları alacak,
yalnızlık kuyusuna atıp boğacak.
– O kuyudan da nasıl çıkabilirsin — ya da,
orada yaşamayı nasıl öğrebebilirsin –
–Allah bilir!…

–Ki, “Yaşamakta olman bile bir önyargıdır belki”…

39.
Yaşamın, iki hiçlik arasında gerili bir boşluk
olacak –
başka birşey de olmayacak elinde:
yalnızca bu gerilim…

Bilerek, bilinçli yaşamağa çalışman,
yaşamın nasıl bir boşluk olduğunu
yavaş yavaş öğrenmen olacak-
yani, gittikçe daha az şey bilerek
yaşaman…

Bilinçlendirerek yaşayacağın yaşamın boyunca, bilinç
içeriğin çoğalmayacak, azalacak: doruk noktasına
ulaştığında da, tamamiyle boşalacak. İşte o zaman,
yaşamının bilinci gerilecek, yaşamın kendisini
kuşatabilecek ölçüde yayılımlı bir boşluk
haline gelecek, onunla örtüşecek
– en yüce bilinç anın olacak bu:-
(“Bu yüzden değil midir ki…” – “Yoruldum artık…”)

Bilincin,
tam boşluğun farkına tamamiyle varman olacak-
onunla, tamı tamına, buluşman…

40.
Yaşam boyuna, sürekli,
çıkarmağa çalıştığın bir ‘hesap’ olacak:
denkleştirmeğe çalıştığın bir ‘ödemeler dengesi’
– bunu da bir türlü beceremeyeceksin:
‘İhracat’ın biraz artıp bir denge umudu belirse,
‘ithalat’ın hemen ‘patlayıverecek’,
altüst edecek hesabını…

Boyuna, böyle , hesaplayıp durursun,
hiçbir ucunu biraraya getiremeden
yaşam ‘bütçe’sinin – sonunda da,
en son ‘murâkıp’, denkleştirir ‘ bilanço’nu :
“İflâs” der;
sen de
kurtulursun…

Oruç Aruba
oruc+aruoba Yaşam (ki) 31-40

Yaşam (ki) 41-44

41.
Bazen de, uzunca bir zaman dilimi boyunca
yaşadıklarını yeniden tartmak zorunda kalacaksın :
ne kadarı ne kadar değerdi, değdi diye
– çıkaracağın ‘bilanço’ da pek o kadar ‘kârlı’
olmayabilecek…

Gerçi, her an yaşadıklarının toplam değeri açısından,
geçmiş yaşam anlarını teker teker ve bir bütün olarak
evetlemen gerekir ( başka türlüsü tutarsızlıktır) ;
ama, bu böyledir diye, hiç hata yapmamış mı olacaksın
yaşamında?…

Hem de nasıl!

Yaşamın, sürekli yapacağın hatalardan- ve, sürekli,
bu hataları düzeltme çabalarından oluşacak.
– Bu da , hep, böyle, sürüp gidecek…

42.
Yaşamın, geri gidip, hep, kendini
eskiden tıkanıp kaldığın bir noktada bulup,
hep ileriye itmeğe çalışmanın süreci
olacak.

43.
Yaşamın, seni bırakıp ilerleyecek hep
– sen de, yaşamının gerisinde kalacaksın hep:
onu, sonradan, geriden, hep yeniden
tıkanıp kaldığın yerden başlayarak
yeniden izlemek zorunda kalacaksın.

44.
Yaşam yumağından bir iplik ucu çekince,
birçok başka uç da birlikte gelir – ama,
fazlaca uzun bir parça çıkarayım diye, çok çekersen,
iplik uçları birçok yerinden birden düğümleniverir,
kalır; bu arada da yumak daha karışık hâle gelir.

Ama bu demek değildir ki o yumağı ‘rahat’,
kendi hâline bırakmalısın, ‘karıştırmama’lısın –
tam tersine: düğümler arttıkça, gittikçe daha
karıştıkça, üstüne üstüne gitmelisin
– başka türlü nasıl bağlantılı hâle gelebilir ki?…

Yaşam yumağını, çözülemez hâle; tek bir katı, belirsiz
düğüm hâline gelene dek, çözmeye çalışmalısın
– ki o tek katı düğüm, sonunda, kolayca çözülsün…

Yaşamı düğümlemeden çözemezsin.

Oruç Aruoba
yasamki+oruc+aruoba Yaşam (ki) 41-44

Uzun Yol

   Fotoğrafta gördüğünüz gibi, bir beyaz, biri kara, iki dedi, birbirlerinin omuzuna kollarını dolamışçasına, kuyruklarını birbirlerine şefkatle sararak, birbirlerine dayanarak bir yola çıkmışlar.
   Resimdeki gölgeler, akşamüstünü söylüyor. Yorgun bir günün sonunda evlerine dönüyorlarmış gibi…Yüzlerini görmüyoruz ama, eminim, mırıl mırıl konuşuyorlardır. Belli, sınanmış, denenmiş bir dostluk bu. Uzun yolları da göze alabilen bir dostluk, Kedi gibi hareketli, değişken bir hayvanın özel bir ânını yakalamak, hele hele fotoğrafını çekmek kolay iş değildir. Benim gibi kedisi olanlar iyi bilir, “Ah yanımda makine olsaydı da, şu halini görüntüleseydim.” dediğiniz çok olmuştur. Siz kalkıp makineyi alana kadar o çoktan duruş değiştirir. İyi bir kedi fotoğrafı çekebilek için pusu kuranların, sonsuz bir sabra ve geniş bir zamana gereksinimleri vardır. Zamanın geniş akışı içinde kedilere özgü tipik bir ânı yakalayabilmek için, ellerinde makine bekleyip dururlar. İşte bu nedenle, yukarıdaki fotoğrafı çeken sanatçı, bu “kareyi” yakaladıktan sonra, kendini mutlu hissetmiş olmalı. Ancak binde bir yakalanan bçyle bir ânın fotoğrafını çekmek fırsatını kendisine sunan Rastlantı Tanrısı’na için için dua etmiş olmalı.

   Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün gölgeli bir saatinde, yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşacağımız, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayacağımız bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanaklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında, tanıyabiliyor muyuz onu? Değerini biliyor; biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?
   Yoksa, hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp, kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?.. Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken, bir gün geri dönüp, onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimsecikler olmaz. Ya da olanlar, olması gerekenler değildir.

   Yıldızların bizim için parladığı anları göremeyen gözlerimiz, gün gelir, hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.

   Kedilerin özel bir ânını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anlar ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları “bir gün…” geçmişte kalmıştır oysa. Hani, şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız, omuzunun üstünden şöyle bir baktığınız, sonra da boş verip , nasıl olsa ileride bir gün yeniden karşıma çıkar dediğinizdir.
   Oysa tam da o gün, bu zalim şehri terk etmiştir o . Boş yere bu sokaklarda aranırsınız.

Murathan Mungan
Aşkın Cep Defteri

murathan-mungan-uzun-yol Uzun Yol